Yüzde 10 Cephesi: Ayrı Duranların Ortaklığı

Özcan Özen - 18 Ocak 2011 - 2011 Seçimlerine Doğru / Güncel Politika / İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Bir sıçramaya ihtiyacımız var. Hemen bugün elde edeceğimiz bir zafere; üzerimizdeki ataleti, yenik ruh halini söküp atacak bir galibiyete. İktidarın bir yumurta sertliğinde sallanmasına tanık olduğumuz andaki hoşnutluğa.

Hoşnutluk anında bize “Bizimkiler!” dedirten, bizi “BİZe” sıçratan şeye ihtiyacımız var. Ulaşılmasını geleceği havale etmeyeceğimiz, bugün elde edebileceğimiz; karışık ve karmaşık olmayan, somut ve basit bir siyasi hedefe ihtiyacımız var.

Çok yakın geçmişte birkaç kez “BİZ” olmayı başarmıştık:

Hrant Dink’in katledilmesini protesto etmek için cenazesinde yürüyen 200 binden fazla insan bunu yapmıştı.

2010 1 Mayıs’ın da 300 binden fazla insan bir kez daha bunu gerçekleştirmişti. Bunlar sadece fiziki olanaklar çerçevesinde bir araya gelenlerin rakamlarıydı. Aynı coşkuyu yaşayanlar ya da sonrasında kitleyi gördüklerinde “Bizimkiler” diyenlerin sayısı çok çok daha fazlaydı.

22 Temmuz 2007 seçimlerine bağımsız ortak adaylarla katılmak çok daha somut ve uzun süreli bir galibiyetti. Bu deneyimleri tekrarlamak mümkün.

Akıntıya karşı

2011 seçimlerine “Yüzde 10 Cephesi” ile girilmelidir. Sol-liberalinden devrimcisine, yeşilinden komünistine, Alevi’sinden Kürt’üne Çerkes’ine; tüm toplumsal muhalefet güçleri sadece kendilerini siyasetten yalıtmak için icat edilmiş yüzde 10 seçim barajına karşı oldukları için dahi olsa bu cephenin içinde yer alabilirler -ve almalıdırlar.

Toplumsal muhalefet güçlerinden her biri temsili değil iradidir, bizzat eylemcilerden oluşan örgütlenmelerdir. Daima büyümeyi, kitleselleşmeyi hedeflerler ama devlet tarafından türlü yol ve araçlarla engellenip ülke çapında örgütlenemediklerinden dolayı genellikle bir eylemci örgütlenmesi olarak kalırlar. Siyasi parti olsalar dahi bu gerçek değişmez. Ülke çapında siyaset yapamamak Meclis’te temsili engeller ve bu da kısır döngüyü tamamlar.

Her toplumsal muhalefet birimi sadece seçim barajını geçemediği için, oylarının ya da oy potansiyelinin AKP, CHP ya da MHP milletvekiline dönüşmesine son vermelidir. Hiç birinin tek başına gücü buna yetmemektedir ve yetmeyecektir.

Oysa ortak bir cephe, burjuva siyasi partilerin ve düzen yanlısı güçlerin yer alamayacağı bir “Yüzde 10 Cephesi” yüzde 10’dan çok daha fazlasını temsil edecektir. Meclis’in yüzde 10’unun temsil eden 55 milletvekilinden fazlasını kazanacaktır. Fakat bu sadece ikincil bir sonuç olacaktır. Esas kazanım neo-liberal ve şoven-milliyetçi akıntıya karşı duranların bu akıntıyı durdurma fırsatına kavuşmaları olacaktır.

Başka bir seçim kampanyası mümkün!

Bu akıntı yukarıda anılan günlerde durdurulabilmişti.

Bunlar “pasif zafer”lerdi: Sürekli dayak yiyen bir boksör bile arada rakibini afallatacak sert bir yumruk çakar.

Fakat “pasif zafer” bile bir başka dünya isteyenlere güç verir, kan dolaşımını arttırır, sloganlarını değiştirir: “Gün gelecek devran dönecek…,” türünden kaderci ağıtlar yerini “Yaşasın!” ile başlayan ve birliği, birliğin gücünü vurgulayan kükremelere bırakır.

Yukarıda anılan iki günün ikisinde de toplumsal muhalefet birimleri kendi eylemci yekunundan fazlasını çekebilmiş, fazlasına hitap edebilmişti. Bir yerlerde duran gönüldaşlar, yoldaşlar ortaya çıkıp saflara katılmış “pasif zaferi” sağlamışlardı. Bir yandan eylemden vazgeçmeyenler, diğer yanda onları nerede bulabileceğini bilenlerin “sınırlı sorumlu” ama coşkulu buluşması.

Yüzde 10 Cephesi bunu tekrar yaşatabilir ve kalıcı kılabilir. Bu olanak ve potansiyel var. Pasif zaferler bunu kanıtıdır. Yalın bir Yüzde 10 Cephesi yeter.

