Çok Dillilik

Sol Defter- Haber - 2 Ocak 2011 - Edebiyat/Sanat / Güncel Politika / Türkiye / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Anadolu coğrafyasında yaşayan çoğu bireyin yolu en az bir kere bu coğrafyanın doğusuna ve güneydoğusuna düşmüştür.

Düşmeyeni pek azdır.

Yani bu topraklarda yaşayan her Kürt olmayan birey Kürdü bilir. Kürdü tanır. Kürtçeyi de duymuştur.

O güzelim şiirsel dili duyduğunda, bilmediğine hayıflanmayan sanırım pek az kişi vardır.

Yavuz Turgul’un filmi ‘Gönül Yarası’nda Kürtçe türküyü dinlerken ağlamaya başlayan kadına erkek arkadaşı hayretle bakar ve ‘sen Kürtçe biliyor muydun’ diye sorar. Cevap sarsıcıdır: ‘Bu türküye ağlamak için Kürtçe mi bilmek lazım?’

Kürtçenin şiirsel dokusu ile müziğin evrensel ritmi türküde içkin olan duyguyu dolaysız bir anlatıma kavuşturmuştur. Sözcükleri bilmeye ne gerek…

O coğrafyalara yolu düşmese bile, bu topraklarda yaşayan her Kürt olmayan bireyin bir Kürt arkadaşı, dostu, akrabası, komşusu mutlaka vardır. Bu, Kürdün ‘dağ Türkü’ olduğu zamanlarda da böyleydi, Kürde Kürt demenin yasak olduğu yıllarda da böyleydi. Kürdü, Kürt olarak öz kardeşimiz saydığımız ama dilini okuyup öğrenirse bu ülkeyi böleceğinden korktuğumuz şimdiki zamanlarda da böyle. Yani bu topraklarda yaşayan her Kürt olmayan birey ‘öz Kürtçeyi’ ‘öz Kürtten’ duymuş dinlemiştir.

Yani bu ülkede iki dilli bir hayat zaten var. Kürt olmayan her birey Kürtçe eğlenmeye, Kürtçe küfür etmeye, Kürtçe ağıt yakmaya, Kürtçe dua okumaya…   En az bir kere tanık olmuştur. Bu nedenledir ki Kürtçe 24 saat yayın yapan TV kanalı açıldığında toplumdan ters, olumsuz bir tepki görmedi. Ülke de bölünmedi. Bu nedenledir ki, bu coğrafyanın her tarafında, her mahalleye bir genç ölüsü geldiğinde kimse komşusuna kem gözle bakmadı. Acıyı birlikte paylaştı,   yüreğine taş bastı. Bu hep böyle oldu. Yasaklandığında da, yok sayıldığında da, iyi günde, kötü günde, dostlukta ve düşmanlıkta hep böyle oldu.

Şimdi istenen, hayatın bu gerçekliğini devletin de kabul etmesi. Hepsi bu. Devletin kendi yurttaşını tanıması; devletin kendini toplumun bütün çeşitliğinin garantisi olacak bir hukuksal kimliğe kavuşturması. İstenen bu.

Seksen sene önce bu topraklarda Ermeniler ve Rumlar da yaşarmış. Eminim bu topraklarda yaşayan her Ermeni ve Rum olmayan birey, büyüklerinden Rum’a ya da Ermeni’ye dair bir anı dinlemiştir. Mahalledeki bir ekmek fırını, senelere meydan okumuş ahşap bir yapı, bir marangozun elindeki keser ya da her hangi bir iş aleti; bir örs, bir çekiç… , onların eseridir. Aile büyüklerimin derin bir iç çekerek; ‘…yaa oğul işte bu, usta Kirkor’un hatırasıdır’  gibi nice sözü ve anısı bugün kulaklarımda çınlıyor.

Onların bu topraklarda yaşadığına tanıklık eden, onların komşusu, arkadaşı, eşi, dostu olan büyüklerimiz de artık aramızda değil.

Bizim çocuklarımız onların bu topraklarda yaşadıklarını ancak kitaplardan öğrenecekler. O kitapların çoğu, resmi tarih kitapları olacak. Peki, Ermeniye, Ruma ilişkin bir anıyı büyüklerinden artık dinleyemeyecek, mahallesinde onlara ait bir esere artık dokunamayacak olan bizim çocuklarımız, bizden daha mı özgür olacaklar? Ermeni, Rum vb. komşuları olmayan bizler, büyüklerimizden daha mı özgür olduk?

Bu topraklardan Ermenileri, Rumları attık da çok mu güçlü olduk? Çok mu özgür olduk?

Bu gün sayısı milyonları bulan Kürtlerin ana dillerini öğrenmesine engel olmak bu devleti çok mu güçlü kılacak? Milyonlarca kürdün de benimsediği, yurttaşı olmaktan onur duyduğu bir devlet daha mı zayıf olur?

Bu sorulara aklın kabul edeceği olumulu yanıtlar vermek mümkün mü?

Bu topraklarda yakılmış bir türkünün Türkçe, Ermenice, Rumca, Kürtçe, Lazca versiyonları varsa ve her versiyonu her dinleyene aynı duyguyu veriyorsa, yasaklamak nereye kadar sürdürülebilir? Yasaklayan nereye kadar dayanabilir?

***

2011’de daha özgür, daha mutlu, daha eşitlikçi bir ülkede yaşamak umuduyla… Bütün dostların yeni yılı kutlu olsun.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: İki Dil / Kürtçe /

Comments

  1. neva diyor ki:

    bilmediğimiz bir dilin şiirselliğini nasıl anlayabiliriz? şiirsel dil olur mu? bence bir dilin şiirselliği değil şiirsel kullanımı söz konusudur.
    ayrıca anadilini kullanabilmek en temel insan hakkıdır. kürtçeye özgürlük istemek için kürtçenin gelişkinliğinin altının çizilmesine gerek yok.her dil üzerine düşüldükçe gelişir.baskıların kuşattığı hiçbir dil olması gerektiği yerde değildir, bu nedenle kürtçe yazın desteklenmelidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.