Kemal Okuyan’ın Yazısı ve Devrim, Sol ve Sinizm

- 25 Şubat 2011 - Dünya / Dünya Solu / Güncel Politika / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Kemal Okuyan’ın Yazısı Vesilesiyle

Devrim, Sol ve Sinizm

Foti Benlisoy

Tunus’taki ayaklanmayla başlayan ve eksiğiyle gediğiyle neredeyse bütün bölgeyi saran devrimci dalga, sinizmin Türkiye sosyalist hareketinin bünyesinde ne büyük bir tahrifata yol açtığını, açmakta olduğunu ayan beyan ortaya koyuyor maalesef. Bu tahrifatın, hem de vahim sıfatını hakeden, son örneği, Kemal Okuyan’ın “Ortadoğu’da devrim filan yok” başlıklı yazısıydı.

Tam bir ‘ikonoklast’ edasıyla yazan Okuyan’a göre son bir buçuk ayda cereyan eden devrimci süreçlerin esbab-ı mucibesini bir cümlede özetlemek mümkün:  “Ortadoğu’da emperyalizm açısından ‘sürdürülebilir olmaktan çıkan’ düzen yeniden yapılandırılıyor.” Evet, Okuyan’a göre Tunus’tan Mısır’a, Libya’dan Yemen ve Bahreyn’e ABD emperyalizmine göbekten bağımlı otoriter rejimleri sarsan dalga, emperyalist merkezlerin bölgeyi yeniden dizayn etmeye dönük bir hamlesinden ibaret: “BOP olmadı, şimdi başka bir şeyi deniyorlar.”

Onca ayaklanma ve mücadele, ancak laboratuvar koşullarında imal edilebilecek bir master planın emir komuta zinciri dahilinde, yukarıdan aşağı uygulama sahasına geçirilmesinden başka bir şey değil yani. Emperyalistler düğmeye basıyor, kitleler hemen ayağa kalkıyor ve “sürdürülebilir olmaktan çıkan” bir dizi rejim şak diye değişiveriyor.

Sosyalist hareketin uzatmalı bir yenilgiler ve geri çekilişler sonucunda kendi fetret devrinden bir türlü çıkamaması, sinizmi hemen hepimizi etkileyen bir karakter arazı haline getirdi adeta. Soldaki sinizmi karakterize eden husus, geniş kitlelerin, ezilenlerin kolektif gücünün, onların mücadelelerinin tarihi yapan ana kuvvet olduğu gerçeğinin, solculuğun abc’si sayılması gereken bu basit gerçeğin unutuluvermesi. Kitlelerin dönüştürücü gücü karşısında sergilenen bu güvensizlik, siyasal alanın ancak büyük güçlerin iradesince tanzim edilebileceği sonucuna götürüyor. Aşağıdakilerin irade ve eylemlerine hiçbir değer vermeyen, onların failliklerini yok sayan ve ancak egemenlerin at oynatabileceği bir siyaset anlayışı bu.

Oysa devrim derken kastedilen, öyle makro sosyolojik analizlerden önce ve temel olarak daha önceki, adı ister cumhuriyet ister monarşi olsun, müesses nizam çerçevesinde kitlelere kapatılmış siyaset alanının aşağıdakilerce işgal edilmesidir. Tunus’la başlayan dalganın, emperyalist Batı tarafından durağanlık ve siyasal apatiyle damgalanmış Şark’ta estirdiği rüzgarın bize hatırlatacağı ilk şey bu olmalıydı.    

Kadir-i mutlak emperyalizm

Geniş emekçi ve ezilen kitleler ve onların eylemlerinin dönüştürücü gücüne olan imanımız zayıflarsa boşluğu “kadir-i mutlak” emperyalizm doldurur. Kendi basit ve küçük meseleleri etrafında seferber olan, güçlerini birleştiren aşağıdakilerin kolektif eylemi temel referansımız, eskilerin deyimiyle yegâne istinadgâhımız olmaktan çıkarsa, aşağıdakilere güdülecek koyun, ya da ancak veli ya da vasisinin yönergeleriyle hareket edebilen iradesiz bir varlık gözüyle bakarız.

Tıpkı Okuyan gibi onların fedakârlıklarına sempati duyar, hatta onlar için güzellemeler düzeriz (“cellatların kılıcına, kırbacına bağrını açarak direnenlerin boyun eğmeyen insanı simgeledikleri” vs.) belki ama eylemlerinin arkasında bir başka büyük öznenin planlarını arar hale geliriz. Hele hele söz konusu kitleler, Okuyan’ın deyimiyle, “kamucu kültürü alabildiğine zayıf bazı İslam ülkeleri” ise . (Bu arada Okuyan “tespit” yapayım derken, Batı sömürgeciliğinin kadim meşrulaştırıcı anlatısı oryantalizmin bu toplumlara has temel yargısını belli ki bir çırpıda benimseyiveriyor deyip geçiverelim.)

Okuyan’a göre bölgede yaşananlar emperyalist merkezin “ılımlı” ya da “uyumlu” İslam yaratma master planını devreye sokmasından ibaret. (Bu önermeye ilişkin yazısındaki yegâne referansın da Hüsnü Mahalli olması ayrıca acıklı bir durum ama neyse. İnsan bahsi geçen memleketlerin solcuları kendi deneyimlerini nasıl tanımlıyor, ne diyor diye şöyle bir bakar hiç değilse). Geniş kitleler sokaklara çıkıyor, düzen güçleriyle çatışıyor, grev ve direnişlerin ardı arkası kesilmiyor olabilir.

Emperyalizme göbekten bağlı diktatörler pılısını pırtısını toplayıp kaçmak zorunda kalıyor olabilirler. Ancak bu belli ki Okuyan’ı kesmiyor. Halk Pandora’nın kutusunu açmış olabilir diye kabul ediyor Okuyan. Ancak hemen arkasından biz fanilerin elbette hikmetine erebilmemiz pek mümkün olmayan hakikati ifşa ediyor: “Halk kitleleri kapağı kaldırdı. Peki kapağın yıllara meydan okuyan paslı kilidini kim açtı? Mübarek ve Bin Ali’yi emperyalistler neden korumasız bıraktı?”

Okuyan’ın satırlarını okurken aynı hadiselerden mi bahsediyoruz demekten kendini alamıyor insan. Sürecin başından beri, isyan dalgasının ateşlendiği Tunus’tan Mısır’a kadar Batılı emperyalist odaklar diktatörlere verdikleri desteği, ayaklanmaların nihai sonucu belli olana kadar çekmediler. Bin Ali son ana kadar ABD ve Fransa tarafından desteklenmeye devam etti. Hatta bir ara Fransa’nın Bin Ali’yi askeri olarak desteklemesi ihtimali bile gündeme geldi.

ABD’nin Ortadoğu siyasetinin köşetaşlarından birini oluşturan Mısır’daki Mübarek rejiminin ise son ana kadar Ömer Süleyman’da cisimleşen bir vitrin aranjmanı aracılığıyla ayakta kalması için elden gelen her şey yapılmaya çalışıldı. Ama neticede Mübarek karşıtı halk tepkisi öyle kuvvetliydi ki hiçbir şeyin değişmemesi için Mübarek feda edildi ve ordu öne çıkarıldı. Kaddafi örneğindeyse söylenecek söz yok; son yıllarda iyice Batıya yanaşmış bu rejim ayaklanmaları kanlı biçimde bastırmaya gayret ederken “uluslararası toplum” muhalefetin çığlıklarına adeta kulaklarını tıkıyor. Avrupa’nın burnunun dibinde siviller katledilirken AB liderleri daha kısa süre önce bağırlarına bastıkları Kaddafi sonrası Libya’nın ne hale bürüneceğinden endişeliler.

Emperyalizmin lehine mi?

Okuyan durmuyor, kendi deyimiyle, “açık ve cesur” tespitlerde bulunmaya devam ediyor: “Mısır ve Tunus’ta emperyalistler de, kapitalizm de hiçbir şey kaybetmedi. Emperyalistlerin ve kapitalizmin hiçbir şey kaybetmediği bir gelişmeden hayır gelmez. Üstelik, emperyalistler ve kapitalizmin kazanabileceği bir sürecin önü açıldı.” Yok hayır, ekran kartınızın ayarlarında bir sorun yok. Okuyan gerçekten de egemenlerin gelişen süreçten yara almak bir yana kârlı çıktıklarını söylüyor.

