Melih Altınok ve Liberalizmin Şovenliği

Özcan Özen - 5 Ocak 2011 - Edebiyat/Sanat / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Melih Altınok ve Liberalizmin Şovenliği

Şovenliğin, Onurun Olabilir mi?

Ezen ulustan olmak ayrıcalıktır; bu, kişinin dünya görüşünden, ahlakından ya da insaniyetinden ayrıdır. Fakat tüm bunların yanında durmaz, üstündedir.

Liberal, insancıl, komünist ya da eşcinsel olduğun için devlet tarafından ayrık otu muamelesi görmüş, kimliğin nispetinde uğradığın eziyet, şiddet ve mağduriyet katmerli kılınmış olabilir. Fakat ezilen ulusla hele de artık ezilen olmak istemediği için mücadele eden ulusla kıyaslandığında nasibine düşen yine ayrıcalıktır. Bunu sen istemiş olmasan bile, üstelik tam da bu ayrıcalığa karşı mücadele vermiş olsan bile bu gerçek değişmez. Çünkü senin bir vatanın vardır ve başkalarını düşündüğün için sadece o vatanın “haini” ilan edilirsin. “Vatan hainliği” bile ayrıcalıktır. Ağır mı geldi? O zaman bir de falanca düşmanın dölü olmayı tahayyül edin!

Bu ayrıcalık sen istemesen bile gelir sana yapışır. Fakat bir de beteri var: Sen bu ayrıcalığı içselleştirmiş olabilirsin. (Tabii ki farkında olmadan sahip çıkmış değilsin!)

“Türkler size söylüyorum Kürtler siz anlayın”

İşte o zaman Melih Altınok gibi şöyle cümleler kurabilirsin: “Ben dünya üzerinde hiçbir dilin ‘kutsal’ olduğunu düşünmüyorum. Anadilim olan Türkçe ‘onurum’ olmadığı gibi, politik dünyamı ‘Türkçe düşünüp’ ‘dünyaya Türkçe bakmak’ gibi söylemlerle şekillendirmenin son derece sınırlandırıcı, dahası karikatürize bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.” (Dilim Onurum Falan Değil, Taraf, 31 Aralık 2010.)

İyi ama Melih Altınok Türkçe yazıyor ve konuşuyor. Herhangi bir devlet ya da “derin devlet” Türkçe konuşmasını engellemiyor, yasaklamıyor, anadilini vesayet altına almıyor. Türkçe konuşması ve yazması engellenmediğinden sinirlenmiyor, öfkelenmiyor, kendini aşağılanmış hissetmiyor dolayısıyla onuru iki paralık edilmiş değil. Kendisine sadece Türkçe konuştuğu için bir saldırı yapılmış değil. Yani bir emekli generalin ona kameraların karşısında, milletin önünde fırça çekmeye kalkışması anında olduğu gibi onuruna dokunulmuş değil. İşte bu yüzden hor görebiliyor bir insanın anadilini onuru olarak görmesini. Bu yüzden ezilenin ulus olma vurgusundaki en küçük ayrıntıyı bile itici buluyor.

Haksızlığa uğramaktır onuru kırılmak

Ezilen ulustan olmak, hayatta geçireceğin her saniyenin onurunun tehdit altında olup olmadığını kolaçan etme tedirginliğini ve huzursuzluğunu yaşamaktır. Anadilinde konuşulduğunun işitilmesini istemezsin ezen ulusun içindeyken. Çünkü işsiz kalabilirsin, çünkü dışlanabilirsin, çünkü herkesin ortasındayken görmezlikten gelinebilirsin. Aksanının seni ele vermesinden korkarsın. Sıradan bir kimlik denetiminde bile sıra dışı muamele görürsün. Annenin okulun veli toplantısına gelmesini istemezsin. Fakat sonra ezilmenin bilince çıkmasıyla her şeyi ulusal çarpanla çarparsın. Ezenin değer verdiği her şeye, sana kendi ezen kimliğini dayattığı her konuya sen de değer verirsin, tabii bu kez içeriğini kendi kimliğine ait olanlarla doldurarak.

