Zafer Yörük: “Mısır Devrimi Gerçekleşmedi!”

Sol Defter - 23 Şubat 2011 - Dünya / Güncel Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

“MISIR DEVRİMİ GERÇEKLEŞMEDİ”

Alexis de Tocqueville, 1848 Devrimi üzerine şu gözlemde bulunmuştu: “Her romanda olduğu gibi her devrimde de en zor iş bir son yaratmaktır”. Anayasa’yı askıya alarak parlamentoyu da feshetmiş olan Mısır ordusu, somut bir reform takviminin yokluğunu protesto etmek üzere geride kalmış son birkaç düzine göstericiye de geçtiğimiz Pazar günü Tahrir Meydanı’nı artık terketmeleri uyarısında bulundu. Beğenin ya da beğenmeyin, iki haftadan uzun bir süredir milyonlarca insanın katılımıyla gerçekleşen kitle gösterilerinin sonu buydu.

Mısır Devrimi’nin gerçekliğinden kuşku duymayı gerektiren birçok “gerçek” sebep mevcut. 1789’dan bu yana yaşanmış devrim deneyimlerinin ışığıyla baktığımızda, asıl zorluk devrim güçleri ile “eski rejim” güçlerini birbirinden ayırmakta ortaya çıkıyor. Devrimler, var olan düzenleri bütün geleneksel aygıtları, kurumları ve mentaliteleriyle birlikte ortadan kaldırırlar. Fidel Castro’nun deyişiyle “devrim, gelecek ve geçmiş arasında ölümüne bir mücadeledir.”

Casto’dan çok önce Friedrich Engels, Fransız Devrimi üzerine yaptığı yorumlarda bu noktayı toplumsal/bilimsel bir çerçeveye oturtmuştu: “Her gerçek devrim, bir sosyal devrimdir; öyle ki, yeni bir sınıfı iktidara getirir ve bu sınıfın toplumu kendi tahayyülüne göre yeniden biçimlendirmesine olanak tanır”. İşte bu toplumsal/bilimsel anlamda Mısır Devrimi gerçek bir devrim – yani sosyal devrim – niteliği göstermiyor.

Politik Devrim?

Engels, Fransa’daki 1830 ve 1848 Devrimleri’ni, mülkiyet ilişkileri de dahil olmak üzere toplumsal ve ekonomik yapıları çoğunlukla el değmeden bırakmakla birlikte, iktidarın el değiştirmesi ya da iktidar biçimlerinin tadilatı gibi siyasal açıdan önemli sonuçlar doğuran alt-üst oluşlar anlamında “politik devrimler” olarak tanımlar. Mısır Devrimi’ni bu anlamda bir politik devrim olarak adlandırmak da oldukça problemli.

Öncelikle, eski rejimin en büyük politik aygıtı olan Mısır ordusu, hiyerarşik bütünlüğü içinde varlığını koruyor. Aslında şu an ordu, ülkede bütün iktidarı bünyesinde toplamış olan başlıca yönetici güç. 1991’den beri Savunma Bakanı olan Hüseyin Tantavi – namı diğer “Mübarek’in fino köpeği” –, devrimci Mısır’da kontrolü elinde bulunduran isim. 1952’deki Hür Subaylar “devriminden” beri Mısır’da iktidarın en temel bileşeni zaten ordu olmuştu.

Kahire’de ve Mısır’ın bütün büyük kentlerinde yaşanan eşi benzeri görülmemiş ayaklanmanın şimdiye kadar ürettiği temel sonuç, Mübarek’in güçlerini ülkenin “gerçek” yönetici kastı olan orduya devretmeye zorlanmasından ibaret görünüyor. Bu özelliğiyle Mısır’da yaşananlar, 1989’da Romanya’da olanlarla kıyaslanabilir. Bükreş’teki halk ayaklanmalarının akabinde Başkan Nikolai Chauşescu ve eşi Elena ülke dışına kaçmaya çalışırken ordu tarafından yakalanarak apar topar öldürülmüş ve ülkenin yönetimi aynı sistemin “iki numaralı adamı” Ion Iliescu’ya devredilmişti.

“Romanya Devrimi”yle bir numara olan İliescu’nun iktidarı altı yıl sürdü. Kısacası, yalnızca politik devrim kriterlerine göre bile Mısır’da çok fazla şey değişmedi; başka deyişle “Mısır Devrimi gerçekleşmedi”. Devrim ve Hiper-gerçeklik Yukarıdaki değerlendirme, Jean Baudrillard’ın Körfez Savaşı üzerine sarfettiği ve büyük ölçüde yanlış anlaşılmış olan ünlü veciz sözüne güncel bir uyarlamayla atıfta bulunuyor. (Baudrillard, The Gulf War Did Not Take Place –Körfez Savaşı Gerçekleşmedi, 1991.)

Bu önerme, yaşandığına şahit olunan olayların hayali, sanal ya da “kurgusal” boyutunun artan önemine işaret etmekteydi. 1991’deki Körfez Savaşı’ndan (ya da CNN Savaşı) da fazla, zamanımızın hem “geleneksel” (televizyon ve yazılı basın) hem de yeni medyasının (Facebook, Google, Twitter) Mısır Devrimi (ya da Al Jazeere Devrimi) ile başından itibaren iç içe geçişine tanık olduk.

