KESK’te Grupçu Vesayetten Sınıf Siyasetine Geçiş İçin: “Taban Hareketi”

Taban Hareketi - 15 Ocak 2011 - 2011 KESK Kongresine Giderken / İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail


8–9 Ocak tarihlerinde Ankara’da KESK Olağanüstü Genel Kurul’u yapıldı. Genel Kurul’da MYK’nın raporları aklandı. Demokratik Emek Platformu (DEMEP), Devrimci Kamu Çalışanları (DKÇ), Kamu Emekçileri Cephesi (KEC), Emek Hareketi (EH) ve Sendikal Birlik (SB) gruplarının hazırladığı liste yönetime seçildi. 510 delegeden 273’ü seçimlerde oy kullandı. Oyların 257’si geçerli sayıldı ve liste geçerli oyların 240’ını alarak seçildi.

Seçim sonuçlarına göre KESK MYK’sının, bir üye hariç tamamı değişti. Geçen yönetimden Akman Şimşek yine seçildi. Genel Başkan Büro Emekçileri Sendikası (BES) Genel Sekreteri olarak görev yapan Döndü Taka Çınar oldu. Genel Sekreter Kasım Birtek, Mali Sekreter Yaşar Gül, Kadın Sekreteri Canan Çalağan, Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri Akman Şimşek, Basın Yayın Sekreteri Hamide Yiğit, Hukuk-Uluslararası İlişkiler Sekreteri İlhami Şahbaz KESK’in yeni yönetimini oluşturdu.

Kurultaya Gidiş Süreci

KESK’i olağanüstü kurultaya götüren süreç taciz iddialarıyla başladı. İddiaların muhatabı Genel Sekreterin istifa etmemesi üzerine, Genel Başkan ve TİS-Hukuk Sekreteri istifa etmişti. MYK bir süre yönetimini eksik üyeyle sürdürdü. İç hukuk süreçleri işletildi. KESK Genel Sekreteri ve Kadın Sekreteri yönetim kurulu üyeliklerini devam ettirerek, görevlerinden istifa ettiler. Bunun üzerine MYK olağanüstü genel kurul yapılmasını kararlaştırdı.

Olağanüstü Genel Kurul çağrısı, istifalar sebebiyle örgütün işletilmemesine dayandırıldı; en genel anlamıyla yönetim kurulunun başarısız olması nedeniyle “yönetim kurulunun geri çekilmesi”ni gerçekleştirmek üzere tasarlandı; Genel Kurul gündemine “taciz” iddiası alınmadı.

Kurultayın gündemini olağanüstü süreci başlatan taciz iddiaları oluşturmadı, dolayısıyla sürecin bütün siyasi ve hukuki sonuçlarını değerlendirmesi, ortadan kaldırması; sorumlularını cezalandırması, mağdurlarının maddi ve manevi kayıplarını gidermesi görevi,  gündem olmadı.

Kurultaya Hâkim Olan Hava

Genel Kurul ne olağanüstü süreci yaratan sebepleri sorgulayacak iradeyi yansıtıyordu, ne de bu olay üzerinden bir yenilenme ihtiyacını ortaya koyacak ya da başlatacak bir heyecanı. Delegasyonun ruh hali yıllardan beri süre gelen alışkanlıkları, kanıksanmışlığı yansıtıyordu.

Delegeler, gerçek kurultayın kapalı kapılar ardında yapıldığını, kendi iradesinin de oraya tabi olduğunun bilincinde gibiydi. Ortamın sakin oluşu demokratik bir olgunluğu değil, yıllardan beri tekrar ede gelen oyunun yinelenmesinin vermiş olduğu kanıksanmayı, bıkkınlığı ifade ediyordu.

Keza, demokratik olgunluk en asgari düzeyde, herkesçe doğru kabul edilen bir sloganın herkesçe tekrar edilmesini ve alkışlanmasını gerektirirdi. Ortak bir heyecan, ortak bir coşku; ortak bir hedef, omuz omuza olmayı, dayanışmayı ifade ederdi. Oysa irili ufaklı her grup, sadece ve sadece kendi sözcüsünü alkışlayarak ve ‘kendi sloganını’ tekrar ederek aslında diğerlerine karşı bir tahammül sorununun da olduğunu ortaya koyuyordu.

