KESK, Emek Mücadelesinde Kadınlarla Birlikte Umudu Örgütleyebilecek mi?

Saniye Denli - 5 Temmuz 2011 - 2011 KESK Kongresine Giderken / Kadın Hareketi / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

KESK, Emek Mücadelesinde Kadınlarla

Birlikte Umudu Örgütleyebilecek mi?

Sendikalara üyelik, erkeklerle eşit temsil ve katılım hakkını garantilemiyor. Sol siyasi partilerde olduğu gibi “sol” sendikalarda da politikaların belirlenmesi erkekler tarafından yapılıyor. Sendikaların talepleri, toplumsal politika üretimleri, kadın-erkek eşitliğine bakışları “eril”likten kurtulamamıştır.

Erkek egemen düşünce dünyasına, “aile” merkezli zihniyetle bağlı üye çoğunluğunun, örgütte (bundan sonra “sendika ve parti” için kullanılacaktır) iç ve dış temsilde, karar süreçlerine katılım konusunda kadınlar lehine parmaklarını oynattıkları görülmemiştir.

Örgütün değerleri ve alışkanlıkları, örgütün politik hayatına aktif olarak katılmak isteyen kadınları erkekler gibi davranmaya, düşünmeye itiyor. Eşitlikçi değerleri, yönetim anlayışını, kadın bakış açısını devre dışı bırakmaya zorluyor. Bu baskıya direnen emekçi ve solcu kadınlar ise, elbirliğiyle “anormal” sayılmakta, marjinalleştirilmekte, politik etkisi zayıflatılmaktadır.

Kadınların cinsiyetlerine ait bilgi ve birikimi; deneyimi örgüt diline aktarmaları engelleniyor. Bu nedenledir ki örgütlerde eşit temsil ve katılım noktasında siyasi irade oluşamıyor. Emekçileri temsil iddiasındaki örgütler, cinsiyetçi tutumları sebebiyle hem üyelerinin hem de emek dünyasının yarısını dışlamış oluyorlar. Emekçileri temsil eden örgütler inşa ediliyor ancak, hak ve görev bakımından kadınların kadınları temsil edeceği gerçeği görülmüyor.

Sendikalarda Temsil Sorunu

Sendikalarda üyeler, belli aralıklarla yapılan seçimlerde oy kullanarak belirledikleri ve kendilerini temsil ettikleri kabul edilen delegeler aracılığıyla yönetime katılırlar. Sendikaların bugün itibariyle geldiği nokta, delegelerin bizzat seçtiği yöneticiler tarafından yönetildiği ve sadece seçim zamanlarında hatırlandığı; bunun dışındaki zamanlarda sendika yönetimine hiçbir etkisinin bulunmadığı bürokratikleşmedir.

En ileri bilinç seviyesinde olan KESK için söyleyecek olursak, yönetim görevini üstlenen yöneticiler ve onların siyasi yapıları seçim sırasında, üyelerin görüşlerini temsil edeceklerini, onlarla beraber, onların da katıldığı politikalar oluşturacaklarını beyan ederler. Seçim sonrası politik süreç üyelerden kopuk, anlayışların mevcut iç dinamikleri tarafında şekillenir. Üyeler bir dahaki seçime kadar etkin bir biçimde karar oluşturma ve karar alma mekanizmalarına katılma olanağına sahip değildir.

Karar alma süreçlerinin merkezden yerele doğru gitmiş olması, siyasal ve bireysel çıkarların sendikal çıkarların önüne geçmesi, temsil ilişkisinin neredeyse devre dışı kalması, kadınların beklentilerine çözüm üretecek politikaların örgütlerde üretilmesini zorlaştırıyor.

Çarpık Temsilin İçinde Kadınlara Yer Yok ya da Emeğin Cinsiyetlendirilmesi

Kadın sorunlarına ilişkin kampanya ve toplu görüşme süreçleri, erkek temsilciler tarafından yeterince içselleştirilerek yapılmıyor.

Nitekim “kreş” kampanyasında fark edildi ki yasada yer alan iş yerinde 50 kadın çalışan zorunluluğu hiçbir toplu görüşmede politik talep haline getirmemiş! Hatta daha vahim olanı, kreş kampanyasında çocukları, kadınların iş yerlerine götürmeleri istenmiş. Örgüt politikalarına egemen olan çocuk sorununun kadının sorunu olduğu, fikridir. Oysaki kreş talebi çalışanların ortak talebi olarak görülmeliydi.

