Halkoylamasından Seçime Siyasetin Sürekliliği – Yüzde 10 Cephesi

Özcan Özen - 20 Ocak 2011 - 2011 Seçimlerine Doğru / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

“Savaş, siyasetin başka araçlarla devamıdır,” derler; doğrudur. Fakat bu cümleye içkin olan temel anlam unutulmamalıdır: “Siyaset de siyasetin devamıdır.” (Tabii bu kadar kaba bir şekilde söylememek gerekir.)

Siyasette süreklilik esastır.

12 Eylül’den sonra siyaset

“Bu anayasa hepinize yeter,” demişti ‘Yetmez ama EVET’ diyenlerin yüzüne karşı Tayyip Erdoğan, “Zaman yok, gerek de yok; önümüzde 2011 seçimleri var, yeni anayasa sonra.”

Böylelikle halkoylaması sonrası gündem 2011 seçimleri olarak belirlenmişti. Zaten Türkiye’de gündemi belirleyecek iki güç bulunmaktadır: Burjuvazi ile Kürt hareketi. (İşçi hareketi ve sosyalistler “pasif zafer”ler kazanabildikleri bazı anlarda gündeme yerleşseler de belirleyicilikleri sürekli olamamaktadır.) Burjuvazinin temsilcisi gündemi 2011 seçimleri olarak ilan etmiş ve Kürt hareketi de eylemsizlik süreciyle bu gündemi kabul etmiş ve onaylamıştır. Gündem belli olduğuna göre halkoylamasının tarafları 12 Eylül’de kaldıkları yerden devam etmek zorundadırlar.

Siyasette süreklilik esastır. Sol açısından siyasettin sürekliliği bir ortak duruşu, bir cepheyi mümkün ve zorunlu kılmaktadır.

Anayasa değişikliği paketi için 12 Eylül 2010 tarihindeki halkoylamasına karşı alınan siyasi tutumu sürekli kılmak esastır. Bu tarihten önceki siyasetiniz neyse önümüzdeki seçimlere de bu siyaseti taşımak gerekir (Aksi, bir değişimi işaret eder ve zaten değişim siyasetinin sahipleri bunu açıklar).

Sosyalist sol (son) 12 Eylül’de üçe bölünmüştü. Pek çok farklı siyasi irade, sosyalizm adına, üç ana siyasi tavırda toparlanmıştı. Siyasetin sürekli kılınması esas ise, 2011 seçimlerinde üç farklı koldan devam etmek değil ortak bir irade de buluşmak gerekmektedir. Bu irade Yüzde 10 Cephesi’nde vücut bulabilir. Çünkü üç farklı siyasetin savunduklarında ortak bir ana eksen mevcuttur. Bir cephe bünyesinde de farklılar değil ortaklıklar esastır.

Yüzde 10 seçim barajı

Öncelikle, abartmaya ve çubuğu saçmalamaya varacak kadar bükmeye ihtiyacımız yok: “Yetmez ama EVET,” diyenlerin halkoylamasındaki siyasetlerinin sürekliliği gereği AKP listelerinden seçimlere katılması beklenmemelidir. Doğrusu böyle bir şeye şaşıranımız olmaz fakat bu artık bir başka siyaseti ifade eder. O zaman bu, “geleneksel soldan kopuyoruz,” yazılarındaki çocuksu kapristen başka bir şey demektir ve bir başka sınıfın yanında durmayı değil bir başka sınıfın safında olmayı ifade eder.

“Yetmez” demişlerdi. Neden? Mesela, iktidardakiler, çok rahat yapabilecekleri halde seçim barajını yüzde 10 sınırının altına çekmedikleri için “yetmez” idi. Ali Bayramoğlu’ndan Ömer Laçiner’e, Doğan Tarkan’dan Baskın Oran’a liberal olsun sol-liberal olsun tümünün “yetmez” gerekçelerinden biri buydu.

“HAYIR” demişlerdi. Neden? Mesela burjuvazi ve bürokrasinin ile onların tescilli uzlaştırıcısı ve sözcüsü AKP’nin demokrasi ve Kürtlerden korktukları için seçim barajını indirmemesine “Hayır” demişlerdi.

“Boykot” demişlerdi. Neden? Kürtleri yok saymaya devam ettikleri -fakat beri yandan da fena halde varlıklarından korktukları ve yüzde 10 barajını karşılarına diktikleri- için.

