Ucube

Sol Defter- Haber - 10 Şubat 2011 - Edebiyat/Sanat / Teorik Tartışmalar

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

UCUBE

keşke bir ‘yıkma emri’ dolayımında konuşmasaydık mehmet aksoy’un heykelini.
ama yapılanlar ve yapılanlara karşı geliştirilen tepkiler bizi dilsiz bırakıyor.
her iki tavra karşı da(ki örtüşüyorlar) sözüm var.

bence başbakan ve mehmet aksoy aynı iktidar dilini kullanıyor. biri ‘çıktığı’ kürsüyle, diğeri ‘diktiği’ heykelle. biri öyle bir ses tonlamasıyla, öyle bir tepeden ve dikine konuşuyor ki kanınız donuyor, diğeri öyle bir heykel ‘dikiyor’ ki, ancak c4’le yıkılabileceğini kendisinin söylediği; devasa ve beton. ikisi de dikey bir dil: totaliter.

sanatın dili akışkandır, kıvrımlıdır, iktidarın yüksek ve dikey diline karşı yatay bir dil kurmalıdır.

ben artık özellikle ‘kamusal alan’ denen yerde bir şeyler ‘dikmek’tense yıkmaktan yanayım. tabii bu başbakanın ‘tez yıkıla’ sı  ile karıştırılmamalıdır.
ve ben ucubeden, tuhaftan yanayım.

ucube kendiliğinden iktidarın karşısında durur, kanonik, akademik, iktidar odaklı sanat anlayışına muhaliftir, tehdittir.

grotesk de ucube de iktidar ve iktidar olan sanat anlayışı tarafından tehdit olarak görülmüştür hep ve hala da öyle görülür. tarihte ucube, muhalif sanat akımlarıyla ve tarafından savunulmuştur(bosch’un tuhaf, ucube dünyasının tekrar sahiplenilmesi gibi) savunulmalıdır.

‘Ucube ve tuhaf, norm dışında kalanı aşağılamak için kullanılan
sözcükler olarak kullanılmışlardır. Rock müziği dinleyen, savaş aleyhtarı
gösterilere katılan  uzun  saçlı karşı-kültür  figürleri ucube
(freak),  kimlik mücadelesi yürüten eşcinsel tuhaf (queer ) olarak
adlandırıldı. Ama karşı-kültür ve eşcinsel özgürlük hareketleri bu
sözcükleri aldı ve gurur duyduğu bir kimliği  ifade etmede
başvurduğu  yeni dilin  anahtar sözcüklerine dönüştürdü. tıpkı daha
yakın bir geçmişte  politik rap’çilerin nigger sözcüğüne yaptıkları
gibi.'(Rahmi Öğdül)

herkes ağız birliğiyle ucubeye saldırırken mehmet aksoy’un norm içi heykeline değil norm karşıtı ‘ucube’ye itibarını geri vermek gerektiğini düşünüyorum.

ayrıca mehmet aksoy’un söyleminde ve pratiğindeki militarist dil, heykelini savunmak için kaleme aldığı metinde kolaylıkla görülüyor.

‘Sarıkamış’ta, Kars‘ta, Çanakkale‘de ölen tüm şehitlerimizin barış arzularını, ruhlarını göğe yükseltiyor bu anıt . Savaşları mahkum ediyor.’ diyor.
şehitlik makamında göğe yükselerek nasıl savaşa karşı olunur? (ermeni meselesi ile ilgili ise tek kelime yok. ilk konuşmalarında da konu sadece ermenistan’dan görülebilecek büyüklükte olmakla çerçevelenmişti zaten.)

‘Heykel sanatı form diliyle konuşur. Bu dili öğrenmek, alfabesini, kodlarını çözmek bir kültür ve görgü işidir.’ diyor.
kodları çoktan çözülmüş ( nazi almanyası’ nda çokça örnekleri olan) bir dil kullanır mehmet aksoy. norm içi, sert, dimdik, erkek bir dil; iktidar üreten bir dil.

