Sağdıç Emeği – ‘Yetmez Ama Evetçiler’in Rolü

7 Ocak 2011 - Çuvaldız/İğne / Güncel Politika / Türkiye / Türkiye Solu

facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Siz ortalığın ‘Gayretli Modern’lerle dolu olmasına; Aşk’ın ve hayatın türlü hallerine dair döktürüp saçtırmalarına bakmayın. Bunların yaşı kırk dolaylarında olanlarının çoğu evlenirken sağdıç tutmuştur.
Efendim, iletişimin ortalığı kasıp kavurmadığı zamanlar, özellikle taşrada, evlenmek sıkıntılı bir
işti. Kadın ve erkeklerin birçoğu ‘o gece’ ne yapılacağına dair pek bir şey bilmezdi. Üstelik bilenlerin
bilgilenme kaynakları ve şekli de hayli sorunluydu.
İşte bu sorunu çözmek için sağdıçlık diye bir kurum iş görmekteydi.
Daha önce bu köprüden geçmiş, yani evli bir adam sağdıç tayin edilir, damat adayı sağdıca, gelin adayı da sağdıcın karısına emanet edilirdi.
Damat adayının hayata dair bu ilk önemli bilgilenmesi, sağdıcın nasıl bir deneyimle donatılı olduğuna göre, türlü çeşitli haller alırdı.
Sadece erkek odaklı, kadını ezmeye, yok saymaya ve aşağılamaya dönük binbir bilgi ve hurafe, damat adayına boca edilirdi.
Mutsuz, tatsız, tuzsuz, sevgisiz bir neslin devreden mirası birçok kuşağı böyle böyle felç etti.
Ziya Paşa’nın “Hayr umulur mu böyle bir gecenin seherinden?” dediği gibi, o gecenin seherine talan olmuş bir beden, hoyrat bir bencillik ya da ağır bir fiyasko mührünü vurur, epeyce de çıkmazdı.
Kadın bedeninin metalaştırılması, istismar edilmesi, biraz da böyle bir kültürel mirasın sağladığı elverişlilik sayesindedir.
Sağdıçlık talihsiz bir iştir. Damat adayının gözünde, sadece birkaç gün sürecek bir önem ve minnete sahiptir. Ne zaman ilk deneyim yaşanır, ondan sonra sağdıca ihtiyaç kalmaz. Bundan dolayı, ömrü sadece birkaç gün süren mühim işler Anadolu’da ‘sağdıç emeği’ olarak adlandırılır. 

Yetmez ama belki!
AK Parti referandum sürecine girerken toplumun önemli bir kesiminde kafa karışıklığı yaşandı. Özellikle ‘12 Eylül’ ve ‘toplumsal özgürlükler’ üzerinden yürütülen propaganda birçok yürekte kıpırtı yarattı.
Hayata sol bir perspektifle bakan bazı örgütler ve aydınlar bu referandumu desteklemeye başladılar. “Yetmez ama evet” sloganı etrafında önemli de bir destek bloku oluşturdular.
AK Parti samimiyet sıkıntısını aşmak için bu slogana can simidi gibi sarıldı.
Düşünün ki anayasa değişikliklerinin tüm kotaranı ve belirleyeni kendisi olmasına rağmen, bu sloganı kendi sloganları haline getirdiler.
Destek veren solcuların ve aydınların uyanması gereken nokta tam da burasıydı. “Ne diyon baba sen? Yetmez diyorsan yetirecek hale getirsene!” diyemediler.
Atı alan çoktan Gebze’ye ulaşmıştı.
Kendisini sol olarak tanımlayan birilerinin bu operasyona destek vermesi birçok kararsız insanı, daha aydınlık bir ülke umuduyla etkiledi. 

