Komünizmin Güçleri – (Daniel Bensaid)

Sol Defter - 21 Ocak 2011 - Dünya Solu / Makaleler / Teorik Tartışmalar

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

“Kıta Avrupası’ndaki sosyal reformların ilerlemesini” konu edinen 1843 tarihli bir makalesinde, henüz 23 yaşını doldurmamış Engels komünizmi, “modern uygarlığın genel olgularında verili olan öncüllerin mantıksal olarak zorunlu sonucu” olarak görüyordu. O halde bu, işçilerin “Büyük Devrimde olanları hatırlayarak hevesle Babeuf’ün komünizmini benimsediği” 1830 devrimi sırasında ortaya çıkan mantıksal bir komünizmdi.

Diğer taraftan genç Marx’a göre, bu komünizm hâlâ “dogmatik bir soyutlama” ve “hümanist ilkenin özgün bir ifadesi”ydi. Henüz yeni ortaya çıkan proletarya, “kendini kurtuluşunun doktrinini ortaya koyanların”, “sosyalist sektlerin kurucularının” ve “sınıfsız bir toplum hayalini evrensel kardeşlik binyılı gibi zırvaları geveleyerek ifade eden kafası karışık zihniyetlerin kollarına atmıştı.” 1848’den önce, kesin bir programı olmayan bu hayalî komünizm eşitlikçi tarikatlar ve İkarusvari düşler “kisvesine bürünerek” dönemin politik iklimine musallat olmuştu.

Soyut ateizmin ötesine geçmek için yeni bir toplumsal materyalizme ihtiyaç vardı; bu da komünizmden başka bir şey değildi: “Tıpkı Tanrının yadsınması olan ateizmin teorik hümanizmin ortaya konması ve özel mülkiyetin yadsınması olan komünizmin insanın gerçek yaşamının talep edilmesi olması gibi.” Kaba kilise karşıtlığıyla ilgisi olmayan bu komünizm “pratik hümanizmin ortaya konuşuydu”, zira mesele yalnızca dinsel yabancılaşmayla mücadele etmek değil, dini bir ihtiyaç olarak üreten somut toplumsal yabancılaşma ve yoksullukla da mücadele etmekti.

1848’deki kurucu deneyimden Komün deneyimine kadar, kurulu düzenin yıkılmasını hedefleyen “gerçek hareket”, “sekter saplantılardan” kurtularak ve “bilimsel kesinliğin kehanetimsi tonunu” alay konusu yaparak şekil almış ve güçlenmişti. Başka bir deyişle, başta salt bir fikirden ve “felsefî bir düşünceden” ibaret olan komünizm, siyasal ifadesini buluyordu. Komünizm, baştaki felsefî ve ütopik halinden “kurtuluşun nihayet bulunmuş siyasal biçimine” doğru dönüşümünü çeyrek yüzyılda tamamladı.

1. Geçen yüzyılın sancılarından kurtuluş ve benzeri sözler de nasibini aldı. Ama Lafontaine’in masallarındaki hayvanlar gibi, “hepsi ciddi biçimde yaralandı fakat sağ kalanlar da oldu.” Sosyalizm, devrim ve hatta anarşi sözcüklerinin durumu da komünizmden iyi değildir. Sosyalizmin Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg’un katledilmelerinde, sömürge savaşlarında ve hacim kazanmakla beraber içeriğin yitirildiği devletlerarası antlaşmalarda parmağı oldu. Devrim deyince akla yalnızca şiddet ve terörün gelmesini sağlamak için uluslararası düzeyde sistemli bir ideolojik kampanya yürütüldü. Ancak bir zamanlar büyük düşler uyandıran ve önemli vaatlerde bulunan kelimeler arasından en büyük hasar alan komünizm oldu, çünkü bürokratik reel-politik anlayış tarafından ele geçirilerek totaliter bir projenin hizmetine sunuldu. Bununla birlikte burada esas sorun, tüm bu hasar gören sözcükler arasında hangilerine itibarının iade edilmesi ve hangilerinin tekrar kullanılması gerektiğidir.

