Türk-İş Kongresine Giderken: “Ehveni-şer” neden “şerlerin en kötüsü”dür?

Yunus Öztürk - 10 Temmuz 2011 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Türk-İş Kongresine Giderken:

“Ehveni-şer” neden “şerlerin en kötüsü”dür?

Seçeneksiz Değiliz!

Türk-İş kongresi Aralık ayında yapılacak. Kongreye giderken kimi sendikaların genel kurulları da yapılacak. Sendikal sorunlar konuşulacak, tartışılacak. Yönetime aday olanlar olacak. Bu nedenle işçi sınıfının çıkarlarını savunanlar ile savunmayanların ayrılması önemli olacak.

Türk-İş en büyük işçi konfederasyonu. İşçi sınıfı için önemli bir kurum. Ancak bu kurum hükümet ve sermaye karşısında işçilerin haklarını savunmayan bir yönetime ve politikaya sahip. Türk-İş aynı zamanda “devlet”tir. Hükümetlerin ve sermayenin işçi sınıfını öz silahıyla vurması için Türk-İş yönetimini belirlerken büyük gayret gösteriyor. Bu nedenle yönetimin değişmesi mutlaka gerekli. Ancak hangi yönde ve nasıl bir değişim olmalı?

Türk-İş Tarihi

Türk-İş kuruluşundan bu yana (gelecek yıl 60’ıncı yaşını kutlayacak) yaşanan ve işçi sınıfının da pek ilgisini çekmeyen kongrelerine tabandan güvensizlik en yüksek noktadadır dersek, yanlış olmaz. İşçiler kendilerine hizmet etmeyeceğini bildikleri hem de delege seçiminden başlayarak şube, genel merkez ve konfederasyon düzeyinde söz ve karar hakkına sahip olmayışları nedeniyle konfederasyona olup bitenlere de haklı olarak ilgisiz kalıyorlar.

Türk-İş ve ona bağlı sendikalar delege, şube, genel merkez olmak üzere birkaç bin üyesi olan kapalı bir çıkar grubudur. Herkes birbirini on yıllardır tanır ve kongreler tabandan gelen baskılarla değil çıkar kavgalarıyla geçer. Mali meseleler dışında olağanüstü kongre yapılmaz bile. Tartışmalar dediğiniz şey tarafların birbirlerine belden aşağı küfürleşmesiyle geçer; tabii muhalefet kürsüye çıkacak kadar delege sahibiyse. Eğer yoksa bir şube kongresi iki saat içinde biter. Genel merkez kongreleri siyasi mesajlar içerir ve delegelerin yeme içme ve akşam otel maceralarıyla geçecek iki günlük tatil sayılır. Kongreler hem yolluk hem harcırah alınan hem de ikramı bol olan yemekli bir toplantı gibidir.

Muhalefet edenlerin tamamı olmasa bile büyük bölümü bu zevki sefayı “biraz da biz yaşayalım, biz de milletvekili olmak istiyoruz” demek isteyenlerdir.

Bütün bu söylenenleri de herkes bilir; bu nedenle yolsuzlukların en sık gündeme geldiği kurumların da biridir. Tabii ki işçi sınıfına saldırı amacıyla basın da kullanır bu örnekleri; maden işçilerinin lideri Şemsi Denizer’in Jaguar marka arabası gibi…

Türk-İş yöneticileri çift yönetici oldukları için (hem kendi sendikalarının genel başkanı olarak hem de Türk-İş yöneticisi olarak) çift maaş alırlar; hizmet ödeneği adı altında yasak olsa da her seçim döneminin ertesinde “tazminat” alırlar. Ortalama aylık maaşları toplamda 30 bin TL civarındadır ve bu aylık üzerinden 4 yıl sonra hizmet ödeneği alırlar. Tabii ki bütün masraflarını da sendikaya fatura ettikleri için, çıplak maaşlar hep kendilerine kalmıştır.

Sendikaların tesislerinde (yazlık oteller vb.) işçilerin kaldığı pek görülmez. Kendilerini seçen delegelerin ağırlandığı mekanlardır buralar. Eğitim çalışması adına gidilen tatillerdir. Böylece yönetici ile delege arasında yakın çıkar ve sosyal ilişki kurulabilir.

Bu uzun giriş eksikleriyle birlikte genel manzarayı ifade eder. Söz konusu ilişkiler ve yaşam, 5 milyon asgari ücretli, 5 milyon işsizin olduğu işçi sınıfı karşısında büyük uçurum olduğunu ortaya koyar.

Başkanların Değil, Yapının Değişimi Gerekli

Mevcut yapının yönetim kurullarında yapılacak değişiklikler üzerinden yapısal değişimlerin ortaya çıkması beklenemez. Bu nedenle farklı bir ekibin yönetime gelmesi hedefine sahip olmak, işçi sınıfının ihtiyacı olan bir Türk-İş’in ortaya çıkması için yeterli değildir.

Bunun yeterli olmadığını 60 yılı bulan tarihi içinde ekip değişimlerine tanık olduk ve sonuç değişmedi. Değişiklik gelenek olarak Adalet Partisi-CHP arasındadır; bugün de bu gelenek devam etmektedir. Bu nedenle Bayram Meral ile Mustafa Kumlu arasındaki fark, ihmal edilecek kadar küçüktür.

Türk-İş’te her zaman iki kanat oluyor ve biri hükümet tarafının diğeri de ana muhalefet partisine yakın sendika başkanlarından oluşuyor. Esas olarak kamu işyerlerinde örgütlenmiş bir konfederasyon olması nedeniyle iki büyük burjuva partisinin kongrelerdeki etkisi belirleyici olmuştur. Çok genel ifade edersek, genel seçimlerin sonuçları ne ise, Türk-İş kongrelerini sonucu da aşağı yukarı o dur.

