KESK’e “Hayırlı” Günler

Ömer Yıldız - 5 Eylül 2011 - İşçi Gündemi / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

KESK’e “Hayırlı” Günler

Artık hemen hemen tüm resmi kurumları aradığınızda karşınızdaki “memur” size “hayırlı günler” diyerek karşılık veriyor. Elbette bu da bir iyi niyet sözcüğü. Israrla sadece böyle seslenmek acaba neyin ifadesi.

Yirmi dört yıllık öğretmenlik meslek hayatımda bu kadar çok hayırlı gün duymadım. Az sağcısı çok sağcısı pek çok hükümet emrinde çalıştım. Bu kadar hayırlı gün duymadım. Bu kadar çok hayırlı günler diyenlerin referandum sürecinde hayırlı günleri kullanmamasını anlayamadım.

Elbette önceden de hayırlı günler diyenler vardı her kesimden ancak bu kadar çok “etiket” ifade eder durumda değildi.

Hani derler ya “insan su gibidir, içine girdiği kabın şeklini alır.” Sanırım doğru.

Bundan on yıl önce türban karşıtı olan amirler memurlar şimdi yılmaz savunucusu.

Katıldığı okul aile birliği toplantılarında bile onuncu yıl marşı okuyanlar şimdi Abdurrahman Önül’den ilahi dinliyor.

İçki içip nara atanlar zemzem peşinde.

Demek ki kelimeler bile dindar, münafık, kâfir diye ayrılıyor. Hayırlı günler dindar, iyi günler münafık, “hey n’aber” kafir!

Memurlar korkuyor.

Sadece bu hükümetten değil, gelen her hükümetten korkuyor. Hükümetin önceliklerine göre durum belirliyor, refleks geliştiriyor.

KESK’in doksanlı yıllardaki fiili meşru mücadele geleneğinden eser kalmadığından dayanağı da ortadan kalkıyor. Başlangıçta emek sermaye çatışmasını en sağlıklı açıdan kavrayan ve emekten yana politikalar üreten sendika zamanla iki tehlikeli ilişki ile bu günlere gelmiştir.

Birincisi devletle olan ilişki. Başta 4688 ile devlete teslim olan sendika emekçilerin geleceğini referandum sonuçlarına bağlayan, kişisel ikballeri için masalarda dolaşan yöneticiler yüzünden iğfal edilmiştir. Devletle olan ilişkisini emek sermaye çatışması açısından işverenle mücadele değil de kendisi aidat zengini olmuş, kendi küçük devletini inşa etmiş, burjuva patrondan bile daha iğrenç hallere bulaşmış halde sürdürünce bazıları tarih oldu, bazıları devletin verdiği bol maaşlı işlere kapak attı. Yöneticiler kendilerini “işveren” olarak gördüler. “İşçileriyle” toplu sözleşmeler yaptılar. Direnişe maruz kaldılar. Hala emekten yanayız dediler.

İkincisi, kendisi en ufak bir fikir beyan etmekten uzak; partileri ne diyecek diye bakan ve buna göre açıklama yapan insanlar yönetir oldu sendikaları. Kongrelerde bile kendi fikirlerini değil parti programlarındaki kamu çalışanları ile ilgili görüşleri anlattılar. Doğrudur siyasi partiler takip edilmelidir. Ancak bilmedikleri o partiler onlardan teşekküldür. Bu durumda akla gelen birkaç iyi adam ve “müritler” topluluğu halinde yürüyen sol siyaset dönemi başlamış. Partileri güçlendiren fikirleri üreten sendikalar yerini partiden emir alan ve harfiyen uygulayan emir erlerine bırakmış. Öyle etkisiz kaldı ki KESK, artık başka inisiyatiflerin geliştirdiği fikirlere “dayak”, devamlı KESK’ten başka kaynaklı olaylara “figüran” konumunda. Artık devlet de çekinmiyor KESK mücadelesinden. Çünkü mücadeleci bir KESK yok.

Bu kadar siliklikten sonra KESK’in telefonlarındaki operatör ses “hayırlı günler” diye üyeleri karşılasın. İnsanlar da bizim KESK gibi bir dayanağımız var demesin. Sanırım yok.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: KESK /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.