Kompostodur Komutanım!

Sırrı Süreyya Önder - 31 Ocak 2011 - Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Kompostodur Komutanım!

Sırrı Süreyya Önder

Kamuoyunda ‘içki yasağı’ olarak bilinen düzenle-meye karşı çeşitli eylemler örgütleniyor. Bu eylemlerde en çok öne çıkan protesto biçimi ise içki içmek! İşin tam burası bana sıkıntılı gibi gözüküyor. Polisin bu eylemlere yaklaşımı da ilginç. İktidarı protesto anlamında her türden bir araya gelişe karşı, Fatih’in fedaisi Kara Murat gibi cengaverce yaklaşan polis, bu eylemleri gülümseyerek izliyor. “Elleşmeyin, birazdan kendiliğinden yıkılacaklar” der gibi bir halleri var. Neredeyse soğuk meze, ara sıcak servisi yapacaklar, o kadar yani. Ben bu eylemlere pek katılamadım.

Nasıl söylesem, tutarsızlık gibi geldi kendi özüme. Neden derseniz, devrimci faaliyet olarak yer aldığımız bütün mecralarda yaptığımız ilk iş içki ve uyuşturucu kullanımını yasaklamak olmuştu. Fatsa halkı devrimcilere yüreğini açmışsa üç önemli eyleyişin önemli katkısı vardır.

Birincisi, faizin, tefeciliğin yasaklanması ve yapanların halk düşmanı ilan edilmesi. İkincisi, Çamurlu yolların temiz-lenerek yeni yolların yapılması. Üçüncüsü, içki yasağı… İçki yasağı en çok bölge kadınlarının talebiydi ve hayırsız kocaları, yasaktan sonra eve gitmeye başlamıştı. Birçok bölgede de böyle olduğu sır değildir. Gorbaçov mesela, çürüdüğünü düşündüğü Sovyet rejimine karşı ilk iş olarak içki yasağını getirmiştir.

Askeri şarap

İçki konusunda bir müminden pek de farklı düşünmeyen bizler, Mamak Askeri Cezaevi’nde bir gün şarap yapmaya karar verdik. İlk kimin aklına gelmişti bilmiyorum ama üretim sorumlumuzu hatırlıyorum.

Dr. Hikmet Kıvılcımlı çizgisinde olan eczacı ve Kilis’li bir arkadaştı. Kıvılcımlı, bütün ömründe ağzına bir damla içki koymamış ve yoldaşlarına da men etmişti. Aslına bakılırsa bizim derdimiz de içki içmek değildi. Mevcut yasakları delmek için yaptığımız bir muzır bir meydan okumaydı. Haftada bir kez verilen üzüm hoşafının üzümlerini ayırıp fermante etmeye başladık. Maya olarak ekmek hamuru kullanıyorduk. Rehberimiz, Kilis aksanıyla, “Partikülleri illa ki süzücün ağa” diyordu. Günde 5 kez arama yapılan koğuşta bu şarabı saklamak kolay iş değildi. Yakalandığında tüm koğuşu hışlayacakları kesindi. Tam altı ay boyunca sakladık.

Hadi bu sırrı ifşa edeyim, en gözüken yere koyarak saklıyorduk. Asker her yeri didik didik ediyordu da gözünün önünde durana bakmıyordu. Toplumsal meselelerdeki körlüğü de aynen bu aramalar gibidir dar kışla mantığının.

Hikmetinden sual olunmaz

Bu arada her gün birimiz şarap nöbeti tutardık. Yani şarap yakalanırsa, tüm koğuşu yakmamak için birimiz sırayla üstlenirdik bu sorumluluğu. Ben Bektaşi’nin savunmasına benzer bir savunma tasarlamıştım. “Biz komposto niyetine sakladık, Allah’ın hikmetinden sual olunmaz, şarap eylemiş” diyecektim.

Bir gün nöbet sırası kıdemlimizdeydi ve o gün Ramses tabir edilen bir subay nöbetçiydi. Bizleri sayım için dışarı çıkarırlardı. Subay içeri girdi ve gür bir sesle bağırdı. “Kıdemli! Bu ne lan?” diye… Arkadaşımız da şarabın patladığını düşünerek benim savunmamı ödünç aldı ve cevapladı. “Kompostodur komutan!” İçeride derin bir sessizlik oldu. Komutan dışarı çıktı ve kıdemliye “Ne kompostosu lan, raporlular niçin yatakta sayım veriyorlar?” diye sordu. Arkadaşımız meseleyi gargaraya getirip savuşturdu ama biz huysuzlandık. Bu subay akşam bu kompostoyu düşünüp tekrar gelir dedik.