Hatta tabandan gelen zorlamayla 1989 Bahar Eylemlerinin ardından yönetimlerdeki değişimler de, 22 yıllık süreç içinde karşıtına dönüştü.

1989 Bahar eylemleri öyle böyle değil, milyona yakın işçinin hareketiydi ve 24 Ocak 1980 kararlarıyla, 12 Eylül 1980 darbesiyle hesaplaşmayı içeriyordu. Grup sözleşmesi döneminde işçi sınıfı ekonomik kayıplarını yüzde 147 oranında sözleşme imzalayarak kısmen telafi etmiştir.

1989 Bahar Eylemleri Türk-İş’te değişimi sağlayan; en azından yönetimlerin değişimini sağlayan taban hareketi olmuştur ve o gün işçi sınıfına liderlik yapan sendikacılar hala Türk-İş yönetimine muhalefetlerine devam ediyorlar ancak, 1989’daki mücadeleci, tabanla buluşan, işçinin fikrine önem veren çizgilerini tamamen terk etmişlerdir.

10 Sendika Gerçekten Değişim İstiyor mu?

Bugün Türk-İş yönetimine muhalefet eden 10 sendika genel başkanı arasında 1989’dan gelenler var (Hava-İş Genel Başkanı gibi). Bugün de muhalefetin sözcüsü ve diğer 9 sendikayla birlikte 1 Temmuz’da çeşitli “ilke ve hedefler” açıkladılar. Bu ilkeler de doğruluk payı ne olursa olsun, aradan geçen 22 yıl içinde Hava-İş başta olmak üzere bu 10 sendikanın üye, temsilci ve delegeleri tarafından samimi ve inandırıcı bulunmuyor.

Bu 10 sendika başkanı eğer tabanda bir itibar sahibi olsaydı, eminiz ki, 1989 gibi tabandan yükselecek bir hareketi örgütlemek üzere harekete geçerlerdi. İşçi hareketiyle biraz ilgisi olan, sendika üyesi bulunan her işçi, şube başkanı bunu kabul edecektir. Hatta bu genel başkanların “çıkış”ını destekleyenler de sendikalar içinde sorunların olduğunu ve 10 genel başkana yönelik eleştirileri de kabul edeceklerdir.

Türk-İş tarihi gösteriyor ki, ne farklı ekiplerin yönetim değişiklikleri sahici bir değişime yol açmıştır; ne de 1989’da doğruları söyleyip, doğru tutum alan sendikacılar, 20 yıl önceki sendika liderleridir. Bunlar bugün işçi sınıfına ve mücadeleye inancını yitirmiştir. Eski 68’li olup bugün patron ya da şirket yöneticisi haline dönüşenler gibi, eski hikayelerini anlatıp, mitinglerde sol laflar eden, ilk elde kendisine muhalefet eden devrimci işçileri tasfiye etmekten çekinmeyen sendika bürokratlarıdır. Hava-İş’in adını verdik; Gökkuşağı Hareketinin son iki yıllık tarihi bunun en somut kanıtı sayılır.

Bu nedenle de işçi sınıfının gücüne güvenmeliyiz ve tabanda yürüteceğimiz sınıf mücadelesini Türk-İş kongresinde aday olma hedefiyle zaafa uğratmadan, ilkeli ve hedefli bir mücadeleyi örgütlemek gereklidir. Kuşkusuz bu kısa vadeli bir program değildir. Ancak, sürekli ehven-i şer diyerek destek verdiğimiz, sağ kapalı olduğu için, kendilerini farklı kılmak üzere solu kullanan “Türk-İş solcu”larına destek vermiş olmamız, yeni bir işçi hareketinin ortaya çıkmasına yol açmamıştır.

Bağımsız Bir Sınıf Hareketi İçin…

Bağımsız bir sınıf hareketi için, Türk-İş’in sağ ve sol listelerine karşı işçi sınıfı seçeneğini, taban seçeneğini, üçüncü seçeneği ortaya çıkartma iradesini ortaya koymamız gerekir. Bunu yapabiliriz, yapmalıyız.

Gökkuşağı Hareketi 146 delegeyle THY işçilerinin yüzde 70’ten fazlasının desteğini almıştır; anti demokratik delege sistemi sebebiyle genel merkez yüzde 30 işçi desteğiyle 146 delegeye sahip olmuştur. Tek Gıda-İş’te, Belediye-İş’te, Deri-İş’te, Tezkoop-İş’te kendisini yönetimle sınırlamayan yeni hareketlerin nüvelerinin olduğunu 9 Temmuz’da yapılan basın toplantısı sırasında gördük.

Hem pratik olarak hem de siyasal olarak Türk-İş yönetimine ve ona sözde muhalefet eden başkanlara karşı üçüncü seçenekte ısrar etmenin bugün şartları vardır. Yeter ki, dar siyasal çıkarlara hapsetmeden bu süreci örgütlemek üzere sınıf bilinçli işçiler yan yana gelebilsin.

9 Temmuz basın açıklaması bu sebeple sınıf mücadeleci güçlerin küçük büyük birleştiği bir tarih sayıyoruz; 9 Temmuz’da işçiler tarihe bir not düşmüştür…

***

9 Temmuz tarihli basın metni için, bkz. http://www.soldefter.com/2011/07/09/turk-is%E2%80%99i-de-10-sendika-baskanini-da-iyi-biliyoruz-demokratik-seffaf-temiz-sendika-istiyoruz/

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: sendika içi demokrasi / Türk-İş /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.