KESK’in Fikri ve Fiili Gücü Yeniden Harekete Geçebilir mi?

Yunus Öztürk - 22 Ağustos 2011 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

KESK’in Fikri ve Fiili Gücü

Yeniden Harekete Geçebilir mi?

Sendika temsilcileri ve hükümet yetkilileri 4 Ağustos’ta yaptıkları ortak toplantıda, referandumla kabul edilen “memura toplusözleşme” hakkıyla ilgili bir yıldır yapılmayan yasal düzenlemenin yapılması için hükümet yetkilileriyle toplusözleşme sürecini ileri bir tarihe ertelenmesi üzerinde anlaştılar.

Yasal boşluk sebebiyle her yıl Ağustos ayında yapılması gereken toplugörüşme/sözleşme sendikaların ve hükümetin de önerisiyle meclisin açılmasından sonraya (1 Ekim sonrasına) ertelenmiş oldu.

Hükümet tarafı da sendika temsilcileriyle yapılan görüşme sırasında meclisin açılmasıyla birlikte toplusözleşme hukukunun nasıl işletileceğine dair bir yıldır gündemine almadığı yasayı “öncelikli yasa” kapsamına alarak derhal çıkartacaklarını söylemiş.

KESK de bu öneriyi makul bulmuş olmalı ki, her yıl Ağustos ayına denk gelen tarihlerde “toplusözleşmeli, grevli sendika yasası” talebiyle gerçekleştirilen eylem ve etkinliklerini ertelenmiştir. Böylece KESK hükümetin önerisine “inanmış” görünmektedir.

Hükümet referandumdan buyana geçen bir yıl içinde söz konusu yasal düzenlemeyi yapmadı. Sendikalar da bu yasal düzenlemenin yapılması için hükümete baskı yapmadılar. “Bir tek miting ya da gösteri, panel forum vs. yapılmadı” Dolayısıyla sendika yöneticilerinin fikrini ne çalışanlar nede kamuoyu bilmiyor.

Hükümet, kamu emekçileri arasında yetkili olan ve bakanlıkla kurduğu çıkar ortaklığıyla tayin-terfi ilişkileri üzerinden, promosyon sendikası Memur-Sen’e güveniyor ve sendikaları pek de ciddiye almıyor.

KESK’in hükümetin bir yıldır yapmadığı düzenlemeyi, yapmasını bekleme kararına ikna olması, 2010 yılından beri KESK merkezinde devam eden siyasal kararsızlığın devamı olmuştur. KESK yönetimi, hükümetin erteleme (bizce oyalama) önerisine ciddi bir karşı çıkışı ifade etmemiştir. Diğer sendikalarla birlikte aynı karede fotoğraf verilmiştir. Toplusözleşme eylemleri de ertelenmiş, kamuoyuna “anlaştık” imajı verilmiştir ki, yapılacak yasa taslağı hakkında “olumlu” bir beklenti içinde oldukları anlaşılmaktadır.

AKP hükümetine güvenebilir miyiz?

4 Ağustos’ta toplanan Üçlü Danışma Toplantısında KESK Genel Başkanı Lami Özgen “grev ve özgür toplu sözleşme hakkına dayalı yasal düzenlemenin yapılması, Kamu Görevlileri Kurulu’nun tarafsız ve demokratik nitelikte olması, bağlayıcı değil sadece aracı rol oynaması” gerektiğini ifade etti. Ayrıca kurulacak komisyonlarla Eylül ayına kadar yasa taslağı hazırlanacak. Meclisin açılması ve yasanın çıkmasının ardından toplusözleşme masasına oturulacağı söyleniyor.

KESK başkanı bu sözlerini fiili ve meşru mücadeleyle talep edilmediği sürece hükümetin emekçileri ciddiye almayacağını bilecek kadar deneyimlidir. Öyleyse, yasa çıkana kadar KESK’e düşen görev ve sorumluluklar vardır.

Birleşik Kamu-İş rol çalmak istiyor

Kamu-İş KESK’ten kopan bir sendikadır. 15 Ağustos itibariyle başlaması gereken toplugörüşme takvimine denk gelecek biçimde Ankara’da bir eylem düzenlemiştir. Birleşik Kamu-İş diğer sendikalara rağmen hükümetle “uzlaşmayan” sendika imajını çizmek istemiştir. Nitekim sendika üyelerinin Başbakanlık binasına yürünmesine polisin izin vermemesi üzerine kısa süreli bir sürtüşme yaşanmıştır. Ardından bulundukları alanda basın açıklaması yaparak dağılmışlardır.