Okuyan’ın sırasını takip edelim isterseniz ve emperyalizmle başlayalım. İki örnek, Mısır ve Bahreyn’den bahsetmek yeterli olacaktır muhtemelen. Bölgede ABD’nin ve elbette İsrail’in en büyük destekçisi olan Mübarek rejiminin devrilmesi, üstelik diktatörün kitle ayaklanmaları sonucu kaçıp gitmesinin ABD emperyalizmine yaradığı tespiti, herhalde rahmetli Hegel’i mezarında ters döndürecek bir diyalektik dehanın ürünü olsa gerek. Önümüzdeki süreçte iktidara kim gelirse gelsin, “sokağın” etkin olmaya devam ettiği koşullarda, ABD emperyalizmi ve İsrail sömürgeciliğine hayırhah yaklaşan bir önceki siyasal çizginin eskisi gibi kolayca sürdürülebileceğini düşünmek ham hayal.

Emperyalist merkezler elbette “düzenli geçiş”ten bahsediyor, yani Mübarek sonrası süreci denetim altına almaya çalışıyorlar, çalışacaklar da. Ancak buradan hareketle ABD’nin ve onun stratejik ortağı İsrail’in Mübarek sonrasında eskiye göre daha sağlam bir pozisyon elde edeceklerini söylemek, başka şeyler yanında geniş bir hayal gücünü gerektiriyor.

İkinci örnek Bahreyn. Bahreyn’de esas itibariyle siyasal sistemden sistematik olarak dışlanan Şii nüfusun ayaklanması hem ülkenin ABD’nin 5. deniz filosuna ev sahipliği yapması gibi askeri hem de körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan’daki Şii nüfusu radikalize etme ve İran’ın nüfuz ve etkisini körfezin karşı kıyısına yayma ihtimali nedeniyle gerek ABD gerekse de bölgedeki en yakın ortaklarından biri olan Suudi Arabistan’ın egemenlerinde ciddi endişeler yaratıyor. Ancak bölgede ABD emperyalizmini ciddi sıkıntıya sokan bir belirsizlik yaşanırken Okuyan yine de ısrar ediyor: “emperyalizm uzun süredir teklediği bir coğrafyaya yeniden müdahale ediyor, bugün için söylenecek temel gerçek bu.”

Kapitalizme gelelim. Hüsnü Mahalli’yi bilmem ama bölgeyi tanıyan bir dizi gözlemci son yıllarda Mısır’da gelişen, örgütlenen ve özgüven kazanan işçi muhalefetini ayaklanmanın arkasındaki ciddi bir sosyal güç olarak tarif ediyor. Mübarek’in devrilmesine giden süreçte grevlerin giderek genelleşmesi de tayin edici bir faktördü.

Dahası Mübarek’in istifasının hemen akabinde ülkede demokratik reformlar kadar bağımsız sendikal örgütlenme, daha iyi çalışma koşulları ve daha yüksek ücretler talep eden dikkat edilmesi gereken bir işçi muhalefeti söz konusu. Öyle ki Mısır’da iktidarı ele alan askeri yönetim, büyük bir tehdit olarak gördüğü grevleri yasaklamaya, işçi muhalefetini bastırmaya çalışıyor. Tunus’ta da işçi muhalefetinin ve onun örgütlerinin ayaklanmaların örgütlenmesinde ve radikalleşmesindeki konumu tayin edici önemdeydi.

Okuyan da herhalde kabul edecektir. “Kapitalizmin kaybetmesi”, işçi sınıfının, emekçilerin kendi bağımsız örgütlerini yarattığı, talepleri için mücadeleye giriştiği, yani sınıfın özgüven kazandığı, örgütlendiği ve kendi kaderine sahip çıkmak için mücadele ettiği koşullarda mümkün olur. Tunus’ta da Mısır’da da olan bu değil mi? Bağımsız sendikaların ve işçi muhalefetinin onlarca yıl sonra ciddi güçler haline gelme potansiyelini sergiledikleri koşullar mı kapitalizme yarıyor? Sosyalistlerin görevi yüksek perdeden jeostratejik analizlere dalmak ve “buradan bir şey çıkmaz zaten” sinizmine dalmak mı yoksa ucuz işgücü cenneti haline getirilmiş Mısır’da emek hareketinin bu göreceli yükselişine kulak kesilmek, onunla dayanışmak mı?

Bütün bu meseleler Okuyan’ın devrimden, ayaklanmadan, toplumsal mücadelelerden ne anladığıyla alakalı elbette. O belli ki emir komuta zinciri dahilinde gelişen ve komuta kademesinde mutlaka kendisinin ya da kendisiyle eşdeğer güçlerin yer aldığı mücadeleleri mücadele, ayaklanmaları ayaklanma sayıyor. Gerisi emperyalizmin yeni bir oyunundan başka ne olabilir ki?

“Ortadoğu’da gelişmeler doğrultu itibariyle devrimci değildir. ‘Gerici’ diyemiyorsak, bu korkaklığımızdan, bazı topraklarda seçeneksiz kalışımızdandır” diye buyuruyor Okuyan yazısının sonunda. Kendisine haksızlık ediyor. Benim kendisine naçiz tavsiyem korkmaması, kalemini ürkek alıştırmaması. “Ortadoğu’daki gelişmeler gericidir” desin de ak koyun kara koyun bir güzel belli olsun.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Arap Devrimleri / Ayaklanmalar / devrimler / TKP /

Comments

  1. ilker aytekin diyor ki:

    Türkiye solunda bir türlü kurtulunamayan “yazı cımbızlama” alışkanlığına bir örnek daha… Kemal Okuyan’ın yazısında Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki halk ayaklanmalarının “a priori” olarak emperyalizm tarafından tezgahlandığını çıkarmak büyük bir yaratıcılık ürünü olsa gerek. Yoksa “tahrifat” kelimesinin tanımı değişti de bizim haberimiz mi yok?

    Okuyan’ın yazısı, kendisinin de belirttiği gibi daha önce yazdığı “Devrimi Çalınan Devrim” başlıklı yazıyla birlikte değerlendirilmek durumunda. İki yazının da ortak bir ana yaklaşıma dayandığı görülüyor: Halk hareketleri ve devrimci duruma açılan benzer süreçler öncüsüz, örgütsüz, doğrultusuz kaldıkları/bırakıldıkları sürece dış müdahalelere ve manipülasyonlara açıktır. Burada Leninist öncülük meselesi temel alınıyor.

    Benlisoy ise kolay olanı yapıyor: Ayaklanmaların ve yaşanan iktidar değişimlerinin orta/uzun vadeli sonuçlarına odaklanmaksızın, bunların bizatihi kendisine sahip olmadıkları anlamlar yüklüyor. “Devrim” kavramını tanımlayışına bakılırsa, böyle olması normal. Zira “müesses nizam çerçevesinde kitlelere kapatılmış siyaset alanının aşağıdakilerce işgal edilmesi” gibi bir tanımda devrimin doğrultusuna, sınıfsal karakterine, bir düzenin yıkılıp yeni bir düzenin kuruluşuna ilişkin hiçbir ipucu yok. Tarihsel ilerleme perspektifi, “devrim-karşıdevrim” ayrımı yok.

    Okuyan’ın niyeti, bu yaklaşımın ötesine geçmek ve yaşananları sadece bugün ne olduğuna takılıp kalmadan ileriye dönük olası sonuçlarıyla birlikte değerlendirmek. Örneğin Ortadoğu’daki isyanların hiçbir kazanım yaratmadığı gibi bir iddia yok Okuyan’ın yazdıklarında. Emperyalistlerin dönemi mutlak olarak kazandığına ilişkin bir iddia da yok. Ama görünen tablo itibariyle ve yine Okuyan’ın vurgusuyla “şimdilik” emperyalizmin mutlak bir kaybı olmadığı da vurgulanıyor. Çünkü bundan sonraki gelişmelerin bu topraklardaki emekçi halkın lehine ilerleyebileceğini, emekçilerin elde ettikleri güç ve meşruiyeti (eski düzenin farklı bir biçimde restore edilmesini engelleyerek) krizi bir devrimci dönüşüm sürecine evriltmek için kullanabileceğine dair somut veriler yok. Bundan tüm sosyalistlerin üzüntü duyacağı ortada. Ama gerçek değişmiyor: Emperyalizm zaten uzun süredir bir hayli birikim elde ettiği bir coğrafyada fiili durumu değerlendirerek inisiyatifi devralmaya çalışıyor; bu konuda yol da alıyor.