AK Parti’ye rağmen evet!
Bir slogan değişikliği bile akıl edemediler. Egemenlerle kendi aralarına bir sınır çekmek ihtiyacı hissetmediler. Slogan, mesela “AK Parti’ye rağmen evet!” olsaydı “Yetmez ama…” oksimoronluğundan bir nebze kurtulunabilirdi.
Daha büyük fotoğrafta objektif olarak gördükleri sevimsiz işlevi değiştirmezdi belki ama yine de tarihe önemli bir niyet ve çaba şerhetmiş olurlardı…
Bugün içine düştükleri zelil hal bu ağırlıkta olur muydu bilinmez ama Başbakan’dan adları bile doğru dürüst söylenmeden edilen o afferimi almayacakları kesindi.
“Yetmez ama…” diye destek veren kardeşler!
Dün ODTÜ öğrencilerine reva görülen zulüme bakın. Torba yasayla emekçilerin bir torbaya konulup duvardan duvara çarpılmalarını düşünün. Seçim barajı konusundaki kayıtsız, faydacı yaklaşımı hatırlayın. Cezaevlerindeki solculara yapılanları işitin.
Hiç referandumda size vaat edilen o cenneti çağrıştırıyor mu?
Ne acıdır ki egemenlerin gerdeğine sağdıçlık ettiniz.
Damadın size olan minneti üç gün bile sürmedi.
Bir yanda talan edilmiş bir hak ve özgürlük bedeni bir yanda sizin sağdıç emeğiniz.
Bu geceye peşkir tutmuş olmanın ağırlığı yanında yumurtanın özgül ağırlığı ne kadar olabilir ki?
Kardeşler, hayat şimdi size, her zaman sunamayacağı bir onurlu vazgeçme fırsatı sunuyor.
Yoksulların 6 ayına sebep oldunuz, seçime de 6 ay var.
Ortada 12 Eylül generallerinden sorulacak bir hesap zırvalığı da kalmadığına göre ne yapacaksınız?
Solcular, işçiler, yoksullar, Kürtler bir araya gelerek önümüzdeki seçimlerde bu zulüm çarkına çomak sokmaya çalışıyorlar.
Onlardan bir aferin almak istemez misiniz?
Hem onlar asla isminizi karıştırmazlar!

facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP / BDP / sol liberalizm / sosyalist sol /

Comments

  1. Onder Bayram diyor ki:

    Referandumda evet diyen herkesin “Yetmez Ama Evet” torbasına doldurulup duvara fırlatılması biraz vicdansızlık degil mi ? Nasıl ki Hayır diyen herkes, Laikci, Ergenakoncu, Vesayetci, Chp’ci degilse, Evet diyenlerde Akp’ci, Cemaatcı, Liberal degildi. Refernadumda cok farklı gerekcelerle Hayır diyen de, Evet diyen de oldu.

    Mesela birileri de “Akp Zihniyetine Hayır, Referandumda Evet” dedi. “Bugun Evet, yarın Yeni Bir Anayasa” dedi. 12 Eylul karanlıgını yasamıs, igneyle tunel kazmıs bircok insan referandumu yetersiz de olsa baskıcı otoriter rejimle bir hesplasma olarak gordu. Boykot diyenlerin cogunlugu, acaba boykot demese ne derdi? Evet mi? Hayır mı?

    Referandum uzerinden yeni ayrılıklar uretmenin Solcuları, işçileri, yoksulları, Kürtleri bir araya getirecek, önümüzdeki seçimlerde bu zulüm çarkına çomak sokacak bir caba olmadıgını gormeliyiz. Referandum uzerinden uretilecek bir dizilisin bugun AKP dısında hic kimseye bir faydası olacagını dusunmuyorum.

