Kürtler Liberalleri Üzdü

Özcan Özen - 16 Haziran 2011 - 2011 Seçimlerine Doğru / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Kürtler Liberalleri Üzdü

Kimilerini şaşırtmadı, kimilerini ağlattı, kimilerini sinirlendirdi. Kürtler ve komünistler; hasılı özgürlük isteyenler, seçim için oluşturdukları Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku ile liberallerimizi kahretti.

“Kaybımız büyüktür”

Üzüntülerinin ana kaynağı AKP’nin 2011 seçimlerinde oylarını arttırmış olmasına rağmen milletvekili sayısının azalmış olması. 2007’de yüzde 47 ile 341 milletvekili, 2011’de yüzde 50 ile 326: Üzücü tablo bu. Melih Altınok buna pek fazla üzülmemiş, Murat Belge’de şaşırmamış, Ayhan Aktar sinirlenmiş (Ali Bayramoğlu Aktar’a katılmış), Seyfettin Gürsel paradoksal olarak not etmiş ama belli ki çok dertlenmiş: “Her ne kadar uzlaşma ideal yöntem olsa da yeni anayasanın şansını zayıflatmış olabilir.”

AKP’nin başarısını vurgulamadan, seçimin en büyük galibi ilan etmeden söze başlamayan liberal yok. Belli ki kulakları ağzında ama hemen ardından fısıldadıkları “330 aşılamadı” hayıflanmalarıyla bunun “eksik” bir başarı olduğunu da ağızlarından kaçırmadan edememişler. Bu “eksik başarı” itirafın ardından –öfkeden olsa gerek– hemen hepsi, haber çarpıtma başlıkları ustası Taraf gazetesiyle hemfikir kesilmişler: “AKP yedi vekili kaptırdı” (14 haziran 2011, Taraf). Kime? Kürtlere, bloka.

Neşe Düzel de “vekillerin kaptırıldığını” düşünenlerden. Oysa 2002 seçimleriyle bir karşılaştırma yapsalar daha üzücü sonuçlar çıkarabilirlerdi: 2002’de AKP yüzde 34 oy ile 365 milletvekilliği kazanmıştı. O tarihte MHP ve DEHAP barajı aşamadığı için milletvekili çıkaramamışlardı. Buna da demokrasi denilmedi mi?

Yalan

AKP’nin vekil falan kaptırdığı yoktur, bunu iddia etmek düpedüz yalan söylemektir. AKP, iddia edilenin aksine beleşten vekil kazanandır. Fakat bu çok bilinen gerçeği liberallerimiz ısrarla ört bas etmeye çalışmaktadırlar. Seçim barajı onlara göre de sakilliktir ama bunu asla öne çıkarmazlar, onu bir arıza, telafisi kolay bir aksaklık olarak ele alırlar. Fakat seçim değerlendirmelerinde iyice gözlerden gizlerler, ne de olsa seçim barajının kalkması demokrasinin olmazsa olmazı değil “Yetmez ama Evet”idir. İşte bu yüzden yalan da söylenebilir.

AKP’nin Doğu ve Güneydoğu’da “oy sayısını” (dikkat, oy oranı değil -ancak Kılıçdaroğlu kadar kurnazlar değil mi?) arttırdığını ama buna rağmen BDP’ye yenildiğini üzüntüyle manşete çıkarabilir Taraf gazetesi. Oysa o manşetin hemen altındaki verilere bakıldığında AKP’nin 2002’de, Diyarbakır, Van, Hakkari, Şırnak, Mardin, Kars ve Ağrı illerinde toplam 235 bin oy ile 25 milletvekili çıkardığını  ve bu oy sayısının o tarihte DEHAP’ın sadece Diyarbakır’dan aldığı oya eşit olduğunu fakat baraj yüzünden milletvekili çıkaramadığını da görebilirsiniz. Peki Taraf bunu neden göremez, liberallerimiz neden görmez? AKP’nin yüzde 15-20 civarında oy ile tüm bölgenin milletvekilliklerini (60-70 milletvekili) kazanmış olduğu gerçeğini dile getirmeyip, birkaç milletvekilliğini seçim sistemi yüzünden kaybettiğini ya da Blok’a kaptırıldığını iddia etmek özgürlükleri savunmaktan sayılacaksa o zaman darbecilere ne hacet?

