Aynı Yangında Ölüyoruz, Farkında mıyız?

Sol Defter- Haber - 19 Temmuz 2011 - İşçi Gündemi / Türkiye / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

AYNI YANGINDA ÖLÜYORUZ, FARKINDA MIYIZ?

Silvan’daki yangın önce genç insanlarımızı, sonra yine anaların yüreklerini yaktı. Tekirdağ’dan Nizip’e, Samsun’dan Adana’ya, Urfa’ya ateşin düştüğü ocakların çığlıkları yükseldi yine. Fırsatçıların kışkırtmaları ise gözyaşlarının duru rengine gölge düşürdü. Oysa iki halkın yakınlığını vurgularcasına aynı yangında kavruldu gençlerimiz.

Açıklamalardaki cevapsız sorular olay hakkında kuşkuları besliyor. Bana ilk günden beri Kocatepe Gemisini hatırlatıyor nedense! Özellikle İçişleri Bakanı’nın yangınla ilgili sorulara yanıt verirken kullandığı üslup ayrıntıların açıklanmasından kaçınıldığını gösteriyor. ABD dış işleri bakanı ve CIA başkanının ülkede “ağırlanıyor” olması da ayrı bir mide bulantısı! Yaşanılan acıların yanında gölgede kalsa da ayrıntılar çok, hem de pek çok önemli!

Biz bu detayları bırakıp olaydan sonraki savaş çığırtkanlığının bütün ülkeyi yangın yerine dönüştürme gayretine dikkat çekmeye çalışacağız. Bir kez daha empati çağrımız var…

Dün, yani Silvan’dan bir gün sonra Muş’un Bulanık ilçesinde 18 yaşında bir genç kız bedenini ateşe verdi. Gece ailesine duyurmamak için pencereden bahçeye çıkıp, geride günlüğünde kısa mesajlar bırakarak tutuşturdu kendini. Küçücük bir haberdi gazetelerde! “Bu eylemiyle barışın sesi olmak istediğini,” “Tüm Türkiye halklarına savaşın esirinden kurtulmuş bir dünya” dileğini iletiyor. “Ben bölücü, terörist de değilim, ben Kürdüm…” diyerek, “Birgün herkesin de benim gibi bir dünya düşlemesi….” son arzusuyla kapıyı yüzümüze çarpıp gitti. Silvan’daki olaydan sonra savaş çığırtkanlığı yapanların, bunu güneydoğulu işçilere saldırı ve linçe dönüştürmeye çalışanların ağzından dökülen köpüklü kan sözcüklerinin aksine, öfkesini, tek varlığı bedenine yönlendirdi. Alevlerin arasından hepimize “barış” dileyen Evrim Demir’in bile yüreğinde bir küçük pencere açamadığı kişiler için yapılacak bir şey yok. O yüzden sözüm onlara değil.

Bu köşenin okurları, çoğunluğu üç aşağı beş yukarı aynı eğitimler ve dünya görüşü ile yetişmiş havacılardır. Bir kısmı gençliğimizden, hatta çocukluğumuzdan beri beraber olduğum arkadaşlar. Kürt Meselesi konusunda ve toprağa düşen her genç için yürekleri yanan ama “ne yapalım bizi aşan konular!” diyerek biraz derinlere inmeye, gerçeklerle yüzleşmeye (bağışlayın ama) pek de yanaşmayan dostlar. Sözüm daha çok onlaradır. Aslında en büyük yanılgımız burada. “Bizi aşan” değil, tam tersi bizi sarıp sarmalayan, sarması gereken bir sorunla boğuşuyoruz. Ve bizler tek tek bireyler olarak barıştan yana tavır aldığımızda çözülecek bir düğüm bu. Gelin bir de bu pencereden bakalım birlikte. Çünkü durumlar “bildiğiniz gibi değil!”

Metis Yayınlarından yeni çıkan bir kitap var, “90’larda Güneydoğuda Çocuk Olmak” açıklaması ve “Bildiğin Gibi Değil!” adıyla yayınlandı. Hepsi nasıl olmuş da birer Evrim Demir olmaktan kurtulmuş diye şaşacağınız genç insanların, yitik çocukluk hikâyeleri. Hepsi Evrim’in çığlığıyla sözlerini noktalıyor: Barış.

Kitabın beni çarpan yanı ise kendi tanık olduklarımın bu anlatılanlarla bire bir örtüşmesiydi. Hava Kuvvetlerinden ayrıldıktan sonra, Malatya’dan arayan bir öğrencimin telefonda sesi titreyerek “Bize kendi köylerimizi bombalatıyorlar, sen bunun için mi öğrettin bize bunları?” sorusu kulaklarımda çınlar yıllardır. Kafamda ilk şimşeklerin çaktığı ve gerçeğin bize söylendiği gibi olmadığını görmeye başladığım, 86-87 yıllarından itibaren, bu sorunun yanıtını aradım hep. Bulduğum her ipucu çok açık yüreklilikle söylersem, beni kendimize, ölümü kutsayan her kavrama, devletin ektiği tohumlara götürdü. Bildiğimi sandıklarımın aslında ne kadar da küçük kaldığını ezilerek algıladım…

Bir Kızılderili atasözü şöyle diyor:

“Bir insanı anlamak istiyorsan, gökte üç ay eskiyene kadar onun ayakkabılarıyla dolaşmalısın.”

Bunu yapamayacağız biliyorum. Ama onların, örneğin Evrim’in gözlerinden, yani boşaltılan köylerden, mezralardan; anası, babası, kardeşleri kendi evlerinde, sokaklarında dövülen, öldürülen çocuk gözlerinden, bu yana bakmayı bir denemeliyiz. Şehit gençlerimiz ve ailelerinin acısına rağmen bunu yapmalıyız. Belki de bu son şansımız…

“Bildiğin gibi değil” bize bu olanağı sunan, yalın yaşanmışlıklardan ibaret.

Ezberleri bozmanın, ön yargıları parçalamanın zamanı çoktan geçti. Ama bu gün özellikle de iktidarın dilinden dökülen etnik savaş çığırtkanlığına karşı, çoğunluğun sorumsuzluk yüklü rüzgarına karşı durabilmektir “kahramanlık”. “Barışın çığlığını büyütmek” artık Kürtlerden çok bizlere düşüyor. Yoksa bu yangın, çocuklarımızın geleceğini de, geriye yaşanacak insanca hiç bir şey bırakmadan kavuracak.

Emniyetli Uçuşlar…

airkule.com

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Kürt sorunu /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.