Uğur Doğan, Sendikal Bürokrasi ve Pirincin İçindeki Beyaz Taş

N. Cemal - 11 Temmuz 2011 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Uğur Doğan’ın TekGıda-İş Sendikası Genel Merkezi Önündeki Direnişini Sürüyor

Sendikal Bürokrasi ve Pirincin İçindeki Beyaz Taş

Uğur Doğan basın açıklaması ve forumda…

09.07.2011 cumartesi saat 13’de Makine Mühendisleri Odası toplantı salonunda gerçekleştirilen basın açıklamasına TekGıda-İş Sendikası’nca işten atılan, kazanılmış ve yasal hakları gasp edilen Uğur Doğan da katıldı. TekGıda-İş Sendikası Genel Merkezi önündeki eylem ve direnişinin onbeşinci gününü dolduran Uğur, Türk-İş yönetimine karşı göstermelik olarak “bir adım öne çıkıyoruz” diyen 10 sendikanın ve yöneticilerinin eleştirildiği, iki yüzlü sendika bürokratları olarak değerlendirildiği forumda özellikle yer almak istedi. (+) Çünkü, 10 sendikanın ve yöneticilerin arasında TekGıda-İş ve Başkanı Mustafa Türkel de vardı.

Umut çürüyende değil…

Türk-İş yönetimini ve sendika ağası Mustafa Kumlu’yu eleştirmenin ve ona alternatif oluşturabilmenin ismen ve cismen TekGıda-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Türkel’e düşmeyeceğini bizzat kendi yaşadığı pratik üzerinden değerlendiren Uğur Doğan, “Umut Çürüyende Değil, Yeşerendedir!” diyen ve “Demokratik, Şeffaf, Temiz Sendika ve İşçi Hareketi” ilkesiyle hareket eden işçi muhalefetinin yanında yer aldı.

Patronlara taş çıkartırcasına…

TekGıda-İş Sendikası’nca işten atılan Uğur Doğan, aynı sınıf kaderini paylaştığı Hava-İş Sendikası tarafından işten atılan Ayşe Kaya ve Nilgün Öğüt ile bir araya gelerek aynı fotoğraf karesine girdi. Bu fotoğraf, patronlara taş çıkartırcasına işçi kıyımı gerçekleştiren ve işçi haklarını gasp eden sendikal bürokrasinin resmi oldu. Yaşadıklarını ve deneyimlerini katılımcılarla paylaştılar. Soru net ve yalındı, “kendi binası önünde, tüm baskı, küfür ve hakaretlere karşın, kendine karşı işçi direnişi gerçekleştirilen tek işçi sendikası olan TekGıda-İş ve Başkanı Mustafa Türkel alternatif olabilir mi?” İşçi kıyımı gerçekleştiren TekGıda-İş ve Hava-İş’in “bir adım öne çıkıyoruz” ifadelerinin gerçekliği, o ayakların altında işçilerin ezilmeye devam edeceğidir.

Benim işyerim TekGıda-İş Sendikası

Gerçekleştirilen basın açıklaması ve forumda açığa çıkan bir başka netlik ise; sendika bürokratlarıyla çıkar kardeşliği yapan sol sektörlerin bakış açısı, işçi direnişlerini gör(e)memelerine yol açıyor. Uğur Doğan tüm samimiyetiyle soruyordu, “Özellikle sol basını arıyor ve direnişime destek istiyorum. Evrensel Gazetesi’ni bütün aramalarıma rağmen gelen olmadı. ‘Şu an muhabir yok. Hatip Dicle ve vetolar gündemi yoğunlaştırdığı için boşta muhabirimiz yok’ vs. diyorlar. Gelmiyorlar.” Evrensel Gazetesi daha önce de TEKEL işçilerinin TekGıda-İş Sendikası önündeki eylemini “görmeme” kararı almıştı diyor ve anlatıyoruz. Şaşırıyor. Uğur Doğan’ı şaşırtan o kadar çok şey var ki. DİSK’i aradığını, DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün ile konuştuğunu ve aldığı cevabı anlatıyor; “Sendika olarak işçi direnişlerine destek veriyoruz. Sendika binası önünde değil de bir fabrika ya da işyeri önünde eylem yapıyor olsaydın destek verirdik.” Uğur Doğan tüm samimiyetiyle, “ama benim işyerim TekGıda-İş Sendikası?!.”, diyor.

Dişimizin ağrısı…

Eski Cevizli TEKEL işçisi ve TekGıda-İş Sendikası üyesi Metin Arslan “sol” görünümlü sendika bürokratlarına dair bir benzetme yaparak Uğur Doğan’ın şaşkınlığına açıklama getiriyor; “Pirincin içindeki siyah taş tehlikeli değildir. Hemen görünür ve ayıklanır. Asıl tehlike pirincin içindeki beyaz taştadır. Görünmez ve fark edilmez…” Yine de bana sendika bürokrasisinin pirincin içindeki beyaz taş olduğu benzetmesi fazlaca masum ve hafif geliyor. Sorunumuz, dişimizin ağrısından da öte değil mi?