2. 20. yüzyılda komünizmin başına gelenler hakkında düşünmeliyiz. Bir sözcükle bu sözcüğün işaret ettiği nesne, içinde bulunduğu dönemden ve tarihte geçtiği zorlu sınavlardan bağımsız olarak anlaşılamaz. Komünizm, pek çok insan tarafından uzun bir süredir, kırılgan teorik ve pratik deneyimlerden ziyade, Çin’deki serbest piyasayı savunan otoriter devleti tanımlarken kullanılıyor. Komünizmin tarihsel ve eleştirel bir dökümünü çıkarma düşüncesi son derece çekici olsa da, bu girişim komünizmin, özgürlüğün kapitalizmin hâkim olduğu döneme özgü formundan ziyade, sanki belirsiz bir adalet ve kurtuluş fikirleri toplamıymış gibi zamanın dışında “sabitler”e indirgenmesini gerektirir. Sözcük etik ve felsefi içerik kazandıkça, siyasal kesinliği azalacaktır. Burada kilit önemdeki meselelerden birisi, bürokratik despotizmin Ekim Devrimi’nin meşru devamı mı yoksa mahkemeler, tasfiyeler ve kitlesel zorla göçlerin yanı sıra toplumdaki ayaklanmalar ve Sovyet devlet aygıtının da gösterdiği üzere, bürokratik bir karşı-devrimin sonucu mu olduğunu sorgulamaktır.

3. Yeni bir kelime dağarcığı karar alınarak zorla oluşturulamaz. Kelimeler zaman içinde, kullanımla ve deneyimde oluşur. Komünizmin Stalinist totaliter devletle özdeşleştirilmesini kabul etmek, geçici bir zafer kazananların karşısında teslimiyet bayrağını çekmek, bürokratik karşı-devrimi gerçek devrim sanmak ve böylece umudun hâlâ canlı kalmasını sağlayan tarihteki yol ayrımlarını ıskalamak demektir. Bu da sahte komünizmlere ve komünizmin karikatürleştirilmesine karşı, yoğun bir tutkuyla komünist ideali yaşayan ve mağlup olan, isimleri bilinsin ya da bilinmesin binlerce kadın ve erkeğe yönelik telafisi olanaksız bir adaletsiz yaklaşım geliştirmektir. Stalinist olmayı bırakınca komünizmi de terk eden ve Stalinist olduğu sürece komünist olanlara yazıklar olsun!

4. Aşağılık kapitalizmin zorunlu ve mümkün “öteki”sini adlandırmak için, komünizm kadar tarihsel anlamı bulunan ve programı komünizm kadar yıkıcı olan başka bir sözcük bulunamaz. Tüm dünyanın talan edilmesine ve özelleştirilmesine karşı, ortak bölüşüm ve eşitlik; iktidarın paylaştırılması; bencil hesaplara ve rekabetin genelleştirilmesine karşı dayanışma; insanlığın doğal ve kültürel ortak mirasının korunması ve meta olmaktan çıkarılmış ücretsiz hizmetlerin temel ihtiyaçları da kapsayacak şekilde genişletilmesini ortaya en iyi bu sözcük koymaktadır.

5. Ayrıca bu sözcük, değer yasası ve piyasa değeri gibi kavramlardan farklı bir toplumsal zenginlik ölçütü sunmaktadır. “Serbest ve bozulmamış” rekabet “başkasının emek zamanının çalınması”na dayanır. Bu, nitelenemez olanı niteleme çabasıdır; insan türü ile yeniden üretiminin doğal koşulları arasındaki ölçülemez ilişkiyi, soyut emek zamanı gibi önemsiz bir ölçüye indirgemeye çalışır. Komünizm niceliksel büyüme rekabetinden niteliksel olarak çok farklı bir zenginlik ve ekolojik gelişim ölçütü demektir. Sermaye birikimi mantığı, toplumsal ihtiyaçların aksine kâr için üretimin yanı sıra “yeni ihtiyaçlar ve yeni kullanım değerlerinin yaratılması” yoluyla tüketim çemberinin sürekli olarak genişlemesini, “yeni tüketim malzemelerinin üretilmesi”ni, dolayısıyla “bütün bir doğanın sömürülmesini” ve “yerkürenin her yoldan sömürülmesini” gerektirir. Radikal bir eko-komünizme duyulan ihtiyacın arkasında işte bu yıkıcı sermaye fazlalığı vardır.