Sömürgesizleştirmede diyordu Frantz Fanon “Geçiş yoktur; bütünüyle, eksiksiz ve mutlak bir ikâme vardır”. Melih Altınok dili onuru olarak görmeyebilir ama dili yüzünden haksızlığa maruz kaldığını düşünenler bunu onur meselesi kılar. Diline en az ezenin kendi diline verdiği kadar önem verecektir. Ezilen ezene benzemekten rahatsız olmaz, çünkü eşitlik kurgusu buna dayanır ve yeterlidir. Fakat Altınok, otomobil kullanmayı yeni öğrenmiş birine kendi öğrendiği zamanlardaki hataları yapmamasını söylemekte, hatta bu trafikte araba kullanmanın çok sıkıcı ve sinir bozucu olduğunu dolayısıyla boşuna para verip araba aldığını, aslında arabasını satıp metrobüse binse daha rahat edeceğini öğütlemektedir. Çünkü ulusuna doymuştur (ama yine de beslenmeye devam eder).

Ulusları yaratan ulusçulardır ve yirmi yıl öncesine kadar inanıldığı gibi tersi doğru değildir. Tıpkı Türk ulusu gibi Kürt ulusunu da ulusçuların yarattığı sonucuna ulaşmamızda bir tuhaflık yoktur. Fakat kimileri bu tespitten hareketle hemen ezilen uluslara dönüp “ulus bir yaratım, imalat eseri olduğuna göre bu konuda hır çıkarıp, gürültü yapmak yerine bir üst kimlikte: insan olmakta birleşelim özgürlük, adalet, eşitlik gibi değerler için mücadele edelim; ezenlere, egemenlere benzemeyelim” demektedirler. Kimileri de üst kimliği işçi sınıfı ya da sosyalizm olarak tanımlayarak benzer nakaratları imal etmektedir.

Ezilen eşitliği savunur, ezenle birlikte özgürleşmeyi değil

Oysa “sömürgesizleştirme insanlığın bir ‘tür’ünün yerini bir başkasının almasıdır”.

Ezilen ulus hiçbir zaman ezen ulusun olduğu seviyede olmaktan fazlasını istemez; bir üst kimlik, hamilik, vasilik ideali peşinde değildir. Yer değiştirme talep eder ama sadece kendi yerinin değişmesini, yani ezenin yerine ulaşmayı böylelikle ezilen olmaktan çıkmayı talep eder. Böyle son derece mütevazı bir eşitlik düzlemidir talebi. Ezen, bir üst kimliği ideal, hedef, tüm insanlığın ortak utkusu vesaire ilan ediyorsa şimdi eğer, o halde bunu gerçekleştirseydi ya, elini tutan mı olmuştur? Şimdi ezen ezilenden kendisini de kurtarmasını beklemektedir. Oysa ezilen sadece kurtarılacak durumda olsa bile ezenin o “kötü” durumunda olmayı talep etmektedir. Ben de yanına geleyim bekle sonra birlikte kurtulalım, diyor ezilen.

Kürtlerin de Kürtçe için “dil teorisi” üreteceğini, “Kürtçe kurultay ve olimpiyatlar” düzenleyeceğini göreceğiz: Geçiş yok, göreceğimiz ikamedir. Daha iyisini yapamadığımız için bizi taklit ettiklerinden dolayı onları mı suçlayacağız? Onlara akıl fikir mi vereceğiz? Tarihin bütün sömürgecileri haklı mıydı yoksa: sömürge insanın kafası çalışmaz mı?

Milliyetçilikle flört ezileni hakir görmekle başlar

Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) “açılımını” yine Taraf gazetesinden Markar Esayan “Kürt Kemalizmi” olarak suçlar, Hilal Kaplan ise “özetle Kürdistan Kürtlerindir demekten başka bir anlam” taşımamakla aşağılarken, Melih Altınok anadil konusundaki talebin “onur” ya da “ulusal bilincin inşa sürecinde kutsal bir adım” gibi “zırvalıklarla” açıklanmasını azarlamaktadır.

