Tek Gıda-İş’te Demokratik, Şeffaf Bir Yönetim İçin – (Muzaffer Dilek ile Röportaj)

Sol Defter- Haber - 9 Eylül 2011 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Tek Gıda-İş’te Demokratik, Şeffaf Bir Yönetim İçin

Tek Gıda-İş Genel Merkezine adaylığını açıklayan Muzaffer Dilek ile soldefter olarak görüştük:
Gıda iş kolunda sendikal faaliyet ne durumda? Şubenizin faaliyetlerinden söz eder misiniz?
Kamuda örgütlü olan Tek Gıda-İş sendikasının özelleştirmeler sonrasında üye bileşimi değişti. TEKEL’in özelleştirilmesinin ardından, gıda işkolunda esas olarak özel sektör işyerleri öne çıktı. Son sekiz yılda sendikamızın üye profili değişmiş, üye sayısı da yüzde 60 oranında azalmıştır. Sekiz yıl önce yüzde 70’i kamuda çalışan işçilerden meydana gelen üye yapısı, bugün yüzde 73’ü özel sektör, yüzde 23’ü Çaykur ve yüzde 4’ü TEKEL’de çalışan üye biçimindedir. Tek Gıda-İş sendikası da bu üye bileşimindeki değişime bağlı olarak, yapısal değişimi önümüzdeki kongrede tartışacaktır. Üye sayısının azalma sebeplerini masaya yatıracağız ve üye profilindeki yapısal değişime uygun yönetim yapısı da yenilenerek çıkacaktır.
Şubemiz özel sektörde örgütlüdür. Büyümeye açık bir yapısı vardır. Bu doğrultuda da adımlar atıyoruz. Elvan Çikolata ve Perfetti’de basına da yansıdığı gibi sendikalaşma sebebiyle işten çıkarmalar yaşandı. Mücadele sadece şubemizin omuzlarına kalmıştır. Maddi olarak da sıkıntılar yaşamaktayız. Yeşil sermayenin sahibi olduğu Elvan Çikolata’da sendikaya üye olduğu için 75 işçi çıkartılmıştır. Ancak işçilerle birlikte bu süreçten başarıyla çıkacağımıza inanıyoruz. 2007 yılında Dandy Sakız örgütlenmesi sırasında da benzer bir durum yaşamıştık ve işe iadeyi sağlayıp toplusözleşme de imzalayabilmiştik. Tek Gıda camiasında son 20 yıl içinde yaşanan neredeyse tek örnektir.
10-11 Eylül’de Tek Gıda-İş Genel Kurulu yapılacak. Yönetim Kuruluna da aday olduğunuzu açıkladınız. Genel kurulda gündeme getirmek istediğiniz konular nelerdir?
Tek Gıda-İş Sendikanın yapısal değişime ihtiyacı var. Son sekiz yıllık süreci değerlendirip, sorgulayacağız. Eksiklik olarak tespit ettiğimiz konular şunlar: Üye kaybı, mülk kaybı, para kaybının nedenleri üzerinde duracağız. Sendikanın karar alma süreçleri, olağanüstü kongreler ve tüzük değişikliklerinin nedenleri, bölge ve şube kapatmaların nedenleri ve sonuçlarını değerlendireceğiz. Tek söz hakkının beş kişilik yönetim kurulunda olmasının örgütü küçülttüğü ve keyfileştirdiğini gördük. Keyfilik, şeffaflığı da ortadan kaldırıyor.
Bugünkü işleyiş içinde sendikal yapıyı sendika kurulları içinden sorgulamak mümkün değildir. Kurullar çoğunlukla istişare amaçlıdır ve gündemini de toplantı anında öğrendiğimiz ve genellikle de genel başkanın konuşmasının ardından sona eren, sonuç bildirisini sendika web sayfasından okuduğumuz biçimde yapılmaktadır. Demokratik ve şeffaf bir işleyiş söz konusu değildir. Örneğin, sekiz yıl içinde genişletilmiş başkanlar kurulu bir kere bile toplanmamıştır. Şube genel kurullarına diğer şubelerin götürülmesi söz konusu olmamıştır. İlişki kurulması engellenerek, tanımamaları sağlanmıştır.
