Vesayetten Siyasete Emeğin Öyküsü

Zafer Aydın - 10 Ocak 2011 - İşçi Gündemi / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Vesayetten siyasete emeğin öyküsü

Zafer Aydın Birgün Kitap eki 8 Ocak 2011

1946–1967 Türkiye sendikal hareketi açısından pek çok ilklerin yaşandığı bir oluşum evresi olarak dikkate alınmayı hak eden bir dönem. Bir yandan “düzeni korumak” amacıyla sendikal hareketi yukarıdan tanzim etme çabaları, öte yandan bu role itiraz ederek kendi yolunu çizen sendikaların yoktan var ettikleri grevler, sözleşmeler; bir tarafta “her şey olacağına varır” diyen sendikacılar diğer tarafta, fikir ve ideallerinin peşinden koşan sendikacılarHer yönüyle bu dönem araştırmacılar için oldukça renkli, verimli, malzemesi bol bir zaman dilimi. Ne var ki bu dönem, üzerinde çok fazla çalışmanın yapılmadığı eksikli bir alan olarak karşımızda. İşin doğrusu sadece bu dönem değil, genel olarak emek tarihi eksikli, üstünde çok fazla çalışmanın yapılmadığı bir alan. İletişim Yayınları, Aziz Çelik tarafından kaleme alınan emek tarihi/sendikal tarih alanında yaşanan eksikliği doldurmaya aday, kuvvetli, sağlam bir kitap, önemli bir öğrenme kaynağı yayınladı: Vesayetten Siyasete Türkiye’de Sendikacılık (1946-1967)

Aktüel tartışmaların demirbaş kavramı olan “vesayet”, Türkiye sendikal hareketinin biçimlenme sürecinin temelini de oluşturmuştur. 1946 yılında tek parti iktidarı, dünyada esen demokrasi rüzgârlarının etkisiyle bir makas değişikliği yapmış, sınıf esasına dayalı örgütlenme yasağını kaldırmıştı. Tek parti iktidarından “demokrasiye geçiş süreci”ne damgasını vuran gelişme TSP (Türkiye Sosyalist Partisi) ile TSEKP (Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi)’nin ve bunların yönlendirdiği sendikaların kurulması oldu. İki sol parti ve onlarla birlikte davranan sendikaların varlığı, bir anda devlet/sınıf ilişkilerinin farklı bir seyir izleme ihtimalini ortaya çıkarmıştı. Demokrasi için böyle bir “bedel ödemeyi” göze almayan iktidar bu iki partiye ve çoğu işyeri sendikası niteliği taşıyan sendikalara ancak 6 ay tahammül edebildi. 6 Ay sonra iki sosyalist parti ve sendikal tarihe “1946 sendikaları” olarak geçen sendikalar kapatıldı. CHP, sendikaları kapatmakla kalmadı, 1947 yılında çıkarılan “Sendikalar ve Sendika Birlikleri Hakkında Kanun” sonrasında başka türlü bir sendikacılığa fırsat tanımamak için, bizzat görevlendirdiği insanlar eliyle “devleti ve devletin bekasını”esas alan sendikaları örgütleme işine girişti. Devlete sınıftan daha fazla yakınlık duyan bu sendikalar/sendikacılar eliyle, izleri bugünlere kadar taşınan “vesayetçi sendikacılık” inşa edildi. Vesayetçi sendikacılık inşa edilirken milliyetçilik ve anti- komünizm, sürecin ideolojik ham maddesi oldu. Bu yolla sendikaların bir kalıptan çıkmış gibi olması amaçlandı.

1947–1960 arasında sendikal harekette vesayetçilik baskın bir profil vermesine, hatta bir tür ana akım oluşturmasına karşın, 1946 sendikalarının anlayışını sürdürmeye aday, rotayı sınıfa, sınıfsal reflekslere doğrultmuş sendikalar da vardı. Hatta 1960 sonrası bu sendikal anlayışın serpilip geliştiği, kuvvetlendiği yıllar oldu. Bu güçlenme döneminin motoru sendikaların siyasetle kurduğu ilişkiydi. Türkiye İşçi Partisi’nin sendikacılar tarafından kurulması, bu ilişkiyi perçinleyen bir gelişmeydi. Vesayete özgü, sendikayı devlete bağımlı kılan “partiler üstü politika” anlayışının karşısında, doğrudan siyasete müdahaleye yönelen, dolayısıyla “bağımsızlaşan” sendikalar, başka türlü mücadele ve örgütlenme pratiği geliştirdiler. Saraçhane mitingi, Kavel ve Paşabahçe grevleri gibi eylemler vesayetten kopuşun, lütuftan hak arama rejimine geçişin, işçilerin kimlik edinme sürecinin sembol eylemleri oldular. Sendikaların vesayetten siyasete yönelmesiyle, Türkiye sendikal hareketinde 70’li yıllarda iyice kendini gösteren yükselme döneminin kapısı aralanmış oldu.