    Benlisoy, “bölgede ABD emperyalizmini ciddi sıkıntıya sokan bir belirsizlik yaşanırken…” diye başlayarak Okuyan’ın emperyalizmin bölgeye müdahale ettiği görüşünü eleştiriyor.

    ABD emperyalizminin ciddi bir belirsizlik yaşamadığını iddia eden kim? Zaten belirsizlik olmasa emperyalist güçlerin bu kadar kafa patlatmasına gerek olmazdı ki! Belirsizliğin olmadığı ortamda gelişmeler izlenir, gerekli noktalara ince ayar yapılır ve süreç kontrol edilir. Ama emperyalizm tam da belirsizlik olduğu için işi sıkı tutuyor ve bölgeye yeni bir düzen oturtmaya çalışıyor. Yapılan müdahale emperyalizmi yüzde yüz rahatlatmayacak elbette. Ama emperyalizmin çok daha esnek bir zeminde hareket etmesinin ve bölgede daha fazla etkinlik kurmasının koşullarını sağlayacak. Üstelik bunu bir de “tabandan gelen demokratik dönüşüm talepleri” ile destekleyerek muazzam bir meşruiyet kaynağına sahip olacak. Benlisoy’a sorarsanız bunun hiçbir önemi yok; çünkü neticede kanlı diktatörler ülkeyi terk etmek zorunda kaldı ve bundan sonra emperyalizmin ne yapacağını öngörmek, halk ayaklanmasını Amerikan oyunu olarak nitelemekten farksız! Zaten kitlelerin önderliğe ihtiyacı yok, hareket onları bir şekilde donatır, bilinçlendirir…

    Bu mudur?

    Benlisoy, emperyalizmin Bin Ali ve Mübarek’i niye korumadığına ilişkin Okuyan’ın yazdıklarına çok şaşırmış görünüyor ve emperyalistlerin bu iki lideri son ana kadar kolladığını söylüyor. Ancak bu cevap da muhattabının söylediğinin tersten okunmasına dayanıyor. Benlisoy, Okuyan’ın yazıdaki gerekçelendirmesinde:

    “Korunamaz olduklarını gördüler. Korunmalarının gerekmediğini anladılar. Yeni bir Ortadoğu kurulmasının önünde engel olduklarına ikna oldular. Fazla bir şey kaybetmeyeceklerinden emin, harekete geçtiler.”

    dediğini görmezden gelerek, yazılanlarda sanki “emperyalistler daha en baştan bu ikiliyi devirmeyi düşünüyordu” denilmiş gibi bir anlam çıkarıyor. Fazla zorlama değil mi? Okuyan açıkça emperyalistlerin bu gözden çıkarma yöneliminin “sonradan” edinildiğini yazıda vurgulamış…

    Peki Benlisoy Mübarek’in emperyalistler tarafından gözden çıkarılmasını gayet iyi görüyor da, sonrasında ordunun öne çıkarılmasının ve Müslüman Kardeşler’in önünün açılmasının bir pro-emperyalist uzlaşma formülü olabileceğine niye ihtimal vermiyor? Yoksa burada kimsenin göremediği ama Benlisoy’un kendisinin gördüğü bir anti-emperyalist yönelim mi var?

    İşçi muhalefeti meselesine gelince: Mısır’daki ayaklanmada işçi sınıfının rolü en çok soL Haber Portalı tarafından öne çıkarıldı. Portalda bu konuda benim kişisel olarak gözlemlediğim en az 4-5 geniş çaplı haber ve analiz var. Eğer Benlisoy sitedeki ufak arama motorunu kullanma zahmetini gösterseydi kendisi de bu gerçeğin üzerinden atlamazdı. Benlisoy’un işçi örgütlülüğünü görmezden gelmekle itham ettiği kişi bu portalın genel yayın yönetmenidir… Ancak mesele bununla bitmiyor. İşçi sınıfının halk hareketindeki ağırlığı zaten Mısır gibi Ortadoğu coğrafyasının görece gelişkin bir ülkesinde neredeyse kaçınılmaz. Peki, bu olgu tek başına emperyalizmin bölgedeki alt üst oluş sürecine ağırlık koymasını engelliyor mu? İşçi sınıfının iktidarı gündeme gelmedikçe, halk hareketine belirgin bir anti-emperyalist ve anti-kapitalist karakter kazandırılmadıkça, bunun cevabı hayır! Okuyan’ın ve diğer soL Portal yazarlarının bu gündemde başından beri vurguladığı şey, halk ayaklanmasının en büyük sorununun örgütlülük ve doğrultu tutarlılığından yoksun olması değil mi? Haydi bunu görmediniz diyelim… Peki Mübarek’in istifasının ardından Tahrir meydanındaki kitlelerin orduya güvenip güvenmeme konusunda ayrışma yaşadığı, bu konuda büyük kafa karışıklıklarını olduğunu da mı görmediniz sayın Benlisoy?

    Okuyan’ın yazdıkları, Ortadoğu’da bir devrimci dönemin açılmadığından bahsetmesi, bütün bunlar halk hareketinin küçümsenmesi, Mısırlı, Tunuslu, Bahreynli emekçilerle dayanışmanın bir kenara atılması anlamına mı geliyor? Yoksulluğa, işsizliğe, sömürülmeye karşı canı pahasına harekete geçen, ama sosyalist hareketin geniş emekçi kitlelerle olan bağının zayıflığı nedeniyle yıkılanın yerine neyin kurulacağının belirsizliğe mahkum olan bir ayağa kalkışa, bu kalkışmanın yarattığı devrimci potansiyele, bu enerjiye yazık olduğunu bir önceki yazısında samimi bir şekilde vurgulayan Okuyan’ın bizzat kendisi değil midir?

    Sayın Benlisoy… Bir yazıyla polemik yapacaksanız, o yazıyı bağlamından koparmayacaksınız… Bir analizi iç bütünlüğünden soyutlayıp parçalara ayırarak onu değersizleştiremezsiniz. Bir tarihsel alt üst oluşun (mevcut dinamikler verili iken) mantıksal sonucunu kestirmeye çalışmak o alt üst oluşun kendisini önemsizleştirmek ya da küçümsemek anlamına gelmez. Eğer Ortadoğu’daki gelişmeler bizim ülkemizdeki devrim ve sosyalizm mücadelesi için bir anlam taşıyorsa, bu gelişmelerin bölgede nasıl uzun dönemli sonuçlara gebe olduğunu düşünmek, tartışmak bizim en önemli görevlerimizden biridir. Eğer mevcut gelişmelere bakarak rüzgarın emekten yana dönmesi için yeterli veri görüyorsanız, bunu temellendirmek sizin sorumuluğunuz. Bunu yapamıyorsanız, eleştiri amacıyla yazdığınızı düşündüğünüz yazının okuyucu açısından önyargı yaratmaktan başka bir işlevi olmaz. Ben kişisel olarak sizin bu yazınızın da böylesi bir amaçla yazıldığını düşünüyorum. Okuyan’ın yazısıyla aynı gün yazılmış olması da bir hayli acele ettiğinizi gösteriyor bence. Ortadoğu’daki ayaklanmaları, bir devrimin öznel koşullarını göz önünde bulundurmadan devrimci olarak nitelemeniz zaten aceleci bir insan olduğunuzu gösteriyor. Size tavsiyem, hiç değilse polemik yaparken aceleci olmayın.

  2. Pasobordo diyor ki:

    Okuyan’ın yazısı tamamen saçmalık ve safi kibirden müteşekkil. “Kamucu kültürü alabildiğine zayıf bazı İslam ülkelerinde kitlelerin tarihsel kalkışmalara imza atmasını..” Eğer kendisi Marx’ın islami kültürlerde vatandaşlık ve dahilinde öznellik modunun Batı’dan nasıl farklı olduğunu anlattığı, Fastan kardeşine yazdığı mektuplarındaki notlarını okusaydı herhalde biraz farklı düşünebilir ve kendi yüzüne çok büyük gelen o arogant gözlükleri çıkarabilirdi.

    Zaten kendisinin tek satıra indirgenmiş yazı yazma stili yılmaz özdil vs gibi bir gazete yazarına yakın bir düşünce sistematiği dahilinde hareket ettiğini gösteriyor. Parça parça, bağlantısız düşünce örüntülerinden müteşekkil yazısı bizimle marksist geleneğe içkin argüman örme kabiliyetlerinin çok dışından bir yerden irtibatlanıyor. “BOP olmadı, şimdi başka bir şeyi deniyorlar. Tutar mı sorusuna, “tutmaması için şimdilik bir neden yok” yanıtını verebiliriz.” Bu açık seçik kahvehane ağzıdır. Kimmiş “onlar” merak etmemek elde değil.

