Vesayet Rejiminin Restorasyonu

Zafer Aydın - 17 Mayıs 2011 - 2011 Seçimlerine Doğru / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Vesayet rejiminin restorasyonu

AKP bir süredir geri plana ittiği, geleneksel kimliğinin önemli parçası milliyetçiliği bu seçimlerde öne çıkartıyor. AKP’nin bu tercihi nedeniyle seçimler, milliyetçilik yarışı haline de geliyor. Seçim meydanlarında farklı bayraklar dalgalandıran partiler aynı zemine basıp, aynı dili kullanarak ne kadar milliyetçi olduklarını anlatma gayreti içindeler. AKP, aday profilinden, oluşturduğu argümanlara, hatta Kars’taki insanlık anıtının yıkımı ve yıkım için seçilen tarihe(24 Nisan) kadar pek çok alanda yaptıklarıyla, yarışta bir hayli iddialı olduğunu ortaya koyuyor. AKP’nin bu alandaki iddiası yeni değil. AKP milliyetçilik yarışında kimseden geri kalmayacağını birkaç yıl önce Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından şöyle duyurmuştu: “Bazıları çıkıyor bizimle bayrak konusunda yarışa giriyor. Bizimle bayrak konusunda kimse yarışa girmesin. Bu konuda kimse bizimle aşık atmaya kalkmasın. Biz, bayrağı şehidin son örtüsü olarak gören bir anlayışın mensuplarıyız. ‘Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır’ diyen anlayışın mensuplarıyız. Bu konuda bizimle aşık atmaya kalkmasınlar.” (16 Nisan 2006 AKP Yozgat İl Kongre Konuşması) O zamanlar çok dikkat çekmeyen, büyük ölçüde bilerek görmezden gelinen bu husus, seçim siyasetinin ana aksı haline dönüşünce, bir anda daha fazla söze konu edilir oldu. AKP’nin kimliğinin önemli bir parçası olan milliyetçiliğini öne çıkartması, MHP’de “tapulu arazime gecekondu yaptırtmam” tepkisi ile karşılandı. Milliyetçiliği malzeme yapıp, AKP karşıtı cephe kurmak isteyen çevreler de “ellerinden oyuncağı alınmış çocuk” tavrıyla çeşitli gerekçeler ileri sürüp AKP’nin gerçek anlamda milliyetçi olamayacağını kanıtlamaya çalışıyorlar. “Referandumda kurulan birlikteliği daha ileri taşıma” AKP ile birlikte “tarihsel değişim bloğu” kurma beklentisi içinde olanların bir kısmında ise, tam bir hayal kırıklığı hakim. AKP’nin değişimin sınırlarına gelip, gelmediği, değişim dinamiği taşıyıp, taşımadığı tartışılıyor. Her üç kesimin değerlendirmelerinde de, bu çıkışın oy desteğini artırma hamlesi olduğu fikri yaygın. Beklentileri de onunla sınırlı kalması yönünde. Öyküyü milliyetçiliğe yaslanarak oyları arttırma çabası olarak okumak doğru, ancak bununla sınırlı olmadığını da bilmek gerek. Çünkü, milliyetçiliğe yığınak yapmak, vesayet rejimini tasfiye etmek yerine, odağını değiştirme siyasetinin doğal sonucu.