Yüzde 10 barajına karşı bu ortak duruş tesadüf değil elbette. Çünkü tüm toplumsal muhalefet güçleri 12 Eylül darbesinden sonraki iktidarların demokrasi iddialarını seçim barajı ölçütünde sınamış ve bunu iktidarları topluma şikayet etmek için kullanmışlardır. Bu, pekala kendileri için de kullanılabilecek bir ölçüttür ve kullanılmalıdır da.

Örneğin anayasa değişikliği paketinin içine seçim barajının düşürülmesi konulsaydı muhtemelen Boykot cephesi oluşmaz, Hayır cephesinin önemli bir kısmı fikir değiştirir, “Yetmez ama Evet” cephesi güçlenir ve sonuçta yüzde 58’den daha büyük bir oranda Evet oyu çıkabilirdi. Fakat bu olmadı ve olamazdı da; çünkü burjuvazi kendi isteğiyle seçim barajını asla düşürmeyecektir; çünkü burjuvazi için seçim barajı, aynı zamanda sınıf siyasetidir ve süreklidir.

Bu sürekliliği artık kırmak gerekmektedir ve bunu ancak yüzde 10 seçim barajına karşı ortak bir duruşu olanların oluşturacakları Yüzde 10 Cephesi başarabilir. Burjuvazinin siyasi gündeminin dışına çıkmak bu siyaseti mümkün kılan sınırlamaları yıkmakla mümkündür

Seçim barajı sınıfsal içeriğe sahiptir

Yüzde 10 seçim barajı neo-liberal politikaların eksiksiz uygulanması için burjuvazinin sınıfsal ihtiyaçları doğrultusunda 12 Eylül darbesiyle ve anayasasıyla uygulanmaya başlamıştır. İki ya da üç partili bir Meclis ve tek parti hükümeti neo-liberal politikaların hayata geçirilmesini –beklentilerin üzerinde– kolaylaştırmıştır.

İlk özelleştirme kararını alan ve bunu gerçekleştiren Özal ve en çok özelleştirme yapan Erdoğan’ın tek parti hükümet dönemleri, sadece neo-liberal politikaların koşulsuz ve engelsiz uygulandığı zamanlar değildi. “Demokrasi” adına umutların en çok yeşertilmesine rağmen en çok hak kaybının yaşandığı, sosyal ve siyasal kazanımların elimizden alındığı, üstü örtülmeye çalışılsa dahi en çok baskının yaşandığı dönemlerdi.

Bu iklimde, sürekli ezilen ve baskı altında tutulan toplumsal muhalefetin pek çok birimi nefes alabilmek ve güç toplayabilmek için “seçim partilerinin” inşasına yönelmiş fakat bu kez seçim barajının sopasıyla mücadele etmiş, aldıkları oylar tek parti iktidarlarının kurulmasına dolaylı olarak hizmet etmiştir.

Burjuvazi, askeri bürokrasi eliyle sahip olduğu ve onunla paylaştığı bu 30 yıllık sınıfsal kazanımından demokrasi adına asla vazgeçmeyecektir. Ancak BİZ, bunu onun elinden alabiliriz. Eğer yüzde 10 seçim barajını bir kez aşabilirsek bin kez aşabileceğimiz kanıtlanacak ve barajın itibarı da hükmü de kalmayacaktır. 2008 1 Mayıs’ında Taksim Meydanı’na barikatları aşıp pek çok kez girip çıkan, birbirinden bağımsız onlarca grubun eylemleri “ayrı duranların ortaklığı”nı ve ortak vurabileceğini göstermiş, bu 2009’de tekrarlanmış ve 2010’da pasif bir zafer olsa dahi sonuç alınmıştı.

Burjuvazinin giremeyeceği bir cephe

Seçim barajı burjuvazinin bir silahı olduğundan Yüzde 10 Cephesi’nde burjuva partileri ve düzen yanlısı güçleri yer alamaz. Neo-liberal politikaları savunanlar seçim barajını kutsal sayarlar ve kendilerinin inşa ettiği bu putun önünde secde ederler. Neo-liberal politikalara karşı olanlar seçim barajını savunamayacakları gibi bu baraj sayesinde Meclis’e girebilen ve iktidar olabilen burjuva partileriyle bir cephe oluşturamazlar, aksi halde savundukları liberalizm karşıtı siyaseti inkar etmiş olurlar.