    Bingazi’de şu anda olanları sayayım. İnsanlar çıplak ellerle kışlalara yürüyor, Kaddafi’nin ağır silahlarla lejyonerlerini derdest ediyor, polis arabalarını ve karakollarını yakıyor ve bunu bir öncü olmadan yapıyor. Devrimler öncülerin vasıtasıyla yapılmaz, öncüler devrimci dalgaların üstüne otururlar. Devrim, Foucault’un deyimiyle, iktidar ilişkilerinin yeniden kodlanmasıdır. Bu yerine koyma işlemi neticesinde ne ortaya çıkacağı belirsizdir, bunun adına önderler karar vermez, ancak devrim tam da belirsizlikten, bu karanlık günler ardından doğacak şafak hissiyatından güç alır.

    Bence Okuyan komunist partiyi bırakmalı ve muhasebecilik yapmalı, orada canını dişine takmış, özgürlüğü için ölümüne mücadele eden halkın mücadelesini küçümsemeyi bırakmalı. Bu devrimler, evet, bir yönüyle islamik olabilir, ama bu da bu coğrafyaların kültürüdür, saygı duyulmalıdır.

    • camus diyor ki:

      “ilker aytekin”in yazısı cevap/karşı yorum açısından son derece yeterli. Ayrıca yazısını (edebi anlamda) okumak da son derece keyifliydi. Selamlar..

      ekleyecek pek bir şey göremesem de, herhangi bir ayaklanmaya ilişkin yaşanabilecek muhtemel sonuçlara yaklaşımda ve olan-bitenin incelenmesinde isaynın aktörlerinden dahi fazla anlam yüklemek ve çok daha olumlu sonuçlar beklemek bazı yazarların başta gelen sorunu bana kalırsa. bu acelecilik, aşırı heyecanı anlamlandırmakta zorlandığımı itiraf etmeliyim.

      ayrıca kimi troçkist yazarlarda alışkanlık hali alan liberal tandanslı sosyolojik çözümlemeler de fena halde can sıkıcı olmaya başladı; “Oysa devrim derken kastedilen, öyle makro sosyolojik analizlerden önce ve temel olarak daha önceki, adı ister cumhuriyet ister monarşi olsun, müesses nizam çerçevesinde kitlelere kapatılmış siyaset alanının aşağıdakilerce işgal edilmesidir” şeklinde özetlenen devrime bakış açısı liberalizmin merkez-çevre çatışmasını ve tarihi bu yönde okumasını andırmakta. böyle bir durumda da devrimlerin ve halk hareketlerinin niteliğine ilişkin özetlemelerde sömürünün, sınıfsal bakış açısının esamesi okunmamaktadır, keza çağımız açısından anti-emperyalizmin.

  3. Sol Defterizmmmm diyor ki:

    Kemal Okuyan’ın yazısını da yayınlayabilir mi Sol Defter? Tabi ki hayır! :-) O cesaret yoktur sizde…

    • Sol Defter diyor ki:

      Sanırız bu bir cesaret meselesi değil. Konuya bu düzeyde yaklaşmış olmanız da Sol Defter okuyucusu için şaşıştırıcı değil. sol.org’a dokunan her yazıya veryansın etmeniz, politik eleştiri ve cesaret konusunda sizin düşünmeniz gerektiğini göstermiyor mu?

      • Sol Defterizmmmm diyor ki:

        sol.org.tr’ye dokunan her yazıya veryansın etme gibi bir durumum asla olmadı ancak; tartışmayı tek yönlü sürdürmek size yakışmıyor.. Bir kişi üzerinden bir cevap yazısına yer veriyorsanız diğerini de yayınlamaktır etik olan, yayıncı Osman Akınhay iyi bilir böyle şeyleri üstadınız sizi iyi yetiştirememiş…

        • Osman Akınhay diyor ki:

          veryansin2011, Sol Haber acaba niye okuyucu yorumlarina yer vermeyi kaldirdi da, sadece ‘seçilmiş’ görüşlere yer vermeye başladi dersin, geniş görüşlülüğünden mi? önce kendi bahçene bakip da oradaki danışıklı dövüşe dair bir çift kelam etsen?..

          • ilker aytekin diyor ki:

            Sayın Akınhay, soL Portal’da okur yorumlarının kaldırıldığı ve yerine köşe yazıları için soru, eleştiri ve katkıların alınmaya başlandığı bilinmeyen ya da gizlenen bir gerçek değil. Zaten aşağıdaki linkte durum net bir şekilde açıklanmış:

            http://haber.sol.org.tr/medya/solda-yenilik-haberi-36458

            Birileri çarpıtmasın diye (bu söylediğimi üzerinize alınmayın lütfen) gerekçeyi de aynen aktarayım:

            “Okur yorumlarının kaldırılmasına ise okurlarımızdan gelen yoğun talep ve son derece değerli ve özenli yorum yapan birçok okurumuzun çabasına karşın yorumlarda eksen kaymasını ve yazarlarımıza ya da üçüncü şahıslara dönük hakarete varan ifadeleri bütün dikkatimize karşın eleyememiş olmamız neden oldu.”

            Bizleri “soL’a yapılan tüm eleştirilere veryansın etmek”le suçlayan, ama daha eleştirilen yazıyı bile doğru düzgün okumadığı açıkça belli olan arkadaşların amaçları eğer gerçekten eleştiri yapmak olsaydı, amaçları TKP’ye çamur atmak yerine ilerletici tartışma ve polemikler yapmak olsaydı, yazılan haber ve köşe yazılarının birkaç cümlesini (hatta zaman zaman cümlenin bir bölümünü) cımbızlayıp oraya buraya çekiştirmek yerine önce okuduklarını anlamaya çalışsalardı, düzeyli bir şekilde fikir alışverişi yapmayı becerebilselerdi, soL’daki okur yorumları kaldırılmazdı.

            Ben kişisel olarak okur yorumlarının kaldırılmasına bir hayli üzülmüştüm. Sonuçta son derece değerli yorumlar, sorular ve eleştiriler de geliyordu. soL okurları arasında bir etkileşim ve yakınlaşma doğmuş, birçok samimi okuru daha aktif olarak tartışmaya ve fikir üretmeye sevk etmişti. Öte yandan zaman zaman soL’u ve siyasi temsil ettiği çizgiyi açıkça suçlayan, hatta iftiraya ve hakarete varan yorumlar da çoğu zaman elenmiyordu. Hatta bu esneklik zaman zaman istismara bile açık hale geldi. “Evrim” konulu haberlerde Adnan Hoca’cıların örgütlü yorum bombardımanlarına bile müsamaha gösterildi. Adamlar Harunyahya.com’dan copy-paste yaparak soL’a yorum yetiştiriyordu. Buna bile bir süre göz yumuldu.

            Ama çoğu kez tartışmalar yazının ekseninden ve konusundan tamamen uzaklaşıyor, herkesin birbirini suçladığı bir kör dövüşü haline geliyordu. soL’un bir fikir kırıntıları çöplüğü ve milletin birbirine mahalle ağzıyla küfürler savurduğu bir üçüncü sınıf internet forumu haline gelmesine izin veremezdik.

            Hem bırakın da, bir haber portalı okur yorumu yayınlayıp yayınlamayacağına kendi karar versin. Kısır tartışmalardan zevk alanlar da gitsinler, şanslarını sanal ortam devrimcileri ve siyasi şube polisleriyle dolu forumlarda denesinler.

            Not: Ben de bu yorumla, Benlisoy’un yazısındaki tartışma konusunun ve ekseninin kaymasına katkıda bulunmuş oldum, bunun için özür dilerim. Ama konunun buradan çıkıp soL’daki okur yorumlarına kadar gelmesi benim suçum değil.