Atilla Özsever…

Foruma katılan ve 10’ların “bir adım öne çıkıyoruz” deyişinden umutlandığını belirten gazeteci Atilla Özsever yanımızda oturuyor. Yanılsamasını elbetteki anlamıyor değiliz. Uğur Doğan hafifçe kulağıma eğilerek Atilla Özsever’i soruyor. Konuşuyoruz ve bu durumda olan sadece Özsever değil ki diyorum. Basın açıklaması ve forumun amacı da zaten bu değil mi?

Sendika kapalı…

Uğur Doğan basın açıklaması ve foruma katılmakla direnişe ara vermiş değil. “Cumartesi ve pazar günleri sendika kapalı ve kimse yok” diyerek direnişini mesai gün ve saatlerinde sürdürdüğünü söylüyor. Casper direnişçileri de hemen hemen aynı durumdalar. İşçi direnişleri kendi nesnelliği içinde ve kendi dinamikleriyle gelişiyor. Direnişlerin tek öznesi de bu işçiler.

Sendikadan çevre baskısı…

11.7.2011 Pazartesi: Uğur Doğan’ın TekGıda-İş Sendikası Genel Merkezi önündeki direnişinin onaltıncı günü. İlk geldiği günü ve komşu esnaflardan gördüğü sıcak ilgi ve desteği anlatıyor. Hazırladığı dövizleri ilk günün akşamında bu esnaflardan birine bırakmak istiyor ve “yanımda taşımayayım, yarın gelip alırım” diyor. Reddedilmiyor ve olumlu karşılanıyor. Uğur Doğan her gün Kartal’dan 4. Levent’te bulunan direniş mekânına geliyor, ayağının biri protezli ve her sabah bu dövizleri taşımak istemiyor. Ricasının nedeni de bu. Dövizlerini bulundukları yerde asılı bıraksa, sendikanın adamları gece gelip indirecek, bundan emin. Sıcak karşılayarak ilk gün dövizleri dükkânına bırakılmasını kabul eden esnafın ertesi sabah fikri değiş(tiril)iyor. TekGıda-İş ve Türkel’in adamları direniş materyalleri olan dövizleri almaması konusunda esnafa baskı yapıyor. “Burada esnafım ve birileriyle kötü olmak istemiyorum” kibarlığıyla, ikinci gün bu materyalleri koyması reddediliyor. Uğur Doğan onaltı gündür bu dövizleri sabah akşam Kartal-4.Levent arasında taşıyor. Ve eklemeyi ihmal etmiyor; “Beni asla yıldıramayacaksınız!”

Haydi Dayanışmaya!..

Uğur Doğan’ın TekGıda-İş Sendikası Genel Merkezi önündeki direnişi sürüyor. Mustafa Türkel’in emriyle sendika kendilerine ait minibüsleri Uğur Doğan’ın oturma eylemi yaptığı kaldırımın kenarına sıralayarak bir set oluşturuyor. Bu yolla da Uğur Doğan’ın eylem ve direnişini görünmez kıldığını düşünüyor. Trafik polisleri ilk seferinde gelerek ceza kesmiş ve uyarmış. Yüzsüzlük sınırsız, “madem ceza kestiler ve para ödeyeceğiz, o halde araçlarımız orada kalsın” diyorlar. Sonrasında ise konu daha farklı bağlanmış olmalı ki, sendikanın kaldırım kenarında araçlarıyla oluşturduğu engelleyici perdeye müdahale etmek için trafik polisleri gelmiyor. Uğur Doğan, “ısrarla kaç kez aradım, gelmiyorlar” diyor.

Uğur Doğan 4. Levent’te bulunan TekGıda-İş Sendikası Genel Merkezi önünde ve direnişinin onaltıncı gününde. Sabah saat: 10’da, kendi elleriyle hazırladığı direniş sergisini kurdu bile.

Yalnızlaştırılmak ve görünmez kılınmak isteniyor. Buna fırsat vermemeliyiz.

“Neden bu direniş TekGıda-İş Sendikası Genel Merkezinin önünde?” diye soran ve işçi sendikasına karşı bir direnişi desteklemekte tereddüt edenlere Uğur Doğan’ın yalın ifadesiyle cevap vermek gerekiyor: “Ama benim işyerim TekGıda-İş Sendikası!”

“Uğur Doğan Yalnız Değilsin!”

“Yaşasın Sınıf Dayanışması!” şiarlarıyla Uğur Doğan’ın yanında yer almaya çağırıyoruz…

(+) Uğur Doğan’ın toplantıda yaptığı konuşmanın geniş bir özetini yayımlayacağız.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Tek Gıda-İş / Uğur Doğan /

Comments

  1. uğur diyor ki:

    nuri abiye ve tüm sol deftere sonsuz saygılar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.