  2. Yusuf Boraz diyor ki:

    Önder Bayram arkadaşın eline sağlık.Ne güzel yazmış.Ne yani on iki Eylül zindanlarını,işkencelerini yaşamış bir işçi olarak önüme konulan yargılansın mı sorusuna Hayır mı diyecektim.Bu hangi taraf oluyor.Ya peki benim,bizim bu yaşadıklarımız?Kenan efendi o zaman bu hayırcıların damat adayı mı oluyordu.O geceyi kurtaran adamlar kim oluyor.İKİ OTORİTER VE ZULUM DÜZENİNE İLLA DA TARAF OLUNMAK ZORUNDA DEGİLİZ.Ben ve Önder Bayram gibi düşünen onca kişi ve kurum ,refarandum öncesi de AKP ye ve uygulamalarına karşı çıkıyorduk.Bugün de Bir fark var önümüze gelen vesayet rejimi sorusuna elimizi kolumuzu bağlayıp durmadık.O günki koşulda yargılamsın mı sorusuna EVET dedik.Bunun içini doldurmak işlevsel hale getirebilmek sınıf mücadelesi ve güç sorunu degil mi?Otuz küsür yıl geçmiş hala bir soruya cevap bile veremedi sol.Hayır deyip statükonun vesayet rejimiminin peşine sürüklendi.İP,ni, TKP yi anlıyorum da(kemalizm kaynaklı) diğerlerini anlamaya çalışıyorum.Zorlanıyorum.Yine Önder Bayram doğru bir soru daha sormuş boykotçulara,boykotunuzun anlamı ne?Evet mi ,hayırmı?Yani sandığa gitseydiniz(devrimciler hangi koşullarda sandığa gitmezler o da ayrı bir mesele) hayır oyu verecektiniz.Degil mi?Bizim hayır oyumuzun anlamı farklı demek de diğer taraftanbir sağdıçlığı kurtarmıyor Sırrrı arkadaş?Vesayet ve otoriter damatlığın sağdıçlığını.Bu cenahtakiler peki hayırları hatırlıyor mu?Yada boykotu?Ben bir işçi olarak zulüm gördüğüm dönemin yargılansınmı sorusuna bir işçi olarak YARGILANSIN EVET dedim.Ya siz?Sınıf mücadelesi de devam ediyor.Dün de bugünde patronlar düzenine onun partilerine ve uygulamalarına karşı sesimi yükseltiyorum.HEP BİRLİKTE YÜKSELTMELİYİZ EVET.

  3. N.Cemal diyor ki:

    Önder Bayram, “Referandum uzerinden uretilecek bir dizilisin bugun AKP dısında hic kimseye bir faydası olacagını dusunmuyorum” diyor. Yusuf Boraz’ın ifadesiyle “eline sağlık” diyeceğim; tamda böyle oldu ve EVET diyenlerle HAYIR diyenler AKP’nin gündemine ve hesaplarına göre bir diziliş sergilediler. BOYKOT diyenler ise, zaten bir fayda ummuyordu…

    “on iki Eylül zindanlarını,işkencelerini yaşamış bir işçi olarak” sevgili Yusuf Boraz arkadaşımız da aynı mantıkla ve aynı temellerde yanılsamalarını satırlarında alt alta yansıtmış; “İKİ OTORİTER VE ZULUM DÜZENİNE İLLA DA TARAF OLUNMAK ZORUNDA DEGİLİZ” diye koca harflerle yazan birisinin, “O günki koşulda yargılamsın mı sorusuna EVET dedik” dediğnde -devrimci politika adına- “otoriter” bir tarafın taktiksel anlamda yanında yer aldığını da anlaması gerekiyor. Vurgu da zaten Yusuf’un yazısının içinde ve AKP sadece “O günkü koşulda” ve politik pazarlama taktiğiyle bu söylemi öne çıkarttı. AKP’nin bu taktiğini birçok alanda görebilmek için politikayı “iş” edinmek gerekmiyor ki. Sevgili Yusuf Boraz’ın, 12 Eylül’ü ve Evren’i, AKP ve şürekasının yargılayacağına samimiyetle inanmasını da açıkçası hiç beklemiyorum….

    Önder Bayram sormuş ve Yusuf Boraz da bu soruyu beğenmiş; “Boykot diyenlerin çogunlugu, acaba boykot demese ne derdi?” Bu soruyla kimin hedeflendiği her zaman için bellidir: Kürt özgürlük hareketi. Soruyu soranlar, Kürt hareketi adına cebavabı da kendileri veriyorlar: EVET. Bu tutum -en basitinden- Kürtleri ve Kürt hareketini küçümsemek ve aşağılamaktır. Başta, “yetmez ama EVET” diyenler olmak üzere (ki HAYIR cephesi de bunu denedi), ısrarla, BOYKOT’u tek başına bağımsız ve devrimci bir politika olarak görmemeye çalıştılar. Devrimcilik adına belirleyici politikalar ürettiğini sananlar, sistem tarafından belirlenmeye -yıllardır- öylesine alışmışlar ki, artık bunun farkına bile varmıyorlar. İki otoriter ve zulüm düzeninden de yana taraf olmadığını izah etmeye çalıştığını sandığım Yusuf Boraz, sanırım ki burjuvazinin mevcut iki cephesinden de uzak ve ayrı bir noktada olduğunu söylemeye çalışıyor. Oysa, EVET ve HAYIR tam olarak bunu izah etmeye yetmiyor. Bağımsız bir devrimci politika olarak BOYKOT ise tam da bu duruşu ifade ediyor…

    ‘EVET diyorum ama niye?’, ‘HAYIR diyorum ama niye?’, ‘BOYKOT diyorum ama niye?’ gibi soruların cevap argümanları değişsede, politik safı değişmez. Gerek Önder’e, gerek se Yusuf’a bu sorulardan fazla medet ummamasını tavsiye ederim.

    ‘Hangi durumlarda boykot yapılır’ cinsinden devrimci dersler ve Lenin’i tanık kılma çabaları da umulan devasa hapı sunmaz. Yusuf, “devrimciler hangi koşullarda sandığa gitmezler o da ayrı bir mesele ya” demiş. Söz konusu olan seçimler değil, referandumdur. Sizce, aralarında hiç fark yokmu? Eğer yok sa, önümüzdeki seçimlerde de yandık demektir. AKP, önümüzdeki seçimlerde daha çok politik reklamasyonlar sunacak. Bu temeldeki tartışmalar da hala yeterli olmamış gibi…

    Son olarak; söz konusu olan “Referandum uzerinden yeni ayrılıklar uretme” meselesi değildir. Özellikle de EVET cephesi ile olan politik yarılma çok önceden başladı ve önümüzdeki süreçte de kendini gösterecek…

    Sahi, nerede o AKP’nin işçilerin lehine değişimleri?!. Gören var mı?
    Saygılarımla: N.Cemal