“Utanmamak erdemdir”

Ali Bayramoğlu’nun sunduğu televizyon programına çıkan Ayhan Aktar AKP’nin oyunu arttırmasına rağmen milletvekilliğinin düşmesi dolayısıyla kızgındı. Artık sadece yüzde 10 barajını değil nispi temsil sistemini de masaya yatırmak gerektiğini ve iki turlu dar bölge seçim sisteminin daha uygun olacağını haykırıyordu. Halbuki seçim barajı olmasaydı AKP’nin mevcut oy sayıları dikkate alındığında dahi en az 10 milletvekilliğini daha Bloka “kaptıracağını” unutuyordu. Sadece seçim barajının varlığı, sadece bu adaletsizlik yüzünden AKP 326 milletvekilliği çıkarmıştır, aksi durumda 310 civarıyla yetinmek zorunda kalacaktı. Yani AKP üç seçimdir hiç hak etmediği halde sadece seçim barajı yüzünden fazladan milletvekilliği çıkarmıştır. AKP bir adaletsizliğin kurbanı değildi aksine  adaletsizlikten nasipleniyordu. Bu ayrıntı unutulacak gibi değildir. O halde Aktar’ın ya hafızasında bir sorun vardır ya da niyetinde.

İki turlu dar bölgeli seçim sisteminin uzlaşmaya daha uygun olduğunu ve partilerin seçim öncesinde belli bir uzlaşma arayışı içinde olacağını söyleyen Aktar yine bir şeyleri unutuyordu. Mevcut durum göz önüne alındığında önerilen sistemde her parti uzlaşmak için AKP’ye gidecektir oysa şimdiki sistemde örneğin yeni bir anayasa yapmak niyetinde olan AKP diğerlerine gidecektir. Güçlü olanın uzlaşma araması zayıf olanın hakkını savunmasını kolaylaştırır.

Ama liberallerimizin istediği AKP’nin tek belirleyen olmasıdır. Bunu engelleyen her şey kötüdür. O yüzden Kürtleri değil AKP’yi seçimin mağduru olarak görmek ve göstermek görevini üstlenmişlerdir.  Fakat fütursuz istekleri ve talepleri herkesin gördüğü gerçeklerin sınavından geçememekte ve liberallerimiz gün be gün iktidarın “hık deyicisi” olduklarını saklayamaz hale düşmekteler.

Yanaşma

Liberallerin kendi kafalarındaki siyasi ideallere ulaşmak için mücadele edecekleri kendi siyasal partileri yoktur. AKP’yi bu idealleri hayata geçirecek güç olarak görmektedirler. Kitleleri her zaman başkalarının kitlesi olmuştur. Bu yüzden, bugün, AKP’yi savunmak ve ona yol göstermek hikmetinin gönüllüleri oluverirler. Bu uğurda bizzat AKP tarafından hakarete uğrayabilir, dava edilebilir, yok sayılabilirler. Hemen diğer yanaklarını uzatacaklardır. Yetmedi methiyeler düzeceklerdir Tayyip Erdoğan’a aynı bir “ulu öndere” ya da “halkın yol göstericisine” yakaran maaşlı devlet memurları gibi.

Yeter ki kendi sözlerinin eyleyicisi olsun, iktidar olan her peygamberin gönüllü havarisi kesiliverirler. Dinleri, öbürünün olmasa da bu dünyanın en kudretlisidir: Devlet. İktidardaki her peygambere “yol gösterici” olmaları bu kudrete olan sarsılmaz inançlarındandır.

Bu yüzden seçim sonrası Özgürlük Blokunun milletvekili sayısını 36 olmasına bakıp “her şeye rağmen seçilebiliyorsunuz” diyorlar ve ekliyorlar “o halde silah bırakın, teslim olun.” Devlet söylemini tek bir harf bile değiştirmeye gerek duymuyorlar liberallerimiz. Devlet mi onlara, onlar mı devlete yol göstermektedir? Tavukla yumurta arasındaki bağ gibi, hayta bir bilmecedir devletle liberalin ilişkisi. Dolayısıyla kafalarındaki idealler, ütopyalar, toplum tasarımları her daim gerçekleşen hayalperestlerdir çünkü ezelden beridir devletin kulübesinde yatmaktadırlar. Ne zaman kapının önünden özgürlük geçse herkesten önce zincirleri şakırdatan da onlardır.

Özgürlük isteyenler, liberallerin idealleri için bu isteklerinizi gerçekleştirmek için ne bedeller uğruna olursa olsun verdiğiniz mücadele yönteminden vazgeçin! Çünkü liberaller istediğiniz özgürlük hayaline kavuşmanız için devleti yönlendirecek biçimlendirecektir, yeter ki devleti ceberut kılacak mücadelenizden sakınınız! Böyle buyurur liberal dualar.

Özgürlük isteyenler attığınız adımlar liberalleri üzüyorsa yolunuz doğrudur.

Kutlu olsun!

facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 2011 seçimleri / liberaller /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir