Uğur Doğan ve Küresel Sendikacılar

Sol Defter- Haber - 12 Eylül 2011 - İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

UĞUR DOĞAN VE KÜRESEL SENDİKACILAR!

Küresel Sendika Konfederasyonları 8-9 Eylül tarihlerinde İstanbul’da bir araya geldi. Hepsinin ismini saymayayım, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) bünyesinde, Tek Gıda İş’in üyesi olduğu (IUF) ve Hava İş’in üyesi olduğu (ITF) dahil birçok federasyon Çınar Otel’de buluşarak “uluslararası sendikal hareket ve Türkiye’ye yönelik dayanışma faaliyetlerini” değerlendirdi. Bu buluşmanın ikinci gününe bir işçinin dağıttığı Türkçe ve İngilizce olarak yazılmış bildiri damgasını vurdu. Kısa metni aynen aktarıyorum:

ITUC-GUF-IUF-ITF…….. SAYIN YÖNETİCİLERİ

Ben 53 gündür emeğimin hakkını almak için tek başına mücadele eden bir işçiyim. Bu bildiriyi dağıtmak üzere direniş çadırımı terk ederek buraya geldim. İş yerim bir sendika ve patronlarım da sizinle beraber bu toplantıya katılan sendika yöneticileridir. Dolayısıyla direniş yerim Tek Gıda İş sendikasının önüdür.

Sendika patronlarınca haksız yere işten çıkarıldıktan sonra açtığım davada yargı beni haklı bularak işe iade kararı verdi. Bu karar gereği işime geri döndüğümde bizzat genel Başkan Mustafa Türkel tarafından hakaretlerle tartaklanarak dışarı atıldım. Yargı kararını uygulamadıkları gibi mahkemenin hükmettiği tazminatımı da vermediler. Ben de sendika önünde direniş başlattım. Türkiye kamuoyuna sorduğum gibi sizlere de soruyorum:

Kendi işçisini işten atan, hak ve hukukunu çiğneyen, kazanılmış haklarını gasp eden bir sendika işçi sınıfının hakkını savunabilir mi?

Ne yazık ki Türkiye’de sendikalarda nedensiz işten atılan tek emekçi ben değilim. Yine bu toplantıda Tek Gıda İş Genel Başkanı Mustafa Türkel ile birlikte büyük bir olasılıkla keskin nutuklar atan ITF üyesi Hava İş Sendikası Genel Başkanı Atilay Ayçin de henüz 2 ay önce neden göstermeden 2 kadın işçisini işten çıkarmıştır. Bu işçiler Nilgün Öğün ve Ayşe Kaya da benim gibi sendikacıların mağdur ettiği emekçilerdir.

Sizden, engelli bir işçi olarak yukarıdaki soruyu bu sendika patronlarına sorup yanıtını kamuoyuna açıklamanızı talep ediyorum.

Saygılarımla… Uğur Doğan

Uğur Doğan bildiriyi dağıttıktan sonra devam eden toplantıda, eğer izin verilseydi yabancı sendikacılara bir de soru soracaktı:

“Sizin ülkenizde de sendika yöneticilerinin işveren olarak kendi işçilerini işten atıp yargı kararlarını uygulamadıkları oluyor mu?”

Uğur’la birlikte çadırlı direnişin ilk gecesinin sabahında sendikaya gelen yöneticilerin makam arabalarını fotoğrafladık. Genel Başkan Mustafa Türkel, Laguna ile geldi, Audi’sini her zaman kullanmıyor! Diğerleri Passat ve ayarı lüks arabalarla ve ayrı ayrı makam şoförleri ile teşrif ettiler! Pardon mali sekreterin bir ayrıcalığı olmalıydı mutlaka, onun makam arabası Volvo marka, siyah son model bir arabaydı! Biz fotoğraf çekerken rahatsız oldular mı bilemiyorum ama şoförlerin bile ense göbek pek yerindeydi doğrusu. Bir bacağı protez diğer ayağının parmakları eksik olduğundan santralda görev yapan Uğur Doğan’ın işten çıkarılma gerekçesi ise sendika harcamalarında tasarrufa gitmek!

Türkiye işte böyle bir ülke. İşçi haklarını savunmak üzere kurulmuş sendikaların başında patronların en zalimleri oturuyor. İşe iade davasını kazanan Uğur, mahkeme kararını uygulayacakları umuduyla sendikaya gittiğinde genel başkan ve müridlerince hakaretlere uğrayarak dışarı atılıyor. O günden beri sendika önünde işe gider gibi direnişte. Bayramdan sonra, artık direniş yerini hiç terk etmemek üzere çadır kurma kararı aldı.