  4. Yusuf Boraz diyor ki:

    N:cEMAL arkadaşın yazısını okuyanlar,sınıf mücadelesinin bir evresinde BOYKOT diyenlerin ne anlamlı bir iş yaptığını \sahi nerede AKP nin işçiler lehine degişimler\ dyerek de bir yanılgı ve yanıltma içinde olduğunu göreceklerdir.O kısa yazımda da yazdığım gibi sınıf mücadelesi ve politikalar ilkelerle birlikte güçle yapılır.YUkarıdaki yazımda da söylediğim gibi verili güc durumumuz otuz yılı geçmesine rağmen 12 Eylülcülerden hesap sorma evresine kitlesel ölçekte gelemedi.Örnegin Latin Amerika örneklerinde olduğu gibi olamadı.En basit bir soruya YARGILANSINMI YA SOL HAYIR DEDİ.yADA BEN OYNAMIYORUM.kÜSTÜM DEYİP BOYKOTA KOŞTU.Refarandum sonrası geçmişte onca yoldaşını kaybedenler bir bir davalar açmaya başladılar(ESP).(burada konuşulan sosyalist soldur asla kürt ulusal hareketi degildir.Onların boykotu anlamlı ve doğrudur.yaşamda da cuk yerine oturmuştur.Üstelik yoldaşlarımız bunu daha referandumdan önce yazmışlardı.Levent TOPRAGIN bu konudaki yazısına bakabilir meraklısı,yani kürt kurtuluş hareketinin boykotu ile metropollerdeki sosyalist solun boykotunu konuşuyoruz.Burada sol sınıfta kaldı demek istiyoruz.Kemalizmle malül vesayet rejimlerinin peşine takılan cumhuriyetin kazanımları ile meşgul Kemal OKUYAN ları anlıyoruz da diğer sola ne oldu,oluyor demek istemiştim.Metropollerde sosyalist solun gücünden üstün lafazanlık yapması işçilere pek de bir hayırı olmuyor.Olmadı.Kimse kurtuluş mücadelesi veren kürtlerin arkasına saklanmasın…)NE DEMEK BOYKOTCULAR \BİR FAYDA UMMUYORDU.N.Cemal\ Bu mu politika?Yüzümüzü sabırla işçilere dönelim.Kurtuluş mücadelesi veren kürtlere buralardan bir sağlıklı ortamlar üretelim diyorum.öZGÜRLÜKTE İŞÇİLERLE GELECEK.kİMSEnin AKP den beklentisi yok.Ve bu kolay söylemle ancak ve ancak halkevcisi olunur.Yada AKP yi istemiyoruz?Ya peki neyi istiyorsunuz?Kemalzimle malulül solun gidecegi yer şimdiden bellidir.Seçimlerde bağımsız sosyalist işçi adaylarının olmadığı her yerde kürtlere teretütsüz oy veren ve onlar için çalışanlar yine bizim gibi evet verenlerden çıkacaktır. Yaşayıp göreceğiz.Ama asla vesayet rejimiyle(kemalizmle) kötürüm olmuşlar verirmi DUYAN-bilen varmı? Yusuf BORAZ

  5. N.Cemal diyor ki:

    Sevgili Yusuf,
    Referandum ve EVET hali seni epeyce belirlemiş görünüyor. Yine de, satır aralarında gezdiğin bazı noktalar ve karışıklıklar nedeniyle umutsuz bir vakıa olmadığını söylemek mümkün. Ama, sıkışılan noktalarda “Kürtlerin kuyruğuna takılanlar” deyip işin içinden çıkmak gibi bir kolaycılık fayda sağlamaz. Bu bumerang’a dikkat etmek gerekir…

    Gerçekten de politik anlamda Kürt hareketine “kuyruk” olanlar mevzu edilecekse, eleştirmekle birlikte, AKP’ye koyruk olanlardan daha tehlikeli bir devrimci politika izlediklerini söyleyemem. O Kürt “kuyruğu” dediklerin zaten AKP eliyle devletin ceberrut pençesini enselerinde duyuyorlar. Silivri cezaevinin bir bölümü de bu arkadaşlara ayrılmış durumda. EVET diyenlere başbakan teşekkürü, BOYKOT cephesinin -senin deyiminle “Kürt kuyrukcusu” olanlarına da “devrimci karargah” düzmeceleriyle zindanlar reva görülüyor. Yani, 12 Eylül acıları onlar için taptaze ve devam ediyor. Bu senin için hiç mi bir şey ifade etmiyor?…

    Diyorsun ki, “burada konuşulan sosyalist soldur asla kürt ulusal hareketi degildir.Onların boykotu anlamlı ve doğrudur.yaşamda da cuk yerine oturmuştur.” Madem öyle; Kürt illerinde BOYKOT taktiğini niye açıkça bayraklaştırmadınız? Sizin için öne çıkan / çıkartılan EVET değil mi? ‘Biz Kürt illerinde yokuz ki’ demek durumu çözer mi? Ayrıca, BOYKOT tavrını sadece Kürt hareketine “cuk” diye oturtanların, sol / sosyalist güçlere “bol” bulma çelişki ve eklektizmi de çok tartışılacak bir konu. Oylar, sadece kullanıldığı iller için mi geçerli? BOYKOT diyen Kürt illeri o “yeni” anayasanın sonucuna maruz kalmayacaklar mı? “kürt kurtuluş hareketinin boykotu ile metropollerdeki sosyalist solun boykotunu konuşuyoruz.Burada sol sınıfta kaldı demek istiyoruz” diyerek ve solun güçsüzlüğünden dem vurularak işin içinden çıkılamaz…