MYK tarafından hazırlanan açış konuşması, konuşmacı tarafından bir kenara konulup irticalen ve Akman Şimşek’in siyasi perspektifine uygun bir içerik, üslup ve sunum olarak ortaya çıktı. Bu bakımından son derece yetersiz, içi boş, ajitasyon ve hamaset yüklü bir dille karşılaştık. Meselenin (iddiaların) MYK tarafından nasıl görüldüğüne dair en ufak bir ipucu vermeyen; MYK’yı savunan bir konuşmaydı.

Daha sonra siyasi eğilimlerin temsilcileri uzun uzun söz alarak ilk konuşmaları yaptılar. Demokratik Emek Hareketi adına Eğitim Sen eski Kadın Sekreteri konuştu ve bu süreçte kadınlar olarak ve grup olarak eksik ve yanlış yaptıklarını kabul etti ve bir özeleştiri verdi. Daha sonra kürsüye gelenler de konuyu yok hükmünde saydılar ve eski eleştirilerini tekrar ettiler.

Genel Kurulun Tarafları

Kurulda sosyolojik olarak üç taraf vardı.

Birinci taraf, taciz iddiasını ortaya atan ve arkasından temsilcilerini istifa ettiren grup. İddiasının arkasında duramadı. Sürecin başından beri, örgütün hemen her platformunda, toplantısında konuyu dile getirmeyi bir siyasi amaç olarak ele alan Demokratik Emek Meclisi (DEM) grubu, konuyu istismar eden tutumu sebebiyle ağır eleştirilere uğruyordu.

Bu grup, iddianın ortaya çıktığı zaman ile istifa ettikleri zaman aralığında kalan altı aylık sürede yapılan ‘pazarlıkların’ örgüt tarafından görüldüğünü fark etmiş olmanın tedirginliğiyle alttan alıyor; sürecin dışında kalmamak için uğraşıyor; bir kadın konuşmacıyla bile kendini temsil etme cesaretini gösteremiyordu.

“ …bu çatı altında taciz denilen çirkin bir olay gerçekleşmiştir. Bu olayın ne KESK kültürüyle ne de kadın mücadelesiyle savunulabilir bir yanı yok. Biz bu lekenin KESK’e sürülmesine karşı olduk, karşı oluyoruz. Bu genel kurulun bu lekeyi temizlemesi, muhatabından hesap sorması, mağdurunun da haklarını iade etmesi gerekir” gibi bir tavır gösteremedi. Gösteremediği gibi, çok fazla gizleyemediği bir mahcubiyeti, pişmanlığı ele veriyordu. Tek tek üzerine kapanan kapıları yeniden aralama çabası içinde olduğu, sözcülerinin üslubuna yansıyordu.

İkinci taraf iddianın muhatabı olan taraftı. Onlar da başından beri ileri sürdüğü ‘komplo’ yanıtının ardında durmadı. Gerek MYK adına ve gerek KESK Kadın Sekreterliği aracılığı ile yapılan yazılı açıklamalarda; siyasetlerle yapılan görüşmelerde sürdürülen iddia ve tavır kongrede gösterilmedi.

Taciz iddiasının muhatabı olan Genel Sekreter grup kararı ile salona sokulmadı. Kadın Sekreteri de bir süre sonra salondan ayrıldı. Grup adına kongrede yapılan konuşma özeleştiri içeriyordu.

Bu durum, iddianın grup tarafından kabul edildiğini ve Genel Sekreterin de grup kararıyla geri çekilerek, bir tür ‘itibarsızlaştırılmadan’ cezalandırıldığı anlamına gelmektedir. Böylece Demokratik Emek Platformu (DEMEP), üyesi olan Genel Sekreteri iddia sahiplerine ve genel kurula karşı korumuş, ancak cezasını da kendi iradesiyle vermiş oldu.

Üçüncü taraf, iddia eden ve muhatabının dışında kalan geniş kesimlerdi. Olayın sorgulanmasını, taraflara eleştiri ve öz eleştiri çağrısı yapması gereken kesimdi. Olaydan hareketle sendikayı bir bütün olarak sorgulaması, yapısal problemlere dikkat çekmesi gereken taraftı. Ancak üzerine düşen tarihi görevi yerine getirdiğine ne yazık ki tanık olamadık.  Devrimci sendikal Dayanışma (DSD) 2008 kongresinin hesaplaşması içindeydi ve haklı çıktığının kabul edilmesini istiyordu. Tıpkı açılış konuşmasında olduğu gibi; içi boş, hamaset yüklü, ajitasyon kokan konuşmalarla ‘görevini’ tamamladı.

