KESK’te “Demokratikleşmeye ve Grupçu Vesayetten Özerkleşme”ye İhtiyaç Var!

Taban Hareketi - 7 Ocak 2011 - 2011 KESK Kongresine Giderken / İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

KESK’te “Demokratikleşmeye ve Grupçu Vesayetten Özerkleşme”ye İhtiyaç Var!

Emekçilerin, Kadınların, Hak Arayanların KESK’e İhtiyacı Var!

8-9 Ocak’ta KESK Olağanüstü kongresini gerçekleştirecek. Bu kongre adı üstünde “olağanüstü” bir kongre. Olağan davranmamızın mümkün olmadığı bir kongre. Bu bize radikal değişim için fırsat veriyor. Bu kongre Demokratikleşme ve Grupçu Vesayetten Özerkleşme Kongresi olmalıdır.

Mevcut sol siyasal kültür KESK’i bir iktidar aracı olarak görüyor ve çoğu sol siyasi yapı kongrelerde bu aracı ‘ele geçirmek’ için mücadele ediyor. KESK ve KESK’e bağlı sendikaların yönetimlerinde olmak, tek bir siyasal amaç haline dönüşüyor. Mevcut örgütlenme yapısı ve seçim sistemi hangi siyasi yapıya ya da yapılar ittifakına kongrelerde başarı sağlıyorsa; iktidarın onlar tarafından muhafaza edilmesine ve bu iktidarın da siyaseten savunulmasına yol açıyor. Böylece, mevcut sendikal yapı emek mücadelesi açısından işlevini kaybetmiş bile olsa, siyaset gereği savunuluyor, korunuyor.

KESK’in 15 sene gibi bir sürede tıkanma noktasına gelmesinin en önemli sebeplerinden birisi; siyasal yapıların konfederasyonun üzerinde siyaset yaptığı bir kuruma dönüşmüş olmasıdır. Bu durum tabanın dikkatinden kaçmıyor ve onu sendikadan uzaklaştırıyor. Tabanın sendikaya yabancılaşması emekçilerin neoliberal yapılanma ile Kürt sorunu gibi ülke gündemini meşgul eden konulara etkili bir şekilde müdahale etmesini, sınıf siyaseti oluşturmasını engelliyor.

KESK yönetimini elde edilmesi gereken iktidar gücü olarak görmekten vazgeçilmediği sürece, siyasal yapıların emek alanıyla ilgili sorunları devam edecektir.

Mevcut siyasal algı şöyledir: KESK’te iktidar olmak için harcanacak “emek”, KESK büyüklüğünde merkezi bir siyasal partiye harcanacak emekten çok daha azdır! Öyleyse KESK’te iktidar olmak lazımdır!

Sendika-siyaset ilişkisinin siyasal indirgemeci tarzda kurulmuş olması, siyasi alanın da büyümesini, emek alanından beslenmesini engellemektedir.

Kongreler sürecinde KESK’in bu yapısal sorunlarının tartışılıp, ‘emek örgütü’ kimliğine kavuşturulması, ‘emek ve demokrasi’ mücadelesi için siyaset yapan bir kurum haline getirilmesi tarihsel bir görev olarak durmaktadır.

Grup vesayetinden arındırılmış bir KESK ( sınıf siyasetinden değil grupçu vesayetten özerkleşmiş bir KESK) emeğe, deneyime, gençliğe, kadınlara ve tabii ki doğrudan tabanın iradesine dayalı bir sendikal yapıya kavuşma olanağı bulabilir.

Bu sayede merkezi iktidarın yetkilerini yerellerle paylaşılması mümkün olacaktır; yetkinin tabana yayılması yoluyla merkezin “iktidar gücünü” küçültüp, mücadele birikimini, sendikal perspektifini, sendikal siyasetini güçlendirmek gereklidir.

Yönetim kurulunun “iktidar odağı” olduğu her örgüt gibi KESK de iktidar odaklı ittifaklara ve bu ittifakların da sendika üzerinde siyasi vesayetine yol açıyor. Bürokratikleşmeyi üreten bu mekanizmadır. 4688 sayılı yasayla kuralları belirlenen bir “iktidar” ise, zaman içinde tıkanmaya yol açmaktadır.

