Temsiliyet Teslimiyet mi?

Sarphan Uzunoğlu - 30 Haziran 2011 - Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Bu aralar sık sık üstüne düşündüğüm bir mevzu var: Temsil.

Bu kelimenin ardında çok ciddi bir tahakküm ihtimali ve arzusunun yattığını düşünüyorum. Bu problemli bir bakış açısı mı sizce sahiden? Hayır, değil, olmamalı da.

Öyle ki temsil sözcüğü fazlasıyla kötüye kullanılır oldu son günlerde. Örneğin şu “parlamentoya gidip yemin etme ya da etmeme meselesi”.

Bu meseleyi “halkın iradesini hiçe sayma” olarak yorumlayanların gaspçı olduğu da halkın iradesini oraya vekil taşıyarak taşıyacağını düşünmek de eşit biçimde hatalı. Öyle ki siyasetin mecliste yapılabileceği bir sandalye dağılımını çoktan geride bıraktığımız bir dönemdeyiz ve dahi yakın zaman içinde İngiltere ya da ABD’deki gibi iki parti sistemine dönebiliriz. Şu an bir kutup etrafındaki diğer güçleri de yiyip belirginleşti, bir diğer grup ise başını çektiği algısı yaratılmak istenen ve aslında çoğu gücüyle muktedir partiyle anlaşabilecek olan partilerden kurtulma çabasında.

Ortaya çıkan bu halde mecliste temsiliyeti sağlamak sizce mümkün mü? Her “iktidar talibinin” birbirine yedeklendiği şu durumda kim neyi temsil edebilir? Her 18 kişiden 17’sinin sağ partilere dahil olduğu geri kalan 18’de 1’in de sol kimliğinin pürlüğünün sorgulanabilir olduğu ortadadır.

İçmihrak’ın seçim öncesi afişlerinden biri “kimse sizi temsil edemez” diyordu ve sonuna kadar haklılık barındıran bir tezi kucaklıyordu.

Mecliste söylediklerimi söyleyen ve sesini benimle birlikte yükselten vekillerin olduğu doğrudur; ancak hukuki alanda da olduğu üzere “vekalet” mühim bir meseledir.

Tam da bu noktada “vekalet”imi parlamentoya taşımadıkları için boykot eden vekillere sevgimi sunarken temsiliyet konusu ile ilgili olarak temsil edilmek istediğim yerin -eğer bir tam temsil mümkünse- parlamento değil batıdan doğuya sokaklar olduğunu bildirmek isterim.

Bıyıklarını alıp gelenlerin balkon konuşmaları ve örtük tehditlerini kafamıza takacak değiliz. Nazlı Ilıcak gibilerin CHP eleştirileri de sağ bir parti olan CHP’nin “şaşırtıcı” tavrı bakımından doğaldır.

Parlamenter sistemin yüz yüze geldiği bu krizden sebeplenerek temsil meselesine varmak istememin nedeni buydu.

Temsili olan asıl şey bizim parlamentoda temsil ediliyormuş gibi davranmamız olurdu.

Tüm bu noktalarda seçimlerle ya da sandıklarla bir şeyi çözemediğimizi bir kez daha görmüş olduk. Sistem ile ilgili problemlerimizi uzlaşarak ya da “selam yollayarak” çözemeyiz. Blok şimdilik bunun farkında gözüküyor, umuyorum ki arkasındakşi irade de “selam yollamak” yerine uzlaşmayıp çözümü yaratmayı yeğ tutar.

Karayılan’ın “AKP’yi geriletmek çözümü kolaylaştırır” tezini önemsemekte fayda var. Muktedirin koluyla “demokratik” çözüm oluşturulamaz.

Meclise giden kimse beni temsil edemez; sadece inandığım bir davanın cümlelerinden kolajlar sunabilir, siyasette de hayatta da özne benim, özne sensin. Bu yüzden oy vermek Emma Goldman’ın ünlü cümlesinin işaret ettiğinin de ötesinde bir “narkoz” etkisine sahiptir.

Bu narkozdan hızla kurtulup meydanları doldurmak ve hayatı “normal”ler için yaşanmaz hale getirmek tek çaremiz. Uzlaşanla uzlaşmak temsiliyet değil, teslimiyettir.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: halk iradesi / parlamenter demokrasi / parlamenterizm /

Comments

  1. Turgut diyor ki:

    Sabredip sonuna kadar okudum nereye bağlanır diye ama yazının sonunun hiçbir şeye bağlanmayıp bir boşluğa sürgittiğini görünce de pek şaşırmadım. Temsil, meclis, legal siyaset vs. olguları tartışılacaksa bir temel üzerinden tartışılmalı, bu temel marksizm olabilir, anarşizm olabilir, radikal demokrasi olabilir. Ancak bu yazıdaki gibi karma-kırma bir düşünce yapısıyla temsil ve parlamenterizm tartışılırsa hiçbir yere varılamaz. İçmihrak isimli anarşist eylem grubuyla, emma goldman’ı referans verip, fondan marksist melodiler mırıldanmakla burjuvazinin “temsil” oyununun maskesini düşüremeyiz.

    Benim Sarphan arkadaşa tavsiyem, yazmaya bir süre ara verip okuması. Çünkü siyasi metinlerin ana işlevi bilinçlendirmektir, bunun için de bilinçli bir zihin gerekir. “Bu günlerde bunun üstüne çok düşünüyorum” yazıları akşam’ın oray eğin’ine yakışır. Sosyalist basına değil.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.