          • Osman Akınhay diyor ki:

            konunun nasıl Sol Haber’deki okur yorumlarına merak ediyorsanız, gözünüzü, önceki aylarda da veryansin2008@hotmail.com sık sık TKP lehine yazıları ve hakaretleriyle bu siteye mail gönderen ve Foti Benlisoy’un yazısı üzerine de (bu sefer veryansin2011@hotmail.com mailiyle -belli ki modelini yenileyip 2011 model veryansın etmeye soyunmuş!) aynı minvaldeki maillerini sürdüren şahsa çevirin derim…

          • ilker aytekin diyor ki:

            Sitenizin uzun süreli takipçisi olmadığım için bilemiyorum, TKP lehine yazılar yazması herhalde siteniz açısından bir özgürlük kapsamına giriyordur (Nitekim zaman zaman sertleşen yorumlarım aynen yayınlandı; bunun için teşekkür ederim).

            Ancak eğer bahsettiğiniz kişi hakaret ettiyse yanlış yapmış elbette. Ben yukarıdaki yorumumu, bahsettiğiniz kişiyi (veryansin2011) savunmak amacıyla değil, soL Portal’da okur yorumlarının kaldırılması üzerine yazdıklarınıza cevaben, daha doğrusu olası yanlış anlaşılmaları gidermek için yazdım. Sözünü ettiğiniz tuhaf yorumları yazan kişi partili olabilir de olmayabilir de, bilemiyorum. Partili olması da şahsen benim gözümde hiçbir sosyaliste hakaret etmesini meşrulaştırmaz.

            Hangi siyasi yapıya bağlı olurlarsa olsunlar, aralarında ne gibi programatik/siyasal ayrışmalar olursa olsun, sosyalistlerin, devrimcilerin birbirine hakaret etmesi kabul edilemez. Birbirimize uzun cümlelerle, saygıyı ve derinliği elden bırakmadan eleştiri yöneltmeliyiz. Üslubumuz sertleşse de, sonuçta aynı -ya da en azından benzer- bir dünyayı düşlediğimizi unutmamalıyız.

            Açıkçası ben olsam “Kemal’in yazısını buraya aynen yazsanıza, var mı sizde o yürek” gibi bir eleştiri yöneltmezdim; kimse kimsenin yazısını aynen aktarmak zorunda değil. Böyle bir zorunluluk olsaydı hiçbir yayının belli bir siyasi doğrultuyu temsil etmesi mümkün olmazdı.

            Kendi yazdıklarıma gelince, ben Foti Benlisoy’un yazısında bir çarpıtma olduğunu, Okuyan’ın yazdıklarının cımbızlandığını ve okurlara yanlış aksettirildiğini düşündüğüm için yazıyı uzun uzun eleştirdim. İsteyen katılır, isteyen katılmaz, ama bir eleştiri yapılacaksa doğru olan çerçevenin bu olduğunu düşünüyorum.

            Saygılar.

  4. Can diyor ki:

    SoL Haber Portalı’nda Kemal Okuyan’ın bugünkü yazısını okuyup, “şimdi nerden başlasam kırpmaya” dediğinizi duyar gibiyim…

    Ama yazınızı okuyanlar arasında eminim ki şimdiye kadar Kemal Okuyan’ın yazılarını hiç okumayanlar vardır…

    Devrimi biz mi çaldık? – Kemal Okuyan

    http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kemal-okuyan/devrimi-biz-mi-caldik-39693

  5. sami uçar diyor ki:

    Pasobordo’ya

    Okuyan’ın yazısının bağlantısız düşünce örüntülerinden ibaret olduğunu söylemişsiniz. Bağlantıyı kuramayan siz olmayasınız?

  6. kerim dönmez diyor ki:

    Arkadaşlar koro halinde neye itiraz eiyorlar anlamıyorum.Sol Haber Portal’ı Dünyanın öbür ucunda değil ,bir tıklamayla önünüze geliyor zaten.” Kemal Okuyan’ın da yazısını yayınlayabilir mi Sol Defter?Tabi ki hayır ,o cesaret yoktur sizde.” demenin hiçbir anlamı yok.Peki ben de sorayım o zaman aynı mantıkla :Foti Benlisoy’un bu yazısını yayınlayabilir mi Sol Haber Portalı? Elbette hayır.Salt bu yazıyı değil işine gelmeyen hiçbir yazıyı ,yorumu yayınlamaz.Elbette kendi bilecekleri iş.Neyse biz gelelim yazıya.
    Kemal Okuyan ,bu” sosyalist devrim değildir” diyorsa elbette haklıdır.Ancak;” bu durum devrim değil” diyorsa da yanlıştır.Ortadoğu da bal gibi devrimci durum ve devrimler yaşanıyor.Mısır,Tunus ,Bahreyn,Yemen,Libya gibi ülkeledeki ayaklanmaları “Turuncu devrimler” gibi görmek;buralarda yaşananları “ABD emperyalizminin oyunu” olarak algılamak salt”sinik” bir tavır değil aynı zamnda da ulusalcı eğilimleri olan bir yaklaşımdır.Dikkat edin ,Türkiye’deki tüm ulusalcılar bu ayklanmaları ABD’nin bölgeyi yeniden düzenleme isteğinin bir parçası olarak yorumluyorlar.Anladık ,ABD bölgeyi yeniden düzenlemek istiyor.(Hoş daha önce de düzenlemiş zaten) Bunu neden halk yaklanmalarıyla yapsın ,istikrarı bozsun ki? ABD, Mübarek’e ya da silahının hemen tamamını kendisinin verdiği Mısır ordusuna söz dinletemiyor mu? Yemen’de mevcut başkandan daha mı sadık bir müteffik bulacak? ABD, bu ülkelerin birçoğunda “biraz demokratik görünümlü ılımlı islam” rejimlerini yerleştirebilecek güçteydi ve bunun için halk ayaklanmalarına gereksinimi yoktu.
    Elbette burada “leninist öncülük” yok ,elbette bu devrimler “sosyalist devrim” değil ,elbette egemenler ve ABD bu devrimleri “manipüle” etmeye çalışacaklar .Ediyorlar da zaten. Ancak bütün bunlar orlarda halk ayaklanmaları ve devrimler olduğu gerçeğini değiştirmez.Zaten tartışmada o bağlamda değil.Okuyan’ın yazısı açık.Bütün bu halk ayaklanmalarını “ABD’nin bölgeyi düzenleme çabası” olarak niteliyor.

    • ceren diyor ki:

      kerim dönmez’in yorumunda bir şey kafama takıldı. ABD neden halk ayaklanmaları çıkarsın istikrarı bozsun ki demişsiniz. Kemal Okuyan’ın yazısından halkı ABD ayaklandırdı gibi bir sonuç çıkarmak pek mümkün değil. Kaldı ki sürdürülebilecek bir istikrar da sözkonusu değil(di), halk isyan etmişse zaten orada sürdürülemeyecek bir durum vardır, söylenen, devrilen mübarek’in yerine kimin geleceğini belirleyenin yalnızca ayaklanan halkın iradesi olmadığıdır. Okuyan’ın yazısından bütün halk ayaklanmalarını ABD’nin bölgeyi düzenleme çabası olarak nitelediğini çıkarmak ise gerçekten zor. Zira yazı gerçekten açık, ayaklanmaların arkasında halkın özgürlük ve demokrasi talebinin olduğunu, insanların yoksulluk ve eşitsizliğe dönük öfkesinin olduğu da açıkça belirtilmiş.

  7. Semih Gencer diyor ki:

    Aslında bir azcık irfan ve vicdan sahibi olanlar Kuzey afrika ve yakındoğu coğrafyasındaki kitle hareketlerini anlamaya, kitlelerin taleplerinin ve hedeflerinin ne olduğu bulmaya çalışıyor. Ortada ciddi bir egemenlerin yönetememe krizi varken varsın kuyusunda vraklayanlar buna isimler koysunlar ne yazar. Kitlelerin kanı canı varlığı hareketi ortadayken tüm evren benim etrafımda dönüyor diyenleri aslında tarih hiç anmayacak!

    Ortada açık bir denklem var bu yönetememe krizinde hangi tarafın güçleri ağır basarsa o taraf geleceği şekillendirecek, uzaktan görünen o coğrafyadaki Komünist, komünizan, sosyalist, sosyalizan, anarşist anarşizan eğilimlerin etkinliğinin fazla olmadığı. Ve ibrenin şu veya bu bloktan emperyalist hegemonların ve o ülkedeki hakim gerici sınıftan yana gösterdiği.

    Ancak bu uzaktan görünen sınırlı bilgilerimizle o dinamikleri nasıl algıladığımız kuşkulu kaldı ki bizler kısır, ebleh, yaratıcılıktan uzak, cahil bir sol cenahın üyeleriyiz.

