Mısır’da Demokrasiye ‘Düzenli Geçiş’ Mümkün mü?

- 3 Şubat 2011 - Dünya / Güncel Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Mısır’da Demokrasiye ‘Düzenli Geçiş’ Mümkün mü?

Foti Benlisoy– sdyeniyol

Hüsnü Mübarek’in gelecek seçimlerde aday olmayacağını açıkladığı konuşmasının akabinde ABD Başkanı Obama, Mısır’da demokrasiye “düzenli bir geçiş”in hemen başlaması gerektiğini ifade etti. “Düzenli geçiş” (orderly transition) son dönemde Obama yönetimince sıklıkla kullanılan bir ifade. Birkaç gün önce Hillary Clinton, “kimsenin bir boşluktan yararlanmadığı bir düzenli geçiş istiyoruz; demokrasi ve katılımcı bir hükümet sağlayacak iyi düşünülmüş bir plana ihtiyaç var” diye konuşmuştu. Bu tabiri kullanan sadece ABD yönetimi değil elbette.

Britanya Başbakanı David Cameron da Mısır’daki değişim sürecinin “düzenli” ya da “kontrollü gelişmesi gerektiğini ifade edenler arasındaydı: “Daha demokratik koşullara uygun düzenli bir geçiş gerek.” Obama ve Cameron arasında konuyla ilgili telefon görüşmesinin hemen ardından açıklama yapan Downing Street  sözcüsü ise iki liderin Mısır’ın “kapsamlı bir siyasal reform” ve “düzenli bir geçiş” sürecine ihtiyacı olduğu hususunda mutabakata vardıklarını beyan ediyordu. Geçtiğimiz Pazartesi günü biraraya gelen AB dışişleri bakanları da ortak açıklamalarında Mısır’da “düzenli bir geçiş” gerçekleşmesi için çağrıda bulunmuşlardı. Sabık başbakan ve şimdi İsrail-Filistin barış (teslimiyet diye okuyun) görüşmelerinde uluslararası temsilci olan Tony Blair de “değişimin istikrar ve düzen içerisinde yönetilmesi” gerektiğini beyan edenler arasında. Sözün özü, istikrarlı değişime ya da düzenli geçişe ilişkin çok sayıda ve neredeyse birbirinin kopyası beyanat mevcut.

Muktedirlerin arzusu demokrasiye geçilecekse bunun elbette intizam dahilinde gerçekleşmesi, hatta böyle bir geçişin mümkün mertebe “yukarıdan” idare edilmesi. Hiçbir şey değişmesin diye değişimden bahsediyor, “yasalar çerçevesinde” kontrollü demokratikleşme çağrısında bulunuyorlar. Amaç ayaklanmanın açığa çıkardığı muazzam toplumsal enerjiyi soğurmak, kitlesel seferberliği “normalleşme” adı altında nihayete erdirmek. Bu bağlamda önümüzdeki süreçte Mısır’da Mübarekli ya da Mübareksiz bir dizi “istikrarlı” ya da “düzenli” demokratikleşme planının gündeme geleceği aşikâr. Oysa Tunus’ta da Mısır’da gelişen devrimci sürecin kaderini tayin edecek olan şey, kitlelerin ayaklanmayı kontrol edip, düzen için kabul edilebilir sınırlar dahiline çekip masetmeye dönük bu girişimleri boşa çıkartıp çıkartamayacağıdır. Demokrasiye ‘kontrollü’, yani kitle inisiyatifinin önünü açan değil, onu soğuran bir geçişi arzulayan ve bu yolda Eski Rejim’le şu ya da bu ölçüde uzlaşmayı dayatacak iç ve dış egemen güçler karşısında başkaldıran kitlelerin tutumu önümüzdeki süreçte tayin edici olacak. Eğer “sokak” Eski Rejim’le uzlaşma çağrılarına kulak kesilmez, eyleme ve eylem içinde kendi taban örgütlülüklerini inşaya devam ederse Mısır ve Tunus’taki devrimci süreçler daha da radikalleşebilir.

