Hangi Büyüme? Ya da “Uyusun da Büyüsün”

Sol Defter- Haber - 17 Mayıs 2011 - 2011 Seçimlerine Doğru / İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

İktidarın temel seçim sloganı “İstikrar sürsün, Türkiye büyüsün!”

İstikrarın ne olduğu, kimin için olduğu ve bu “istikrardan” halkın payına ne düştüğü aslında o kadar açık ki… Ülkenin ve özellikle bu “büyüme” denen ucubenin ne olduğunu anlamak için küçük bir model olarak THY’ye bakmak yeterli. Benzerlikler gerçekten ilginç…

AKP iktidara geldiğinden beri THY hızla ve “istikrarla” büyüyor. Hızla büyüyor ama son 3 aylık zararı 322 milyon lira! Büyüyor ama daha önce THY’ye ait birçok birim artık onun değil. TEC Amerikalıların. Çağrı Merkezi, Yer İşletme, İkram ve birçok küçük birim artık yandaş kuruluşlara sunulmuş durumda. THY kendi bünyesinde ve kendi personeli ile sağladığı hizmetler için artık taşeronlara para ödüyor. Sırada kabin hizmetleri ve diğerleri var, hatta bu konuda anlaşmaların yapıldığı ve seçimlerden sonra açıklanacağı söylentileri dolaşıyor.

Türkiye’nin büyümesinin ana kalemi ise en az 3 çocukla nüfus artışı ve beton bloklar. Bu büyüme, topraklarımızın, akarsularımızın maden ve enerji tekellerine sunulması, işsizliğin ve yoksulluğun artması şeklinde halka geri dönüyor. Büyümenin sonucunu doğal yaşamın geri dönüşü olmayacak şekilde yok olması, köylerimizin çöken atık su havuzlarından saçılan siyanürle zehirlenmesi olarak ödüyoruz. HES yapımına karşı binlerce insan sokaklarda ama, imam bildiğini okuyor. Bütün sağlık hizmetinin ücretli hale geldiği gerçeğine rağmen “artık hastane kuyrukları yok!” diyerek hiç yüzleri de kızarmadan bunu bir de reklam malzemesi olarak kullanıyorlar. THY ise zararını açıklarken bile tabloyu neredeyse göğsü kabararak kamuoyuna “başarı” olarak yutturuyor!

AKP reklamlarında THY başrolde. Hele bir reklam afişi var ki, “pes artık” dedirtiyor insana. Meğer kendi uçağımızı yapıp uçurmuşuz da haberimiz yokmuş! Afişteki AKP ampulünün yanındaki uçak, utancından olsa gerek kıp kırmızı!

İşin garibi bu telkinler işe de yarıyor. Ücretsiz eğitim ve sağlık hizmeti elinden alınan, torunlarına kadar borca batmış, toprağı ormanı yok edilen halk neredeyse “istikrardan” memnun, mesut yaşıyor! Oysa eskiden halkın malı olan madenlerimiz, akarsularımız, tütünümüz aynı THY gibi artık bizim değil. Son aylarda içlerinde muhalif gazetecilerin oldukça kabarık sayıda olduğu binlerce insanımız tutuklandı. Üniversite öğrencileri gençliğin doğası olan muhalif tutumlarıyla, sarf ettikleri tek bir cümle için onlarca yıl cezalara çarptırılıyor. Özel mahkemeler, hukuksuzluklar cinayetler korkunç boyutlarda. Ülkede skandal skandalı izliyor. YGS, ALES vb sınavlarda her geçen gün yeni bir usulsüzlük ortaya saçılıyor. Bu ortamda seçimlerin ve sonuçların güvenliği tartışma konusu.

Yine de “istikrar sürsün, Türkiye (uyusun da) büyüsün!”

Büyüme ülkede halka ne getiriyorsa iktidarın yönettiği THY’de çalışanların payına düşen de aynı. Acayiplik, bu ucubenin “başarı” olarak sunulması ve uykulu gözlerin neler olup bittiğini fark etmemesinde. Çünkü uyan borusu çalması gereken medya çoğunlukla “büyümeden” nemalanır kılınmış, çatlak sesler içeri tıkılmış durumda. Muhalefet ise esas olarak aynı kafada. Bu yüzden “muhalefet” görevi üstlenenlerin “istikrardaki” payı büyük. Ülkenin en temel konularında (Dış politika- Demokrasi- Enerji ve çevre) farklı politikalar üretmek şöyle dursun, iktidarı destekliyorlar.

Örneğin ana ve yavru muhalefet partileri, iktidarın önce sözde karşı çıkıp sonra NATO kuyruğunda Libya’ya saldırıyı desteklemesini “doğru” buluyor. Afganistan işgaline asker gönderiyor. Japonya’daki nükleer felakete rağmen ülkenin geleceğine atom bombası yerleştirme kararlılığındaki iktidarla aynı kafada, nükleer enerjiyi savunuyor. Karşısında yer aldıkları AKP ile bu iki temel konu ve seçime doğru iyice sarpa saran Kürt sorununa duyarsızlıkta pek de güzel örtüşüyorlar.

Gerçekten iktidarıyla muhalefetiyle ülkede ne yaşanıyorsa mikro ölçekte THY’de mevcut. “İstikrarın” ve büyümenin çalışanlara getirisi işten çıkarılma veya bu tehditle herşeye boyun eğerek çalışma oluyor. İktidarın halka uyguladığı baskı aynı ölçüde THY’de sürüyor. Uçucular “Uçuş gözlem formu” adı altında bir form doldurarak birbirini gammazlamaya zorlanıyorlar. Çalışanların eline her gün başka savunma kâğıtları tutuşturuluyor:

  • “Hasta olup üç günlük rapor almışsınız, veriminiz düşük savunmanızı yazınız!”
  • “Dört yıl önce görevli olduğunuz seferde 15 dakika gecikme olmuş, bu konuda savunmanızı yazınız!”
  • “İnternet sitesinde Amsterdam kazasıyla ilgili görüş yazmışsınız sizi kaptanlıktan ikinci pilotluğa indiriyoruz!”

Bütün bu baskı ve tehdidin karşısında, muhalefeti simgeleyen sendikacıların tavrı ise ana ve yavru muhalefetle aynı. Hava İş, işten çıkarılanların eline avukat vekâletnamesi tutuşturup seyrediyor. Sendika avukatının kazanılan tazminatların bazılarından aldıkları ücreti yüzde 25’e çıkardıklarını ise hayretle öğreniyoruz.

Halkın sıkıntılarını içselleştirmeyen, yaşantısını paylaşmayanların, düzenin devamından ve bu “istikrardan” yana olması o kadar doğal ki. İşçilerin ve halkın yaşantısına uzaklaşmış, özünde iktidardan farkı olmayanların onun derdine derman olması mümkün değil. Bu yüzden halkın ve işçilerin iradesinin önüne setler çekilmiş! Doğrudan demokrasi yerine delege sistemleri, seçimlerdeki yüzde 10 barajları iktidarlarca özenle korunuyor.

Bu koşullarda çare aramak durumundayız. Her şeye rağmen 12 Haziran hesap günü. Baskı ve tehditlere boyun eğmeyenlerin, ninnilere kulak asmayanların, umudu çoğaltması dileğiyle…

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: ekonomik büyüme / THY /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.