KESK’in kuruluş yıllarında hem fiili ve meşru mücadele çizgisi, sendikaların kuruluş mücadele süreci hem de yasası olmayan özgür sendikalaşma koşulları sebebiyle bürokratlaşma ve tıkanma yaşanmayabiliyordu.

Bugün ise, hem 4688 sayılı yasanın belirlediği sendikal faaliyet biçimi hem de KESK’in kendisinin bir iktidar odağı haline dönüşmesi tıkanmanın maddi temelini oluşturuyor.

İktidarı paylaşmayan bir merkez, hem karar alma sürecinde hem de iş ve faaliyetlerinde denetime kendini kapatan bir yapıya, bunun gereği olan bürokratik bir sendikal kültürü üretmeye yol açıyor. Niyetinden bağımsız olarak her yönetici, bu kültürün içinde geçirdiği yıllar sırasında değişime uğruyor. Değiştiğini fark etmiyor.

Bugün demokratik işleyen ve siyasi mücadele ve iktidar alanı olmaktan özerkleşen gerçekten emekçi kimlikli bir konfederasyona; KESK’e olan ihtiyacımız her zamankinden daha fazla. Çünkü sermayenin ve AKP hükümetinin saldırıları ekonomik ve siyasal olarak artarak devam ediyor.

KESK Türkiye’de siyasal yapının değişim sancıları yaşandığı bir dönemde; ezilenler cephesinden, Kürt yoksullarından gelen Demokratik Özerklik talebinin yükseldiği bir siyasal iklimde, kendini radikal bir dönüşüme tabi tutmaktan çekinmemelidir.

Ezilen ve sömürülenler merkezi iktidara itiraz ediyorlar. Bunu sistem değişikliği için talep ediyorlar. Düzeni değiştirmek için adım atıyorlar. Bizler de tıkanan düzenimizi değiştirmek için tabandan değişimi talep ediyoruz.

KESK’te sendikal perspektif değişikliği talebi, ezilenlerin, yoksulların, emekçilerin eskisi gibi yönetilmek istemediklerinin bir ifadesi olarak ileri sürdükleri Demokratik Özerklik talebinin kurumlarımız içinde yeniden üretimi anlamını taşıyacaktır.

KESK, ondan beklentiler nedeniyle şeffaf, demokratik, pozitif ayrımcılığı benimseyen bir konfederasyon olmanın gereğini yerine getirmelidir. Örgüt içinde yaşanan sorunlar, örgütün kurullarında sonuçlandırılmalıdır. Demokratik örgüt kültürünün gelişmesi, örgütün ürettiği değerlere sahip çıkılarak, başta kadınlar olmak üzere üyelerin örgütü içinde kendisini güvende hissetmesinin sağlanmasıyla olur.

İktidar odaklı ittifak anlayışı, KESK’te rekabetçi ve pozisyon tutucu bir sendikal kültürü yerleştirmiştir. Bu anlayıştan kendisini en uzakta tutmak isteyenler bile zaman içinde sürecin parçası haline geldiler. Mevcut KESK kültürü bu nedenle kişilerden bağımsız olarak zaaf üretmeye, hata yapmaya, komplo kurmaya müsait hale gelmiştir.

Herhangi bir sorunun üstünün örtülebilmesi ya da açığa çıkarılması siyasal kararlarla mümkün olmaktadır. Olağan koşullarda çözülebilecek bir konu, siyasal bir manevra arcı haline getirilebilmekte, iktidar için şantaja dönüşebilmektedir.

Öyleyse, KESK’te yaşanan sorun ve sorunlar şu veya bu olayın veya iddianın ötesine geçmiş, sokakta verdiği mücadele yeteneğini, sorunlarının çözümünde ortaya koyamamıştır. Bütün bu nedenlerle KESK’teki merkezi sendikal anlayışta, perspektifte, yenilenme gereklidir. Sorunlarla mücadele yeteneğini kaybetmiş siyasal-sendikal kültür değişmek zorundadır.