Yüzde 10 Cephesi’nde halkoylamasında olduğu gibi şu ya da bu şekilde burjuvaziyle yan yana düşülmeyecek; kazayla, istemeden ya da “istemiyorum ama ne yapalım” şikayetlenmelerine gerek kalmayacaktır çünkü bu cepheye burjuvazi ve neo-liberal politikaların savunucuları giremez.

Aşılamayan seçim barajı, başta işçiler ve Kürtler olmak üzere tüm ezilenler için neo-liberal politikaların daha da şiddetlenerek uygulanması ve tüm sosyal hakların gasp edilmesi anlamına gelecektir. Bu saldırıyı karşı durmak şöyle dursun, savunmayan bir tek burjuva partisi yoktur. Bu yüzden neo-liberal politikalara karşı olanların yüzde 10 seçim barajının aşılması, işlevsizleşmesi için Yüzde 10 Cephesi’ne destek vermesi gerekir. Ezilenlerin toplamının mevcut örgütsel gücü bu cephenin başaralı olmasının güvencesidir, yeter ki birliği, cepheyi oluşturmayı becerebilelim. Birliği sağlamanın yaratacağı çekim gücü aritmetik toplamın üzerinde bir güce tekabül edecektir.

Düzen, son 30 yıldır tıkır tıkır işleyen bir düzenek haline gelmiştir ve tokmağını bıkıp usanmadan ezilenlerin başına vurmaktadır, bu seçmece ve eşitsiz bir darbeler silsilesi olsa da herkes nasibine düşeni almaktadır; nasip, bu düzenek tarafından belirlenmektedir. Yüzde 10 Cephesi bu düzeneğin çarkına sokulacak çomaktır.

Düzeneğin çarkı olmaktansa, çarkın dişlileri arasında ezilmektense, çomak olalım.

Seçim sunuyorlar bize. Cennet vadediyorlar.

Cehennemi yaşatıyorlar.

Seçelim ama onları değil. Cehennem olalım ama onlara.

Bu kez bunu bağımsız adaylarla başaramayız;  çünkü “Temsille yetinmek asimilasyona davetiyedir.”

10 Ocak 2010

(Devam edecek)

* Bu yazı sendika.org ve soldefter.com sitelerinde aynı anda yayınlanmaktadır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 2011 seçimleri /

Comments

  1. kerim dönmez diyor ki:

    Kuşkusuz yazı çok iyi niyetli ve doğru saptamalar yanında çelişkileri de var var.Soldaki yarılmanın 12 Eylül Referandumunda üç somut tavra dönüştüğünü söylemek doğru da yarılma daha eski ve ideolojik farklılıktan kaynaklanıyor. Şimdi yazarın ” ‘Yetmez Ama EVET’diyenlerin siyasetlerinin sürekliliği adına AKP listelerinden seçime girmeleri beklenmemelidir.Gerçi böyle bir şeye şaşıranımız olmaz (…)” dedikten sonra bunları yüzde on cephesine davet etmesi bence şaşırtıcı olmuştur.Evet bunların AKP listelerinden seçime girmesi gerçekten de beni şaşırtmaz ;ancak neo-liberalizm karşıtı yüzde on cephesine davet edilmeleri benim için gerçekten de şaşırtıcıdır.Çünkü gerek bir akım olarak anılan siyaset gerekse de bu akımı savunan ve yazıda adı anılan kişilerin (her ne kadar aralarında nüans faklılıkları olsa da) neo-libralizmle bir dertleri yoktur.Küresel kapitalizmin demokrasiyi geliştirdiğini ,sınıf mücadelesinin bir öneminin kalmadığını hatta AKP’nin “devrimcisi” bir parti olduğunu söylüyorlar.Türkiye’de Özal’la birlikte taşaronlaştırmanın ,işsizleştirmenin ,özelleştirmelerin öncülüğünü yapan AKP’ye karşı bir tek ekonomik itirazlarını bulamazsınız bunların.Siyasette ise zaten yanında durdukları belli.Bu akımın çalışma yaşamına ilşkin bir tek itirazı olmamıştır AKP’ye .Şimdi bunladan neo-liberalizm karşıtı bir tavır beklemek neye dayanılarak yapılıyor anlayabilmiş değilim.Bu akım, 2.Enternesyonal içinde belirginleşen sağ akımdan daha da kötü bir kırılmayı gerçekleştirmiştir.Çünkü ilk sosyal demokrat kırılma ,sınıf uzlaşmasını temel almış emek eksenli dili bir miktar koruyarak süreç içinde kapitalizmin yanında saf tutmuştur.Oysa bizim “liberaller”imiz ve “sol liberaller”imiz vahşi bir neo-lberalizmin ve onun Türkiye’deki pervasız sürdürücüsü sağ-muhafazakar bir partinin yanında yer almaktadırlar. Üstelik bu parti otoriter bir dil kullanan bir partidir.
    Türkiye’de güç siyasetine soyunan sol akım ve kişilerin başına ne geldiği ,ne dönüşümler geçirdikleri ayrı bir konudur.Bu bağlamda Aydınlık hareketini ve Yalçın Küçük’ü hatırlamkta yarar var.Güçlünün yanında durarak siyaset yapmaya soyunan “liberal” ve “sol liberal”lerin de benzer süreçlerden geçecklerini görmek gerek.Bu bağlamda Sırrı Süreyya Önder’in ” Sağdıç Emeği” başlıklı yazısı oldukça öğreticidir.
    Özcan Özen’in yazdığı gibi “Temsille yetinmek asimilasyona davettir.” Ancak ,asimilasyondan korunayım derken ,asimile olanlara hiç bir şey olmamış gibi davranmak da toptan asimilasyona neden olabilir.Hadi ben S.S.Önder kadar ince değilim.Bizde bir laf var:” El şeyiyle gerdeğe girilmez.” Girenlerle de birlikte olunmaz.İki tavırın birliğine evet ,AKP’yi devrimci görenlerle birliğe HAYIR.