Körfez Savaşı’nda da yaşandığı üzere medya, Mısır Devrimi’ni rehin alarak dünya çapındaki izleyicilere yönelik bir görsel gösteriye – ya da bir “reality show”a – dönüştürdü; gerçek olanla imajiner olan arasındaki sınır çizgisi muğlaklaştı. Bu karışıklık içinde gerçeklik duygusu giderek yerini Baudrillard’ın “gerçekliğin katli” olarak adlandırdığı duruma bıraktı. Ancak Tahrir Meydanı’nda on sekiz gün boyunca olanları kurgu deyip bir köşeye atamayız.

Bu bağlamda Edward Said’in Baudrillard’a ünlü yanıtı oldukça geçerli: “Sevgili Baudrillard! Bence kendisini derhal oraya göndermek gerekiyor; elinde bir diş fırçası ve bir şişe Evian ile – ya da her ne içiyorsa.” (Edward Said, “Orientalism and After”, Radical Philosophy, Spring 1993.) Tahrir Meydanı’nda olanlar elbette bir dereceye kadar “medya devrimiydi” ancak bütün bunlara Baudrillard gibi “hiper-gerçek olmayan olay” yakıştırması da haksız ve yanlış olacaktır. D

evrimin gerçekliği belki de Mısır’da Eylül’e kadar olacaklar kadar, Kuzey Afrika, Arap Yarımadası ve Orta Doğu coğrafyasının bütününe doğru yayılmakta olan halk ayaklanmalarının sonuçlarıyla da sınanacak: Libya, Cezayir, Yemen, Bahreyn, Ürdün ve İran’dan ayaklanma haberleri üzerimize yağıyor. Bu durumda, şu gözlemde bulunmak belki de daha doğru olacak: “Mısır Devrimi henüz gerçekleşmedi”.

Çeviren: Burcu Yalçınkaya

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Ayaklanmalar / devrimler / Mısır devrimi /

Comments

  1. N.Cemal diyor ki:

    DEVRİMİN KARAKTERİ?!.
    Devrim devrimdir. Devrimin niteliği veya sürekliliğinin kesintiye uğraması bu gerçekliği değiştirmez. Ve aslında sadece “gerçek” olan devrimcidir…
    Devrimler hayalleri körükler ve her devrimci biraz da hayal peresttir. Ama; neylersen eyle, devrim o gerçeklikten ibarettir. Lenin’in “Devlet ve İhtilal”ini esas alıp, ekim devrimini de bu kalıba sokarsak gerçekçi davranmış olamayız. Ne şubat, ne de ekim devrimini bu yollarla anlayabiliriz. Gerçek olan ise devrimin kendisidir. İşte ancak ve ancak bu noktadan sonra devrimin karakteristiğini tartışabiliriz…
    “Kendiliğinden hareket”in ve ayaklanmaların devrimci karakterinin tartışmasız gerçekliğini bir yana koymak kaydıyla, “önderlik” sorununu tartışabiliriz. Bütün devrimlerin niteliğini belirleyen iki önemli nokta vardır: 1-Sınıfsal zemin. 2-Önderlik. Sonrası da elbette ki önemlidir ama teferruattır…
    Çağımızın “medya devrimi” niteliğiyle, artık; bütün devrimler “dünya çapındaki izleyicilere yönelik bir görsel gösteriye” dönüşecek ve öyle sunulacaktır. Bu iletişim ağını tekelinde tutan güçler ve onların sınıfsal zemini, yaşananları kendi “gerçek” çıkar ve çıkarsamaları üzerinden sunacaklardır. Bu temelden beslenenlerin ise yanılsama payı da büyük olacaktır. Bu durum da, aslında bir tür “gerçekliğin katli”dir. Kısacası, “medya devrimi”, devrimin medyası değildir…
    Gerçekten de, “Libya, Cezayir, Yemen, Bahreyn, Ürdün ve İran’dan ayaklanma haberleri üzerimize yağıyor.” Sınıfsal karakterleri, devriminlerin karakteristiğini de belirleyecektir…
    İyimserliğin ve kötümserliğin, uzaktan kurulan hayallerin bugün için zerre kadar önemi yok…
    N.Cemal

  2. bekir tarık diyor ki:

    Mısır Devrimi Başladı ve Devam Ediyor!
    Ya da Zafer Yörük gerçekleri yazıyor ama biz “iyimser salaklar” kendi tahayyüllerimizi gerçeklerin yerine koyuyoruz.

    Gerçekten de, bu nasıl bir küçümsemedir, anlamak güç. Koca bir memleket, Necip Mahfuz’un romanlarındaki karanlıktan silkinmiş, yüzlerce ölüye rağmen başkentinde 20 milyon kişi sokaklara dökülmüş, diktatör saklanmış, yetkileri devralan ordu en kısa zamanda seçim sözü vermiş vb vb… bunlar bizimkileri kesmiyor, ille de birkaç afili teorisyen yön çizsin, komitacılar barikatları inşa etsin ve daha ilk günden iktidara kim oturacak kavgası başlasın.

    Necip Mahfuz’un Mısır’ı biraz olsun soluk alıyor bugünlerde, Tunus’tan Mısır’a ulaşan bu soluk tüm Ortadoğu’ya ferahlık getirecektir, Zafer Yörük beğenmese de.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.