    “sosyalist solun gücünden üstün lafazanlık yapması işçilere pek de bir hayırı olmuyor” muş. Kitlesel işçi örgütleriyle, Leninist örgütün işçi kitlesi arasında ciddi farklar vardır. Leninist örgütün politikaları, daima, üyesi olan işçi kadroların ve çeperinde bulunan kendi kitlesinin üstünde ve ilerisindedir. “Gücünden üstün laf”lar ederek, yani politikalar üreterek; işçi sınıfı ve ezilen yığınlar üzerinde ideolojik bir hegemonya oluşturmaya çalışır. Bu politikalar ise, işçiler için başlangıçta hiç de “makul” görünmeye bilir. ‘Tavuk mu – yumurta mı’ ikilemiyle boğulmak istemeyenler ise, devrimci politikalarla lafazanlığı birbirinden ayırmasını bilirler…

    Referandum sürecindeki BOYKOT taktiği, hem Kürt halkı için, hem de işçi sınıfı ve topyekün ezilen kitleler için doğru ve devrimci bir politikaydı. Dolayısıyla da, Kürt halkının açık ve net bir şekilde karşı tavır koyduğu EVET politikasını savunanların, sağırlar diyaloğunda boğulurcasına; “Kimse kurtuluş mücadelesi veren kürtlerin arkasına saklanmasın” diyemezler. Sevgili Yusuf arkadaşım, Kürtlerin arkasına saklanan sizsiniz. (Bumerang sahibine dönüyor.) Bu konuda, ‘Kürtler BOYKOT derken haklıydı ama, biz de EVET demekte haklıyız’ demekten daha açık bir örneğe de raslamak oldukça zor. Sizin gibilerinin EVET oylarının politik sonuçlarının Kürt halkına fatura edileceğini bilememek mümkün mü?

    Tabi ki, ‘Bizim belirleyici bir oyumuz da, gücümüz de yok’ denilebilir. BOYKOT diyen sol / sosyalist güçlerin de ‘belirleyici bir oy’u ve gücü’ yok. Yani, onlardan ilerde bir ‘sayısal’ keramet sizde de yok. Olmaya bilir ve anlatmaya çalıştığım da zaten bu. Devrimci politikalar ve tavır da işte tam da bu aşamada önem arzediyor. Aksi durum da, sistem karşısında belirleyici olduğunu ve olacağını sananların, sistem tarafından belirleniyor olma gerçeği ile karşılaşırız…

    “Yüzümüzü sabırla işçilere dönelim.Kurtuluş mücadelesi veren kürtlere buralardan bir sağlıklı ortamlar üretelim diyorum” diyorsun. Güzel de, yüzünü işçi sınıfına dönmenin önemi kadar, arkanı kime döndüğün de önemli değil mi? ‘İşçiler ne eylerse güzel eyler’ de ayrı bir “kuyrukculuk” değil mi?!.

    2. TEKEL direnişinin öncüllerinden olan işçi arkadaşlarla yaşadığımız tartışma ve çelişkilerde bu “kuyrukculuk” anlayışı bizi teslim al(a)madı. “işçilere BOYKOT moykot anlatamazsın hocam…” diyenlerin hepsinin makul işçi refleksi HAYIR oyuydu. Başta CHP olmak üzere -ve daha marjinal olarak da TKP ve “kutsal ittifakı”- en reel işçi refleksini ifade ediyordu ki mesele de burada. O anlayış hakim olsaydı 2. TEKEL direnişi nasıl başlayacaktı dersin? “Anayasa’ya da, 4 C’ye de HAYIR!” diyerek, CHP başta olmak üzere, TKP ve o malum “kutsal ittifak” ile kol kola girerek Ankara’ya / TBMM’ye yürünecekti. Olmadı. Bence, iyi ki de olmadı. Olsaydı, yanlış olmasına rağmen o işçilerle birlikte yürürdüm, ama eleştirirdim de. İşçilerin yanılgısı, burjuva ideolojisinin hegemonyası hedef alınmadan ve emek verilmeden aşılamaz. Ama bunun için doğru bir rota ve programatik anlayış gerekir…