Aziz Çelik, “Vesayetten Siyasete Türkiye’de Sendikacılık” kitabında belgelere ve tanıklıklara dayanarak, dönemin önemli aktörlerinin biyografileri eşliğinde 1946–1967 yılları arasında sendikacılığa damgasını vuran vesayetçiliğin ve dönüştürücü gücünü siyasette bulan vesayetten kopuşunun serüvenini anlatıyor. Aynı zaman dilimi içinde, sendika ve sendikacı gibi aynı kavramlarla tanımlanan iki farklı anlayışın ve bu anlayışlar etrafında şekillenen devlet, sınıf ve siyaset ilişkisinin fotoğrafını çekiyor. Aziz Çelik, ince bir işçilik, kılı kırk yaran titizlikle, önümüze yeni bilgiler ve bulgular koyarak sendikal tarihin sisli bir dönemine ışık tutuyor. Yazar, tarihe ışık tutma işini çok sayıda, çoğu birincil, önemlice bir kısmı ilk kez kullanılan kaynaklarla yapıyor. Kitap; ABD, Britanya arşivleri ve Hollanda Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü Arşivi ile Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi ve TÜSTAV-DİSK arşivi başta olmak üzere güçlü bir arşiv taramasına dayanıyor. Bu kaynaklar kitabı zenginleştirip, özgün bir nitelik kazandırmakla kalmıyor, aynı zamanda dönemin az bilinenlerini, bilinmezlerini, yanlış bilinenlerini de bilinir, görünür hale getiriyor.

Bir bilimsel çalışma, başka çalışmalara veri sunduğu, esin kaynağı olmayı başarabildiği oranda değerini arttırır. Emek tarihçisi Prof. Ahmet Makal, Aziz Çelik’in kitabının taşıdığı bu misyona, kitaba yazdığı önsözde şöyle dikkat çekmekte: “Bilimsel bilginin önemli bir özelliği de, kendisinden sonra üretilecek yeni bilgiler için imkan ve zemin yaratma işlevidir. Çelik’in çalışmasının, sağlamış olduğu altyapıyla bu alanda yeni çalışmalar yapılmasını teşvik edip, kolaylaştıracağını ve onlar için önemli bir referans oluşturacağını düşünüyorum.”

Sosyolog Paul Connerton “her başlangıcın içinde anımsama ögesi yatar.” diyor (Paul Connerton Toplumlar Nasıl Anımsar, Ayrıntı Yayınları 1999). Türkiye sendikal hareketi bugün karşı karşıya bulunduğu sorunlarla başa çıkmaya çalışırken dönüp arkaya bakmak zorunda. Çünkü tarihten öğrenmek, dönüştürme eyleminin ilk adımıdır. Böyle bir ihtiyaçla geriye dönüp bakanlar, aşağı yukarı bugünküne benzer bir tablo içinde kendilerini egemenlerin çıkarlarının memuru gören, vesayetçi/güdümlü sendikaları ve bu sendikaların etkisini kırmak için verilen mücadeleyi göreceklerdir. Vesayetçi/güdümlü sendikalar son dönemde devletin ve işverenlerin gölgesinde, onların marifetiyle yeniden büyütülmeye, palazlandırılmaya çalışılıyor. Güdümlü sendikacılığı sendikal saflardan söküp atmak gerekir diye düşünenler, güdümlü sendikacılık karşısında farklı bir sendikal anlayışı inşa etmek isteyenler için Vesayetten Siyasete Türkiye’de Sendikacılık (1946-1967) esaslı kaynak, güçlü bir pusula niteliğinde. Aziz Çelik, sendikal harekette çıkış arayanlara, emeği, sendikaları yeniden keşfetmek isteyenlere, emek tarihine ilgi duyanlara, taptaze,umut dolu, değerli bir hediye verdi.

Aziz Çelik, Vesayetten Siyasete Türkiye’de Sendikacılık (1946-1967), İletişim Yayınları, Kasım 2010, 651 sayfa.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: siyaset / vesayet /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.