Kemal Varol: “Şiirde Bir Mekan Olarak Taşra”

Sol Defter - 4 Ocak 2011 - Edebiyat/Sanat

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

ŞİİRDE BİR MEKÂN OLARAK TAŞRA

Kemal Varol

Selim Temo, Türk Şiirinde Taşra, Agora Kitaplığı, 416 Sayfa, 25 TL

Taşra biraz da merkeze bakılarak yapılan bütün tariflerde sıkıntı ve boğuntunun, tekdüzelik ve sıkışmışlığın, tutuculuk ve darlığın mekânı olarak tarif edilir. Özne, taşradan çıksın ya da çıkmasın, yaşarken de içindeyken de taşrayı bu gözle görmeye mahkûmdur adeta. Kelimenin geçirdiği değişim bile kederlidir: “taş+garu” kelimesinden “dışarı” kelimesine evrilmiştir taşra. Demek ki tanımın kendisi de bir “iç” tarafından yapılmıştır. Ama yapılan bütün olumsuz tariflerine rağmen, taşra zaman zaman özneyi kendisine çağırmaya devam eder. Öte yandan, özlemle anıldığında bile, bu çağrı yerini er ya da geç tekrar merkezin vaatkâr çağrısına bırakır. Taşrayı biçimlendiren, onu belirli bir tarifle sınırlayan, ama öte yandan kendisi de bir parça taşradan yapılmış olan, taşranın bütün gerilimini içinde taşıyan merkez, hiç şüphesiz bütün halenin toplandığı bir çeşit anlam merkezi olarak öne çıkar. Anlamı üreten merkezdir. Ama yukarıda da değinildiği üzere, o anlam bir parça da olsa kaçınılmak istenen olgudan yapılmıştır. Taşra ise, ne kadar özgün kalırsa kalsın, en nihayetinde, merkezin bir taklidi olmaya yazgılı olduğunu fark eder er ya da geç.

Türkiye’de, taşra ile merkez arasındaki bu gerilime odaklanan çoğu film olmak üzere (Nuri Bilge Ceylan’ın kimi filmleri gibi) pek çok nitelikli çalışmaya ek olarak, kendi alanında ilk denebilecek gayet önemli bir çalışma ile karşı karşıyayız. Selim Temo’nun Türk Şiirinde Taşra adlı kitabı, Türk edebiyat tarihinde varlığını hemen her zaman duyuran, ama mahiyeti üzerine çok da düşülmeyen, daha çok romanlar üzerinden çözümleme yoluna gidilen taşra olgusuna şiir üzerinden bakmayı deniyor.

Kitap, Türk şiirinin yeni bir poetik dili işaret ettiği önemli iki tarih aralığını inceleme nesnesi haline getiriyor. 1859 ile 1959 yıllarını kapsayan Türk Şiirinde Taşra, bir yandan bu yüzyıllık süre zarfında Türk şiirinin temel seyrini kanon dâhilindeki şairler üzerinden anlamaya çalışırken, diğer yandan da sözü edilen bu şairlerin yapıtlarındaki taşra olgusunun mahiyetini göstermeye çalışıyor. Taşrada yaşayan şairler üzerinden değil de, merkezde yaşayan, kanona dâhil olmuş şairler üzerinden yapılan bu okumanın pek çok faydası var kuşkusuz. Merkezin taşraya nasıl baktığı, taşranın hangi biçimlerde metne taşındığı, taşranın zaman içinde hangi anlamlarla tarif edildiğini görmemizi sağlıyor kitap. (Bu noktada kitaba bir itirazda bulunabilir kanımca. Kitapta incelenen şairlerin tümünün kanon dâhilinde olmasının yeterli bir çıkarımda bulunmaya yetmeyebileceği ileri sürülebilir. Kitapta değinilen şairlere ek olarak kanona dâhil edilmemiş, merkezde olmayı tercih etmemiş, hem düşünsel hem de mekânsal bağlamda merkezden uzak durmuş şairlerin nasıl bir taşra algısına sahip olduğu sorusu da sorulabilirdi belki).