Olağanüstü Kongre Olağan Kongre Sürecinin Gölgesinde Kaldı

Seçim ittifakları, gruplar arası rekabet, grupların diğerine göre pozisyon arayışı, siyasetin, yapısal sorunların, taciz iddialarının üstünü kapattı.

Taciz olayının münferit bir olay olmadığını, yapısal bir bozulmanın, kültürel bir yabancılaşmanın önemli bir göstergesi olarak ele alınması, 4688 sayılı yasanın bu bozulma ve yabancılaşmaya önemli bir etkisinin olduğunun belirlenmesi,  KESK’i önümüzdeki dönemde yenileyecek, kuruluş ilkelerine tekrar işlerlik kazandıracak bir dönüşüme işaret edecekti. Ancak olmadı. Alışıla gelen siyaset yapma tarzı, ittifak arayışı, ‘küçük olsun benim olsun’ anlayışı, kadını ve taciz olayını araçsallaştırdı.

KESK’li kadınların, kadın mücadelesi veren kuruluşların, feministlerin bu nüansı görmemesi de ayrı bir talihsizliktir. Onlar da “komplo yok taciz var” ekseninde konuyu ele alarak, yapısal sorunları görmezden gelen; tacizi siyasal bir dövüş ve şantaj aracı haline getiren Genel Başkan ve çevresiyle sonuç itibariyle yan yana oldular.

Sonuç

KESK olağanüstü kongresi taciz olayını ya da iddiasını; gerçekleşip, gerçekleşmediği üzerinden değil, böyle bir mesele üzerinden siyaset yapılmasını, dolayısıyla kadını da bu siyaset yapma tarzının, siyasetin aracı haline getirmesini reddetmesi,  kurumsal olarak kendini yenileyebilmesinin en önemli işareti olabilirdi. Bu olmadı. Yapısal bir dönüşümün önü kapanmış oldu. Buna rağmen, KESK’te bürokratikleşmenin en tipik temsilcileri olan ve her türlü pragmatizmi siyaset sanan bir kliğin tasfiye olmuş olması bu sürecin en olumlu sonucudur.

Olağanüstü genel kurul bu sürecin hukuki sonuçlarından bir kısmını (MYK’nın yenilenmesi gibi) ortadan kaldırmış ama sürecin ortaya çıkmasına yol açan sebeplerin üstünü örtmüştür. Genel Kurul, bu süreci aratacak; başka istenmeyen sonuçların doğmasını önleyecek her hangi bir siyasi ya da hukuki karar da almamıştır. KESK MYK’sı geri çekilmiştir; bu bir özeleştiri olarak algılanabilir; ancak yeni yönetimin oluşma biçimi grupçu vesayetin de devam ettiğini göstermektedir. 2011 Olağan Kongresinde bu durumdan daha iyi bir sonuç alınabilmesi, tabanı karar alma süreçlerinde etkili kılacak araçların yaratılmasıyla ancak mümkün olabilir.

Taban Hareketi bu misyonu temsil etmekle birlikte, KESK’te dönüşüm için gerekli delege gücünü bugün için ifade etmediğinin bilincindedir.

Taban Hareketi, neo liberal saldırılara ve AKP hükümetine karşı mücadele edenleri birleştirmeyi, mücadele edenleri yan yana getirmeyi “Grupçu Vesayetten Sınıf  Siyasetine Geçiş” yapabilecek bir taban kuvvetini biriktirmeyi önemsiyor. Köklü bir değişim için, KESK’te kişilerin değişmesinin yeterli olmadığını, sendikal anlayış değişikliğinin gerekli olduğunu bir kez daha vurgulamayı gerekli buluyor.

***

EK: Taban Hareketi’nin Süreçteki Sorumluluğu

2008 Kongreler sürecinde bugün DEM adını kullanan (o gün Eşitlikçi Özgürlükçü DSD içinde yer alan) arkadaşlarla birlikte hareket ettik. Bu arkadaşların politik geriliği, benmerkezciliği, iktidar düşkünlüğü ve tasfiyeci tutumlarını o zaman da görüp eleştirmemize rağmen siyasal (Ufuk Uras) sürecine şans vermemiz sebebiyle birlikte yürüyüşümüzü sürdürdük. Ancak mevcut kavrayış ve anlayışla başarılı bir sonuca ulaşmanın mümkün olamayacağını gördük, fakat guruba anlatamadık.

