Sendikal Bürokrasi ve Sol

Sol Defter- Haber - 20 Şubat 2011 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

SENDİKAL BÜROKRASİ VE SOL

Bahadır Altan

(Sivil Havacılık Çalışanları, Gökkuşağı Hareketi Sözcüsü)


Siyasal iktidar, çalışma yaşamını sermaye lehine dikensiz gül bahçesi haline getirme yolunda ilerliyor. Türkiye mecliste görüşülmekte olan son Torba Yasa ile daha da güvencesiz, örgütsüz, ucuz emek cenneti haline geliyor. Halkın, kendi geleceğini şekillendiren bu dayatmalara tepkisizliği ise örgütsüzlüğüyle doğru orantılı. Bu çerçevede gözler işçilerin çok az bir kesimini çatısı altına alabilmiş sendikalarda. Hak-İş gibi açıktan iktidar yanlısı olmakla övünen konfederasyonları bir kenara bırakırsak, diğer sendikalara üye işçilerin ne ölçüde “örgütlü” oldukları ve bir güç oluşturabilecekleri ise kuşkulu…

Sendikalar bu yapılarıyla sınıfı ne ölçüde temsil edebilirler? Tabandaki işçilerle, sınıfla kuracağı bağ yerine, mücadeleyi sendika yöneticileriyle ilişkilerine ve yönetim kurulu belirleme kolaycılığına indirgeyen solun tutumu sendikal bürokrasiyi nasıl besliyor? Yazımızda bu sorulara yanıt arama çerçevesinde sendikal bürokrasiyi sorgulamaya, tanımlamaya çalışacağız.

Sendikal hareketin tarihinde belki de hiç olmadığı kadar dibe vurmuş durumda olmasının bir nedeni sermaye ve en büyük patron devletin baskı ve dayatmaları ise, diğer yanı da sendikaların yönetiminde, 20–30 yıllık iktidarlarıyla birer patrona dönüşmüş kadrolardır. Dayatılan kölelik düzenine toplumun direnç göstermesini engellemek için önce sendikaların, düzenin bürokratik yapısına göre şekillenmesi gerekiyordu. Köşeye sıkıştıklarında sendikal örgütlülüğü değil de kendi koltuklarını koruma refleksiyle hareket eden profesyonel sendikacılar, bu süreçte işçilerin örgütlerini, ne yazık ki sistemi tamamlayan bürokratik yapılara dönüştürdüler. Sistemin kendilerine sunduğu küçük iktidarlarını gönüllü olarak örgütlülüğe tercih ettiler.

Siyasal iktidarların örgütlü, bilinçli toplum istemediği gibi, sendika iktidarları da bilinçli işçi istemiyor. Hiç yetki alamasa da, toplu sözleşme yapamasa da, inatla sınıf mücadelesini sürdüren direnen çok az istisna sendikayı özenle ayrı tutarak genelleme yapmak çok iddialı olmayacaktır. İşçileri toplumsal mücadelenin öznesi olma yolunda bir adım ilerletmeyen, hatta bu yönde enerjilerini sönümleyen göstermelik tepkilerle sistemin işleyişine katkı sunan bir yapı söz konusudur. Çünkü bilinçli, mücadeleci işçiler önce kendi örgütlerini sorgulayacak, eleştirel bir bakışa sahip olacak ve önce “sendikacılardan” hesap soracaktır!

İşçiden, hem de işçilerin parasıyla patron yaratan bir sistemdir söz konusu olan. Bayram Meral de Mustafa Türkel de Atilay Ayçin de bir zamanlar işçiydiler. Bu anlamda sistemi değiştirmedikçe, demokratik bir işleyişin mekanizmalarını oluşturmadıkça, Che Guavera’yı da “başkan” yapsanız kısa sürede bu örneklere benzeyecektir. O yüzden sendikal sistemi, sendika içi işleyişi, işçilerin katılımını sağlayacak demokratik bir yapıya dönüştürüp, profesyonel sendikacılığa son vermek gerekiyor.

Bir yıldır sendikal bürokrasi, özellikle emek çevrelerinde hiç olmadığı kadar çok tartşılıyor. Bu yapılardan beslenen, onlarla ittifaklar kuran, aynı tavırlarla kendi iktidarlarını ören siyasi yapılar bile artık “sendikal bürokrasiye karşı mücadeleden!” söz ediyorlar. Bu kavram giderek sendika içi yazışmalara, bürokratik işlemlere indirgenmeye başladı. Bunun adını koymak gerek.

