Seçim Öncesi Bahaneler Seçim Sonrası Tehlikeler

Özcan Özen - 24 Mayıs 2011 - 2011 Seçimlerine Doğru / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail
Seçim öncesi bahaneler Seçim sorası tehlikeler
DSİP takiye yapan bir partidir. Ciddiye alınamaz. “Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku” bileşenlerinden biri olması, bu bloka destek olunmaması ya da içinde bulunulmaması için bahane oluşturamaz. DSİP (Devrimci Sosyalist İşçi Partisi) her yöne takiye yapan bir partidir:
İsimde ve amblemde takiye
Vakti zamanında henüz Türkiye Komünist Partisi-TKP adını almamış olan Sosyalist İktidar Partisi’nin kısaltması SİP ile aynı olacağı için Sosyalist İşçi Partisi adının önüne “devrimci” sıfatını eklemiştir. Çünkü bağlı bulunduğu International Socialist-Uluslararası Sosyalist Akım dahilindeki partilerin öncelikli tercih ettiği isim Socialist Worker Party (SWP)-Sosyalist İşçi Partisi’dir ve tabii ki İngiltere’deki ana partinin adıdır. Kısacası “devrimci” sıfatı bir “telif hakları” sorunu ile bağlantılı bürokratik bir gerekliliğin sonucudur.
Partinin başkanı Doğan Tarkan’ın 12 Eylül 2010 tarihindeki anayasa değişikliği hakkındaki halkoylamasından sonra Zaman gazetesine verdiği röportajda partisinin kızıl yumruk şeklindeki amblemini itici bulan Nuriye Akman’a verdiği cevap açık seçik bir takiye örneğidir: “Doğru diyorsunuz o yumruğu değiştirmek lazım. Daha nazik bir şey bulmak lazım.” Oysa aynı röportajda daha önce söylediği gibi bu amblem DSİP’in bağlı bulunduğu uluslararası akımın tüm dünyadaki alamet-i farikasıdır. Bunu İngiltere’deki SWP değiştirmeden Doğan Tarkan ve şürekası değiştirmeye cesaret edemez. Tabii hayalini kurdukları gibi Türkiye’de on binlerce üyeye sahip olmadıkça; böyle bir durumda Doğan Tarkan gözünün yaşına bakmadan SWP’yi dahi geri kafalı ve hatta “Kemalist” olmakla suçlar ve kraliyetini ilan eder parti amblemini de muhtemelen rüzgar gülü olarak değiştirir.
Seçim takiyesi
Bu, o tarafa yapılan takiyedir; bir de bize yaptığı takiye vardır: Blok’un ilan edilmesinin akabinde DSİP’in internet sayfasına girildiğinde (14 Nisan 2011) seçimlerle ilgili 21 Kasım 2010 tarihli yazıdan sonra sitenin güncellenmediği görülüyordu. Blok ilan edilene kadar seçimdeki tutumu ya da seçim ittifakı hakkında bir görüş beyanı olmayan bir partinin ciddiyetine ne kadar güvenebilirsiniz? Yine aynı tarihte, gazeteleri Sosyalist İşçi internet sayfasının da en son 5 Ocak 2011’de güncellendiği tespit ediliyordu ve Blok/ittifak konusunda hiçbir yazı bulunmamaktaydı. DSİP’in sitesinde 19 Mayıs 2011 tarihinde bile Yüksek Seçim Kurulu’nun bağımsız adaylar konusunda olaylara neden olan kararlarının ardından yazılmış bir yazı dışında Blok ve seçim konusunda bir yazı yer almamaktadır. Dostlar alışverişte görsün, DSİP de solculuk iddiasını daim kılmak için Blok’ta görülsün. Başka bir alternatif olsaydı, mesela Baskın Oran bağımsız aday olsaydı, o kampanyada yer alırlardı daha önce de yaptıkları gibi. Takiye daha başka nasıl yapılır ki?
Halkoylamasının cinleri
Belki şöyle: 12 Eylül’deki halkoylamasında, DSİP, Kürt illerinde “boykot” derken “diğer” yerlerde “Yetmez ama EVET”in en hırçın savunucusuydu. Çift kişilikli roman kahramanları gibi; gündüz gazeteci akşam Superman. Hastalıklı siyaset! Diyarbakır’da “Biz bu anayasa değişikliğini, teklif tarzını, teklif edeni tanımayız” diyeceksin, Ankara’da “Tanıyoruz tabii ki, gerçi çok iyi değil ama hiç yoktan iyidir; kılıfı da hazır, istemem yan cebime koy,” deyip zil takıp oynayacaksın. Takiye böyle olur işte. İstanbul’da EVET, Diyarbakır’da HAYIR ne kadar saçma bir tutum ise Diyarbakır’da BOYKOT, İstanbul’da EVET (ya da benzer olarak HAYIR demek) o kadar saçmadır, en hafifinden “boykot”un sözlük anlamından habersiz olmaktır, takiye yapmaktır.