Demokrasiye intizam dahilinde geçiş çağrıları elbette egemenlerin hakimiyetlerini sürdürme, çıkarlarını kollama niyetlerinin ürünü. Ancak meselenin bir de demokrasiden ne anladığımızla ilgili daha “genel” bir boyutu var ki kısaca da olsa değinmek elzem. Elzem çünkü geçtiğimiz dönemde, son referandum süreciyle taçlanan bir “demokrasiye geçiş” hatta “burjuva demokratik dönüşüm” tartışması yaşamıştık. Egemenler arasındaki kamplaşmadan bir demokratikleşme imkânının doğabileceği, aşağıdan mücadeleler olmaksızın yukarıdan bir demokratikleşme sürecinin mümkün olabileceğine dönük yaygın bir kanaat oluşmuştu.
Tartışma biliniyor, uzatmaya gerek yok. Burada önemli olan demokratikleşmenin kitle mücadeleleri olmaksızın “teknik” ve yukarıdan aşağı bir reformlar dizisine indirgenmesi. Türkiye’nin AB üyelik sürecine dair en hararetli tartışmaların olduğu dönemde de bu durum farklı değildi. Bu bağlamda da demokratikleşme, elitlerin yukardan aşağı bir biçimde demokrasiye geçiş sürecini (reformları) nasıl yönettiklerine dair teknik bir tartışma olarak anlaşılıyordu. Aslında Doğu Avrupa ülkelerinden Ortadoğu’ya, Batı merkezli “demokratikleşme” söyleminin merkezinde elitlerin yukarıdan ve kurumsal siyaset kanalları aracılığıyla yürüttüğü bir reform sürecinin teknik ayrıntıları (örneğin Kopenhag kriterleri) bulunur. İşin vahim olan tarafı, bizde “solcu” addedilen kimi kalem erbabının dahi demokratikleşme meselesini mevcut hükümetin reform sürecini sürdürme konusundaki ısrar yahut tereddütlerinden ibaret bir mesele olarak tartışıyor oluşudur. Kitlelerin aşağıdan, militan eylemi ise demokrasiye geçiş tartışmalarında çoktan kapı dışarı edilmiştir.

Anlaşılan “demokrasiye geçiş”, artık kitlelere bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir; daha çok elitlerin reformları gerçekleştirmeye dönük teknik becerisiyle, siyasetçilerin “liderlik kapasitesiyle” alakalıdır. Halbuki, hiç değilse “modern zamanlarda” gerçekleşen her türlü demokratik ilerlemenin ardında geniş kitlelerin seferberliği ve kolektif eylemi vardır. Devrimler ve radikal toplumsal hareketler, anlamlı ve kalıcı her türlü demokratik gelişmenin tayin edici unsurları olmuşlardır. Bu bakımdan demokratikleşme, reformlarla “yukarıdan” gerçekleştirilen bir kurumsal değişimden ziyade, geniş kitleleri mobilize eden sosyal ve siyasal çatışmaların bir ürünü olarak görülmelidir. Demokrasi konusunda gerçek ilerlemeler, evrimsel bir kurumsal reform sürecinin neticesi olmaktan ziyade, Tunus ve Mısır’da olduğu gibi, eski iktidar biçiminin şiddetle sarsıldığı, eski düzeni besleyen meşruiyet kanallarının ortadan kalktığı büyük kitle seferberlik ve mücadeleleri dönemlerinde söz konusu olmuştur.

Dolayısıyla demokrasiye geçişle ilgili her tartışmada biz sosyalistlerin kalkış noktası ezilenlerin ve emekçilerin aşağıdan mücadeleleridir. Tunus ve Mısır’da yaşananlar, bu bazen unutulan basit ve sıradan gerçeğin bir kez daha teyid ediyor. Demokrasiye geçiş yukarıdan idare edilirse (“düzenli geçiş”) kozmetik bir müdahaleden başka bir şey olamaz. Mısır’da muktedirlerin arzu ettiği, istikrarlı bir değişim, yani gayesi her şeyin aşağı yukarı aynı kalması olan bir “değişim”. Köklü bir demokratikleşme süreci ancak kitle eylemlerinin, diktatörlük karşıtı kararlılığın sürmesiyle açılabilir. Yoksa şimdiye kadar kazanılan her şey “düzenli geçiş” adı altında düzene teslim edilecek. Unutmamamız gereken, demokrasinin şu ya da bu renkte siyasal elitin soğukkanlı önerileriyle hayata geçirilecek, intizamla halledilecek “teknik” bir mesele değil, uğruna mücadele eden kadın ve erkeklerin kanı pahasına elde edilebilecek “esasa” dair bir husus olduğu.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Ayaklanmalar / Devrim / Rejimin restorasyonu /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.