    ‘Latin Amerika’ hayranı solumuz bir kafasını bölgemize ve yakındoğu coğrafyasına kaldırsa da birileri şu Tunustaki Mısırdaki ve hatta ve hatta Libyadaki ilerici, sosyalist, Komünist güçlerin ne dediğini çevirse onların CNN le El cezireyle kesilen seslerini tercüman olsa.

    Selam olsun yaratana. Namuslu ve bilinçli devrimciye düşen görev toplumsal emeğe saygı ve onu bir üst basamağa nasıl taşırız, ne yapıpta o coğrafyaya enternasyonal desteğimizi veririz ve benzerlerini kendi coğrafyamızda nasıl ateşleriz sorusunun yanıtını aramaktır.

    Gamlı baykuşlar gibi kitleleri küçümseyip emperyalizmin kağıttan kaplan gücünü ön plana çıkaranların Komünistlikle bir alakaları olamaz.

  8. ilker aytekin diyor ki:

    Anlamıyorum, anlayamıyorum… soL yazar ve okurlarına “kitle hareketini anlamıyorsunuz, küçümsüyorsunuz” diyorlar…

    Kitleleri küçümseyen kim? Bütün yolları onlar açtı, canlarını ortaya koydular, yüzlercesi sokaklarda polis kurşunuyla katledildi. Bunları görmezden gelen kim? Bu direnişin tarihe yazılacağını, belki onbinlerce insanı uyandırdığını, mücadeleyi öğrettiğini yadsıyan kim? Bunları söylemek için zaten alim olmaya gerek yok. Bunları görmek ve söylemek çok kolay. Biraz da madalyonun öbür yüzüne bakmanın ne zararı var? Şunu görmek çok mu zor: İsyanı yönlendirecek, iktidara taşıyacak, sosyalizmi gündeme getirecek ve emperyalistlere, işbirlikçilerini bölgeden kovacak bir yapı şekillenmiyor Ortadoğu’da. Kitlelerin harekete geçmesi, olmaz denilen yerde “devrim”in tartışılması elbette çok önemli bir kazanım. Ama kazanımlara bakıp olası kayıpları görmezden gelmek de Marksistlere yakışmaz.

    Aşağıdaki linklerde son birkaç gündür soL Portal’da Afrika’daki halk isyanları üzerine yazılmış bazı haberler var. soL okurlarına “Kitleleri küçümsüyorsunuz” deyip son birkaç günde olan bitene ve emperyalizmin ülkede doğan iktidar boşluğuna nasıl oynadığına bakmayı ısrarla reddedenlere gelsin bu linkler. Bunlar Lenin’in deyişiyle “proletaryanın kıçında secde etmeyi” pek sevenlerin burnunun ucunu bile göremediğini açık olarak kanıtlıyor.

    Hillary Clinton çıkıp “Libya’da muhalefete el uzatacağız” diyor, iki ABD’li senatör elini kolunu sallayarak Kahire sokaklarını arşınlıyor, İslamcılar ve gericiler örgütlenip inisiyatifi almaya hazırlanıyor. Bizim solcularımız hala “ama kitlelere bak, nasıl da aslanlar gibi çatışıyor” diyorlar… Yazık. Yüzbinlerce insanın değişim özlemi, yoksulluğa, işsizliğe ve diktatörlüğe karşı isyanı, emperyalizm tarafından manipüle ediliyor…

    Ama asıl “yazık”, bütün bu gerçekleri korkmadan söylememize, “asıl ileriye bakmak lazım, tamam diktatörler halk tarafından indirdildi, ama bundan sonrası ne olacak” diye soranlara “siz halk hareketini küçümsüyorsunuz” diyenlere… Bir “yazık” da, Latin Amerika’da komünist olmasa bile “sol” denilmesinde hiçbir sakınca olmayan iktidar dönüşümleriyle Ortadoğu’da büyük bir ihtimalle bir Amerikancı-İslamcı restorasyonla sonuçlanacak olan tuhaf ve üzücü durumu aynı kefeye koyanlara… (Kaldı ki, Chavez’i devirmek için de ABD her sene muhaliflere milyon dolarlar dağıtıyor, ama orada işi daha zor elbette. Küba’nın durumu zaten malum.)

    “Mısır’da dört yeni İslamcı parti”, 28 Şubat: http://haber.sol.org.tr/dunyadan/misirda-dort-yeni-islamci-parti-haberi-39734

    “Mısır’da meydan Amerikalılara kaldı”, 28 Şubat: http://haber.sol.org.tr/dunyadan/misirda-meydan-amerikalilara-kaldi-haberi-39741

    “Diktatör Bin Ali gitti ama…”, 28 Şubat: http://haber.sol.org.tr/dunyadan/diktator-bin-ali-gitti-ama-haberi-39740

    “Obama: Kaddafi hemen gitsin”, 27 Şubat: http://haber.sol.org.tr/dunyadan/obama-kaddafi-hemen-gitsin-haberi-39716

    “Silah satıcılarından ‘insani müdahale’ tehdidi”, 26 Şubat: http://haber.sol.org.tr/dunyadan/silah-saticilarindan-insani-mudahale-tehdidi-haberi-39682

    “ABD Ortadoğu’da pozisyonuna ince ayar çekiyor”, 24 Şubat: http://haber.sol.org.tr/dunyadan/abd-ortadogu-da-pozisyonuna-ince-ayar-cekiyor-haberi-39605

    “Mısır’da eski tas eski hamam mı?”, 22 Şubat: http://haber.sol.org.tr/dunyadan/misirda-eski-tas-eski-hamam-mi-haberi-39525

    “Devrimci hareket zayıf olunca…”, 17 Şubat: http://haber.sol.org.tr/dunyadan/devrimci-hareket-zayif-olunca-haberi-39351

    “ABD ve İsrail İran’daki gösterilerden memnun”, 17 Şubat: http://haber.sol.org.tr/dunyadan/abd-ve-israil-iran-daki-gosterilerden-memnun-haberi-39338

    “Müslüman Kardeşler partileşiyor”, 15 Şubat: http://haber.sol.org.tr/dunyadan/musluman-kardesler-partilesiyor-haberi-39269

    “Mısır’ı zaten ordu yönetiyordu”, 15 Şubat: http://haber.sol.org.tr/dunyadan/misiri-zaten-ordu-yonetiyordu-haberi-39247

    Alın size “emperyalizmin kağıttan kaplan gücü”!

  9. kerim dönmez diyor ki:

    Ceren Arkadaş,
    Yoruma yorum yapan yazılara yanıt vermek pek de hoşlandığım bir durum değil.Ancak birbirimizi ısrarla anlamamya gayret ediyoruz gibi bir durum var ortada.Önce herkes kendisini istediği gibi ifade etsin ve anlamaya çalışalım diyorum. İşte tam da ben de sizin dediğiniz gibi diyorum. “Orada istikrar yok. Halk isyanıyla kitleler emperyalizmin kurduğu göreceli istikrarı yıktı” diyorum. Bu isyanların arkasında “turuncu devrimler” gibi küresel kapitalizm olamaz diyorum.Emperyalizm bölgeyi yeniden düzenlerken, bu tür ülkelerde eğer yönetimsel gücü varsa olayı halka götürmeden,piyasa ve yönetim istikrarını bozmadan yönetim içi müdahalelerle yapar diyorum.Örneğin Türkiye’deki gibi eskiden dayandığı bazı güçleri yönetim içi-erkler içi müdahalelerle tasfiye etmeye döneme uygun yeni güçlere yaslanmaya çalışır.Dolayısıyla birilerinin dediği gibi baştan planlı,leninist öncülük olmayan devrimleri halk isyanlarını devrim saymazsınız hatta gerici bile sayabilirsiniz.Selamlarımla.