Bu tek kişilik direniş sadece sendikacıları değil sistemin tümünü “tehdit” ettiğinden, CHP’li Beşiktaş Belediyesi zabıtaları polisle birlikte çadır kurdurmamak için seferber oldular. Belediye çalışanları “Gönlümüz seninle ama ne yapalım emir büyük yerden!” diyorlar. Sözün özeti, devletin, bütün kurumları ve koltuk değneği sendikasıyla, bu çadırdan ödü kopuyor! Uğur da direniş yerini terk etmektense 4 gündür geceyi açıkta geçiriyor. Hakkını alıncaya kadar da direnmekte kararlı. Bütün emek dostlarını 4. Levent’teki Tek Gıda İş Sendikasının “görkemli” Genel Merkez binası önüne davet ediyor.

Tek Gıda İş genel kurulu yarın (10 Eylül) başlıyor. Delegeler sendika önünde direnen işçiye bakarak içeriye girecekler. Mustafa Türkel’i korkutan da bu… Çünkü muhalif şubeler ve adaylar var. Adaylardan biri İstanbul gıda sektörü çalışanlarının yakından tanıdığı Muzaffer Dilek. Genel Merkez, trilyonları bulan yolsuzluklarla çalkalanıyor. Sendikada işçi örgütüne yakışmayan ne ararsan var. Yolsuzluklarla ilgili şubelere kargoyla gönderilen ve “içeriden” yazıldığı belli olan mektubun kaynağını bulmak için gangsterliğe dahi soyunan Genel Sekreter Mecit Amaç, adamlarıyla birlikte iş yeri basıp tehditler savuruyor. Bu konuda tehdide maruz kalanların suç duyurusuyla yargı süreci başlamış durumda. Muhaliflerin haklı talepleri ise Şeffaflık ve Örgüt İçi Demokrasi. Hava-İş üyesi arkadaşlar bu sözcükleri bir yerlerden hatırlıyordur!

Sendikacılar, daha doğrusu bu işi ömür boyu yapılacak, ayrı bir sınıfın mesleği sananlar işveren konumunda en zalim patronlara taş çıkartıyorlar. Nilgün Öğün ve Ayşe Kaya, Hava-İş patronlarının işten çıkardıkları son kadın işçiler olarak belki Uğur gibi direniş gerçekleştiremediler. Ama bu ikiyüzlü tutumu daha çok gözler önüne serecekler.

Bütün sendikalarda taban hareketleniyor, işçilerin sürece ilgisi artıyor. İşçi sınıfı adına, demokrasi adına güzel şeyler olacak. Eninde sonunda “ayaklar baş olacak.”

Güzel şeyler olacak, çok güzel şeyler…

airkule.com

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Hava-İş / Tek Gıda-İş / Uğur Doğan /

Comments

  1. Uğur Doğan diyor ki:

    Bahadır Kaptan’a ve sesime ses katmasına teşekkür ediyorum.

    Yazısında aktardıkları tamamiyle doğru, eksiği var fazlası yok. Bahadır Kaptan’la son konuştuğumuzda gerçektende henüz çadırımı kuramamıştım ve CHP’li Beşiktaş Belediyesinin ketum tutumu sürüyordu. Sol Defter de dahil olmak üzere sınıf dostlarının tutumu, yaptığı haberler ve vicdani baskının etkili olduğunu düşünmekteyim. Mücadelemdeki haklılığım kararlılığımı artırıyor. Bütün bunlar birleşincede ortaya gözle görünür sonuçlar çıkıyor. BEşiktaş Belediye Başkanı sınıf dostarından birinin telefonuna karşılık vererek; “vicdanının sesini dinlediğini” belirtti. Dolayısıyla da, perşembe gecesi direniş çadırımı kurmuş oldum. Sol Defter’den N.Cemal ağbi de “direniş günlükleri” başlığıyla yazdığı notlarda buna yer verdi.

    Sınıf Dostlarına Teşekkürler.

    Bahadır Altan’a, Gökkuşağı Hareketine, Airkule’ye, İşçilerin Sesi Gazetesine ve tabi ki Sol Defter’le birlikte bütün dayanışmacı dostlarıma (BirGün Gazetesi, Kızıl Bayrak, Bianet, EtHa, DİHA, Cumhuriyet, Özgür Gündem, İvme, Alınteri, Mücadele Birliği,Emek Özgürlük Cephesi ve nicelerine) teşekkür ediyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.