CHP’nin eski müritleri AKP’nin yeni dostları
Daha iyisi de var: Halkoylamasından sonra “Hayır” cenahındaki sosyalistleri, Kadıköy ve Beşiktaş gibi işçi sınıfından sayılamayacak ilçe sakinleriyle aynı safta olmakla suçlamıştı DSİP (liberallerden ödünç aldıkları ahmakça bir akıl yürütmeyle). Oysa birkaç yıl öncesine kadar işçiler oy verdiği için CHP içinde siyaset yapmak (enterizm) gerektiğini savlayıp duran ve tüm geçmişi bu siyasetin peşinde koşmakla geçen DSİP’in ta kendisidir. Ya işçi sınıfı birkaç yıldır adres değiştirmiştir ya da DSİP taraf. Hatta onlara inanacak olursak artık işçiler tamamen AKP’li olmuştur, burjuvazinin partisi CHP’dir ve hatta (kafalarında burjuva partisi ile burjuvaların partisi kavramları çakıştığı için) burjuvalar da nüfusun yüzde 25-30’u kadardır. Hayır, onlar böyle olmadığını gayet iyi bilmektedirler fakat siyasetlerinin tamamı takiye yapmaktan ibaret hale gelmiştir ve öyle ki kitleleri aldatmanın kendilerini kandırmaktan daha güç olduğunu göremez olmuşlardır. DSİP her zaman kendi örgütsel nüfusunu birkaç kişi arttıracak siyasi manevralar için evrim geçirmiştir ama omurgasızlaşarak. Kadıköy ve Beşiktaş’ta yaşayan anarşist gençlerin peşinde az koşmamış ve onları tavlamak için parti büroları (bir parti bürosu adresleri yoktur) yerine, anarşistlerden aşırma bir adla, “Kara Kedi” kültür merkezlerini imar etmeye az çabalamamıştır. Eğer becerebilselerdi (niyetlerindeki samimiliği eleştiremeyiz) işçi sınıfına gitmek için Beyoğlu ya da Kadıköy barlarının uzağında “da” mevzilenebilirlerdi.
Blok ve seçim konusunda sola karşı bu denli pervasız bir takiye içinde olan DSİP dolayısıyla Blok’ta yer almamak ya da Blok’a destek olmamak, Roni Margulies ya da Doğan Tarkan’ı bahane etmek en az DSİP kadar ciddiyetsiz davranmak olacaktır.
DSİP’in internet sayfasında “dostlarımız” başlığı altındaki bağlantılar (link) partinin başarısızlığa uğramış siyasetinin ve bu siyasete ait kampanyaların mezarlığı gibidir ve bir zıpçıktı işportacının düsturunu, partinin alın yazısı olarak aşırdıklarını tesciller:“Nerde Hareket Orda Bereket.”
Altan Tan: Bir çelişki mi?
Bir sahici parti bürosu adresi dahi veremeyen sanal bir partiyi ciddiye almak, cürmünden çok yeri yaktığını düşünmek, her şeyden çok Altan Tan’a haksızlık etmek olacaktır.
Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’na destek vermeyenlerin bir diğer bahanesi de Altan Tan’dır. Oysa Tan’ın Blok’tan adaylığı hem AKP’yi hem liberalleri çıldırtmıştır. Bu adaylığın iktidar ve yaltakçıları liberaller üzerinde yarattığı şok etkisi ancak sivil cuma namazları ve Kürtçe hutbeler ile kıyaslanabilir. Fakat sosyalistlerin bir kısmı da onun İslami referanslara sahip bir aydın olmasını sindirememektedirler. Oysa, eleştirmenlerinin diliyle söylersek, Altan Tan’ın “dinci” ya da “şeriatçı” bir geçmişe sahip olmasının bir sakıncası ve zararı yoktur.
Sonuçta Blok seçim için yapılmış bir eylem birliğidir. Eylem birliği de anın gerekliliklerine göre bileşenlerin asgari müştereklere sahip olmaları halinde gerçekleşir. Üstelik bu kez bileşenler ilk kez birbirini tanıyor ve yan yana geliyor değillerdir. Nitekim bu yüzden Seçim Beyannamesi kaleme alınmadan Blok kurulmuştur. Söylenecek sözler, propaganda tarzı, talepler, hedefler hepsi bellidir. Dolayısıyla bileşenler asgari müştereklerin gerektirdiğini dillendirmekte ve bunu birlik ciddiyeti ve disiplini içinde yapmakla mükelleftirler. Bu Altan Tan için de geçerlidir. Bu noktadan sonra Altan Tan’ın geçmişi, zihniyet dünyasını biçimlendiren referanslar v.b. onun şahsi çelişkisidir Blok’un değil.
İşçi sınıfı mücadelesinin, ezilen ulus mücadelesinin, komünist mücadelenin geçmiş deneyimlerinde rahipler, imamlar, hahamlar bu mücadelenin onurlu neferleri olarak yer almışlardır. Altan Tan’a itiraz edenler aslında bu geçmişe de itiraz etmiş olurlar.