  10. Yorumlar Yoranlar diyor ki:

    Sol Defter de çizilen itiraza genel hatlarıyla katılmakla beraber, gelen cevapları fanatik bir takım taraftarlığı dışında bakanları anlamaya çalışıyorum. Hemen bir Sol Defter Taraftarı olmadığımı, hatta genel kitle mücadelesi dışında hiç bir ideolojik kültürel hatlarını paylaşmadığımıda belirteyim. İlginçtir ama insan hemen savunma ihtiyacı duyuyor kendini.
    Ortadoğuda günlerdir halklar can bedel direniyor. İktidardaki sınıflarla özdeşleşmiş faşizan diktatörlere karşı ayaklanmalar tamda kelimenin anlamıyla birbirini yok etme üzerine sürüyor. Şimdiye kadar halklar büyük bedeller ödeseler de (kendiliğinden) büyük zaferlerle yürüyorlar. İktidardaki sınıf temsilcilerini henüz hakettikleri tarzda cezalandıramasalarda o artık önemini yitirmiştir. Halklar halk ve özgürlükler uğruna büyük bir emek ve cesaretlerle ölümleri alt ederek yürüyorlar. Ne uğruna…?
    Demokrasi uğruna. Güler gibi olduğunuzu görür gibiyim. Ama çok tok bir cevap vereyim ki EVET DEMOKRASİ, HAK VE ÖZGÜRLÜKLER UĞRUNA! Bu kadar kan, gözyaşı DEMOKRASİ uğrunamı? Evet, demokrasi uğruna. Peki bu demokrasiiçin bu kadar ayaklanma bu kadar bedel ödenirmi?
    Nereden baktığınıza bağlı. Adı geçen Ülkeleri,n bir çoğu monarşilerden oluşuyorsa 21. yy da. Büyük bir barbarlık örneği diktatörlüklerle yönetiliyorsa. Bırakın ülke yönetimini, aileleri eleştirmekten insanlar iplere diziliyorsa. Seçimler ya yapılmıyor ya kağıt üzerinde de olsa bir şeyleri göstermelikte olsa değiştirmiyorsa, ülkenin servetinin 3/2 bir kaç aileye gidiyorsa, dünyanın en zengin enerji kaynakları üzerinde yaşayıp en fakir halklar oluşturuluyorsa, göstermelik hak kırıntılar için bile büyük bedeller ödeniyorsa. Tüm bunların üstüne ekonomik anlamda artık işçilerin yoksulların ezilenlerin bir adım bile geri gidecek yeri yoksa… Evet demokratik halklar için bu kadar muzaam bedeller ödemek gerekir.
    İkinci ve daha önemli göstergelerden bir de, herkesin en azından devrimcilerin önderlik etmediği ayaklanmalrın bir önderlik boşluğu yaşadığı noktasında ortaklaştıkları halde, yani hareketin karekterini belirleyen şeyin kendiliğinden bir öfke patlaması olduğu tespitine rağmen ondan devrimci nitelikler yani en azından anti emperyalist görevler beklemenin. En iyimser olarak anti emperyalist damarları güçlü olan ortadoğu coğrafyasında bun ilişkin çıkışlar beklemek. Aslında cevaplar o kendiliğindencilikle çıkışın içinde saklıdır. Bu ayaklanmalar bizlere şuanda, Ortadoğu halkları kendiliğinden halk (sınıf) harektindeler, henüz kendileri için (sınıf)harekette değiller.
    Her ayaklanmanın temel sorunu iktidarın kimden alınıp kime geçeceği sorunudur. Yani hangi sınıftan hangi sınıfa. Ayaklanmaların temel dinamiği bizlere nesnel olarak şartların olgun olduğunu ancak bu şartları örgütleyecek öznenin henüz olmadığını gösteriyor. Dolaysıyla enteernasyonel devrimcilerin en büyük görevi ortadoğu halklarını bu yönde mahkum etmek değil devrimci dayanışmacı alternatifler üretmek sunmaktır.
    Devrimcilerin bu gün ortadoğudaki ayaklanmaların ışığında şapkayı eline alıp bakmaları artık elzemdir. Kriz tek başına yönetenlerin değil aynı zamanda yöntilenlerin öncülüğüne soyunmuş devrimci komünistlerin krizidr. Başta Türkiye devrimi ve Kürdistan ilişkin sorumluluğumuz olmak üzere entarnasyonel görevimiz, Ortadoğuda gözünü budaktan esigemeden büyük bir kararlılıkla dişediş ayağa kalkan orta doğunun dinamiklerini anlamak. Çünkü beyler geçen yıl Tekel direnişi bize sınıf hareketine dair bildiklerimizi unuturup yeni şeyler öğrettiyse, Orta doğuda genel Mksist Lenislist ilkeler dışında tüm teorik birikimimizi çöpe atmanın vakti geldiğinin işaretidir.

  11. Ebru Kılıç diyor ki:

    İlker Bey, şunları söylemişsiniz:

    “…Benlisoy ise kolay olanı yapıyor: Ayaklanmaların ve yaşanan iktidar değişimlerinin orta/uzun vadeli sonuçlarına odaklanmaksızın, bunların bizatihi kendisine sahip olmadıkları anlamlar yüklüyor.”

    “…Okuyan’ın niyeti, bu yaklaşımın ötesine geçmek ve yaşananları sadece bugün ne olduğuna takılıp kalmadan ileriye dönük olası sonuçlarıyla birlikte değerlendirmek. Örneğin Ortadoğu’daki isyanların hiçbir kazanım yaratmadığı gibi bir iddia yok Okuyan’ın yazdıklarında. Emperyalistlerin dönemi mutlak olarak kazandığına ilişkin bir iddia da yok. Ama görünen tablo itibariyle ve yine Okuyan’ın vurgusuyla “şimdilik” emperyalizmin mutlak bir kaybı olmadığı da vurgulanıyor. Çünkü bundan sonraki gelişmelerin bu topraklardaki emekçi halkın lehine ilerleyebileceğini, emekçilerin elde ettikleri güç ve meşruiyeti (eski düzenin farklı bir biçimde restore edilmesini engelleyerek) krizi bir devrimci dönüşüm sürecine evriltmek için kullanabileceğine dair somut veriler yok. Bundan tüm sosyalistlerin üzüntü duyacağı ortada. Ama gerçek değişmiyor: Emperyalizm zaten uzun süredir bir hayli birikim elde ettiği bir coğrafyada fiili durumu değerlendirerek inisiyatifi devralmaya çalışıyor; bu konuda yol da alıyor.”

    “Hillary Clinton çıkıp “Libya’da muhalefete el uzatacağız” diyor, iki ABD’li senatör elini kolunu sallayarak Kahire sokaklarını arşınlıyor, İslamcılar ve gericiler örgütlenip inisiyatifi almaya hazırlanıyor. Bizim solcularımız hala “ama kitlelere bak, nasıl da aslanlar gibi çatışıyor” diyorlar… Yazık. Yüzbinlerce insanın değişim özlemi, yoksulluğa, işsizliğe ve diktatörlüğe karşı isyanı, emperyalizm tarafından manipüle ediliyor…
    Ama asıl “yazık”, bütün bu gerçekleri korkmadan söylememize, “asıl ileriye bakmak lazım, tamam diktatörler halk tarafından indirdildi, ama bundan sonrası ne olacak” diye soranlara “siz halk hareketini küçümsüyorsunuz” diyenlere… Bir “yazık” da, Latin Amerika’da komünist olmasa bile “sol” denilmesinde hiçbir sakınca olmayan iktidar dönüşümleriyle Ortadoğu’da büyük bir ihtimalle bir Amerikancı-İslamcı restorasyonla sonuçlanacak olan tuhaf ve üzücü durumu aynı kefeye koyanlara…”

    Şimdi bütün bunları, cımbızlamak için değil, söylediklerinizi hatırlatmak için alıntıladım. Birkaç sorum olacak:
    1. Hillary Clinton’ın ve ABD’den, AB’den, BM’den devlet adamı avanesinin, özetle emperyalist projenin ya da projelerin bütün bu gelişmeleri nalıncı keseri gibi kendilerine yontmaya çalışacaklarını, bu ülkelerde yaşayan insanların ve yakın coğrafyadaki bizlerin bir “manipülasyon çabası” olarak okuyabilmesi için ciltlerce kitap devirmeye, uzmanların yorumlarına müracaat etmeye, kısacası çok büyük bir çaba sarf etmeye gerek yok. Ayrıca bu korkarak söylenecek bir gerçek değil. Benim anlayabildiğimi kadarıyla en başta bu ülkelerde yaşayan insanların gördüğü bir gerçek. Nitekim Tahrir Meydanı’nda da böyle bir okumaya “Condolezza Condolezza Mübarek’e ver bir vize” türküsüyle ve başka şarkılarla epeyce karşılık verildi. Şimdilik devam eden ve dediğiniz gibi bir kayba uğramamış gibi görünen bu emperyalist hesapların, çok büyük bir ihtimalle başarıya ulaşacağı sonucuna neye dayanarak varıyorsunuz?