Cephede her toplumsal muhalefet birimi kendi talepleriyle yer alacak ve temsil edilecek; geçici, ortak bir parti çatısı altında ortak adaylarla seçime girilecek, istenirse ortaklık Meclis’te bitirilir. Bitirilmemesi iyi olur ama engel de olunmamalı. Önemli olan ortak vurabilmek, ayrı durulup durulmayacağı tali bir meseledir. Bir kez bunu sonuç alıcılığını görünce ortak davranmaktan kolaylıkla vazgeçilmez, fakat öncelikle bunun kanıtlanması gerekir. Kanıtlanana kadar “ilkesel olmak” adına mutlak sınırlar çizmeye yeltenilmemelidir. Bu bir Cephe, Parti değil; parti kurumu bir seçim takiyesi.

Ortak adaylar her toplumsal muhalefet biriminden seçilebilir, sonuçta muhtarlıktan milletvekilliğine kadar adaylar belirlenecektir. Temsil birimlerin gücüne göre değil, mümkün olduğunca çok birimi temsil edebilme yeteneğine göre olacaktır. Talepler ne kadar sadeleştirilirse o kadar güçlü bir cephe oluşturulabilir ve cephe adayları belirlenebilir. Burjuva siyasetçilerine oy verirken sahip olunan beklentilerden fazlasını düşünenler zaten adayların seçilmesi halinde taleplerinin takipçisi, temsilcilerinin denetleyicisi olacaklar demektir ki bu da Cephe’nin gücüne güç katar.

Basit ve yalın bir Yüzde 10 Cephesi tüm toplumsal muhalefet birimlerinin bugün ihtiyacı olan siyasi kıpırdanmayı ve sıçramayı gerçekleştirecek bir hedeftir.

Bugün

Belirsizliğe ve geleceğe değil somut bir hedefe ve bugüne muhtacız. Ne geçmişte yaşarız ne de gelecekte. Geçmişin dersi ve anısı; geleceğin umudu ve kurgusuyla bugün yaşarız. Geçmişin büyüsü ve geleceğin hayali bizi sadece melankolik kılmakla kalmaz aynı zamanda bugünü yaşamaktan da mahrum eder. Bugün ise bir sıçramaya ihtiyacımız var.

8 Ocak 2010

(Devam edecek)

* Bu yazı sendika.org ve soldefter.com sitelerinde aynı anda yayınlanmaktadır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 2011 seçimleri / yüzde 10 barajı /

Comments

  1. selcuk diyor ki:

    akıntıya karşı 2011 seçimlerine “Yüzde 10 Cephesi” ile girilmelidir. Sol-liberalinden devrimcisine, yeşilinden komünistine, Alevi’sinden Kürt’üne Çerkes’ine; tüm toplumsal muhalefet güçleri sadece kendilerini siyasetten yalıtmak için icat edilmiş yüzde 10 seçim barajına karşı oldukları için dahi olsa bu cephenin içinde yer alabilirler -ve almalıdırlar. –yazıdan alıntı—

    bu laflar, türkiye solunun bir kısmı tarafından yıllardır söyleniyor. ancak herhangi bir program etrafında kümelenmemiş, ilkesiz ittifakların ve parlamenterizmin ana eksen olduğu “seçim ittifakları”nın sonucunu gördük.

    parlamenterizmi hedefleyen değil, işçi sınıfı ve Kürt halkının, burjuva kamplarından bağımsız bir siyasi programı çercevesinde biraraya gelinmiş bir seçim kampnayasına ihtiyacımız var.

  2. Tarık diyor ki:

    Hayat, maçlarda istenilen ortayı almadığı için bir kenarda takım arkadaşlarına çatan forvet oyuncusu durumuna müsaade etmez. Ya gol atılacaktır, ya da hiç değilse dönüp defansa destek verecek, ama en çok ta koşturacak, biraz da ciğerini sahaya bırakacak topçulara ihtiyaç duyar.
    Yıllardır sol bugüne kadar hiçbir zaman olmadığı gündem dışılığı daha da arttıracak “işler” yapmaya devam etmektedir. Burjuva ideologlara, her türden sivil toplumculuğa, uzlaşma arayışına, ne AKP ne Ordu basitliğine sıkışan ideolojik donanımsızlığı da bileceğiz.
    Sorun da çözüm de aşağı yukarı kendimizde, programımızda.
    Tunus’ta bir tür ön devrimci duruma dönmemek için günlerdir TV lerde anarşi ortamı diyen de bir, aynısını bir de Lübnan’da, cezayir’de yaşamayayım diye birsürü toplantı ve hibe önerileri getiren AKP sinden Sarkozy ye kadar adamlarda aynı.
    sorun Mülkiyeti kaybetme ise yeşili ordusu Batılısı “yahudisi” siyonisti birleşti bile.
    sadece ve sadece 2 A4 kadar sayfaya ihtiyaç var, birinde Bankaların kamulaştırılmasından, Borsanın yasaklanmasından, Ulaşımın, sağlığın ücretsiz olmasından, kentsel dönüşümün talanından, işten atılmanın yasaklanmasından,
    ücretlerin kriz öncesi koşullara dönmesinden, asgari ücretin vergi dışı kalmasından bahsedeceğiz.
    Diğerinde de bunu yapacakların “yerini” tarif edeceğiz.
    Onu da hep birlikte yap-a-mazsak sen, ben, bizim oğlan yapacağız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.