Kamu-İş belli ki, yetkili sendikaların rolünü çalmaya soyunmuştur. Özellikle de KESK’i örnek almaktadır. Kamu-İş’in eylem biçimi (Başbakanlığa yürüyüş) hem de sloganları KESK’i taklit ve hedef gösterme izlerini taşıyor. Nitekim Kamu-İş’in seçtiği sloganlar, “ekonomik taleplerimizde mücadeleciyiz ama siyasi konularda Atatürkçüyüz” mesajı veriyor. Alanda KESK değil Kamu-İş yer almış oldu.

2010 Toplugörüşme süreci Referandum’a takılmıştı

KESK son iki yıldır sokağı adeta terk etmiştir. En güçlü sendikası Eğitim Sen ise, son beş yıldır neredeyse fiiliyatta yoktur. Örgütün sendikal hareket üzerindeki fikri gücü, etkisi de azalmıştır.

Bunun en tipik örneğini 2010 toplugörüşme sürecinde yaşadık. KESK yönetimi (esas olarak da genel başkanı) sözleşme politikasını, referandumda oylanan maddeler arasında “kamu emekçilerine toplusözleşme hakkı”nın yer aldığı ve referandumdan “evet” çıkacağı üzerine kurdu.

Toplugörüşmeyi “referandum sonrasına” bırakmayı öneren KESK yönetimi, hükümet tarafından önce umutlandırılıp, KESK de referandumda “evet” diyor demeye getirdi. Hükümet KESK’in “ertelem” önerisini kabul etmeyerek KESK’i eylemsiz konuma düşürdü. Böylece Hükümet hem bildiğini okumuş oldu, hem de KESK’in de referandumda oylanan maddeleri olumlu bulduğu izlenimini verildi. KESK yönetimi toplugörüşme sürecinde hükümete çalım atayım derken, kalesine gol atmış oldu. KESK 2010 toplugörüşme döneminde hiçbir eylem ve etkinlik düzenlemeyerek, örgütü boşa düşürmüştür.

Bu taktik hata, KESK yönetiminin referandumda kararsız kalmasından (genel başkan evet, genel sekreter boykot, yönetim kurulu üyeleri arasında hayır oyu kullanmayı doğru bulan eğilimler vardı) kaynaklanmıştır. Genel Başkan Sami Evren’in “yetmez ama evet”çi tutumu, KESK’in fikri ve fiili mücadele geleneğini sekteye uğratmaya kapı aralamıştır.

Anlaşıldığı kadarıyla yeni KESK yönetimi bu deneyimden gerekli sonucu çıkartmamış görünüyor; benzer bir taktik hatayı tekrarlıyor. Hükümetle aynı karede kalan bir politika izliyor.

2011: KESK’te içe bükülme yılı

2010 toplugörüşme sürecinde yaşanan karasızlığın bir diğer nedeni ise, KESK MYK’sının ve yakın çevresinin bildiği ama örgütün bilmediği ve KESK’i olağanüstü kongreye götüren “taciz” olayıdır. KESK’i olağanüstü kongreye ve ardından olağan kongreye sürükleyen, bir dizi sorun örgütü delege ve yönetim pazarlıklarına çeken, enerjiyi içe harcayan kongreler sürecine dönüşmüştür.

2010 toplugörüşme sürecinde boşa düşürülen KESK, kongreler süreciyle birlikte 2011 yılını da boşa geçirmiştir. Kamu emekçilerinin fikri ve fiili mücadele örgütü iki yıldır işlevsizdir.

Yönetim kararsızlığı, tabandaki kararlılık

2010-2011 döneminde kamu emekçilerinin sendikaya ilgisinde ve mücadele isteğinde bir azalma olmamıştır. Hatta KESK’in üye sayısı son bir yılda artmıştır. Taban, 2009 yılı sonunda “toplusözleşme ve grev hakkı” için “25 Kasım uyarı grevi”ni başarıyla uygulanmıştır. Kamu emekçileri greve büyük destek vermiş, grev öncesinde “böyle grev mi olur?” diyerek emekçilerin gücünden şüphe duyanlar bile, greve sahip çıkmak zorunda kalmıştır.

Bu grev emek hareketini de etkilemiştir. Aralık ayında TEKEL işçilerinin Ankara eylemi başlamış, ardından 1 Mayıs 2010 Taksim mitingiyle sınıf hareketi toplumun gündeminde yer alabilmiş ve bu hareketin artçı dalgalarıyla 2011 yılı 1 Mayıs’ı başarıyla gerçekleşmiştir.

Fiili ve meşru mücadeleye güvenebiliriz

Şu soruları sormamız gerekmiyor mu?