    Çünkü “Alın emperyalistlerin kağıttan kaplan gücü!” diyerek sunduğunuz linklerin hiçbirinde “Meydan Amerikalılara kaldı” gibi son derece abartılı bir başlıkla verilmiş, ABD’li iki senatörün Tahrir Meydanı ziyaretini konu alan haber de dahil olmak üzere, bu kadar ciddi bir iddiayı dayandırabileceğiniz bir veri yok. Bu iki senatörün Tahrir Meydanı’ndan başka ziyaret ettikleri yerler mi olmuş? Örneğin yönetimdeki askeri konseyden birileriyle görüşüp birilerine birtakım sözler mi vermişler? Ya da muhalif güçlerin oluşturduğu 25 Ocak Koalisyonu’ndan birileriyle görüşüp akıl mı dağıtmışlar? Haberde bu tür anlamlı olabilecek bilgiler yok ne yazık ki.

    Bu durumda sizin öngörülerinizi neye dayandırdığınızı anlamakta zorluk çekiyorum. Örneğin, Mısır şu anda Camp David Antlaşması’nda bunu öngören bir madde olmamasına rağmen Gazze’ye abluka uyguluyor. Dolayısıyla Mısır ordusunun “Uluslararası antlaşmalara sadık kalacağız” demesinin, ablukanın devamını garanti eder bir yanı yok. Sizin elinizde “Ordu bu ablukayı ABD’nin ve İsrail’in isteği doğrultusunda devam ettirecek” gibi bir öngörüde bulunmanızı sağlayacak, bizim bilmediğimiz bir bilgi mi var? Mısır ordusunun ABD’den aldığı ve ABD şirketlerine silah alımlarıyla geri dönen askeri yardım dışında? Çünkü nihayetinde ABD’ye geri dönen askeri yardımın ordunun karar alma süreçlerine etkisi bir hayli tartışmalı bence. İsrail’e yapılan yardımda olduğu gibi, Mısır ordusuna ABD yardımıyla Mısır’da üretilen silahlardan alma hakkı tanınmıyor. Yani bu yardımın Mısır ekonomisine ve dolayısıyla orduya doğrudan bir dönüşü yok. Mesela bu yönde birtakım değişiklikler olacağını mı biliyorsunuz?

    2. Verdiğiniz linklerdeki bir haberde de belirtildiği üzere ordu Mısır ekonomisinde büyük pay sahibi. Ülke çapında devam eden grevlerin, ordunun fabrikalarına sıçrayıp yayılmayacağına dair bir bilginiz mi var?

    3. Dört tane İslamcı partinin kurulacak olması, seçimlerden bu partilerden birinin galip çıkacağı sonucunu, dolayısıyla Amerikan-İslamcı restorasyonu öngörünüzü nasıl destekliyor, izah edebilir misiniz? Mesela 6 Nisan Hareketi de partileşecek, bu partinin seçimi kazanmayacağını neye dayanarak öngörebiliyorsunuz?

  12. Semih Gencer diyor ki:

    Kendini halkların komutanı, teorik gerçeklerin biricik sahibi görenlere ne anlatsak boş. Lenin öncülük ilan edilmez mücadele içinde alınır dlyeli 100 yıldan fazla oldu. Kitleleri anlamadan öncülük olmaz. kendiliğinden şeklinde tarif edileni iyi açmak gerekiyor. Kısıtlı ve sınırlı bilgilerimizle hak mücadelesi verenleri yargılayan bizler kimiz bir onu soralım. Bakalım bunca nesnel duruma rağmen sınıf hareketimiz neden böyle pejmürde durumda. Acaba kendi emperyalizmimize dokunmadan her şeye mutlak bir emperyalizm uydurmaktan olmasın. Foti arkadaşla siyasi arkadaşlığımız yok ama sinizm tespiti çok doğru. Eline ve yüreğine sağlık.

    • Mesut diyor ki:

      Kemal Okuyan ile ülkenin önde gelen ulusulcı-kafatasçılarından Banu Avar’ın benzer, neredeyse aynı şeyleri söylemesi, söylediklerinin aynı adrese çıkması ne kadar da ilginç, değil mi? Ülke ulusalcısının hal-i pürmelali işte bu. Kitlelerin iradesine saygı göstermeyen, kendi “devrimcileri” gibi jakoben bir liderin yolunu gözleyen, sağından devrim bekleyen anlayışı hakkıyla mahkum etmiş Benlisoy. Her toplumsal harekette ABD parmağı arayan bu anlayış, istemeden de olsa ABD’nin yaratmak istediği yenilmezlik, mücadele edilemezlik mitine hizmet etmekte ve yararına olmakta.

      Okuyan’ın yazısından önce yazılmış, Benlisoy ile aynı paralelde bir yazı daha mevcut aşağıdaki linkte:

      http://www.yurtsuz.net/News.aspx?tt=devrimler-caginin-galasinda–&newsid=590&fileid=0

  13. Fatma Pınar Arslan diyor ki:

    Emperyalizmin Mısır’a müdahelesi sonrasında, Mısır’daki devrimin durumu üzerine de bir yazı yazacak mısınız?

    • Sol Defter diyor ki:

      Emperyalizmin askeri müdahalesi Libya’ya ve karşı çıkmak hepimizin görevi. Mısır’da halk ayaklanmasını ve devrimci kalkışmayı, Mübarek’in devrilmesini emperyalizmin oyunu saymak ise, bizim görevimiz değil.

  14. Necip diyor ki:

    İnsanların, şu ya da bu şahsın ne dediğine değil de, olup bitenin kendisine bakalım. Orada devrim mi oluyor, yoksa karşı devrim mi? Veya bir belirsizlik mi var?
    Ayrıca biz ne yapabiliriz? Sadece üzülmeli veya sevinmeli miyiz? Ortadoğuda olup bitenler bizim ne işimize yarayabilir veya ne zarar verebilir?
    Sizin işleyip derinleştirecek kendi fikriniz yok mu ki Kemal OKUYAN şunu dedi bunu dedi? Okuyanın söyledikleri olayın kendisinden daha önemli olmuş.
    Efendiler orda devrim olduğu zaman, bu sosyalist devrim mi olacak? Yoksa…
    Burjuva devrim gibi bir şey mi ? Devrim kumar oynamak gibi bir şeyse, partilere örgütlere gerek var mı ? Arada bir blöf yapmak işe yarar mı? Bakarsın emperyalizm pas der, korkar geri çekilir …
    Partisiz, örgütsüz, uluslarası dayanişmasız devrimler de olabilir belki. Ama böyle belkilere bel bağlamak kimin işine yarar? Yoksa arada bir dua ederek de devrim yapabilirmiyiz… Birileri buna inanmamızı çok istiyor sanki.

  15. climax diyor ki:

    Sorun şorun şurdaki foti Arap ülkelerinde mevcut hareketler devrimci bir yapıya sahip ancak bu hareketleri ileride doğacak bir sosyalist hareketin başlangıcı görmek çok büyük hata olur. Zira emperyal güçler buna kati suretle izin vermemekle birlikte, muhafazakar Arap toplum yapısına tamamıyla zıt oluşumlar. Bu nedenden bu mesele hakkında Kemal okuyan’ın yazısına cevap yazmak bile bir noktada fazlaca önem arz etmiyor. Dünya konjektüründen uzaklaşmamanı tavsiye ederim dostum. Hoşçakal.

  16. Deniz diyor ki:

    Şimdi çok merak ediyorum bu konuda ne düşüniyorsunuz? Halen oralarda devrim olduğunu düşünüyormusunuz? Yoksa dürüst davranıp TKP yine haklı çıktı diyecekmisiniz?
    AB konusunda kimsenin söylemeye cesaret edemediğin TKP söylemiş eleştirilmişti. Haklı çıkmadılarmı?
    AKP açılımı konusunda haklı çıkmadılarmı?
    Referandum konusunda haklı çıkmadılarmı?
    Ergenekon konusunda haklı çıkmadılarmı?

    Yahu biraz banal olacak ama kardeşim TKP hep haklı çıkmıyormu?
    Koyun kafanızı başınızın önüne ve düşünün.

    Bakın TKP şimdide bişey diyor. Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkalım diyor. Eleştiriyorsunuz ulusalcı diyorsunuz, kemalist diyorsunu.
    Bekleyelim ve görelim TKP yine haklı çıkacakmı. Keşke Cumhuriyetin değerline sahip çıksaydık diyecekmisiniz.

Sol Defterizmmmm için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.