Yaşayanların zihinlerine bir kabus gibi çöken tüm ölü kuşakların geleneğinden sıyrılmak ve yükünden kurtulmak için takiye yapmak, beyaz bir sayfadan başlamak ya da DSİP gibi olmak gerekir. Çünkü onlar devrimci bir şeyler yapmak için değil liberallerin kendi kafalarından uydurdukları ütopyaların sözcülüğünü üstlenmek isterler, olmayacak duanın amincileri olarak ve kendinden menkul biriciklik iddiaları uğruna ruhlarını faydacı günlük çıkarlar peşinde kullandırırlar, fırsatçılığın gönüllü köleleri haline gelirler.
DSİP ya da Altan Tan’ın varlığını bahane ederek Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blok’una destek vermemek DSİP ile aynı zihniyet dünyasının kuralları içinde akıl yürütmekle mümkündür. Ancak yine de bir fark vardır: DSİP’in dahi gerisine düşülmüş olunur.
Ayrıca şeflerin ve şeyhlerin ötesinde, DSİP’in diğer fertleriyle yan yana bir seçim kampanyası yürütülecektir. DSİP’in siyasetini ve tarzını eleştirmenin ötesine geçip bizzat “tabanına” seslenmek olanaklıdır. “Tabana” onları efsunlayanların aracılığı olmaksızın, doğrudan hitap etme olanağı neden kullanılmasın ki?
Burjuva partiler dışında seçenek?
Direnen İzmir Konak belediye işçilerinin taşıdığı pankart tüm seçim kampanyasına taşınacak bir tarzı öğretiyor: “Hangi yüzle oy istiyorsunuz!” Bu slogan, seçim süreci boyunca, iş güvencesinden ulaşıma, eğitimden gelir dağılımına kadar işçi sınıfının içinde boğuştuğu tüm sorunlar işaret edilerek iktidara karşı kullanılmalıdır. CHP’ye ya da AKP’ye (ve diğer burjuva partilerine) verilecek oy yoktur. Blok’un bağımsız adayları ya da başka yerlerdeki bağımsız sosyalist adaylar işçi sınıfının tek seçeneğidir.
Ülke genelinde en iyi sonuçla yüzde yarım civarında oy almak için yinelenecek bir seçim stratejisi yerine daha hakiki bir seçenek olarak Blok ya da bağımsız sosyalist adaylardır. Bu yüzden ülke genelinde seçimlere katılma kararı alan sosyalist partiler seçim propagandalarını yaptıktan sonra her yerde seçilmeleri en mümkün Blok ya da sosyalist adayı desteklemelidir. Bu iki kez gerekliliktir:
Çünkü artık komünist hareketin genelinin birlik haline gelebilmesi için yerel ittifaklar ve güç yoğunluğunun tespitinin öne çıkarılması gerekmektedir. Aksi halde salonlarda yapılan toplantılardan asla birlik ortaya çıkmayacaktır.
Tehlike
İkinci olarak egemen güçler ittifakı (askeri ve sivil bürokrasi ve burjuvazi) Kürt hareketine seçim sonrasında devasa bir saldırıya hazırlanmaktadır. Hareketi bölmeyi ve bölükleriyle masaya oturmayı hedefleyen bir strateji hedeflenmektedir. Hareketi bölünme tehlikesi karşısında topyekun geri adım atmaya zorlayacaklar, kendi rızalarıyla uzlaşmaya ve teslim olmaya zorlayacaklardır. Egemenlerin Kürt açılımından muradı Kürt hareketinin teslimiyetidir.
Seçilen milletvekilleri geçen seçim sonrasında olduğu gibi yine Meclis’te tanınmayacak, tanınma karşılığında taviz vermeye, özellikle de yeni anayasa konusunda yelkenleri suya indirmeye zorlanacaktır.
O yüzden Blok ve sosyalist bağımsız adaylara sahip çıkılmalı, yüksek oy oranlarıyla Meclis’e gönderilmeli, yemin töreninden hemen sonra seçim bölgelerine geri çağrılmalı ve yerel meclisler oluşturmaları, gölge hükümet kurmaları için teşvik edilmeli ve desteklenmelidir.
Seçtiklerin tanınmıyorsa seni tanımıyorlar demektir, sen de onları tanıma.
Seçtiklerimiz vekillerimizdir. Biz boyun eğmezsek onlar da boyun eğmez.
Seçiyorsan, kendi kaderini tayin etmek içindir:
Tanımıyorlarsa tanıma!
Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 2011 seçimleri /

Comments

  1. kerim dönmez diyor ki:

    “Liberaller” ya da “sol liberaller”(!) ile ilgili yazınızın çok doğru saptamalar içerdiğini düşünüyorum.Ancaak tabansız ,Türkiye’de mumla arasan elli kişiyi bile bulmayan ,”yetmez ama evet”çi ,AKP ve cemaat hayranı bu “devrimci(!)”leri çok da ciddiye almadan işimize bakmalıyız. Bununların bir benzeri de “liberalizmi” sistemleştirmeye çalışan EDP’dir.Devrimcilerin bunlarla bir ittifakı yoktur ve olmamalıdır.Devrimcilerin birbirleriyle ve Kürt hareketiyle seçim ittifakı olabilir ,olmalıdır.Bunları bu ittifaka bulaştıranlar konu üzerinde bir kez daha düşünmelidirler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.