6. Komünist Manifesto’da, komünizm sorunu daha ziyade mülkiyet hususuna dairdir. “Komünizm teorisi tek bir cümleyle özetlenebilir: üretim ve mübadele araçları üstündeki özel mülkiyetin kaldırılması.” – bunun, tüketim maddeleri üstündeki bireysel mülkiyetle karıştırılmaması gerekir. “Her harekette”, “her hususta baş mesele olarak, sorunun o dönemde ne düzeyde geliştiğinden bağımsız olarak, mülkiyet sorununu ortaya koyuyorlardı.” İlk bölümün sonucu olarak okunabilecek son on noktanın yedisi mülkiyeti konu edinir: toprak mülkiyetinin kaldırılması ve tüm toprak kiralarının kamu işlerine harcanması; ağır bir artan oranlı vergi veya dereceli varlık vergisi; üretim ve mübadele araçları üstündeki miras haklarının kaldırılması; tüm göçmenlerin ve asilerin mülkiyetine el konulması; kredilerin bir kamu bankasında toplanması; ulaşım araçlarının kamulaştırılması ve herkese özgür parasız eğitim verilmesi; devletin mülkiyetinde fabrikalar kurulması ve ekilmemiş toprakların tarım arazisi haline getirilmesi.

Bu önlemlerin her biri ekonominin siyasal bir demokrasi; kişisel çıkarların ortak çıkarlar; özel alanın ise kamusal alan tarafından denetlenmesini kurmaya yöneliktir. Söz konusu olan tüm iyelik biçimlerinin kaldırılması değildir; yalnızca çoğunluğun azınlık tarafından sömürülmesine dayanan “temellük biçiminin”, yani “modern burjuva özel mülkiyeti”nin kaldırılması hedeflenmektedir.

7. Marks, iki hak arasında, yani mülk sahiplerinin ortak malları temellük etmesi hakkı ile mülksüzlerin yaşama hakkı arasında “gücün belirleyici” olacağını söyler. Almanya’daki köylü savaşlarından İngiliz ve Fransız devrimleriyle geçtiğimiz yüzyılın toplumsal devrimlerine kadar tüm modern sınıf mücadelesi tarihi bu çatışmanın tarihidir. Bu çatışma, hâkim-sınıfın yasalarının karşısına konulan bir meşruiyetin ortaya çıkışıyla çözülür. Komün, bu yeni meşruiyetin ortaya çıkışına “kurtuluşun nihayet bulunmuş siyasal biçimi”, devlet iktidarının “ortadan kaldırılması” ve Sosyal Cumhuriyet’in gerçekleştirilmesi olarak örnek oluşturur. O, devrimci krizler sırasında ortaya çıkan halkın öz-örgütlenme ve öz-yönetim biçimlerine, yani işçi konseylerine, sovyetlere, milis komitelerine, sanayi kordonlarına, mahalle derneklerine ve tarım komünlerine ilham kaynağı olmuştur. Bunların tümü siyasetin profesyonellikten çıkarılmasına, toplumsal işbölümündeki bir değişime ve toplumdan ayrı bürokratik bir organ olarak devletin sönümlenmesinin koşullarının yaratılmasına yönelik adımlardır.