Türkiye’nin gündemi açısından, Ekim ayında emekçileri nelerin beklediğini kimse bilemez. Öyleyse, AKP bu yasayı çıkartmaz veya çıkartsa bile kamu emekçilerinin taleplerine uygun olmayan biçimde (örneğin KESK’i sürecin dışına düşüren ve yetkili sendikayla toplu sözleşme yapmayı öneren) bir yasa çıkartırsa KESK, 2010’daki gibi taktik hata yapmış olmayacak mı? Geç kalmış olmayacak mı?

Tam da bu nedenle Ağustos-Eylül aylarını “kamu emekçileri için nasıl bir toplu sözleşme düzeni” talep edildiğini kamuoyuyla paylaşan, bu doğrultuda eylem ve etkinlikler yapan bir süreci örgütlemek gerekli.

Yeniden “sınıf sendikacılığı” için…

Aynı zamanda sadece toplu sözleşmeyle kendini sınırlamadan (Türk-İş’e benzemek istenmiyorsa), yeterli kamu personeli alımını, kamu personel rejiminde yer alan performans kriterlerinin kaldırılmasını, parasız kamu hizmetini talep eden; emeklilerin ve işsizlerin hakları ve taleplerini diğer toplumsal kesimlerin talepleriyle birleştiren bir perspektif gerekli.

Kentsel dönüşümden, HES mücadelesine; Kürt sorunundan kadınların taleplerine kadar bir dizi toplumsal mücadelenin de birleşmesi için çalışmak gerekmez mi?

“Ortak örgütlenme, ortak mücadele” ve “ortak çalışanlar yasası”nı gündeme KESK getirebilir.

KESK sadece fiili değil fikri olarak da mevcut sendikal hareketin düzeyini yükseltebilecek potansiyele sahip bir konfederasyon olacaksa, toplusözleşme yasasının hazırlığını fırsata çevirip, tabandan ve yeniden KESK’i örgütlemek üzere, “sınıf sendikacılığı” temelinde seferberlik ilan etmelidir.

KESK diğer sendikalardan farklı bir mücadele çizgisi izleyerek, mücadeleyi büyütebilir.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Fiili ve Meşru Mücadele / KESK /

Comments

  1. İSMET AKTAŞ diyor ki:

