Evrim Demir’in “Siyasi Netliği”; DİSK, TMMOB ve TTB’nin “Tarafsızlığı”

Seyfi Adalı - 18 Temmuz 2011 - Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Evrim Demir’in “Siyasi Netliği”;

DİSK, TMMOB ve TTB’nin “Tarafsızlığı”

Evrim 18 yaşında genç bir kız.

DİSK, TMMOB ve TTB’nin en küçüğünün yaşı 44.

Evrim Muş Bulanık’ta yaşayan bir genç.

Üç örgüt ise, Ankara ve İstanbul’un merkezinde yaşıyorlar.

Evrim’in tahsilini bilmiyorum. En fazla lise mezunudur.

Üç örgütün yöneticileri tahsilli kişiler, doktorlar, mühendisler var aralarında.

Evrim “Ben Kürtlerin meşru haklarının Başbakan’ın inadına, Kürtlerin kimliğini istiyor olmasına karşı suskun olan cansız ve ruhsuz insanlığa, katlanamıyorum. Yaşanası ülke, yaşanası bir dünya olarak görmüyorum. Bu dünyada, bu ülkede yerim yok” diyor ve genç bedenini ateşe veriyor. Eylem biçimini benimsemiyoruz ama siyasal netliğine ve cesaretine ne demeli?

Üç örgüt ise basın açıklamalarına “Çağrımız İnsandan Yana Olan Herkese!” başlığını uygun görüyorlar. “İnsana” çağrı yapıyorlar! Öznesi, sıfatı olmayanlara… Evrim’e; Evrim’in anne babasına olduğu gibi Tayyip Erdoğan’a da çağrı yapıyorlar.

Daha da önemlisi, bu üç örgüt Evrim hakkında hiçbir şey söylemiyorlar… Onlar daha etkili bir olayı mercek altına almayı tercih ediyorlar: Silvan’da 13 askerin ölümü olayı!

Silvan olayının meydana geliş biçimi ve sonuçları hakkında birçok şüphe ve soru işareti var.

Evrim için yok. Sade biçimde bedenini ateşe veriyor.

Ancak DİSK, TMMOB ve TTB olaylarda hiçbir şüpheye yer bırakmayacak biçimde konuşuyorlar: Yaklaşan “iç savaş” söylemine uygun olarak, “karşılıklı bir savaş”tan söz ediyorlar ve taraflara karşı eşit mesafede duran bir basın açıklaması yapıyorlar.

“Türkiye bir kez daha savaş/barış ikilemine sıkıştırılıyor. Bu ülkede sıkılan her kurşun, atılan her bomba, patlayan her mayın, gerçekleşen her türlü silahlı çatışma ülkemizde barış içinde bir arada yaşama umudunu yok ediyor, silahların konuştuğu yerde barışın sesi duyulmuyor” diyorlar.

Gerçekten de Silvan olayında söz konusu olan karşılıklı bir savaş mı? Sormuyorlar. Ne diyordu İçişleri Bakanı “Yangının nasıl çıktığının ne önemi var, 13 asker öldü ya!”; sendika ve meslek örgütleri ise, “karşılıklı yapılan gergin açıklamalar ve susmayan silahlar”dan söz ediyorlar.

Kuşkusuz “Bu gidiş çok tehlikeli”.

Ancak “tehlike” eğer iç savaş ise, bunu önlemek için eşit durmak değil taraf olmak gerekir. Taraf olmayanların ne olacağını hepimiz biliyoruz…

Orduyu ve resmi kolluk güçlerini ve onların operasyonlarını meşru görerek hala “onlar devlettir, devletin silahlı askeri, polisi olur, onlara silah bırakın diyemeyiz” çizgisindeysek, bulunduğumuz yer tarafsız bölgeden çok, hümanist ve pasifist bir çizgidir ki, güçlü olandan yana durduğumuzun farkına varmakta geç de kalabiliriz.

Yıllardır bu üç örgüt “bizim üye profilimizi biliyorsunuz” edebiyatı içinde üye profilini ürkütmeyecek açıklamalarda bulundu. Onlara gerçekleri ve doğruları anlatmak yerine üyelerinin duymak istediklerini söyledi.

Şimdi, yolun sonu görünüyor… Bu üç örgüt (haklı olarak KESK nerede diye de sormalıyız?) bugün üye profiline göre hareket etmekte devam edecek olursa, “insan olan herkes”e çağrısıyla kendi dışındakilere seslenirken, kendi içine, üyelerine seslenmemiş olacak!

“Türkiye’yi bir iç savaşa sürükleyebilecek, Türk-Kürt kardeşliğini temelden sarsabilecek bir yarılmaya yol açacak” tehlikeden söz eden üç örgüt kimi kast ediyor?

“Toplumun kamplaştırılmasına prim veren” kim?

“Silahların susmasını istemek ve sağduyulu demokratik yaklaşımları egemen kılmak sorumluluğu” kime ait?

Buradaki özneler kimler? Devlet mi, silahlı Kürt ulusal hareketi mi?

“Ülkemizin ve insanımızın gereksindiği kardeşlik ortamının ancak demokrasi ortamında sağlanabileceğine inanarak, şiddet ortamından medet umanları bir kez daha uyarıyoruz” diyerek kimler kast ediliyor? Belli değil. Belli olan şu ki, üç örgüt devlete de Kürt siyasal hareketine eşit mesafededir. KESK bu nedenle bu açıklamanın içinde yer almamış olmalı!

Sonuç olarak, “demokratik bir Türkiye özlemi taşıyan herkesi barışı egemen kılmak için çaba göstermeye, katkı sağlamaya çağırıyoruz” diyen açıklamanın sonunda somut bir öneri bile yok. Silvan olayı soruşturulsun, sorumlular açığa çıkartılsın, operasyonlar son bulsun, Araştırma Komisyonu ya da Barış Konseyi oluşturulsun, Silvan’a heyet gönderilsin vb. hiçbir öneri de yok.

“Tarihin bir kez daha tekrarlanmasına, şiddetin ve silahların bir kez daha hayatımıza egemen olmasına izin vermemek” için DİSK, TMMOB ve TTB’nin bugünkü pasifist ve eşit duran çizgisinin dışında somut bir müdahaleye ve Evrim Demir kadar siyasi netliğe ve duyarlılığa sahip olmak gerekiyor.

Yeni bir sendikal harekete ihtiyaç sadece sendika içi demokrasi ve sendika bürokrasiye karşı mücadeleyi içermiyor, aynı zamanda demokratik hak ve özgürlüklerin savunusunda nerede durulacağına da karar vermeyi gerektiriyor.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: DİSK / Evrim Demir / TMMOB / TTB /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.