Ezen ulustan olanlar doğrusunu bildiklerinden cahil ezilenlerin hata yapmasını önlemeyi, kendi ulusundan milliyetçilerle mücadele etmeye yeğ tutarlar. Aklı başından taşan, tescilli öğütçü Melih Altınok da Kürt siyasetine “taleplerini teknik bir boyuta indirgemeye,” bodoslamadan anadili değil “yol tabelaları gibi gündelik yaşam pratikleri ile alakalı konuları” savunmaya davet ederken bu kolay (ve tehlikesiz) yolu tercih etmektedir. Ayrıcalıklı olanın istemese de üzerine yapışır kendini üstün görme ve görmüş geçirmiş, bilgili ilan etme hasleti. Ezenin dili böyle tecelli eder liberalin dudakları arasından. Bir general kendisine “ıvır zıvır adam” diye hitap ettiğinde, sinirlenip generali terbiyesizlikle suçlayan Melih Altınok, Kürtlerin kendi dillerini onur meselesi yapmasını, diline ya da dili hakkındaki mücadelesine kutsallıklar atfetmesini “zırva” ya da “ıvır zıvır” olarak görebilmektedir. Tek eksiği apoletleri değil mi?

Keşke dünyada bir tek bir dil olsa diyor Melih Altınok. Hangi milliyetçi buna katılmaz ki. “Evet, evet. Tek bir dil olsun ama Türkçe!” Türkiye devleti uluslararası bir Türkçe olimpiyatı düzenlemiyor mu zaten? Bu dünyada tek bir dil olması için bir çaba değil mi? Haydi Altınok bir el ver!

Ama o İngilizceye el veriyor; “Hepi niv yır!” diyor (eğer doğru okuduysak “Happy new year!” yazısını). Çünkü Türkçe konuştuğundan dolayı baskı görmemiştir ve İngilizce konuşur ve yazarsa da baskı görmez: bunu biliyor. Ama “Vatandaş Türkçe konuş!” azarlamasının muhatabı olmanın anlamını bilmez. Bu yüzden kendi dilinde okuma yazma öğrenmek isteyeni rahatça azarlayabilir. Ayrıcalık üzerine yapışır demiştik…

Okuman yoksa tüm tabelalar yabancı dildedir

“(…) dile aşırı anlam veren faşizan zihniyetten” rahatsız olduğundan “yol üzerindeki tabelalarda insanların anlayacağı dil yerine ‘yabancı’ dilin” kullanılmasına son verilmesi gibi “gündelik hayata ait,” “teknik boyuta indirgenmiş” söylemleri benimsemesi gerektiğini öğütler Kürtlere. Çünkü ancak böylelikle “meselenin sosyolojik ve felsefi boyutuna terfi edebilir”mişiz. Entelektüel olma gayreti hissediliyor fakat kibir ve cehaletin üzerinde bir çeşni olarak.

Kürtçeden başka bir dille iletişim kuramayan iki üç milyon insandan söz ederken bunların okuma-yazma bilmediğini ya kavrayamıyor Melih Altınok ya da üstünü örtüyor. Çünkü Türkçe okuma-yazma bilseler “bir başka dille iletişim olanağı” var demektir, diğer yandan Kürtçe eğitim veren okul olmadığından Kürtçe okuma-yazmaları da olamaz. Peki, bu insanlar Kürtçe tabelayı ne yapsın? Tabelaların o bölgedeki nüfusun anadilinde olması teknik düzeyde ancak o bölge nüfusu anadilinde eğitim alabiliyorsa anlamdır. Sadece tabelacılıkla anadil sorunu çözülmez.

Bunun dışında, hali hazırda yol tabelalarının Kürtçe olması teknik bir mesele değildir insanın onuruna aittir; değerlerinin, tarihlerinin, itibarının iade edilmesidir. Van’ın Özalp ilçesindeki bir kışlaya Mustafa Muğlalı’nın adının verilmesinin kuşkusuz bir anlamı vardı, şimdi bu adın tekrar (mesela Altınok olarak) değiştirilmesi tam tersine bir anlam ifade etmez mi? Onur, Melih Altınok, bazen tabelaların üzerine yazılır ve onların üzerinde de kırılır.