  2. Özcan Özen diyor ki:

    Hayır cephesi “Yetmez ama Evet”çileri AKP’nin yanına düşmekle suçladıkça onlar da HAYIR cephesini MHP’nin yanına düşmekle, CHP’ye benzemekle suçlamaktadır. Üstelik onlara “EVETçiler değil “Yetmez ama EVET”çiler diyoruz Hayır cephesinde ise böyle bir ayrışma yok. Bu dikkat çekici ve ayrıştırıcı değil mi?

    “Yan yana” olmakla “Safta olmak” başka şeyler, şaşırdığınız cümlenin devamında bu ayrım vurgulanmıştı ve benim gibi siz de bu ayrımı ister istemez yapıyorsunuz. Dolayısıyla yan yana düşmek suçlaması sahici bir tartışma yapmak için işlevsel ve izah edici değil ama didişme için gayet uygun. S.S. Önder ile R. Margulies arasındaki yazışmalar da daha çok atışmaya dönüşmüş değil mi? Bence bu yan yana durmak üzerinden bir izah çabası ikna edici olmayacaktır o yüzden vakit kaybetmeye gerek yok (insan bazen kalemine engel olamayıp bunu bir kez yapabilir ama tekrarlamanın da faydası yok).

    Baskın Oran mesela gecekondulara karşıdır ve bunların yıkımını falan destekler ama Ahmet İnsel, Roni Margulies neo-liberal değildir, en azından öyle olduklarını kanıtlamak kolay değildir. AKP’nin ekonomik programına da çalışma yaşamı hakkındaki düzenlemelerine de pek çok sözleri (karşı duruşları) vardır, bir tek bulamazsınız demek ağır olur; vurguları yoktur, ana siyaset eksenleri bu değildir, çubuğu bu yana bükmezler vb. dersek bu, meramımızı anlatmaya daha yakın bir yargı olur. Ama onlara kızgın olduğumuzdan kanıtlayamayacağımız ve demagoji yapmalarına izin verecek yargılardan da kaçınmalıyız. Çünkü bu onların verdiği asıl zararı gizlemeye yarar ve bunda bizim de payımız olur.

    Kendilerini teşhir etmeleri polemikten daha etkilidir. Kaç tane bu şekilde polemik yazısı okudunuz bir bakın. Artık sıkılmamız gerekmez mi? Seçim barajı neo-liberal politikalar için zemini düzlemektedir, teşhir mi istiyoruz, önerdiğim bir teşhir yöntemi değil mi aynı zamanda? Siz onları cepheye niye almıyorsunuz bırakın onlar gelmesin. Ama geleceklerdir, tabii gardları düşmüş olarak.