    2. TEKEL direnişinin nasıl başladığını ve senin politik olarak savunduğun anlayışın da, ‘sendikaları esas alma temelinde’ bu direnişin nersinde durduğunu sanırım biliyorsundur. (Tezkoop-İş İstanbul 2 ve 5 nolu şube gerginliğinin neresinde ve nasıl durduğunu da bildiğini umuyorum) Evet, sıklıkla kullandığım üzere; Özgürlük İşçilerle Gelecek! Ve hep beraberce yüzümüzü işçi sınıfına dönerken, bazılarının nelere sırt çevirdiğini de görmek gerekecek. Görmeyen ve görmek istemeyenlere ise gösterilecek. Sence, bu tutum da “lafazanlık” olarak değerlendirilebilir mi?

    Dostum, “yanılgı ve yanıltma içinde” olan o kötü devrimci karakter keşke ben olsaydım. (tartışmayı kişicilleştirmek istemem) Sadece, ideoloji denen ‘şey’in yanılsamayı içinde -çekirdeğinde- barındırdığını hatırlatmakla yetineceğim. Hayatın aynasının o gerçek ve devrimci yansıması ise, yanıltmayı iş edinenlere uzun ömürler tanımaz. Sınıf mücadelesi ve devrimci pratik ise, devrimci bir programı ve uzun soluklu mücadeleyi zorunlu kılar. Bazı ‘İhtiyar delikanlılar’ için bile, daha yolun başındayız demek gerekecek…

    Bunlar mı “kolay söylemler” be Yusuf. Ve bunlarla mı ben “ancak ve ancak halkevci” olurum? Kantarın topuzuna, bumerangın keskin ağzına dikkat etmek gerek…

    Dostlukla…
    N.Cemal

  6. selcuk diyor ki:

    Yusuf BORAZ’dan alıntı: Ben bir işçi olarak zulüm gördüğüm dönemin yargılansınmı sorusuna bir işçi olarak YARGILANSIN EVET dedim…

    Mutlaka 12 Eylül askeri darbesi, birçok acıyı ve zulmu beraberinde getirdi. Binlerce yoldaş cezaevlerinde asıldı, katledildi, işkence gördü. Bircoğumuz darbecileri hak ettiği cezayı bulmasını istiyoruz.Bu duygusallığı bir yere kadar anlamak mümkün. Ancak 12 Eylülle hesaplaşmak, sadece mahkeme kapılarından ya da referandumda “evet” oyu vermekten geçiyorsa;
    1-12 Eylülün sınıf karakteri bir kenara bırakılmıştır.
    2-Liberalizme dümen kırılmıştır.
    Bir ile iki arasında temelde bir fark yok. “Evet” ya da “yetmez ama evet” diyen sol, kendi pozisyonunu, darbecilerin yargılanabileceği ve bunun üzerine inşa edilebilecek bir demokratik haklar, reformlar mücadelesine oturttu. “Referandumdan sonra ne oldu”dan önce, bu propagandaya bakmak gerek; Bu evetçi saikler, 12 eylül askeri darbesinin hesabını sadece mahkeme kapılarına havale ediyor, aynı zamanda işçi sınıfı ve ezilenlerin bilincini bulandırıyordu.Bulandırıyordu, çünkü 12 eylül askeri darbesi, burjuva sınıfının işçi sınıfına karşı düzenlediği kanlı bir sınıf saldırısıydı. Ancak evetçi sol, bunun yerine, darbenin sınıf karakterini atlayarak, demokratik hakların genişletilmesi mücadelesine soyundu, hem de nesnel bir kabarma yokken. Referandum sonrasında, bazı beklentiler ve girişimler oldu… Ancak bunlarda daha kasım ayında sonuçsuz kaldı.
    Şimdi bir muhasebe yaparsak, boykot tavrı çok mu etkili oldu? Hayır, hatta Fıratın batısında beklenenden azdı. Kürdistanla ölçülemeyecek kadardı. Ancak ortaya bir politik duruş kondu. Burjuvazinin iki kanadından bağımsızlaşmak… Referandumdan miras kalan tek başarı budur bize “boykotculara”…

    selcuk.