Sendikal bürokrasi kapitalist düzene tümüyle ayak uydurmuş, sendikacılığı ayrı bir meslek ve işçilerden kopuk ayrı bir sınıf haline dönüştürmüş profesyonel sendikacılığın adıdır. Devletin hiyerarşik yapısındaki bürokrasiden farkı yoktur. İşleyişi de, sınıfa karşı tavrı da işçilerin ilişkileriyle değil, devlet içi ilişkilerle aynıdır. Şoförünün kullandığı makam arabasıyla sendikaya gelen Tek Gıda İş Başkanı’nın korumalarına dövdürttüğü Tekel İşçisi tek başına yeterli örnektir.

Ömür boyu sendika yöneticiliği yapmak için her şeyi göze alan, işçilerin örgütünü kendi şirketi haline dönüştürüp yakın çevresini istihdam eden, kendi işçilerini sömüren, işten atan, kadın işçileri taciz eden bir anlayışla uzlaşılamaz. Emekten yanaymış gibi görünüp siyasal iktidarla (veya muhalefetle) pazarlığa girerek kendilerine mecliste yer arayan ya da karun kadar zenginleşip semiren bu “profesyonelleri” sırtımızdan atmak zorundayız. Sınıfın birliği ve örgütlülüğü yönünde ilerleme için atılması gereken ilk adım budur. Bu gerçeği sadece mücadele içindeki işçilerin yakından görme şansı oluyor. Tekel direnişi bunun en somut örneğidir.

Bu yapılara karşı ilk kayda değer ses 2009 yılında sivil havacılık işçilerinden geldi. Emek kamuoyunun başlangıçta fark edemediği ancak sonradan tartışılmaya başlayan bir sendika içi muhalefet, Tekel direnişinden aylar önce sendikal bürokrasiye karşı bayrak açmıştı. Hava İş sendikası çatısında mücadele eden temsilci ve aktif üyelerin oluşturduğu Gökkuşağı Hareketi ilk kez maddi bir güce dönüşen örgütlenmeyi gerçekleştirdi. 22 yıllık sendika iktidarına karşı işçilerin çoğunluğunun desteğini alıp, delege sisteminin temsildeki adaletsizliğine rağmen genel kurulda oyları eşit çıkarmayı başardı. Bunu “sadece kişileri değil sistemi değiştirmek gerektiğini” söyleyerek işçiler arasında yarattığı umutla sağladı. İktidarın bütün nimetlerini delegelere baskı yapmada kullanan yönetim, tamamen kendilerinin belirlediği sandık kurulu üyelerinin itirazıyla, geçersiz bir oyu geçerli kılarak koltuklarını korudu. İşverenle beyaz sayfa açıyoruz diyerek imzaladıkları toplu sözleşmeye işten atılmaların önünü açan “ikale” sözleşmesini eklediler. Sonrasında THY’de, sendikanın seyrettiği işçi kıyımı sürdü. Yüzlerce işçi işten atıldı, taşeronlaştırma hızlandı. Sendika üç maymunu oynamaya devam ediyor. Şimdi tüzüğe göre 60 delege imzasıyla olağanüstü genel kurula gitmesi gereken yönetim 100’ün üzerinde delegenin talebine rağmen genel kuruldan kaçıyor. Muhalefet ise yargı yoluyla, kayyum atanarak genel kurul yapmaya ve sendikal örgütlülüğe sahip çıkmaya çalışıyor.

Gökkuşağı Hareketi bu yapıları yeniden işçilerin örgütlerine dönüştürecek bir sistem öneriyor. On bir maddelik program, kuşkusuz Amerika’yı yeniden keşfetmiyor ama sendikal işleyişin temel kurallarını, olmazsa olmazlarını bir araya getiriyor. Tek bir genel başkan yerine, işçilerin eş başkanlığını, kolektif liderliğini savunuyor. Yönetim piramidini tersine çevirip “aklın yolunun birliği yerine akılların birlikteliğini” tercih ediyor. İktidarı red edip örgütlülüğü öne çıkarıyor. Özetle “Demokratik, şeffaf, temiz sendika” istiyor. [1]

Bu programın tartışılıp her sektörün özelliğine göre geliştirilerek sendikal mücadelenin dilini yeniden yaratmak hepimizin önündeki görevdir. Bu dil profesyonel sendikacılığa son verecek, geçmiş dönemlerin tükenmişliğine yeni çözümler üretecek ve örgütlü toplum yolunda akılların birlikteliğini sağlayacak dildir. Sol siyasi partiler ve gruplar sendika yöneticileriyle kurmaya çalıştıkları ve onların tabandan kopuşlarına paralel olarak kendilerini de dibe çeken ve sınıftan uzaklaştıran bu tutumlarını gözden geçirmeli sendika bürokrasisini beslemekten vazgeçmelidir.

Gökkuşağı Hareketi sınıf kardeşliğinin yanına alın aklığı kardeşliğini de ekliyor.