En üst ifadesini 2008 KESK kongresinde gösteren zaaflara karşı, kongrede 43 delegeyle “boş oy” kullandık. Ancak hem Eğitim Sen’de hem de KESK’te yönetimin oluşmasına fiilen destek vermiş olduk.

Sonraki süreç bir ayrışma süreciydi. Taban Hareketi’ni oluşturduk ve bağımsız bir sendikal çizgi izledik. Eleştirilerimiz siyasi süreç içindeki arkadaşlar tarafından da anlaşılmadı; “psikolojik” önyargı olarak değerlendirildi. EDP’yi oluşturan siyaset, bugün DEM’i oluşturan bürokratik, tasfiyeci eğilime destek verdi.

Tasfiyeci ekip Eğitim Sen 1 Nolu şubede Emek Hareketi ve Demokratik Emek Platformu ile birlikte tasfiyeci bir operasyon düzenledi; şube başkanını görevden aldı. Gurup içinde muhalif olan arkadaşları istenmeye kişiler olarak ilan etti.

Tasfiyeciliğin ve sekter tutumun KESK yönetiminden tasfiye edilmesi bu sürecin en olumlu sonucudur. Ancak tasfiyeciliği mümkün kılan siyasal anlayış ve tüzüksel yapı KESK’te ve KESK yönetiminde varlığını devam ettiriyor.

EDP ile sonuçlanan siyasal süreç Taban Hareketi içinde de bir ayrılığa yol açtı ve 2008 KESK kongresinde birlikte hareket ettiğimiz arkadaşlarımızın bir bölümü “siyaset dışına düşmemek” adına EDP içinde yer aldı ve DEM yapılanmasına geri döndü. Bizimle ortak eleştirileri bugün de DEM içinde devam ettiriyorlar ve “aşırı muhalefet” çizgisi izliyorlar.

Toplamı içinde KESK’te yaşanan olumsuz sürece dair üzerimize düşen bir sorumluluk olduğunu biliyoruz ve özeleştirisini veriyoruz. Bugün için Taban Hareketi DEM sürecinden bağımsız ve politik olarak belirli bir partinin emek alanındaki kolu olma niteliğinde değildir. İçinde farklı siyasal aidiyetleri olan, esasen sendikal perspektifte anlaşmış kamu emekçilerinden oluşmaktadır. Hedefini işçi sınıfı içindeki mücadeleci eğilimlerle birleşerek, işçi-kamu emekçisi olarak ayırmadan “ortak örgütlenme” fikri zemininde belirli bir birikime ulaşmaktır.

Önceki süreçten bir arada olduğumuz yapının DEM ve Taban Hareketi içinde yer almış olması, tamamının ayrı bir yerde toplanamaması, siyasi tanımlanmamızda ve algılanmamızda bir engel olarak karşımıza çıkmıştır. Taban Hareketi kimdir, sorusuna yanıt verme ihtiyacı öne çıkmıştır. Dolayısıyla KESK Olağanüstü Kongresinde diğer sendikal yapılara hareketimizi anlatmayı seçtik. DEM çevresinden ayrı olduğumuzu sendikal kamuoyuna anlatma gereğini yerine getirdik

Dolayısıyla Taban Hareketi DEM’den farklı yanlarını ifade etmeyi önemsedi. Bunu da başardığımız kanaatindeyiz.

Taban Hareketi önümüzdeki kongreler sürecinde bağımsız bir sendikal hareket olarak, sonuçlar üzerinde durmaktan çok sorunların nedenleri üzerinde durmayı tercih ederek sendikal harekete yeni bir siyasi perspektifin kazandırılması için çalışacaktır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: KESK / taban hareketi /

Comments

  1. bircan şengün diyor ki:

    Emek örgütleri bir şeyler yapsın diye dört gözle beklerken sizler hala kırk kişicik birbirinizi yiyorsunuz.Hala devrimci kadroları seçmek peşindesiniz.İnsan toplum karşısında yüklendiği yükümlülükten utanır da kendine bir çeki düzen verir.Doğru dürüst bir örgüt bile olamamışken oraya seçtiğiniz adamlarla devrim mi?yapacaksınız.Eğer öyle bir kadro seçkinciliğiyle böyle bir niyetiniz varsa biz de ona göre destek sunalım.Doğrusu bizler için sizin toplantılarınız kocaman bir hayal kırıklığı oluyor.Bu tutum 10 yıl önce böyleydi hala aynı.Yaşanan sürece bu direnmek buna denir.Sizin sendikalarınız hiç eğitim çalışması yapmaz mı?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.