Asap Bozan Marksizm Telkinleri – (Metin Çulhaoğlu)

Sol Defter - 20 Ağustos 2011 - Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Asap Bozan Marksizm Telkinleri

Son 15-20 yıl içinde, bir fırsatını bulup Nazım’dan dizeler hiç okumamış sağcı neredeyse kalmadı. Türkeş yaptı, Tayyip Erdoğan yaptı, başkaları yaptı, hala yapanlar var.

Peki, siz hiç Necip Fazıl Kısakürek şiiri okuyan solcu duydunuz mu? Belki başkalarına söylemeden okuyan vardır; ama bu ülkede az çok tanınmış bir solcunun bir topluluk karşısında veya yayın sırasında “bakın, ne güzel demiş Necip Fazıl …” diye şiir okuduğuna ben hiç tanık olmadım.

Bunun gibi, sağ cenahtan Taha Akyol zaman zaman “Marx” ve “Marksizm” demeden duramaz. TRT’nin “derinlikli” yapımları Kemal Tahir’den ve Mehmet Ali Aybar’dan vazgeçemez, hatta kimi çarpık bağlamlarda Mustafa Suphi’ye, eğer Galiev methiyesi yapılacaksa Attila İlhan’a bile uzanır. Peki, siz Popper’in “hakkını veren”, Türkiye’den ise “değeri teslim edilecek” sağcı düşünür bulan Marksist gördünüz mü?

Pek bulamazsınız.

O halde, bütün bunlardan nasıl bir sonuç çıkarmak gerekir?

Üç sonuç üzerinde durulabilir. Birincisi: Sağcılar, sağcı da olsalar kadir kıymet bilen insanlarken, Marksistler kendi saflarındakiler dışında kimseyi beğenmezler (hatta kendi saflarındakileri de beğenmezler). İkincisi: Sağ düşünce, Marksizm’in, daha genel olarak sol düşüncenin zenginliği ve gelişkinliği karşısında eziklik duyar; bu ezikliğini ara sıra yaptığı hayırhah göndermelerle örtmeye çalışır. Üçüncüsü: Sağ düşünce ve sağcılar, bugün sosyalizmi güçsüz ve tehlikesiz saydıklarından meydanı boş bulup Marksizm’i, sosyalizmi ve onun değerlerini orta malı gibi kullanmaktadırlar.

Birinci sonucun parantez içindeki bölümünde ve ikinci sonuçta bulunabilecek “doğruluk payları” ne olursa olsun, asıl varılması gereken sonuç, üçüncüsüdür. Meydanı boş bulmuşlardır ve “değerbilirlikleri” de asıl olarak bundandır.

Ama daha sinirlendirici başka durumlar da vardır.

***

Bugün bu ülkede Marksistlerin aşağıdaki türde işler yaptıklarına tanık oldunuz mu?

– Akademisyenlere, neyi araştıracakları, araştırmalarında hangi yöntem ve teknikleri kullanacakları, hangi kaynaklara başvuracakları konusunda yol gösterme;
– Liberallere, aslında liberalizmin ne olduğu, kendilerinin neyi yapıp neyi yapmadıkları, bu bağlamda “gerçek liberal” sayılıp sayılmayacakları konusunda kalite kontrolü uygulama;
– Anarşistlere, Marksistlerin nereye kadar kendileriyle birlikte olduklarını, nereden sonra kendilerinden ayrıldıklarını hatırlatma;
– Sosyal demokratları, sosyal demokrasinin tarihsel kökenleri, daha sonraki evrimi, bu arada örneğin Bad Godesberg programı konusunda bilgilendirme;
– Dincileri, İslam dininin eşitlikçi özü ve gerçek İslam gibi başlıklarda aydınlattıktan sonra onları hak yoluna davet etme;
– Sınıf işbirlikçisi sendikacıları, artı değer sömürüsü ve işçi sınıfının ekonomik mücadelesi konusunda eğitme.

Böyle şeyleri hiçbir Marksist hiçbir zaman yapmamıştır demiyorum. Ama tarihsel süreç içinde hepsi çok büyük ölçüde geride kalmıştır. Kişisel-özel ilişkiler ve temaslar dışında bugün bir siyasal hareketin tutup bunları gündeminin başına yerleştirmesinin hiçbir anlamı kalmamıştır.

Kalsaydı, yanlışın ötesinde asap bozucu bir uğraş olurdu.

Ama asap bozucu şeylerden söz edilecekse, asıl irrite edici telkinler Marksistlerden diğerlerine değil, diğerlerinden Marksistlere yönelmektedir.

***

Örnek mi?