“Yaşasın sınıf kardeşliği-Yaşasın Alın Aklığı kardeşliği…”

İşçilerin Sesi gazetesinin 1’inci sayısından alınmıştır.


[1] Gökkuşağı Hareketinin ilkeleri için gokkusagihareketi.com adresine bakılabilir.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: sendika bürokrasisi / taban hareketi /

Comments

  1. Hava İş Sendikasında Örgütlü İ S G / Çalışanları diyor ki:

    HAVA İŞ DEN DERBİDE LİMAK PRETESTOSU

    Sabiha Gökçen Havaalını’nda 10 Eylül 2009’dan bu yana işlerine geri dönmek için direnişte olan Hava-İş üyesi işçiler Beşiktaş-Fenerbahçe maçında pankart açtı…

    Hava-İş üyesi işçiler maçın ilk dakikalarında “Sabiha Gökçen’de işten atılan işçiler geri alınsın…

    Limak / Nihat Özdemir toplu iş sözleşme masasına” yazılı pankart açarak Limak’ın sahibi olan aynı zamanda da Fenerbahçe’de yönetici olan Nihat Özdemir’i protesto etti ve toplu iş sözleşmesine çağırdı.

    Sevgilerimizle…

    İşçiler, maç bitiminde de aynı protestoyu tekrarladı. Bu sefer polis ve stadın güvenlikçileri işçilere saldırdı. Yaşanan arbedede pankart yırtılırken gözaltına alınan olmadı.

    Sendika.Org

  2. Zeynep Türksever diyor ki:

    Bu kadar Kolaymı ?…

    Gerçekten ‘kabak tadı’ misali her yazıda hava iş,Sendika,gökkuşağı.bu siteye zevkle girip yaşamın her alanından farklı haberler ve yorumlar okuyoruz.Ancak bu ülkede hava iş den başka muhalefet olacak hiç bir kurum ya da kişiler kalmamış sanki aşağı hava iş yukarı hava iş.Hava iş 12 Eylül Sonrası Emek Mücadelelrinde kararlı ve önder bir yapıdır.Siz de sorumlu bir insan olabilirsiniz güzel bir şey ama sanırım eşiniz Sevinç Altan hanıma kadar getirdiniz işi ve burada yazı yazıyor.Tamam kimseye sormayacak elbet sol defter kimi yazdıralım,kimi yazdırmayalım diye de.Toplamındaki bu megolomansı tavır ya da işleyiş,sol olana yakışmıyor.Sevgi ve saygılarımla,Devrimci Kalın…İSG de direnen kardeşlerimize selamlar…Amsterdam

  3. Bahadır Altan diyor ki:

    ISG İşçilerini kutluyorum. Sivil Havacılık işçileri olarak her zaman da yanlarındayız. Sizlerin bizimle görüşmenize bile engel olduklarına genel kurulda tanık olanlarınız vardır. İşten atılan işçilere desteğe gittiğimizde bize ve direnişteki tekel işçilerine saldırdıklarını da biliyorsunuz. Hava İş yönetimi bunu neden yapıyor dersiniz? Hadi bunları geçelim, sizlerin eylemlerinize destek olmaları için neden 12.000 üyesine bir duyuru bile yapmadıklarını hiç düşünmüyor musunuz?

    Biz işçiler kardeşiz, 22 yıldır sendika makamlarında patronlaşanları hep birlikte dize getirip, sendikaları yeniden işçilerin örgütleri haline getirmek ortak görevimizdir. Bizim çabamız sadece budur.

    Sayın Zeynep Türksever, yazının altında okuyacağınız gibi bu yazı İşçilerin Sesi Gazetesi için yazılmıştır. Sol defter Sendikal bürokrasiye karşı da mücadele eden devrimcilerin oluşturduğu bir platform. Bu yazı da gazetede sendikal bürokrasiyi somut örneklerle anlatmayı amaçlıyor. Hava İş’in sol çevrelere vermeye çalıştığı imajı 10 yıl temsilcilik yapıp işten atılan bir işçi olarak yakından gözleme şansım oldu. Keşke siz de madalyonun arka yüzünü biraz sorgulasanız. Bu konuda Airkule’de yayınlanan yazım belki yardımcı olur diye linkini yazıyorum (http://www.airkule.com/default.asp?page=yazar&id=594)
    Ayrıca Sevinç Altan benim eşim değil. Bir sanatçı olarak kendi alanında görüşlerini yazmış. Sizi bir kadın olarak bu anlayışınızı gözden geçirmeye davet ediyorum. Eşim de olabilirdi kuşkusuz. Benim eşim olması düşüncelerini ifade etmede engel mi olacaktı yani?

  4. Hava İş Sendikasında Örgütlü THY Çalışanşları diyor ki:

    93 delege yine doğru söylemiyorsun…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.