    KESK ÖZELLİKLE KAMU ÇALIŞANLARINI İLGİLENDİREN YASANIN ÇIKMASINDAN SONRA ADIM ADIM BÜROKRATİK VE GELENEKSEL BİR SENDİKAL ÇİZGİYE KAYMAYA BAŞLAMIŞTIR.FİİLİ VE MEŞRU SENDİKAL MÜCADELENİN YERİNİ YASALCILIK ALMIŞTIR.1990 LARDA SENDİKALAR KURULURKEN ORTAK ÖRGÜTLRNME VE ORTAK MÜCADELENİNİHTİYAÇLARINA CEVAP VERECEK BİR \ TÜM ÇALIŞANLAR İÇİN GENEL VE ORTAK BİR SENDİKALAR YASASI \ TALEBİ İLE MÜCADELE EDEN SENDİKALAR VE BU ARADA KESK,İŞKOLLAEINDA HIZLA YAYGINLAŞAN TAŞERON UYGULAMASI İLE SÖZLEŞMELİ VE ÜCRETLİ ÇALIŞMA GİBİ KÖLELİK UYGULAMALARINA SIRTINI DÖNEREK SINIFIN GENELİNE SIRTINI DÖNMÜŞ OLUYOR.ASLINDA KESK HIZLA PROLETERLEŞEN YENİ İŞÇİLERİ VE GÜVENCESİZLERİ GÖZARDI EDERKEN KENDİ MÜCADELE ALANINI DA SINIRLAMAKTADIR.YANİ BİZ İŞÇİ SINIFININ BÜTÜNÜNÜĞN DEĞİL BİR KESİMİNİN SENDİKASIYIZ DEMEKTEDİR.OYSA O SÖZ KONUSU KESİM YANİ ŞİMDİLİK GÜVENCELİ VE KADROLU OLARAK ÇALIŞAN KESİM AKP İKTİDARININ PERSONEL YASASI DEĞİŞİKLİKLERİ VE DİĞER YASAL DÜZENLEMEYLE DAHA DA KÜÇÜLECEKTİR.BUNU KESK VE BAĞLI SENDİKALARIN YÖNETİCİLERİ DE BİLMEKTEDİR.ANCAK HER KONUDA OLDUĞU GİBİ SANIRIM BU KONUDA DA GENEL VE CİDDİ BİR HAZIRLIK YAPMAK İŞÇİ SINIFININ VE EMEKÇİLERİN BÜTÜNSEL ÇIKARLARINI GÖZETEN BİR PROGRAM YAPMAK YERİNE YASAL DÜZENLEMELER MECLİS GÜNDEMİNE GELDİĞİNDE BİR İKİ ANKARA YÜRÜYÜŞLERİ VE İŞ BIRAKMA EYLEMLERİ İLE PROTESTO EDİP KENARA ÇEKİLECEKLERDİR.VE BÖYLECE SENDİKACILIK GÖREVLERİNİ YAPMIŞ OLACAKLARDIR!BUGÜN İHTİYAÇ OLAN ŞEY KAMU ÇALIŞANLARI HAREKETİNİN DEVRİMCİ BİR YENİLENMESİNİ GERÇEKLEŞTİRMEKTİR.KESK VE BAĞLI SENDİKALAR DAHA FAZLA GÜÇ KAYBETMEDEN,KİRLENMEDEN VE ÇÖZÜLMEDEN BİR PROGRAM KURULTAYI DÜZENLEYEREK İŞÇİ SINIFININ BÜTÜN KESİMLERİNİN VE EMEKÇİLERİN ORTAK MÜCADELESİNİ GELİŞTİRECEK YENİ BİR SENDİKAL STRATEJİ OLŞTURMALIDIR. BU YENİ SENDİKAL STATEJİNİN GEREKLERİNİ YERİNE GETİRMEK ÜZERE HIZLA ADIM ATILMALIDIR. SERMEYENİN NEO-LİBERAL SALDIRILARININ PÜSKÜRTÜLMESİ DE, YENİ HAK MÜCADELELERİNİN BAŞARIYA ULAŞMASI DA ANCAK FİİLİ VE MEŞRU MÜCADELE ANLAYIŞI İLE MÜMKÜNÜR. İŞÇİ SINIFININ BÜTÜNÜNÜN (kamuda ya da özelde çalışan,kadrolu,sözleşmeli,ücretli,yarı zamanlı,evde çalışanlar,göçmenler, güvencesizler ve işsizler gibi) ÇIKARLARINI GÖZETEN BİR ANLAYIŞLA YÜRÜTÜLEN BİR MÜCADELE İLE ANCAK HAK GASPLARI DURDURULUR VE YENİ HAKLAR ELDE EDİLİR.ARTIK TOPLU SÖZLEŞME HAKKIMIZ GREV SİLAHIMIZ DEMEKLE BU HAKLARIN ELDE EDİLEMEYECEĞİ ANLAŞILMALIDIR.KAMU ÇALIŞANLARI SENDİKA KURMA HAKKINI NASIL SENDİKALARINI KURARAK YANİ FİİLİ MÜCADELEYLE ELDE ETTİYSE,TEMEL BİR HAK OLARAK VAR OLAN, ULUSAL VE ULUSLAR ARASI YASA VE SÖZLEŞMELERLE DE VARLIĞI KABUL EDİLEN TOPLU SÖZLEŞME VE GREV HAKKI DA İŞÇİ SINIFININ BÜTÜNÜNÜN MÜCADELE PROGRAMI İÇİNDE YER ALAN BİR HAK OLARAK KULLANILABİLİR.YANİ KAMU ÇALIŞANLARININ TOPLU SÖZLEŞME HAKKI BUGÜN NİÇİN PARÇA PARÇA MÜCADELE EDİLEN % 10 BARAJINA ,TAŞERON İŞÇİ ÇALIŞTIRMAYA,ATAMASI YAPILMAYAN ÖĞRETMENLERİN MÜCADELESİ İLE PARASIZ EĞİTİM ,PARASIZ SAĞLIK,PARASIZ ULAŞIM MÜCADELESİ,GENÇLERİN SÜRDÜRDÜĞÜ ÖZERK VE DEMOKRATİK ÜNİVERSİTE VE YÖK KARŞITI MÜCADELEYLE BİRLEŞEN BİR PROGRAMIN İÇİNDE KAZANILABİLİR. ANCAK ÜZÜLEREK BELİRTEYİM Kİ BUGÜN NE KESK YÖNETİMİNDE NE DE BAĞLI SENDİKALARDA BÖYLE BİR DEVRİMCİ YENİLENMEYLE AYAĞA KALKMA EĞİLİMİ GÖRÜLMEMEKTEDİR.BÖYLE OLUNCA KAMU EMEKÇİLERİNİ BEKLEYEN SANIRIM EKİM AYINDA BİR ANKARA YÜRÜYÜŞÜ OLACAKTIR.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.