12 Eylül Vesilesiyle: Askeri Darbeler Tarihe mi Karıştı?

Aykut Özer - 13 Eylül 2011 - Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

12 Eylül Askeri Darbesinin 31.Yıldönümünde

ASKERİ DARBELER ARTIK TARİHE Mİ KARIŞTI?

12 Eylül 1980 askeri darbesi, generallerin ülkeyi yönetme ihtirasından kaynaklanmadı; ABD emperyalizmi ve kapitalist sınıfın talepleri doğrultusunda yapıldı. 12 Eylül darbesi, ülkede sürmekte olan ve keskinleşerek sistemi tıkayan işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki sınıf mücadelesinde, ordunun burjuvaziden yana tavır alması anlamına geliyordu. Patron örgütü TİSK’in o dönemdeki başkanı Halit Narin’in “Bugüne kadar onlar (işçiler) güldü, biz ağladık, bundan sonra biz güleceğiz” şeklindeki ifadesi bu gerçeğin en özlü ifadesidir. İkinci olarak, gerek İran İslam Devrimi gerekse SSCB’nin Afganistan’ı işgali nedeniyle bölgede ciddi  mevzi kaybına uğrayan emperyalist- kapitalist sistem için, Türkiye’nin istikrarı son derece önemliydi. Bu ülkede keskinleşen sınıf mücadelesine, yükselen ve giderek devrimcileşen toplumsal muhalefet hareketlerine ve ülkenin zayıf azınlık ya da koalisyon hükümetleriyle yönetilmesine izin verilemezdi. İşte ABD’li bir üst düzey bürokratın, darbe haberini sevinçle karşılayıp, zamanın ABD Başkanına, “Bizim çocuklar işi haletti” şeklinde müjdelemesi de, darbenin arkasında ABD emperyalizminin bulunduğunun göstergesiydi.

Liberal çevreler, 12 Eylül darbesini bu sınıfsal özünden soyutlayarak, Türk ordusunun darbeci geleneğinin bir yansıması olarak sunarak hedef şaşırtıyor ve kafaları karıştırıyorlar. Ordunun on yılda bir siyasete müdahale etme geleneği bulunduğunu, bunu 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 de tekrarladığını iddia ediyorlar. 27 Mayıs darbesi ile bu yolun açıldığını savunuyorlar. Bu üç darbeyi aynı kefeye koyuyorlar. Oysa gerçek böyle değil. 27 Mayıs esas olarak bir “Albaylar darbesidir”. Ordunun, kurum olarak, devlet içindeki ağırlığını kaybetmesi ve buna bağlı olarak askeri bürokrasinin hem toplumsal hem de ekonomik olarak güçsüzleşmesine, alt rütbedeki subayların tepkisi biçiminde ortaya çıkmıştır. 12 Mart Muhtıra Darbesi ise, her ne kadar egemenlerin 16 Haziran Direnişi ile açığa çıkan işçi sınıfının devrimci potansiyelinden ve yükselen devrimci gençlik mücadelesinden duydukları korkunun izlerini taşısa da, esas olarak, bir “sol” darbeyi önlemek için yapılan bir darbeydi. Bu dönemde yaşananlar, darbeyi gerçekleştirenlerin kendi içlerinde bölünmüş olduklarını ve bir siyasi programdan yoksun olduklarını gösteriyordu. Bu iki darbe, sistemin çıkarları temel alındığında, “olmasa da olurdu”.

Ancak 12 Eylül askeri darbesi için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Kapitalist sistemin ülke bazında ve uluslar arası düzeydeki çıkarları bu darbeyi dayattı; işçi sınıfı ve demokrasi güçleri bunu engelleyemeyince de darbe gerçekleşti. Bu özelliğinden dolayı, siyasi ve toplumsal sonuçları diğer iki darbeden çok farklı oldu. Kalıcı toplumsal ve siyasi sonuçlar doğurdu. Bir yandan her türlü muhalefet en vahşi biçimde ezilirken diğer yandan başta Anayasa ve yasalar olmak üzere tüm kurumlar, otuz yıl sonra bile etkisini sürdürecek şekilde, yeni baştan düzenlendi. Bu noktada tekrar başa dönecek olursak, 12 Eylül darbesi egemen sınıfların çıkarları açısından “olmazsa olmazdı”! Bu nedenle, liberallerin iddialarının aksine, ASKERİ DİKTATÖRLÜK BİR KAPİTALİST DEVLET BİÇİMİDİR

