2010’dan 2011’e: Taksim’den, Hak Alıcı Devrimci Sınıf Eylemine

Seyfi Adalı - 2 Mayıs 2011 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

2010’dan 2011’e: Taksim’den, Hak Alıcı Devrimci Sınıf Eylemine

2011 yılı 1 Mayısı kamuoyunda “şiddet” olmadığı için olumlu bulundu. İktidar ve muhalefet partilerinin çeşitli seviyelerde Taksim’de yer alması, sağcı-solcu sendikaların ortak bildiri yayınlaması öne çıkartıldı.

Hükümet kanadı “1 Mayıs’ı biz tatil ettik” derken, muhalefet partilerinin temsilcileri “AKP kortejiyle gelseydi ya” diyerek meydan okudu.

Tayyip Erdoğan liselilerin YGS protestolarına cevaben “biz de 5 bin, 10 bin liseliyi karşılarına dikeriz” demişti. Şimdilik işçilere karşı böyle bir meydan okuma sezilmiyor: Çünkü Tayyip’in bu kez 5–10 bin değil, 5–10 milyon işçi bulması gerekir!

Sınıf hareketi açısından devletin, polisin provokasyonu olmaksızın olay çıkmayacağı ortaya çıkmış olması önemlidir. Kamuoyu, “Olaylı 1 Mayıslar”a dair hafızasında ne varsa, bunların 1 Mayıs’a katılanlardan kaynaklanmadığı görerek düzeltmiş olmalı.

Karşılaştırmalı Değerlendirelim

Bir önceki yılın 1 Mayısıyla bu yılın 1 Mayıs’ını karşılaştırarak yorumlamak adettendir. Bu açıdan 1 Mayıs 2011 Taksim Mitingini önceki yılla sayısal açıdan, coşku bakımından, sendikaların katılım seviyesiyle ele almak, karşılaştırmak mümkün.

Hatta bu yıl için burjuva partilerin kortej halinde, hükümet partisinin ise, milletvekilleriyle, Hak-İş gibi sendikaların Mehter Takımıyla 1 Mayıs’a katılmasını ayrı ayrı değerlendirmek gerekli olabilir.

Bağımsız bir sınıf hareketinin oluşturmak isteyenler için, olumlu sayılması gerekenler daha farklı. Sınıf hareketinin kendi kulvarında ilerlemesine katkı yapan her şeyi olumlu sayacak genişlikte bakacak olursak, bu yılki 1 Mayıs Taksim mitinginde sendika bürokrasisini değil, Kürt ve Türk işçileri, devrimcileri görüyoruz.

Bu aynı zamanda 1 Mayıs 1978’de yasaklı olan Kürtçe pankartların da özeleştirisi olacak kadar derinleştirilebilecek önemde sayılabilir.

Bu bakınmadan 1 Mayıs 2011’de olumlu olan ne varsa, Taksim’in kazanılmasında alınteri olan emekçilerin ve devrimcilerin yıllara yayılan mücadelesiyle 2010 yılı 1 Mayısında kürsüyü temizleyen TEKEL, İtfaiye, İSKİ işçilerinin tabandan gelişen demokratik tepkilerinin ve geçen yılın provokasyon iddialarına rağmen kitlesel olarak mitinge katılan Kürt siyasal hareketinin payı vardır.

Bu üç güçlü etkeni görmeksizin yapılacak değerlendirmeler, hem 2011 yılının emek hareketini ve siyasal durumunu anlamamıza hem de 2012 yılına dair öngörülerimize olumsuz yansıyacaktır.

Sendika Bürokrasisi Geri Adım Attı…

Taksim Meydanının yeniden kazanılmasında devrimcilerin rolünü halının altına süpürmeye kalkan sendika yöneticileri ve sendika uzmanları; 2010 yılı 1 Mayıs kürsüsüne çıkan işçileri “provokatör”,  ilan edip “teşhir ve tecrit” bildirisi yayınlayan konfederasyonlar 2011 yılı 1 Mayısında önceki yıllarda olduğu gibi söz sahibi olamamıştır.

İşçiye tepeden bakıp, onları askeri gibi yönetmeye kalkan sendika bürokrasisi kürsüde en sevdikleri iş olan, uzun uzun konuşma yapmaktan mahrum kalmıştır. Kürsüde Grup Yorum, Agere Jiyan, Kardeş Türküler sahne almış, Kürtçe-Türkçe bildiri okunmuş, Yaşasın 1 Mayıs sloganı, Kürtçe de ifade edilmiştir.

2010 yılı 1 Mayıs’ında bir avuç TEKEL işçisinin demokratik uyarısını “teşhir ve tecrit” etmeye kalkanlar, bugün yüz binlerce TEKEL, İtfaiye, İSKİ işçisiyle yüz yüzedir. Bir yıl içinde bir avuç 4-C’li yüz binlerce taşeron işçisi, güvencesiz olarak geri dönmüştür.

…Ama Oyunları Bitmeyecek

Kuşkusuz, 1 Mayıs 2010’da kürsüyü sendika bürokratlarından temizleme hamlesinin siyasal sonuçlarını bugün bile kabul etmeyecek sendika yöneticisi, sendika uzmanı, sosyalist bulabiliriz. Ancak bunlar artık çoğunluğu temsil etmiyor olacaklar.