Vesayetin el değiştirme hamlesi 12 Eylül referandumuyla büyük ölçüde başarıldı. “Gizli Anayasayı” vizyon belgesi olarak kabul eden, yüzde on barajını savunan, YÖK ile çalışmaya devam edeceğini açıklayan AKP’nin, sivil ve demokrat rolü oynamasına gerek kalmadı. Artık devlet partisi kimliği ile, geleneksel devlet etme biçimlerine sadık bir çizgi izliyor. Bu çizgi ister istemez, vesayet rejiminin ideolojik ve kültürel dolgu malzemesi olan milliyetçiliği de sahiplenmeyi getiriyor. Çünkü vesayet rejiminde demokrasisizliğin, siyasetsizliğin yol açtığı kırılmaların telafi edilmesinde, anti demokratik yöntemlerin çözüm diye benimsetilmesinde, milliyetçilikten daha yarayışlı bir malzeme olamaz. Bunun için, vesayet rejiminin eski sahiplerinin, Kürt sorununda yıllarca saklambaç oynarken ebelenmemek için milliyetçiliği nasıl kullandıklarını hatırlamak yeterli. İnkâra dayalı baskı ve şiddet politikalarına toplumsal meşruiyet, milliyetçilikten temin ediliyordu. Anti demokratik uygulamaların makul ve kabul edilebilir hale getirilmesinde “bölücü”, “vatan haini” gibi milliyetçilikten türetilmiş belli başlı argümanlar kullanılıyordu. Tayyip Erdoğan’ın aynı sözcüklerle bezenmiş konuşmalar yapması, “ iç düşman” kartına oynaması rastlantı değil, vesayet rejimi ile bütünleşme çabasının, yaygın ifade ile söylenecek olursa “devlette devamlılığın” bir gereği. Rejimin eski ve yeni muktedirlerinin zihniyet ve uygulama birliğini ortaya koyan çarpıcı bir örnek de Ahmet Şık’ın başına gelenlerdir. Yazdığı bir kitap yüzünden Ahmet Şık’a yaşatılanlar, vesayet rejiminin bilinen bütün özellikleriyle sürdüğünü gösterirken ne iktidar sahipleri, ne de onlarla aynı dili konuşanlar toplumu ikna edemediler. Bu noktada vesayet rejiminin eski muktedirlerinin sıklıkla yaptığı gibi, milliyetçiliğin ipine sarıldılar. Ahmet Şık’ın muhalif gazeteci kimliği ve yazdığı kitap nedeniyle cezaevinde yatmadığı konusunda toplumu inandıramayanlar, onu “vatan haini”, “bölücü”, “komünist” diye yaftalayarak ikna güçlerini artırmaya çalıştılar. Ahmet Şık özelinde akla ve vicdana sığmayan, hukuk dışı uygulamaların benimsetilmesi için gerçekleştirilen seferberlik, odağındakiler değişse bile vesayet rejiminin milliyetçilikten vazgeçemediğinin önemli bir kanıtı niteliğinde.

AKP, milliyetçiliğini baskın hale getirerek sürdürdüğü seçim kampanyası ile yeni dönemin stratejik yönelimini de ortaya koyuyor. AKP Genel Başkanının seçim mitinglerinde Türk ve Sünni kimliğine seslendiği konuşmalar, propaganda faaliyetinin ötesinde vesayet rejimi ile bütünleşme, çabası olarak görülmeli. Muş Mitinginde “Kürt sorunu yoktur”(30 Nisan 2011) açıklaması yapan Başbakan, bütünleşme sürecinde izlenecek siyasal çizgiyi, 1991 yılında Demirel’in “Kürt realitesini tanıyoruz” açıklamasının öncesine çekmiş oldu. Bu açıklamaya otoriter ve baskıcı politikalar eşlik edeceğini, sorunların çözümünde anti demokratik yöntemlerin tercih edileceğini söylemek için kahin olmaya gerek yok. Nitekim KCK davaları, yeniden artan askeri operasyonlar, BDP’lilleri seçime sokmamak için yapılmış YSK hamlesi, Demokratik Çözüm Çadırlarına müdahaleler AKP’nin milliyetçi siyasetine hangi yöntemlerin eşlik edeceğinin en açık ifadesi olarak göz önünde.

AKP seçimlere, vaatleriyle uygulamaları arasındaki makasın açıldığı, demokrasi ve değişim kavramlarını tüketmiş, vesayet rejimi ile büyük oranda bütünleşmiş bir parti olarak giriyor. Sandıktan, vesayet rejimiyle bütünleşme sürecini tamamlayacak, rejimin restorasyonu için ihtiyaç duyduğu adımları atabilecek bir güç ile çıkma derdinde. Milliyetçiliğe yapılan yığınak, şoven dil, farklılıkları yok sayan söylem bu kurgunun bir gereği olarak karşımıza çıkıyor. AKP’nin beklentisine uygun bir sonuç ortaya çıkması durumunda, yeni anayasada dahil, her şey vesayet rejiminin restorasyon sürecinin parçası olarak şekillenecek. Tersine bir beklenti içinde olmak, yani milliyetçi AKP’den demokrasi lehine adımlar atmasını, demokratik bir anayasa yapmasını beklemek çatlak zurnadan doğru nota çıkmasını beklemek kadar abes..

Zafer Aydın Radikal İki 15 Mayıs 2011

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP / Vesayet Rejimi /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.