Bu ülkede, aşağıda örneklenen türde işler yapan kesimlere hiç tanık olmadınız mı?

Marksizm’i, “indirgemeci”, “teleolojik” vb. bulduklarını söyledikleri halde, böyle saydıkları Marksistlerin neyi yapıp neyi yapmamaları gerektiği konusunda ha bire vaaz veren akademisyenler;
Marksizm’le ilişkilerini çoktan kestiklerini kendileri de kabul ettikleri halde, iş emperyalizm güdümündeki liberal ve gerici her tür gelişimin desteklenmesine geldiğinde sürekli Marksizm’e atıfta bulunma ihtiyacı duyan liberaller;
Kemalizm, Marksizm, Leninizm, Maoizm, Troçkizm vb dahil kırk tezgâhtan geçip bunların hepsini kustuktan sonra, kitle hareketi-öncü örgüt ilişkileri konusunda Marksistlere Lenin atıflı nasihatlerde bulunan anarşistler;
Marksizm’le baştan beri hiçbir ilgileri olmadığı halde Marksistlerin karşısına oturup “ittifaklar”, “cephe”, “demokratik güçlerin birliği”, “birleşik cephe” gibi konularda kafa ütüleyen sosyal demokratlar;
Ellerinden gelse bir kaşık suda boğacakları Marksistlere “seçkincilik-halkçılık karşıtlığı”, “Kemalizm’in sol düşmanlığı”, “sivil toplum”, “ceberut devlet” gibi başlıklarda telkinlerde bulunmaya yeltenen dinciler;
(Daha nadir görülmek üzere) Amerikan tipi sendikacılık-sınıf işbirlikçiliği-gericilik üçgeninin tam göbeğinde durdukları halde, Lenin’e (Sol Komünizm) atıfla Marksistlere “ama en gerici sendikada bile çalışmak gerekmez mi?” diye sorabilensendikacılar.

Asap bozucu değil mi?

***

Bugün, liberaller ve sağcılarla Marksistler arasında görülen bu telkin asimetrisi, aslında bir benzerlik ve sürekliliğe işaret etmektedir.

Çünkü birincisi, akademisyen-liberal kesimden telkincilerin hemen hepsi eski Marksist’tir (daha doğrusu eskiden böyle olduklarını zannedenlerdir). İkincisi, akademisyen olsun, liberal olsun; anarşist, sağcı ya da dinci olsun, telkincilerin Marksizm adına bildikleri beş aşağı beş yukarı birbirinin aynıdır. Daha doğrusu şöyledir: Sağcıların Marksizm konusundaki bilgileri, eskiden Marksist geçinenler o zamanlar en çok neleri söylemişlerse onlarla sınırlıdır; yani Marksizm hakkında kelam eden sağcılar, bildiklerini bir zamanlar Marksist geçinenlerden öğrenmişlerdir. Bu nedenle, “en gerici sendikada bile çalışılır”, “sosyal demokratlarla cephe yapılır”, “Marksistlerle anarşistler devlet konusunda şurada buluşur burada ayrılır”, “Marksizm’i indirgemeci ve teleolojik bulanlar vardır” gibi cümleleri biraz mürekkep yalamış her sağcı bilir. Bunlara, “din halkın afyonudur”, “ezilen ulusun milliyetçiliği hoş görülür” gibi sözleri de eklerseniz tamamdır.

Sonuçta, niyet, Türkiye’de (olabileceği kadarıyla) yeni bir Marksist birikim oluşmasının önünü almak, Marksizm’e ilgi duyan genç kuşakların kafasını karıştırmaktır. Kendi çaylaklık dönemlerinde altına üstüne, sağına soluna hiç bakmadıkları bu tür ibarelerden öteye geçemeyenler, yeni dönemdeki gençlerin de aynı ibarelere kafayı takacaklarını varsaymaktadırlar.

“Kafayı takanın”, kendileri gibi çabuk bozulacağını düşünmektedirler.

***

Diyelim yarın Türkiye Suriye’ye askeri müdahalede bulunacak.

Diyelim, akademisyeni, liberali, dincisi ve sendikacısı bu müdahaleyi “demokrasi” ve “insan hakları” adına sonuna kadar destekliyor (anarşist bu kadarını yapmaz). Marksistler ise müdahaleye karşı çıkıyor.

Böyle bir durumda emin olun telkinci güruh Marksistlerin karşısına geçip şöyle diyecektir:

“Ne biçim Leninistsiniz? İşte size bir fırsat: Göreviniz emperyalist savaşı iç savaşa dönüştürmek değil mi?”

Asabınız bozulmaz mı?

solorg.tr

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Marksizm /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.