Mali yönden de iddia edildiği gibi bir şeffaflık olmadığını düşünüyoruz. “Şeffaflık ve hesap verilebilirlik” genel yönetimin iddialı olduğu bir konu olmasına rağmen, şubelere birbirinden farklı uygulamalar yapıldığını son örgütlenme çalışmalarımız sırasında gördük. Şube sarfları genel merkeze yakınlık ölçütüyle ödeniyor veya iade ediliyor. Şubeler arasında sarfların karşılaştırılması talebimiz de geri çevrildi. Şeffaflık bunun neresinde?
Faaliyet raporunda kaç mülkümüzün, kaç liradan, kime ve hangi usullerle satıldığını öğrenmemiz mümkün değildir. Bu konuda yargıya intikal eden kimi davalar da var olduğunu genel yönetimimiz de açıkladı. Kongrede açıklama bekliyoruz.
Üye sayına bağlı ücret politikasına rağmen ve sendikanın üye sayısı azalmışken genel merkez yöneticilerin maaşları yüzde 50 oranında artmış olmasını kongrede açıklamalarını bekliyoruz.
Sonuç olarak, karar süreçlerinde tabanın değil merkezin tek karar verici olması, mali yönden şeffaflığın iddia olarak kalması, yolsuzluk iddiaları ve örgütlenmeye dair girişimlerin olmaması bir yana, olanların da yalnız bırakılması bu genel kurulda sorgulanacaktır.
Neden yönetime adayı oldunuz? Seçilirseniz sendikanın işleyişinde nasıl bir değişim yaşanacağını vaat ediyorsunuz?
Çalışma yaşamına ve sendika işleyişe bakış tamamen değişmelidir. Yönetimde özel sektörden temsilcilerin bulunması hem gereklidir hem de haklarıdır. Bugün kamuda örgütlü olan bir yapının değişmesine rağmen, özel sektörde örgütlenmeyi nasıl yapacağına dair bir belirlemesi yoktur.  2009 Eti grevinden sonra yaşananlar bunu gösteriyor. “İşçi geçici, işveren kalıcı” mantığı kolaycılıktır.  İşten çıkartılan temsilcilere ve sendikacılara engel olunamadığı gibi, genel kurulda tarafsız bile olamamış, işverenin tercihiyle aynı tarafta olmuştur. Bu tehlikeli bir gidiştir.
Özelleştirmeye karşı çıkışta geç kalınmıştır. TEKEL işçisiyle değil, TEKEL işsiziyle mücadele tercih edilmiştir. Özelleştirmenin engellenmesi için verilmesi gereken tepki, 4-C için yapılmıştır. TEKEL’i satın alan BAT (Britsh American Tobacco) hiçbir dirençle karşılaşmamış, şartnamelerde olmasına rağmen Tokat Sigara Fabrikasının kapatılmasına tepki gösterilmemiştir. 12 bin TEKEL işçisinin işten atılmasına yol açan BAT’a özelleştirme sırasında gerektiği gibi karşı çıkılmazken, Samsun Ballıca Sigara fabrikasından 120 işçi işten atılırken “mücadele”ye girişilmesi, zevahiri kurtarmaya yetmez. İzaha da muhtaçtır. Eğer yabancı sermayeye karşı mücadeleyse amaç, yine yabancı sermayeli Danone’den aynı dönemde onlarca işçi çıkartılırken niçin hiçbir mücadele verilmemiştir?
12 bin TEKEL işçisine özelleştirmenin yol açtığı işsizliğin ve 4-C’nin hesabını verilmemiştir. 4-C eylemleriyle hesap vermesi gereken yönetim, hesap soran duruma geçmiştir. Üstelik bir takvim açıklanarak 2 Mart’ta sona erdirilmiş eylemler de gerçekleştirilmemiştir. Buna gerekçe gösterilen 4-C’nin Anayasa Mahkemesi kararı da olumsuz olmasına rağmen, suskunlukla karşılanması da izah edilmelidir.
Aday oluşumun esas nedeni “söylemle eylemin” birbirini tutmasıdır. Sendikanın duruşu eylemde belli olur. Deklarasyonlarla, basın toplantılarıyla sendikalar değişmez. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Eğer seçilirsem demokratik, şeffaf sendikanın ilkelerini uygulamayı işçilerle birlikte gerçekleştireceğimiz sözünü veriyorum.