  3. özcan özen diyor ki:

    Hayır cephesi “Yetmez ama Evet”çileri AKP’nin yanına düşmekle suçladıkça onlar da HAYIR cephesini MHP’nin yanına düşmekle, CHP’ye benzemekle suçlamaktadır. Üstelik onlara “EVETçiler değil “Yetmez ama EVET”çiler diyoruz Hayır cephesinde ise böyle bir ayrışma yok. Bu dikkat çekici değil mi?

    “Yan yana” olmakla “Safta olmak” başka şeyler, şaşırdığınız cümlenin devamında bu ayrım vurgulanmıştı ve benim gibi siz de bu ayrımı ister istemez yapıyorsunuz. Dolayısıyla yan yana düşmek suçlaması sahici bir tartışma yapmak için işlevsel ve izah edici değil ama didişme için gayet uygun. S.S. Önder ile R. Margulies arasındaki yazışmalar da daha çok atışmaya dönüşmüş değil mi? Bence bu yan yana durmak üzerinden bir izah çabası ikna edici olmayacaktır o yüzden vakit kaybetmeye gerek yok (insan bazen kalemine engel olamayıp bunu bir kez yapabilir ama tekrarlamanın da faydası yok).

    Baskın Oran mesela gecekondulara karşıdır ve bunların yıkımını falan destekler ama Ahmet İnsel, Roni Margulies neo-liberal değildir, en azından öyle olduklarını kanıtlamak kolay değildir. AKP’nin ekonomik programına da çalışma yaşamı hakkındaki düzenlemelerine de pek çok sözleri (karşı duruşları) vardır, bir tek bulamazsınız demek ağır olur; vurguları yoktur, ana siyaset eksenleri bu değildir, çubuğu bu yana bükmezler vb. dersek bu, meramımızı anlatmaya daha yakın bir yargı olur. Ama onlara kızgın olduğumuzdan kanıtlayamayacağımız ve demagoji yapmalarına izin verecek yargılardan da kaçınmalıyız. Çünkü bu onların verdiği asıl zararı gizlemeye yarar ve bunda bizim de payımız olur.

    Kendilerini teşhir etmeleri polemikten daha etkilidir. Kaç tane bu şekilde polemik yazısı okudunuz bir bakın. Artık sıkılmamız gerekmez mi? Seçim barajı neo-liberal politikalar için zemini düzlemektedir, teşhir mi istiyoruz, önerdiğim bir teşhir yöntemi değil mi aynı zamanda? Siz onları cepheye niye almıyorsunuz bırakın onlar gelmesin. Ama geleceklerdir, tabii gardları düşmüş olarak.

  4. kerim dönmez diyor ki:

    Özcan Arkadaş, benim herhangi bir kızgınlıktan ya da referandumdaki tavırlarından dolayı böyle düşündüğümü sanmayın.Benim bakışım tamamen ideolojik bir tavırdır ve bunların neo-liberalizm karşıtı olamayacağı düşüncesine dayanmaktadır.Pratiklerine iyice bakmak gerekir. Burada bunun nedenlerini bir kez daha tekrarlamak istemiyorum.Kasım 2008’de sendika org.da yayımlanan \ Sol Liberalizm Üzerine\ başlıklı yazımda teorik bakışımı ortaya koymaya çalışmıştım. Aynı yazı geçtiğimiz aylarda Sol Defter\ de de yayımlandı.Dolayısıyla referandum üzerinden ya da felancaların tavrı üzerinden bir şey söylemiyorum . Adını andığınız kişi ise maalesef tüm solla bir polemik yürütüyor ve onun da sorumlusu S.S.Önder ya da ben değilim.Ancak artık ciddiye alınmaması ve AKP’ye bırakılması gereğini düşünüyorum.\Hayır onu AKP’ye bırakamayız\ diyenler varsa elbet saygı duyarım ,onlar kendileri bilirler.Dolayısıyla sizin bu görüşünüze de saygı duyuyorum ama farklı düşünüyorum.Kim isterse bunlarla istediği cephede birlikte olsun ben olmayacağım.Zaten onlar da kendi cephelerini belirlediklerinden farklı bir yere yöneleceklerini sanmıyorum.Çalışmalarınızda başarılar dilerim .Sevgi ve selamlarımla.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.