Buradan güncele dönelim. Son bir-iki yıldır, AKP Hükümeti askeri bürokrasiye sıkı bir operasyon çekiyor. Darbe planları hazırladıkları gerekçesiyle en az ellisi general, yüzlerce subay kovuşturmaya uğradı, hapse atıldı. Hükümet üst düzey komutanları istediği biçimde belirliyor. Ordunun devlet içindeki kurumsal ağırlığı zayıfladı. Şimdi bu noktada, çoğunluğu siyasi iktidar yandaşı, birçok yazar, akademisyen ve düşünür, askeri darbelerin artık tarihe karıştığını iddia ediyor. Bu iddia bir yanıyla ve kısmen doğrudur. Üst düzey askeri bürokrasinin, siyasi ihtirası nedeniyle ya da siyasi tercihlerinden kalkarak, darbe planları yapması, darbe girişiminde bulunması artık çok zayıf bir ihtimaldir. Ancak bir başka çıkış yolu kalmadığında, yani siyaset sınıfı, geleneksel kurum ve araçlarla sistemin yaşamsal çıkarlarını savunamaz hale geldiğinde, askeri darbeler her zaman mümkündür. Bu noktada Genelkurmay Başkanının ve kuvvet komutanlarının kim olduğunun hiçbir önemi yoktur.

Yunanistan’da, hükümetin işçi ve emekçileri yoksullaştıracak tedbirlerine karşı, işçi sınıfı sert bir direniş sergileyince, toplumsal çatışmalar yayıldı. Bu tepki karşısında hükümetin bocaladığı koşullarda, CIA, Yunanistan’da askeri darbe olabileceği yönünde bir değerlendirmeyi kamuoyuna sızdırdı. Askeri Cuntanın devrildiği 1974 yılından bu yana siyasi iktidarlarca adeta “paspas” haline getirilen, bir tuğgeneral ya da tuğamiralin Genelkurmay Başkanlığına atanabildiği bir ülkede, askeri darbe beklentisi ilk bakışta gülünç görünse de, sistemin çıkarları gerektirdiğinde nasıl da gündeme sokulabildiği ibret vericidir.

Hüsnü Mübarek, kendisine isyan eden halk kitlelerinin taleplerine karşın işbaşında kalmakta direnince, rejim tehlikeye girdi. Bunun üzerine ordu “kılıcını attı”! Mübarek’i devirerek yönetimi ele aldı ve muhalifleri bölüp etkisizleştirerek yeniden istikrarı sağladı. Devrik Hüsnü Mübarek, mareşal rütbeli eski bir Hava Kuvvetleri Komutanı olmasına karşın, askeri yönetim tarafından alaşağı edildi. Onu alaşağı eden Askeri Konseyin Başkanı ise, yirmi yıl boyunca Mübarek’in Savunma Bakanlığını yapmış olan ve muhaliflerce “Mübarek’in fino köpeği” olarak nitelendirilen Mareşal Tantavi idi. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere, önemli olan devrilen ya da darbe yapanın kimliği değil, sistemin, rejimin çıkarlarıdır.

Askeri diktatörlük, bir kapitalist devlet biçimidir. Kapitalist sınıf, temsili sistemle ülkeyi yönetemez hale geldiğinde, son çare olarak açık diktatörlük yöntemlerine başvurur. Bu nedenle, demokratik gelişme düzeyi ne olursa olsun, askeri darbeler ve askeri diktatörlük, bütün kapitalist ülkelerde egemen sınıfların, son tahlilde de olsa, başvurabileceği bir yönetim biçimidir. O nedenle kapitalizm sürdükçe askeri darbeler hiçbir zaman tarihe mal olmaz.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 12 Eylül / askeri darbe /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.