Liberal sınırlar milli sınırlarla çakışır

Altınok da diğer Taraf gazetesi yazarları gibi Kürtlerin demokrasi ve onur açılımının milliyetçileri güçlendireceği ve böylelikle Ergenekon’un ekmeğine yağ süreceğini savunarak onları tavize zorlamayı hedeflemektedir. Bu yüzden anadili ve özerkliği desteklemek, bunun için milliyetçilerle mücadele etmek, onların etkileyeceği kitleye hitap etmek yerine Kürtlere akıl fikir dağıtmaya kalkıyor, öğütler veriyor ve sonuçta tabela özgürlükçülüğü sınırını çiziyor. Bu sınır şovenizmin kırmızıçizgisidir.

Onun için “anadilini kullanma” özgürlüğü vardır, böyle olunca da bunu “tartışmayı abesle iştigal” sayar. Oysa başka bir iletişim dili olmayan “çaresiz” anadilini kullanmaktadır zaten. Bunun için izin alınmaz. Sorun “anadili kullanma” değil “anadilde eğitim” özgürlüğüdür. Altınok “anadili kullanma” lakırdısıyla “anadilde eğitim” talebini yok saymak, üstünü örtmek ve böylelikle “askeri vesayetten” kurtulmak iddiasını “anadil” taleplerinin önüne geçirmek istemektedir. Çünkü ezen ulustan olmak ona farklı öncelikler vermekte. Askeri vesayetten kurtulunca anadil taleplerinin zaten bir önemi olmadığının görüleceğini düşündüğünü tahmin etmek hiç de zor değil. Askeri vesayetten kurtulmak için anadilde eğitim taleplerini aşırı bulmak yerine, bunun için mücadele etmek gerekir; çünkü askeri vesayet bu talepleri bastıran üniter devlet nizamının sürüp gitmesi için vardır. Ezilenin talepleri için mücadele yerine taleplerle mücadele etmek milliyetçilerle yan yana düşmektedir.

Altınok’un dili de milliyetçinin, şovenin dilidir: Kaba, hor gören, azarlayan bir dil fakat asıl hasleti didaktik olan bir dil. Ezen öğretmendir. Milliyetçilerden ödü patladığı için, salt kabul edilebilir olması gerekçesiyle ezilene taleplerini asgariye çekmesini öğütleyen, taleplerin teknik boyut ve gündelik hayatla sınırlı tutulması fikrini ve örneklerini bahşettiğini düşünen ve buradan sosyolojik ve felsefi boyutlara ulaşılmasını (orada ne yapılacaksa) hedefleyen “iyi insanın,” dilidir bu.

Ergenekoncu liberal

Aman, diyor Altınok, aman taleplerinizi milliyetçilerin ortalığı velveleye vereceği kadar yükseltmeyin ve onların halkın milliyetçi duygularına (Türklerde böyle duygular olmasına şaşırmaz ve onları Kürtleri azarladığı gibi azarlamaz) hitap etmeleri için ellerine koz vermeyin. Böylelikle Altınok’un özgürlük dünyası bir milliyetçinin özgürlük dünyasıyla eşitlenir ve Kürtler hem bu kırmızıçizgiye uymadığı için azarlanır, hem de ulusal onur, kutsal değerler vesaire ıvır zıvırlıklarıyla meşgul olup felsefe yapmadıkları için.

Ergenekoncular etrafımız düşmanlarla, içimiz hainlerle dolu, o yüzden birliğimizi bozacak taleplerden aşırılıklardan vazgeçin; liberaller ise içimiz Ergenekoncularla dolu, etrafımız ise yatırım yapılacak, sömürülecek zavallılarla, şimdi aşırılıkların sırası değil sabredin gayri safi milli hâsıladaki artış dil sorununuzu da çözer demektedirler Kürtlere. İki taraf da rahatı kaçsın istememektedir; iki taraf da Kürtlerden taviz istemektedir, biri diğerine üstün gelebilmek ve Kürtlerin mevcut koşullarını sürekli kılmak için. Çünkü bu koşullar egemenliğin koşullarıdır. Liberal burada hayat bulmuştur, burada mutlu moderndir, burada huzurlu ezendir.

Türkiye’de liberalizm ve sol-liberalizm şovenizmindir.

Peki, bu onurun olabilir mi?

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Ana dil / Dil / sol liberalizm /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.