Son yıllarda özellikle Kürt Edebiyatı üzerine yazdığı kitaplar ve yaptığı çevirilerle öne çıkan Selim Temo’nun doktora tezi olan Türk Şiirinde Taşra, taşrayı, kısaca edebî merkezin dışında kalan yerler olarak tanımlayarak, taşraya karşılık gelebilecek kimi kavramlar üzerinden Türk şiirinin yüzyıllık deneyiminin taşra olgusuyla kurduğu sorunlu ilişkiye odaklanıyor. Birçoğu taşralı olmasına rağmen, merkez tarafından kabul görmüş, kanona dâhil olmuş şairler eliyle yaratılan taşra olgusunun sorunlu yönlerine çekiyor dikkatleri kitap. Örneğin, taşrayı anlatan şiirlerin realist olma iddiasıyla yola çıkıp sonunda bu iddiadan nasıl ve hangi kanallarla uzaklaştığını yüzyıllık bir bağlam içindeki çeşitli örneklerle açıklıyor Selim Temo. Öte yandan, taşralı şairlerin merkezci bakışları ile merkez kökenli şairlerin taşracı bakışlarının özelliklerini de gözler önüne seriyor kitap. Böylece, çoğunlukla esas sesine sahip olamamış bir olguyla tanıştırıyor bizi yazar. Taşraya dışarıdan bakanın bakışındaki sorun kadar, taşradan merkeze yönelmiş, bazen bir tür hücuma dönüşmüş eleştirinin altında yatan kabul görme isteğine de dikkat çekiliyor çalışmada. Kitap boyunca yazarın izlediği yöntem şiirden yola çıkarak, bu şiir dilinin taşıdığı bildirinin izini sürmek. Bu çaba en sonunda şu önemli sonuca varıyor:  “Türk edebiyatının merkezi, dışarıyı/taşrayı görmekten imtina etmiş, ‘gördüğü’ zaman ise onu kendi dil’ine çevirmiştir. Taşra bir tema olarak merkezin dili içerisinde biçimlenir, biçimlendirilir. Merkez aynı zamanda belli bir form bilgisi ve gerçeklik bilgisi yayar. Bu form bilgisi, karşılaşılan, görülen başka, değişik, ‘yeni’ formlarla karşılaştığında onu ya göremez ya da kendi form bilgisine, dolayısıyla kendi diline çevirir.”

Yazar, bu iddiasını güçlendirmek için taşrayı anlatan şiirlerde kullanılan dil, anlatıcının bakış açısı ve tercih edilen imajların çözümlemesini yaparak, taşra anlatımında ortaya çıkan özellikler üzerinde duruyor. Taşranın nesnel gerçekliğinin şiire yeterince yansıtılmadığı savı kadar (ki yazara göre, bunun nedeni taşranın belirli bir düşünceyi anlatmanın vesilesi olarak görülmesidir) bu yansıtmanın yapılmamasında taşra kökenli şairlerin oynadığı rol de kitabın önemli saptamalarından biri kanımca. Temo’nun yaptığı bir diğer önemli saptama ise, bu şiirlerdeki anlatıcıların karşılaştıkları farklı formları ancak merkezin yaydığı estetik ideolojinin form bilgisine çevirerek tanımladıklarına dair örnekler vererek genişliyor. Hiç şüphesiz başka özgün belirlemeler de var kitapta. Metne taşınan örnekler incelendiğinde, taşra söz konusu olduğunda hareket öğesi ile görsel imajların neden öne çıktığına yazarın verdiği cevap da üzerinde düşünmeye değer kanımca. Temo’ya göre, Türk şiirinde ne zaman taşradan söz edilse, anlatıcı, “ya görev gezisinde, ya sürgünde ya da yolculuk halindedir. Bu yüzden bu tür şiirlerde hareket öğesi öne çıkar.  Ek olarak görsel imajlara dayalı bir anlatım söz konusudur. Anlatıcı, anlattığı mekânda olup bitenlerden pek fazla etkilenmez. Bunun yerine şiirler, anlatıcının gördüğü ve işaret ettiği öğelere odaklanır.”  

Kitabı son bölümünde İkinci Yeni şiirinin ilk yıllarına odaklanan Selim Temo’nun İkinci Yeni şairlerinin ilk dönem yapıtlarına dair yaptığı saptamalar kitabın bir diğer önemli yönünü gösteriyor. İkinci Yeni şairlerinin ilk kitaplarına kadar, mekânı bir tür vesile sayan “görme biçiminin” mahiyetine çeviriyor dikkatleri. Böylece, Temo, “15. yüzyıldan beridir Türk edebiyatındaki görme biçimi, bir şehirlinin bakış açısı izlerini taşıdığı gibi bir hatibin, bir aydının, bir ‘şair’in izini de taşıdığına; Türk şiirinin taşrayı ve aynı anlama gelmek koşuluyla merkez (İstanbul) dışındaki yerleri görmediği, onu belirli bir amaçsallık içinde değerlendirdiği” sonucuna varıyor. Bu amaçsal yaklaşımda, durum tespiti yapma, gerçeği gösterme, ‘rapor sunma’, izlenim aktarma temel yaklaşımların öne çıktığını belirterek, taşranın Türk şiirinde kendisi olarak öne çıkamadığını vurguluyor.

“Merkeze taşınmasından korkulan bir mekân olarak anlaşıldığı gibi, değişen toplumsal durumlarda, merkezce kurtarılması arzulanan bir mekân olarak da anlaşılan taşranın”, Türk şiiri üzerinden izini süren Temo’nun çalışması, hiç şüphesiz alanındaki yegâne kitap olarak öne çıkıyor.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Şiir ve taşra /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.