  7. Yususf Boraz diyor ki:

    muhasebe mi

    dEVRİMCİ İŞÇİ HAREKETİ ZATEN OLMAsı gereken yerde,kendi yürüyüş yolunda bağımsızdır.Onun ayrıcada kendini bağımsız durmam gerekir diyerek başkalarına burjuvazinin her iki kanadından ayrı bir tutum aldım.Bakın ha demesi boş bir lavazanlıktır?Selçuk arkdaş yazmış bunu,refarandumdan çıkartılan en anlamlı sonuş da buymuş muş.Vay “halimize”. “12 Eylül darbesinden günü gününe tam 30 yıl sonra gerçekleştirilen 12 Eylül 2010 anayasa değişikliği referandumu, Türkiye sosyalist hareketinin taşıdığı derin zaafları bir kez daha gözler önüne serdi. Referandum etrafında cereyan eden şiddetli tartışma ve kutuplaşmalar, Türkiye sosyalist hareketinin içinde bulunduğu duruma çok daha çarpıcı biçimde ışık tuttu. Sosyalist hareketin büyük bir bölümü, referandum sürecinde takındığı tutumla, fiilen, faşist cunta tarafından hazırlanmış olan 12 Eylül anayasasının değişmesini istemeyen statükocu burjuva kesimlerle aynı safa düşmüş oldu. Bu bakımdan 12 Eylül 2010, pek muhtemeldir ki Türkiye solunun tarihinde derin bir kırılma noktası olarak iz bırakan bir tarih olarak anılacaktır.”Leven Toprak haklı olarak böyle diyor selcuk arkadaş.Haksız mı?Bunu dilim döndüğünce yukarıda aynı minvalde bende yazmaya çalışmıştım.Bence yukarıdaki yazınızı,duruşunuzu bir kere daha iyi düşünün ve gözden geçirin.Evet bir muhasebe edin…Saygılar.

  8. selcuk diyor ki:

    “Sosyalist hareketin büyük bir bölümü, referandum sürecinde takındığı tutumla, fiilen, faşist cunta tarafından hazırlanmış olan 12 Eylül anayasasının değişmesini istemeyen statükocu burjuva kesimlerle aynı safa düşmüş oldu.” –Yusuf Boraz’dan alıntı–
    aynı tarafa düştünüz. hem evetciler, hem hayırcılar her ne sebeple olursa olsun boykot edenleri, ya statukonun ya da akp’nin safında olduğumuzu iddia edip durdular. halbuki boykot, burjuvazinin her iki cephesinden bağımsız bir siyaseti temsil ediyordu… ancak hedefine sadece akp karşıtlığını koyanlar ile, kemalizmi koyanlar aynı tarz eleştiri de birleşiyorlar…
    lev.toprak’ın yazısını uidderin ilk açıklama yaptığı gün okumuştum. dümenin ekononizmle paralel nasıl sol liberalizmin sularına kırıldığını o gün de görmüştüm. anlaşılan değişen hiç birşey yok. dsip, uidder, mesop, edp kimi tamamem sol liberalizmin sularına çoktan demir atmış kimisi de bu sularda hızla ilerliyor.
    taktikler, ortaya konan siyasi çizginin iradesidir, programdan ve esas yönelimden bağımsız değildir. evetçilerin, statükocu kemalist cepheyi hedef tahtasına oturtarak, islamcı sermayeyi “demokratikleşmenin merkezine” oturtması, tesadüf müdür?. muhasebeyi yapması gereken, bağımsız sınıf çizgisini terk edenlerdir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>