8. Sermayenin hükmü altında, görünürdeki her tür ilerlemeye bir gerileme ve yıkım eşlik etmektedir. Eninde sonunda olan, “köleliğin biçim değiştirmesidir.” Komünizm yatırıma dönüş ve mali kârlılıktan farklı fikir ve ölçütler gerektirir. Öncelikle, zorunlu çalışma saatleri önemli miktarda azaltılmalı ve tam da çalışma anlayışının kendisi değişmelidir; işçiler çalışma sırasında yabancılaşırken ve ezilirken, dinlence ve “boş zaman”larda kendini gerçekleştirmeleri mümkün olamaz. Komünist proje ayrıca kadın-erkek ilişkilerinde de köklü bir değişim gerektirir: Cinsler arası ilişki deneyimi ilk ötekilik deneyimidir; bu baskı ilişkisi sürdükçe insanlar kültürü, deri rengi veya cinsel tercihi yüzünden çeşitli ayrımcılık ve tahakküm biçimlerinin mağduru olacaktır. Gerçek ilerleme, her bir kişiye özgü bir şekilde bir araya getirilen geliştirilmiş ve farklılaştırılmış ihtiyaçların, her bir kadın ve erkeği tekilliğiyle türün zenginleşmesine katkıda bulunan biricik bir varlık haline getirmesiyle sağlanabilir.

9. Manifesto’da komünizm “kişinin özgür gelişiminin herkesin özgür gelişiminin koşulu olduğu bir birlik” olarak tarif edilir. Bu haliyle komünizm, bireyin kendini özgür olarak gerçekleştirmesinin düsturudur. Bu düsturun reklamlarla desteklenen konformizmin pisliğine bulanmış bireysellikten uzak bireycilik yanılgısıyla veya kışla sosyalizminin kaba eşitlikçiliğiyle karıştırılmaması gerekir. Kişinin özgül ihtiyaç ve yeteneklerinin gelişimi insanlığın evrensel gelişimine katkıda bulunur. Buna mukabil, kişinin özgür gelişimi herkesin özgür gelişimini ima eder, zira kurtuluş tek başına edinilecek bir haz değildir.

10. Komünizm katışıksız bir düşünce ya da kuramsal bir toplum modeli değildir. Bu, yeni bir devlet düzenine ya da yeni bir üretim biçimine verilen isim de değildir. Bundan ziyade, kurulu düzenin sürekli ötesine geçen ve onu ortadan kaldıran hareketin ismidir. Ancak ayrıca bu hareketten doğan, harekete rehberlik eden ve neyin kendisine yaklaştırıp neyin kendisinden uzaklaştıracağını görmemizi sağlayan amaçtır da. İlkesiz siyasete, amaçsız eyleme ve gündelik geçici önlemlere karşı bir kalkandır. Bu haliyle, araç ve amaçların bilimsel bilgisi değil, düzenleyici bir stratejik hipotezdir. Adalet, eşitlik ve dayanışmanın olduğu başka bir dünyaya duyulan tavizsiz düşün; kapitalizm çağında var olan düzeni yıkmaya çabalayan sürekli hareketin ve bu hareketi mülkiyet ve iktidar ilişkilerinde gerçekleştirilecek köklü bir değişime yönelten hipotezin eşzamanlı ve karmaşık bir biçimde adını koymaktadır. Aslında dünyaların en kötüsüne giden en kısa yol demek olan, görece daha az bir kötüye karşı isyan çığlığıdır.

