Durumumuz Yoktur!

Sırrı Süreyya Önder - 28 Ocak 2011 - Güncel Politika / Türkiye / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Her bela kanıksanır zamanla.
Üç şey hariç ki türkülere konu olmuştur: Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.
Bu üç belayı kanıksatacak bir şey henüz icat olunmamıştır.
Yoksulluğun da kendi içinde bir silsilesi vardır. Önü zulmet, sonu zulmettir ama varlıktan yokluğa düşmek, işte o en büyük zillettir.
Siz hiç varlıktan yokluğa düşmediyseniz “Buna da şükür” ya da “Allah bugünümüzü aratmasın” dileklerine, “halkın ahmakça tevekkülü” deyip geçebilirsiniz.
Burada kastedilen ‘varlık hali’ni ille de dert üstü, murat üstü bir zenginlik saymayın.
Evine günde iki ekmek yerine, artık yarım ekmek giren her hanenin, bir önceki hali varlık halidir. Gazete ve televizyonlarda adına ekonomi denilen sayfa ve programlar vardır. Oralarda halk iktisadına, yoksullara, selam bile verilmez. Yıl 365 gün rakamlarla, oranlarla, zengin ama hamiyetli kodamanlara tef çalınır durmadan. Enflasyon demek hırsızlık demektir mesela, bunu duyamazsınız.
En ebleh akıl bile akledebilir ki hırsızlık varsa orta yerde, mutlaka bir de hırsız olmalıdır. Onun yerine binlerce yıl evvel yitip gitmiş olan bir canlıya atfen ‘canavar’ denilir hep, ne demekse! 

Sınıfsal bakış
Kürt sorununa sınıfsal bakış denildiğinde iki tane sorunlu yaklaşım vardır:
Birincisi, ezilen sınıfın kurtuluşu sağlandığında Kürtlerin de kurtulmuş olacağını uman sol yanılgıdır.
İkincisi, “Sorun aslında ekonomiktir!” diyerek, bölgeye yatırım yapıldığında meselenin hallolunacağını vazeden sağ aldatmaca…
Bu iki yaklaşım, eksiklik bazında birbirine hısım akrabadır. Sınıfsal analiz ya da diyalektik bakışı temel aldığınızda olan biten şudur:
Yeminini bile ABD usulüne göre edecek kadar yerli (!) bir Amerikan bulunur. Yanına görev süresi uzatılan bir Ranger Paşa katılır. Paşa emir-komuta ilişkisini “O tak diye emir verir ben şak diye şaklarım!” olarak özetler. Ölüm listeleri hazırlanır ve insanlar keklik misali, güpegündüz avlanmaya başlanır. Binlerce köy yakılır, 4 milyona yakın insan kendi ‘varlık hali’ ile haşrolduğu hanesinden açlığa ve yokluğa sürgün edilir. Bir gecede varlıktan yokluğa düşerler. Ülkenin ucuz ve yoksul işgücü kervanına eklendiklerinde 40 lira olan yevmiyeler, emek arzındaki fazlalıktan dolayı 17 liraya düşer. Yoksul Türkler, zaten iyice küçülen ekmeklerine bu göçmen Kürtlerin ortak olduğuna inanıp her musibeti onlardan bilirler. İki halkın yoksullarını birbirine düşman etme operasyonu tamamlanmıştır artık. Gerisi ekonomi sayfalarında iyiye giden ekonomik göstergeler olarak anlatılır. İnanmayanlar için ‘endişeli sosyal demokratlar’ takviye çıkarlar. 

Beypazarı’nın havucu, Adana’nın pamuğu,
Kürt’ün onuru

Radikal’deki ilk yazılarımdan birinde, köyleri yakılınca Adana’ya göçen Kürtlerin hallerine dair bir yazı dizisi yapmıştım. Yoksulluk kavramını bile utandıracak kadar ağır bir yoksunluk haliyle ayakta kalmaya çalışıyorlardı. Sazdan, samandan, naylon çadırlarda, yirmi yıldan beri yaşayanların izzetine tanık olup aktarmıştım. Birçoğu kopartılıp atıldıkları hanelerinde toprağı olan, sürüleri olan, kendilerince varsıl insanlardı. 12 yaşında bir kız çocuğu vardı, o çadırlarda doğmuştu, adını Baran koymuşlardı. Bir yıl öncesine kadar kabul edilmediği okulla ilgili sıkıntılarını, eksikliklerini, hayata dair özlemlerini anlatırken bir cümle kullandı. Yoksuluz, gücümüz yoktur demiyordu. “Durumumuz yoktur!” diyordu. Aynı kavramı büyüklerinden de duymuştum. 20 yıldan beri hiç sıcak bir banyo yapamamış olmalarını mesela “durumumuz yoktur” diyerek naklediyorlardı.
Malum 5-10 gündür Ankara’dayım. Dün Beypazarı’nda koltukları sökülmüş bir minibüse istiflenerek sabah 7’den akşam 7’ye kadar sizin salatanıza rendelediğiniz havuçları, buz kesmiş çamurlu topraklardan çıkarmaya giden 12 Kürt öldürüldü. Katile isterseniz siz trafik canavarı diyebilirsiniz. Ben bilerek ‘öldürüldü’ diyorum.
Ölenlerin yakınları ağıt yakarken bir muhabir minibüsün olmayan koltuklarını kastederek bir Kürt’e tariz edercesine soruyordu:
“Niçin böyle koltuksuz, emniyet kemersiz minibüslerde yolculuk ediyorsunuz?”
Adamın cevabı üç kelimeden ibaretti:
“Vallahi durumumuz yoktur!”
Hayatını kaybeden, Çakar ailesinden geriye kalan Şeyhmus Çakar, köyleri yakıldığı için 20 yıl önce Ankara’ya yerleştiklerini belirterek “Yaşamamıza izin verilmeyen topraklarımıza, cenazelerimizi vermeye gideceğiz” dedi. Olayı anlatan gazete haberlerinde ‘Kan davası’ göç sebebi olarak anlatıldı ama köy yakma ve boşaltma meselesi buhar olup uçtu. 

Hakikat komisyonu
Bir komisyon kurulursa eğer, şaklayan paşalardan, onu şaklatan başbakanlara varana değin herkese, önce bu tehcirin, bu fukaralaştırmanın hesabı sorulmalıdır.
Tekrar diyalektiğe sığınmanın vaktidir. Tak şak paşaların başlattığı zulüm zincirini, “artık faili meçhullerle kimse öldürülmüyor” diyen AK Parti devralmıştır. Doğrudur da bir bakıma. Gizlenen gerçek Kürtlerin artık yoksullukla öldürülüyor oluşlarıdır.
AK Parti Kürt meselesini çözemez. Siz orduyla anlaştılar da diyebilirsiniz ama sebebi iktisadidir. Yani temsil ettiği egemen sınıflar ittifakı, Kürtleri ucuz kent yoksulları stokunda tutmak istemektedir. Kürt yuvasına dönerse, emek arzı daralacağı için yevmiye 20 liraya 12 saat çalışacak kimseyi bulamayacaklardır. “Bölünecek miyiz yoksa?” paranoyasını sömürü ekmeğine katık edemeyeceklerdir. Ortadoğu’da oluşturulmak istenen yeni emperyal çözümleri yutturamayacaklardır.
Peki sol çözebilir mi?
Yoksullardan yana duran tüm sol Kürtlerle ilkesel bazda birleşmezse tek cevabı var bunun: Vallahi durumumuz yoktur!

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: BDP / Birleşik Mücadele / Kürt sorunu / sosyalist sol /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.