Kadınlar için ileri sürülen taleplerden “eşit ücret, doğum izni” ya da “cinsel taciz, mobing, kariyer engelleri”ne karşı mücadele örgüt politikalarında ikincil durmakta, uyumsuz ifade edilişleri sırıtmaktadır.

Oysaki tüm kayıt dışı, güvencesiz, esnek istihdam ilişkilerinde kadın iş gücü ilk sıradadır.

Örgütün kamusallaşan talep ve politikalarında genelin çıkarı diye kurgulanan süreç cinsiyetlendirilmeli, içten ifade edilmeli ve bunun için de kadınlara söz ve karar hakkı güvence altında olmalıdır.

Alanları Toplumsal Cinsiyet Perspektifiyle Örgütleyelim!

Egemen olan mevcut sistemin ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel, politika ve kurumlarına karşı, güçlü ve etkili bir muhalefet ve direnme noktaları oluşturmak isteyen her örgüt; muhalefet alanlarını, örgüt içi eşit temsili temel ilke saymalıdır.

Var olan örgütler (parti, sendika, meslek örgütleri, dernek ve benzeri muhalefet alanları) yeniden yapılanmalı, alan ve hedef seçimlerini toplumsal cinsiyet perspektifiyle ele almalıdır. Kadınların kararlaşma süreçlerinde, örgütlenme ve eylem biçimlerini belirlemede eşit haklara sahip olması geleneksel örgüt modellerinin yapısal değişimini ve yeniden inşasını gerektiriyor. Göstermelik tüzük değişikliklerini aşıyor.

Sınıf sendikacılığı, kadınların örgüt yönetiminde, hedef ve politikalarda güçlendirilmesi demektir. Kadınlara yetki ve sorumluluk vermek demektir. Kadınlar emek ve siyaset alanının sadece yarısı oldukları için değil, yarısından çok daha fazla eşitsizliğe uğradıkları için önlerindeki engelleri kaldırmak bir lütuf ve zarafet, incelik, centilmenlik gereği değil, sınıfsal bir sorumluluktur.

Kadın Devrimcidir!

Geleneksel örgüt süreçlerinde hiçbir tüzük değişikliği, kadınlara eşit temsil ve karar yetkisini pratikte uygulamaktan daha etkili olmayacaktır. Tüzük değişikliği kadınlara yer açılmasını kâğıt üzerinde sağlar, ama kadınlara yetki ve sorumluk vermek anlamına gelmez…

Örgütlerin daralmasını önleyecek tek bir karar yeter: Süreci değiştirme, yönlendirme, etkileme hakkını kadınlara verin! Birey veya grup olarak varlığı(m)nız buna bağlıdır.

Eğer kadınlar sürece etki edebilecekleri duygusuna ve güvenine sahip olmazlarsa, hiçbir “demokratik-eşitlikçi” tüzük, onları harekete geçirmeye yetmeyecektir!

Çünkü eğitici işlev görmesi gereken örgütlerde var olmanız sayı olmak dışında bir şey ifade etmiyor demektir. Örgüt içi erkek zihniyete karşı, kadınları destekleyecek erkekler olacaktır şüphesiz… Ancak sorunların çözümünde “kadın-erkek” söylemine inanabilmemiz için, kadınlardan esirgenen haklar önce geri verilmelidir.

KESK Deneyimi ve Kadınlar

KESK genel merkezinde çalışan bir kadın çalışana (emekçiye) yaşatılanlar bile, örgütte bir kadın devrimine ihtiyaç olduğunu ortaya koymaya yeterlidir. Taciz iddiasının kendisi bile fazlasıyla taciz edicidir. İddia karşısında örgüt hukukunun işletilmesi bile başarılamamış olması, kadınlara yönelik taciz sayılır.

KESK’in son genel kurulunda (1-3 Temmuz 2011)  konuyla ilgili Disiplin Kurul kararı açıklanırken, Tek bir delege bu konuyla ilgili görüş bildirmiyor. Bütün delegeler bu meseleyi yok sayıyorlar. Yıllardır örgütlerinde kadınların eşit temsil ve katılımı için çalışma yapan, kadın yürüyüşleri ve kadın kurultayları düzenleyen bir örgüttün bu tavrının son derece erkek egemen olması mücadele azmimizi değil ama yol arkadaşlığı duygusunu incitmiştir.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: kadın hareketi / KESK /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.