Taban Hareketi, 8-9 Ocak Olağanüstü Kongresini  Demokratikleşme ve Grupçu Siyasi Vesayetten Özerkleşme Kongresi yönünde adımların atılacağı bir kongre olarak ele almakta; sınıf merkezli siyasetin, emek ve demokrasi siyasetinin egemen olacağı; yeni dönemin tartışılacağı bir kongre olması için çalışmaktadır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: KESK Olağanüstü Kongre /

Comments

  1. Ufuk Demirci diyor ki:

    Ortaya çıktığı günden bu güne kadar sürecini takip edebildiğim “Taban Hareketinin”, olağanüstü KESK kongresindeki siyasi tavrının, ilkeleriyle uyumlu olacağını varsaymıştım. Sendikal bürokrasiye bir tepki olarak ortaya çıkan ve mücadeleci KESK tabanı içinde varlık kazanan “Taban hareketinin”, sendikal ilkelerinin ve hedeflerinin, kamu emekçilerinin mücadelesinde bir çıkış olarak görülüyordu.
    “Taban Hareketi”: “KESK’te “Demokratikleşmeye ve Grupçu Vesayetten Özerkleşme”ye İhtiyaç Var!” şiarıyla olağanüstü kongresiyle ilgili tavrını açıkladı. KESK kongresine belli bir delegasyon gücüyle katılacağı belli olan “Taban hareketinin”, kongre tavrını içerin metni okunduğunda, “işbirliğine açık” bir yaklaşımlarının olduğu görülüyor.
    Metin, zamandan ve mekandan “bağımsız” bir niteliğe sahip, içeriğine baktığımızda olağanüstü kongre isim olarak geçmekte, görüşler ise bundan altı ay önce ya da altı ay sonra da ifade edilebilecek sendikal temennilerin ötesine geçmemektedir.
    Her şeyden önce KESK’i olağanüstü kongreye götüren “olay” ve siyasi sonuçları görmezden gelinmiş, sanki “KESK genel merkezinin camları kırılmış” o nedenle olağanüstü kongreye gidiliyor!
    KESK MYK üyesinin, bir kadın KESK çalışanına taciz “iddiası”, önemli ya da yeteri kadar siyasi olarak görülmemiş.
    “Taciz iddiasının” üzerinden, KESK’de hakim olan grupların karşılıklı olarak bir hesaplaşma ve pazarlık arayışlarına girdikleri doğrudur.
    Olağanüstü kongrenin merkezinde “taciz iddialarının” olması da sendikal mücadelenin ihtiyaçları açısından doğru olmayacaktır.
    Buna karşılık bu iki uç arasında “gri” bir bölge bulunuyor. Sendikal muhalefet iddiasında olan bir grup, “olanın” üstünü örtmeden sendikal siyasetini savunulabilir.
    “Taban Hareketi”nin metnin de “taciz iddiaları” ile ilgili tek bir kelimenin bile bulunmamasını unutkanlıkla açıklanamayacağına göre, bilinçli bir “tercih” yapılarak görmezden gelinmiştir. Bunun nedeni ile ilgili olarak, KESK içinde “işlerin” nasıl yürüdüğünü bilenler için, tahmin yürütmek zor olmasa gerek.
    Son söz olarak: ilkelerle ile uygulamalar arasında makul bir açı farkının bulunması hayatın getirdiği bir gerçeklik olsa da, ölçü kaçtığında işin tadı da kaçıyor!