Bazı bürokratlar, geçen yılın “zeki” okumasını yaparak, bu yılki 1 Mayıs’ı “ileri sıçramak üzere geri adım atma” biçiminde değerlendirmek isteyebilir. Önümüzdeki süreçte ve gelecek yılın mitinginde yeniden inisiyatif alma fırsatlarını değerlendirmek isteyebilir.

Sonuç değişmeyecektir. Rüzgâr, sendika bürokratlarından yana değildir; zaten bir kaçı (Süleyman Çelebi ve Salim Uslu) CHP ve AKP’den milletvekili adayı olarak süreçten çekilme yönünde adım atmıştır.

Diğer yandan, sendika bürokratlarının sözde solcu olanları 3 Nisan mitinginden başlayarak yeniden kendilerini cilalamaya başladılar. Ama kimse buna inanmadı. Şimdi de 11 Türk-İş’e bağlı genel merkez “sendika içi demokratikleşme”den söz ediyor. Buna da kimsenin inanması mümkün değil. Ama iktidarlarını kaybetmemek için her yolu deneyeceklerinden emin olmalıyız.

2011 Taksim’e Nasıl Gelindi?

2010’da sendikalar, Taksim’i kendileri kazanmış gibi havalara girdiler. Devrimcilerin emeğini yok saydılar. TEKEL işçilerinin mücadelesini ve öfkesini bastırmayı seçtiler. İşçilere ve devrimcilere kürsüde yer vermediler.

Sonra ne oldu? İşçi tepki gösterdi ve sendika bürokratlarını kürsüden kovdu.

Konfederasyonlar özür dileyeceklerine daha da saldırganlaştılar. Mücadele etmek isteyen azınlık TEKEL işçisinin üstüne gittiler. Onların şahsında TEKEL işçilerini dışladılar, tecrit etmeye kalktılar. Öyle ki, 22 Şubat’ta karar altına aldıkları kararlarını 26 Mayıs’ta uygulamadılar.

4-C başta olmak üzere esnek, sözleşmeli ve geçici çalışmaya karşı ilan ettikleri 26 Mayıs Genel Grevini yerine getirmeyerek mücadeleden havlu attılar.

Azınlık TEKEL işçi grubu ısrar etti. Sendikası Tek Gıda-İş’i göreve çağırdı. Tek Gıda-İş Sendikası polise sığınarak işçilere saldırmayı seçti. 78 gün sendikanın önünde direnen işçiler bu kez soldan da tecrit edilmeye çalışıldı.

Sendikaların sözde en mücadeleci görünenleri dâhil -Tek Gıda-İş, Hava-İş gibi- tabandan tepkilere sırtını döndü. Hava-İş’te olduğu gibi TEKEL işçilerine saldırıya kadar işi vardıranlar oldu. Ancak güçlü bir taban muhalefetinin (Gökkuşağı Hareketi) ortaya çıkmasını engelleyemediler.

DİSK zaten pratikte yoktu. KESK ise üzerine düşeni yapmak yerine iç kavgaya tutuştu ve en önemli süreci kaçırdı.

Bugüne geldik.

İşte bütün bu birikimin sonucunda 2011 yılı 1 Mayısı oluşmuştur.

Taksim 2011’in Siyasal Bilançosu

Bir önceki yılla karşılaştırarak ya da 2010 yılı 1 Mayıs’ının fikri takibini yaparak 1 Mayıs 2011’i ele alınca üç siyasal mesajın özellikle altını çizmemiz gerekli:

Birincisi, kürsüde sendika bürokrasisinin şeklen temsili önlendi. Konfederasyon başkanlarının uzun ve hamasi konuşmaları yapılmadı. Sendikalara güvensizlik sendikacılar tarafından da kabul edildiği görülüyor. Söz hakkı kategorik olarak işçilere verildi.

İkincisi, “güvencesiz, esnek ve taşeron çalışma”nın artık esas çalışma biçimi haline gelmiş olduğu güçlü biçimde ifade edildi. Sendikalar “taşeronlaşmanın varlığını kabul ettiler”; taşeron işçilerinin örgütsüzlüğünde sendikaların rolü gözler önüne serildi.

Üçüncüsü, Kürt siyasal hareketine yönelik “provokasyon” söylemleri geride kaldı, Kürt siyasal hareketinin işçilerle buluşma gayreti (bağımsız aday çalışmasına sosyalist soldan verilen destekle buluşarak) alana yansıdı; sendika bürokrasinin “ulusalcı” etkisi kısmen törpülendi. Örneğin Kamu Sen Kürtlerin varlığı sebebiyle mitinge katılmadı.

Bu üç önemli sonuç, 2011 yılı 1 Mayısında birden hâsıl olmadığını unutmadan önümüzdeki dönemin bağımsız sınıf politikasını oluşturmalıyız.

İşçi sınıfı zemininde, devrimcilerle ve Kürt siyasal hareketiyle birleşik mücadele programını oluşturacak bir siyasal hattın örülmesi halinde hem gelecek 1 Mayıs daha coşkulu, kitlesel ve anlamına uygun olacaktır hem de sadece mitingle sınırlı kalmayan, hak alıcı, hükümete ve patronlara geri adım attıran bağımsız sınıf hareketinin oluşmasını sağlamış olabiliriz.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 1 Mayıs 2010 / 1 Mayıs 2011 / bağımsız sınıf eylemi /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.