Bu Kış Komünizm mi Gelecek?

Sol Defter- Haber - 27 Aralık 2010 - Makaleler / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail


Adam çiftlik kâhyası gibi. ‘Burası benim üniversitem, burada kimseye siyasi slogan attırmam. Cumhuriyet savunulacaksa ben savunurum. Size cumhuriyeti savunmak gibi bir görev vermedim’ diyor. Öğrencileri azarlıyor. Üniversiteden atmakla tehdit ediyor. Esip gürlüyor.

Üniversite, cumhuriyet, siyaset, slogan, demokrasi, düşünce özgürlüğü, kendini ifade etme hakkı gibi kavramlardan nasip almamışlığını açığa vuruyor.

Siyaset yaptırmam diyor ama kendisinin o makama belli siyasi tasarruflar sonucu oturtulduğunun bilinciyle tepki gösteriyor. Üstelik bu durumu gizlemeye çalışarak.

Sayın rektörün siyasi ataları ‘bu kış komünizm gelecek’ derlerdi. ‘Bu memlekete komünizm gelecekse onu da biz getiririz, bu iş size düşmez’ derlerdi. Demek ki geçen elli yılda bu algıda herhangi bir değişiklik olmamış. ‘Cumhuriyet savunulacaksa ben savunurum. Ben rektörüm’ diyor, öğrencileri azarlıyor, üniversiteden atmakla tehdit ediyor, esip gürlüyor.

Benzer refleksi zaman zaman başbakandan, bakanlardan ve AK Parti yetkililerinden de görmeye alıştık. Aslında rektör bu refleksi tekrar etmekten başka bir şey yapmıyor.

Son zamanlarda üniversitelerdeki yumurtalı protestolar AK Parti ile birlikte onun savunucuları üzerindeki ‘liberal demokrat’ cilanın dökülmesini sağladı. Liberalliklerini küresel kapitalizmin üretim ve tüketim ilişkilerini büyük bir azimle uygulamaktan, demokratlıklarını da türban savunusundan almaktaydılar. Onun ötesinde Türkiye siyasetinin geleneksel sağ algısı asıl varlık nedenlerini oluşturuyordu. Yani ‘liberal demokrat’ sıfatı AK Parti kadrolarına ve onun savunucularına üsten aşağı giydirilmişti. Ne liberalliği ne de demokratlığı içselleştirememişlerdi.

Bu nedenledir ki AK Parti kadroları ve onun savunucuları ufak bir demokratik tepkiden şiddet, Kürt sorununun barışçı müzakerelerinden de suikast çıkarabilmektedir.

Bu durumun nedenlerini, AK Parti ve onun savunucularında aramaktan çok, Türkiye burjuvazisinin makûs talihinde ve tarihinde aramak daha doğru olacaktır.

Türkiye burjuvazisi son yüz yılın son çeyreğine geldiğinde, devlete tabi olma özelliğini aşarak, devlete yön verme ve devlet aygıtını kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendirme gücüne kavuştu. Fakat Türkiye demokrasi deneyi burjuvazinin bu gücünü politik dile tercüme edebilecek, bu güce geniş halk kitlelerinin desteğini sağlayacak siyaset kadrolarını yetiştiremedi. Başka bir deyişle, burjuvazinin devletten göbek bağını kopartacak yeterliliğe ve yetkinliğe gelebilmesinin aksine; siyaset erbabı devlete tabi olmanın dışına çıkabilecek bir olgunluğa erişemedi. Siyasetin ‘solu’, devleti, kurucusu olmakla sahiplendi; ‘sağı’ ise, ‘ çevrenin’ muhalifliğini de merkeze yani devlete bağlayacak bir meşruiyet arayışı içinde oldu. Her ikisinin nazarında da devlet ‘kerim devlet’ti. Kutsaldı. Ona karşı olanlar her görüldüğü yerde ezilmeliydi.

‘Yeni burjuvazi’ yakın tarihimizde, kendini politik olarak temsil edebilecek siyasal araçları yaratmak, siyaset kadrolarını oluşturmak için fazlasıyla çaba harcadı. Yeni Demokrasi Hareketi bu arayışlardan biriydi. Ancak, geniş kitlelerde karşılığı olmayan, Türkiye siyasetinin geleneklerine oturmayan bu tür girişimler başarıya ulaşmadı.

Tarihin bu evresinde, burjuvazinin kendini temsil edebilecek bir siyasal aktör arayışı ile kendini devlet nazarında meşru kılmak isteyen ve güçlü bir toplumsal tabanı da bulunan bir siyasi kadronun yolları birbiriyle kesişti.

Bu noktadan itibaren AK Parti yeni sermaye birikiminin gereklerini yerine getirdikçe ve devletin yerleşik yapısına tavır aldıkça desteklendi. Devletin kontrolü ve yeniden yapılanması amacı doğrultusunda burjuvazi;  totaliter devlet yapısının liberal dönüşüme uğraması sürecinde ortaya çıkan görece özgürlükleri sahiplenmesiyle geniş kitleler, desteğini AK Partiden esirgemedi. AK Partiyi güçlü bir şekilde iktidarda tuttu. Tutamaya da devam edeceğe benziyor.

AK Parti bu süre içinde kendine yüklenen misyon ile, kadrolarının tarihsel olarak varoluşlarını tanımladıkları misyon arasında gidip gelmekte, yüklenen misyon çoğu zaman ağır basmakla birlikte, varoluşsal sebeplerini de, belki toplumsal bağı canlı tutmak adına tabanda yeniden üretmektedir.

Bu pragmatik yapısıyla AK Parti, bakıldığı yere göre, demokrat, liberal, muhafazakar ve hatta şeriatçı olabilmektedir.

Düşünce özgürlüğü, hak, adalet, kültürel çeşitlilik gibi kavramlar başbakanın söylemine, liberalizmden ya da modernist bir felsefi görüşten değil, ümmetçi bir dünya görüşünden girmektedir. Bu nedenle bu görüşleri kendisinin dışında söyleyenlere, uygulayanlara tahammül edememektedir. Hakkı sadakaya, farklı olanın varoluşunu da izne ve ihsana bağlamaktadır. Bu tavrı sadece başbakanın söyleminde değil, bütünüyle AK Parti ve onun savunucularında izlemek mümkündür.

AK Parti iddia edildiği gibi çağdaş liberal demokrat bir parti değil; belki böyle olmaya çalışan, ya da mutlaka böyle olması yeni burjuvazimiz tarafından istenen ama varoluşunda bulunan klasik sağ siyasetin sığlıklarını üzerinden atamayan bir partidir. Bu nedenlerden dolayı AK Parti ve çevresi en ufak bir farklı görüşe, hele bu görüş soldan doğru geliyorsa, hiç tahammül edememektedir. Siyasi atalarının ‘bu kış komünizm gelecek’   halisülasyonu onların da peşini bırakmamaktadır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP / öğrenci hareketi /

Comments

  1. neva diyor ki:

    akpnin bu kış komünizm gelecek gibi bir halisülasyonunun olduğunu hiç sanmıyorum.asıl halüsünasyon buyablic 107

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.