Aklı biraz rötarlı işleyenleri, cuntanın başındakini saymazsak, genellikle işkence ve cezaevi gibi yerlerde görevlendiriyorlardı. İşte aslında yılbaşında içmeyi düşündüğümüz şarabı o gece içmeye karar verdik. Son olarak içine birkaç damla tendürdiyot da ekleyenimiz oldu. İçtik fakat kafayı bir türlü bulamıyorduk. Bilge bir abimiz vardı. Bizim bu halimize bakıp şu özlü sözü söylemişti. “Ne içerseniz için, ancak kafanız kadar sarhoş olabilirsiniz”

Şimdiki eylemleri de muzır bir meydan okuma olarak görmek istiyor insan. Yoksa seküler hayat savunusunu şaraba indirgemek, iktidarın “alın ula, istediğiniz kadar için, yarasın” demesiyle berhava olabilecek güdük bir eylemdir. Biz zamanında içtik, siz şimdi sarhoş olmayın.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Comments

  1. osman diyor ki:

    Bir iki teknik ayrıntıyı hatırlamıyor ya da yanlış hatırlıyor olabilirim ama, şöyle özetleyebilirim: Dışarıdan getirtilen beş kiloluk bir tahta kasa kuru üzüm, 25 kiloluk bir su bidonuna, su ve şeker ilave etmek suretiyle fermantasyon amaçlı basılır; o bidon öylece yirmi gün ile otuz beş gün arasında bekletilir. Sonra, o bekletilen üzümler, kimilerince tülbentle kimilerince topukla basilarak ezilir ve şıra elde edilir. Efendim sonra, çift taraflı bir düzenek düşünün. Sol tarafta, cezaevi duvarlarından birinden sökülmüş bir tuğlanın aralarına, gardiyana iki paket sigara rüşvetle getirtilmiş olan rezistans deli bağlanarak yapılan ocak vardır. Rezistans teli bir klipsle kaçak prize tutturulmuştur. Tuğla ocağın üstünde, ağzı açılmış beş kiloluk bir reçel tenekesi konur, tenekenin yarıya yakın kısmı suyla doludur. Suyun içine, alüminyum bir sürahi oturtulur, sürahinin içi üzüm şırası doludur. Sürahinin boğazında mantar vardır, mantarın ortası delinmiştir; delinen mantarın ortasına, yine dışarıdan rüşvetle getirtilmiş, demir bir boru monte edilir. Montenin etrafına revirden yürütülmüş serum borusu sarılır. Serumlu demir boru, bileşik kaplar misali, önce biraz yükselir, sonra sağa kıvrılarak, elli atmış santim uzunluğundadır. Serum borusunun içinden, üste asılmış bir su bidonundan soğuk su geçmektedir. Reçel tenekesinin içinde kaynayan su fokur fokur eder durur, zaman içinde o su alüminyum sürahinin içindeki üzüm şırasını da kaynama noktasına getirir. Şıra kaynayıp da buhar olarak demir borunun içinden geçmeye koyulur, lakin orada, demir boru üstündeki serumdan geçen suyla soğutulduğu için, derece yüzün altina düser ve içinden geçen üzüm şırasının buharı da öbür uçtan bir şişenin içine damla damla sıvı üzüm rakısı olarak düşer. Zaman içinde, gardiyanlarla edilen pazarlıklar sonucu, anason takviyesi de yapılır. Hatta bir batıl inancı vardır bu mekanizmanın; öbür taraftan düşen damlaların ilk dokuzu yere bırakılır, muhafaza edilmez, çünkü ekmek içindeki şaptan daha vahim derecede iktidarsızlık yaptığı rivayetine kurban gider. Ancak bu üretim aşamasına bir anda gelinmediği, yıllar içerisinde, bu tekniğin bir pet şişe içine basılan üzümlerden elde edilen tadı bozuk, ağızda ekşilik bırakan sayısız denemelerin ardından ilerletildiği, yani buradaki mahkum insanın parlak zihninin işleyişine de bir prim vermek gerektiği unutulmamalıdır…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.