  2. Banu Paker diyor ki:

    Taban hareketinin Kesk Olağanüstü Kongresi ile ilgili açıklamasının başlığına baktığımızda,Kesk içinde yer alan siyasi grupların takındıkları çizginin dışında bir iddia taşıdığını görüyoruz: Grupçu vesayet eleştiriliyor; emekçiler, kadınlar ve hak arayanlar için vaatlerde bulunuluyor.Gerçekten öyle mi?
    Ufuk Demircinin haklı olarak dikkat çektiği, KESK’i Olağanüstü kongreye götüren “taciz” olayından bir kelime bile söz etmeyen bir metin, kadınlar için nasıl “güvenli” bir örgüt yaratacak? Taciz mağduru olarak cinsiyetçi baskıya, her türlü aşağılanmaya, binbir dedikodunun hoyratça malzemesi haline getirilen bir kadın çalışanın hakkı, taban hareketinin sendikal işleyiş ve bürokrasi eleştirisinin kıyısında bile durmuyor demek ki. Haklarını arayan emekçiler de boşuna umuta kapılmasın? tacizin yanısıra bir de tazminat ve haklarını alamadan istifa etmek zorunda olan bu kadın arkadaşın başına gelenler onların da başına gelecek. Yani taban hareketi sadece kadın üyelerinin dertleriyle ilgilenmediği gibi aynı zamanda hak mücadelesini de görmezden geliyor. KESK içindeki büyük rezalete suç ortaklığı yapmaktan çekinmiyor.
    Kağıt üzerinde muhalefet yapmanın kolay olduğunu biliyoruz. Zor olan somut sorunlar karşısında cesaretle ve doğruların üstünün örtülmesine izin vermeden sözümüzü söyleyebilmek. Ne yazık ki tarih bize bir kaç defa şans vermiyor. Yine ne yazık ki, ortaya çıkışında savunduğu yaklaşımlarla bir umut olma potansiyelini taşıyan Taban hareketi, bu fırsatı kötü bir biçimde kaçırıyor.
    Taciz olayını görmezden gelen bir metin, nasıl olacak da, grup siyasetlerinin vesayeti yerine “sınıf siyasetini,emeğin, kadınların, gençlerin ve tabii ki tabanın iradesini” yansıtacak? Sermaye emek çelişkisi kadar, erkek egemen düzenden ve cinsiyetçilikten yararlanan,sistemli bir şekilde kadınların emeklerine, bedenlerine, kimliklerine el koyarak, bundan çıkar sağlayan kapitalist düzene karşı nasıl mücadele verecek Taban Hareketi? Karşımızda cinsiyetsiz bir sınıf, cinsiyetsiz kamu emekçileri durmuyor. bu nedenlerle, KESK’te yaşanan taciz olayı, “arızi, can sıkıcı, siyasetlerarası kavganın bir koz”u falan olmaktan çok, erkekler ve kadınlar arasında kadınların aleyhine yaşanan sistemli bir ezme-ezilme ilişkisinin bir sonucu.Erkek egemenliğinden güç alan ve metninizde sık sık eleştirdiğiniz iktidarla bütünleşmiş.
    Sadece Emirali Şimsek ve bağlı bulunduğu siyasi platform değil, KESK yönetimindeki diğer bütün kişi ve gruplardan hesap sormayan bir muhalefet metni ne kadar inandırıcı olabilir? “Demokratik ve şeffaf” lık ilkeniz nerede kaldı? Açık bir tavır almayarak, MYK üyeleri hakkında disiplin soruşturulması istemeyerek ve en önemlisi taciz olayı gerçekleşmişse, ki bu olay açıktır- “kadının beyanı esastır” ilkesini bir kenara fırlatarak, taciz olayının örtbas edilmesine ve ayrılmak zorunda kalan kadın arkadaşın tazminat hakkı dahil olmak üzere haklarını savunmayan ve çirkin pazarlıklarla kongreye gidilmesine ortak olmak, sizin muhalefetinizi inandırıcı yapar mı? Niyetleriz her neyse bu durumu değiştirmiyor. Belki de kongreden sonra isminizi “tavan hareketi” olarak değiştirmeniz gerekli olacak!

  3. Ömer Yıldız diyor ki:

    Taban hareketi bu kongrede ittifak aramıştır. Alanlarda ve kulislerde farklı konuşanların Kesk’i temsil edemeyeceğini düşünerek ittifak aramıştır. Bu kongrede bütün gruplar çok önceden ya da kongre sırasında ittifak görüşmeleri yapmıştır. Çoğunlukla bu görüşmeler “taciz” olayı üzerinden gerçekleşmiştir. Kimileri buradan tehdit etmiş, kimileri savunacağını belirtip destek istemiştir. Soruna bizim gibi pazarlık konusu yapmadan yaklaşanların sayısı oldukça azdır. Taban hareketinin bu kongrede yönetime giremeyeceğini biz biliyorduk. Çünkü kendimizi tanıyoruz. İsterdik, ancak geçmiş tecrübelerden biliyoruz ki bizim gibi değişimi savunan gruplara mesafeli bakılır. Bizim amacımız senelerdir “arızalı” bir işleyişi olan önceden dsd sonradan dem olan grubun saf dışı bırakılmasıdır. İttifak görüşmelerimizde bu grubun Kesk üzerinden tamamiyle yok olması üzerinden bir çalışma yürüttük. Başarılı da olduk.
    Taciz olayı kongre malzemesi yapıldıktan sonra, aynı davranış içerisinde görünmemek için çok yazmadık. Şimdi görüyoruz ki bu durumumuz “pazarlık” malzemesi olarak algılanmış. Bu doğru değil. Aslında bir yazıya yanıtta yazmıştım. Önce biz şok olduğumuz için uzun süre inanamadık. Sonra bunun kongre malzemesi yapıldığını görünce dumura uğradık. İçimizden küfrettik ama hiç böyle bişeye; Keskli birinin böyle birşey yapacağına inanasım gelmedi. “Kadının beyanı esastır” bizim de savunduğumuz ilkedir. Kongrede insanın beyanı gibi laf kalabalıkları ile kadın hakları kazanımlarının önüne geçilemez. Kadının beyanı üzerine bir hareket başlamıştır. Kadın vaz geçse de geçmese de ok yaydan çıkmıştır. Ve adı geçen kişi cezalandırılmaya başlamıştır. Bu durumu siyasetlerin değil kadın örügtlülüklerinin sahiplenmesi gereklidir. Değişik kadın inisiyatiflerinin farklı şeyler söylediği bir süreç yaşandı. Kesk’li kadınlar bir bildiri yayınladı. Başka bir grup da gene Kesk’li kadınlar imzalı, “komplo” olduğunu iddia eden bir bildiri yayınladı. Her iki taraf da haklı olduğunu düşünüyor, iddia ediyor. Bizim tavrımızın doğru olduğunu ifade eden; olayı siyasi malzeme yapmadan kadın örgütleri ile görüş alışverişinde bulunarak onların yapacağı çalışmalara destek vererek olaya yaklaşan, bir tavır almamızı olumlu karşılayan arkadaşlar da oldu.
    Bizimle birlikte hareket eden kadın arkadaşlar kendi kadın örgütlerinde olaya tavırlarını belirttiler. Biz de genel olarak kadın örgütleri üzerinden olaya yaklaşmanın “kadının beyanı esastır” ilkesine uygun olacağını yani kadın sorunlarını kadın örgütlerinin sahiplenmesi ve bizlerin desteklemesi gerektiğini savunduk. Kadın örgütlülüğü içindeki kadın arkadaşlara bireysel fikrimizi anlatan iletiler gönderilmiş, görüşmeler yapılmıştır. Eleştirilen tavrımızı, kadın hareketinin inisiyatifine kendini bırakmak, olarak tanımlıyoruz. Bu durumun siyasi malzeme değil kadınlar açısından değerlendirilebilmesi için olayın müdahilinin kadınlar olması gereklidir. Biz de kadın örgütlerini destekleriz. Ancak son olarak şunu da söylemek lazım. Bazı kadın arkadaşların bu olayda, kadın mağdur arkadaşın hiç fikrini almadan siyasi malzeme olarak kullanmaları da hoş olmamıştır.

  4. güler koç diyor ki:

    Kadın sorunu ile ilgili, saplantılı ve kişisel yorumları bu sitede okumak beni şaşırttı.

    ilk önce şunu belirtmek gerekiyor. Kongreyi izleyen biri olarak kongrede sorun gayet açık bir şekilde dile getirildi. Bu konuda atılacak olan adımları, ilk konuşmacı sıraladı.

    Ne yapılması bekleniyor, tacizden hareketle tüm üyeleri ve kadınları linç etmek mi gerekiyor. Tacizi üyeler yok saymamıştır. kullanılan oy sayısı da bunu göstermektedir.
    Tacizi üretmeden sahiplenebilmek karma bir örgütte ve kamusal alanda kolay olmamaktadır.
    Ayrıca banu ismiyle yorum yazan kadına sormak gerekir.
    Taciz olayında üçüncü şahısları hiç düşündünüz mü? O erkeğin karısı nasıl yaşadı bu süreci.O da bir kadın, aldatılmak da bir şiddet değil mi? Neden bu kadına dair bir duyarlılığınız yok.
    Çünkü o kadını düşünmek, başka bir yüzleşmeyi bilincinize çıkarmanızı gerektirir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.