mehmet aksoy heykellerinde kadınlar ya doğurganlıklarıyla kutsanıyorlar ya da ölüsünün başında ağlar vaziyetteler.  mesela ‘türkiye’ heykeli devasa bir hamile kadın. ‘kibele çeşmesi’nde ise beyaz mermer gelinleri ve saflığı yansıtıyormuş, içinden akan çeşmesi de emzirdiği çocuklarla evrensel bereket ve cömertliği simgeliyormuş, kendi ifadesi bunlar. (17 ton ağırlığında, 4.80 metre yüksekliğinde bir kibele!) dumankaya modern’ e uygun gördüğü de ‘bekleyen kadın’.

varolan atatürk heykellerine de karşı ama nedeni; atatürk’e yakışmaması. kendisi yaparak bu durumu ‘yerlerde sürünmekten kurtarmak’ istiyor, kurtuluş savaşı’nın halen devam ettiğini düşündüğünü belirterek yola çıkıp ‘selçuk kurtuluş yolu anıtı’ ını yapıyor.

bu ‘kültür’ ve görgü’ nün  neye tekabül ettiği çok açık.

ve dili ayrıca tabii ki didaktik. ‘Heykel ortadan ikiye bölünmüş bir insanın bölünen parçaların karşı karşıya konularak kendi kendine düşman edilmesini simgeliyor. Aralarındaki boşluk bir duvar gibi onları ayırıyor. Boşlukta uzanan el insanlığa uzanıyormuş gibi tutulmayı bekliyor…. insani vicdanı sembolize eden göz ve ondan savaşların acısıyla akan gözyaşı’ ders veren, ilk akla gelebilecek bir bildik  mizansen ve hamaset .

çok uzun zamandır, özellikle de kamusal alanda bu tür kalıcı işlere karşı bir dil kuruluyor sanat alanında. heykelin ne olduğu, artık ‘bir form dili’ olup olmadığı ya da nasıl bir ‘form’ olduğu,  sürekli sözünü ettiği ‘boşluk’ un nasıl kullanıldığı, sesin işin içine girdiği vs. vs. çok konuşuldu ya da konuşuluyor.

‘Başbakanımız vicdanını göğsünde taşımıyor, iktidar koltuğunun arkasında saklamış, görünmüyor. Görünen ve gösterdiği yalnızca güç…’ diyor heykeltraşımız .aslında heykel görünen ve gösterilen de esasen güç. bu da hiyerarşi üretiyor.

‘Öyle kepçeyle ,dozerle yıkılacak bir şey değil. Normal betondan üç misli daha dayanıklı akışkan beton içinde çelik borular ve güçlü bir demir konstrüksiyon var. 1500 ton ağırlığında uçurumun kenarında bazalt kütlelerin üzerinde duruyor. Altında bir tabya var. Ancak C4 ya da dinamitle patlatılabilir.’ insan korkuyor!

ben başbakan’ dan da korkuyorum. dillerinin birbiriyle çok güzel örtüştüğünü düşündüğüm için de mehmet aksoy’un başbakan’ın heykelini dikmesini öneriyorum; biz ‘ucubelerin’ her yerden görebileceğimiz bir tepeye. gözyaşı kanalı da unutulmasın ama!

herkese tepeden bakıp ona bakanları ‘cüce’leştiren bu heykel barışın dilini konuşamaz. (‘cüce’ sözcüğüne dikkat! o da bir ucubedir çünkü) kürsüden gelen yüksek sesin konuşamadığı gibi.

ama mehmet aksoy ya da benzeri kişiler zaten artık bir müteahhitlik müessesesine dönüşmüş bu heykel inşa etme işini savunmak zorundalar. (örnekleri çok,  her gün gözlerimizi kaçırmak zorunda kalıyoruz) sanatın kutsal halesi de başlarının üzerinde parlayıp yollarını aydınlatırken neden vazgeçsinler!

Not: Ressam Sevinç Altan, bilerek küçük harfle yazmayı tercih etmektedir.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP / heykel / ucube /

Comments

  1. kutlu diyor ki:

    komik

  2. Ayşe Günaysu diyor ki:

    Sevinç Altan’ın aklına, fikrine sağlık, hissettiğim ama ifade edemediğim şeyleri ne güzel, ne kadar “hah aynen” dedirten bir şekilde yazmış
    Sevinç Altan’a sevgiler!
    Ayşe Günaysu

  3. Ferahnaz Kumru diyor ki:

    Aylar Önce yayınlanan bu yazıyı arayıp bulmak gerçekten onur ve gurur verici üstelik sade bir teşekkür için.Kutlarım Ayşe hanım sizi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.