Tek Gıda-İş ile ilgili kimi çok ciddi iddialar var. Az sayıda delegeyle olağanüstü genel kurul yapılarak kimi harcamaların aklandığı iddia ediliyor. Trilyonları bulan inanması zor, müthiş rakamlar… Siz ne biliyorsunuz bu konuda?
Sendikamız mali konuların tartışıldığı bir olağanüstü kongre yapıldı. Bu kongrede Çaykur ve Yörsan’la ilgili bazı harcamalar genel kurulca ibra edildi. Bu harcamaların ne derece doğru olduğu konusunda emin değilim. Trilyonları bulan paraların ibra edilmesi vakidir. Kongreye katılan delege sayısı, alınan kararlar genel kurul tutanaklarından görülebilir. Olağanüstü genel kurul gündemini delegeler genel kurulda öğrenmiştir ve ibra etmeleri gereken hesaplarla ilgili açıklananlar dışında bilgi sahibi olmadan sadece oy kullanmışlardır. Bu da demokratik ve şeffaf sayılamaz.  Sendikalarda mali konularda maalesef kongreler yetkilidir. Delegeler akladığı sürece konu kapanır düşüncesi delegasyonda hâkimdir; ancak hukuken de vicdanen de, sendikal anlayış olarak da yanlış olduğu düşüncesindeyim. Bu nedenle de mali konularda her zaman akıllarda birçok soru işaret kalmaktadır.
Sendika başkanının oğlunun Samsun Türk-İş tesislerinde çalıştığını, genel sekreterin, genel mali sekreterin yakınlarının sendikada çalıştığı iddiaları hakkında ne diyorsunuz? Haber-İş sendikasının eski başkanın oğluna sendikanın muhasebesi emanet edilmişti, Tez Koop-İş’i eski yönetimi aile şirketi gibiydi.
Birçok sendikada böyle şeyler var. Belediye-İş Genel Başkanı böyle bir soruya “evet var, işini iyi yapmıyorsa söyleyin” diye cevap verdi. Bu da sendikaların çürümüş yapısının işaretidir. Sendikalar iş ve ekmek kapısı olarak görüldüğü gibi, sendikacılar da güvenecekleri kişilere ihtiyaç duyuyor olmalılar. Bu da tabanda “bizden gizlenecek işler mi var” düşüncesi oluşturuyor.  Tek Gıda-İş’te de durum böyle mi, SGK verilerinden öğrenebilirsiniz.
Son sekiz yılda sendikanın Bölge ve şube kapatmaları olduğunu biliyoruz. Bunların ne gibi sonuçları oldu?
Daralmayla ilgili kararlar 2007 kongresinde alındı. Kongrede özellikle Karadeniz bölgesi delegasyonu ciddi tepkiler gösterdi. Ancak bu tepkilere kulak asılmadı. İşçinin tepkisini hükümet ve Hak-İş fırsat bildi ve 50 yıldır Tek Gıda-İş’in örgütlü olduğu Çaykur’da yetki sorunlarıyla boğuşmak zorunda kaldık. Genel kurul kararı diyerek, bu teklifleri genel kurula verenleri aklayamayız. Delegasyon sorumlu tutulamaz. Sorumluluk yönetimdedir.
Son olarak ne söylemek istersiniz?
Genel Kurulda sendikamıza zarar veren anlayışlardan sıyrılmak ve değişimi gerçekleştirmek için ısrarcı olacağımız konuları şöyle sıralayabilirim:
·         Üye profilinin değişmesi sebebiyle, yönetim yapısı üye yapısına uygun biçimde ve oranda temsil imkânına kavuşmalıdır.
·         Sendikal yöneticilik, aynı organda üç dönemle sınırlanmalıdır.
·         Sendikacı ücretleri yalnızca üye sayılarıyla değil üyelerinin ücret ortalamasıyla orantılı hale getirilmelidir.
·         “Mali şeffaflık ve hesap verilebilirlik” ve “sendikal kurullar” tam işletilmeli, Denetim Kurulu yenilenmelidir.
·         Diyalog ve ücret sendikacılığı yerini bilinçli ve örgütlü olmayı esas alan; müdafaa kadar mücadeleyi de öne alan bir sendikal politika uygulanmalıdır.
·         Emek hareketinde birleşik mücadele, diğer sendikalarla birlikte tabana yaymalı, medyatik ve kendini öne çıkartan, “mış” gibi yapan politikalardan vazgeçilmelidir.
Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Tek Gıda-İş /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.