11. Kendi sınırlarından ancak artan bir ölçüsüzlük ve akılsızlıkla kaçınabilen, böyle yaparken de hem insanlığı hem de tüm gezegeni tehdit eden kapitalizmin toplumsal, ekolojik ve ahlaki krizine tanık olmaktayız. Bu durum, iki dünya savaşı arasındaki dönemin tehlikeleri karşısında Walter Benjamin’in dile getirdiği “radikal komünizmin güncelliğini” tekrar gündeme getirmektedir.

http://www.internationalviewpoint.org/spip.php?article1799

Sol Defter Çeviri:

Ekim Savran

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: komünizm /

Comments

  1. Yususf Boraz diyor ki:

    BİZDEKİ İZ DÜŞÜMLERİ

    Uluslararası SOL MUHALEFETİN(Devrimci Marksizmin) yetiştirdiği düşünür,eylem adamı D.Bensait’in yazsını okuduğumda yıllar öncesine gittim.Kemalzm ve Stalnizm okulundan yetişmiş(en çok okunanda örnegin eylül öncesinde Bolşevik Parti Tarihi idi!)koşturan militanlar olarak içinde bulunduğumuz hareket yüzünü bir ÇKP ye bir AEP çevirdiğinde,bunda bir terslik var, ta başından başlamalıyız diyerek Marksa dönmüş K.Manifestoyu seksen öncesi okuyup bunlara Eleştiriye Katkı,Kapital okuma guruplaRI KURMA GİBİ O GÜNKÜ İMKANLARIMIZLA BÜYÜK LAFLAR DA EDEREK TROÇKİYİ DE SIRAYA ALMIŞTIK.
    Yıl 1983 Malatya E tipi cezaevinde ne çok Stalinist vardı.Bizim gibi bir elin parmak sayısı kadar(üç kişi) Troçkist!Resmi TKP nin üst düzey yöneticileri kırkbeş kişilik koğuşlarda çoğunluktaydılar.Ortalıklarda Glasnost vs. yoktu’Ve bu adamlar cezaevindeki hiçbir mahkum eylemine katılmazlardı.Hak alma açlık grevlerinde hiç olmazlardı.Onlar diğer devrimci örgütler yanında düşüncelerinden dolayı devrimci olurdu!!!Militan devrimcilerle ölüm oruçlarına(yirmigün süren açlık grevlerine katılan)bizler karşı devrimci!!!!Ne de olsa onların arkasında Sovyetler Birliğini çepeçevre çevreleyen sosyalist bir sistem vardı degilmi hücre arkadaşım Kenan KALYON!!!
    Bensait’in dediği gibi şimdi o stalinstlerin hiçbiri kominst degil.Biz hala komünistiz.Ve Devrimci Marksistiz..Nİye mi:
    Yeni bir kelime dağarcığı karar alınarak zorla oluşturulamaz. Kelimeler zaman içinde, kullanımla ve deneyimde oluşur. Komünizmin Stalinist totaliter devletle özdeşleştirilmesini kabul etmek, geçici bir zafer kazananların karşısında teslimiyet bayrağını çekmek, bürokratik karşı-devrimi gerçek devrim sanmak ve böylece umudun hâlâ canlı kalmasını sağlayan tarihteki yol ayrımlarını ıskalamak demektir. Bu da sahte komünizmlere ve komünizmin karikatürleştirilmesine karşı, yoğun bir tutkuyla komünist ideali yaşayan ve mağlup olan, isimleri bilinsin ya da bilinmesin binlerce kadın ve erkeğe yönelik telafisi olanaksız bir adaletsiz yaklaşım geliştirmektir. Stalinist olmayı bırakınca komünizmi de terk eden ve Stalinist olduğu sürece komünist olanlara yazıklar olsun!
    Bayragı lekesiz taşımak,gururla dalgalandırmak başka nasıl olur?1905 i,Büyük Ekimi,iç savaşı ve karşı devrimi yaşayan Sevgili ihtiyar ana bir beş yıl verin.Bayrağı yeni kuşaklara aktarmak için diyordu.İçinde D.Bensait gibi siyasal düşünürler de çıkaran bir gelenekten bahsediyoruz?Sahi o resmi kominst parti yazarları şimdi okunuyormu?Bugünki dünyayı açıklayabiliyorlarmı?Bırakalım degiştirmeyi!!Onu terk-i diyar edeli epey zaman oldu.Açıklamaya bile güçleri yetmiyor. Eline sağlık Daniel Bensaid.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.