Kongre Karaburun

Sol Defter- Haber - 13 Eylül 2011 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

KONGRE KARABURUN

Bu yıl “Hasan Ünal Nalbantoğlu Anısına” düzenlenen 6. Karaburun Bilim Kongresi, 8-11 Eylül tarihlerinde İzmir’in Karaburun ve Mordoğan ilçelerinde yapıldı. “Dünyanın Dört Bucağı: Kapitalizm ve Mücadele” konulu kongre, Theodor Adorno’un “Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar.” sözünden hareket ediyor.

Her iki ilçenin CHP’li Belediye Başkanları, Eğitim Sen, SES, TTB, TMMOB ve İzmir Kültür ve Sanatı Geliştirme Derneği’nin desteğiyle, çeşitli üniversitelerden bilim insanlarının organizasyonunda gerçekleştirilen kongreye özellikle genç katılımcıların fazla olması organizasyonun başarısına işaret ediyor.

Üç ayrı salonda, kapitalizm karşısında sanattan gıda ve çevreciliğe, sağlık ve medyadan hak mücadeleleri ve direnişlere, Afrika ve Ortadoğu ayaklanmalarından reel sosyalizme kadar çeşitli konularda 22 oturum gerçekleştirildi.

Mücadelenin içinden gelen emekçilerin deneyimleri ise “Sokağın Bilgisi” oturumunda izleyicilerle buluştu. Bu oturumu Dokuz Eylül Üniversitesinden Prof. Dr. İzge Günal yönetti. Oturumda Tekel işçisi Metin Arslan, Deri, Kundura ve Tekstil İşçileri Dernek Başkanı Uğur Parlak, Esenyurt Tekstil işçisi Ersoy Nahırcı, Eğitim emekçisi Yunus Öztürk ve Gökkuşağı Hareketi sözcüsü Bahadır Altan örgütlenme ve mücadele deneyimlerini anlattılar. Tek Gıda İş önünde direnen işçi Uğur Doğan’ın mücadelesinin sık sık gündeme geldiği konuşmalarda Sendikal Bürokrasiye karşı tabandan gelen “Demokratik, Şeffaf, Temiz Sendika” talebinin artık bütün işçilerin sahip çıktığı bir mücadele haline geldiği vurgulandı. İzleyenlerin de soru ve katkılarıyla zenginleşen oturum coşkuyla son buldu.

Dilovasın’da halk sağlığını tehdit eden çevre kirliliğinin tartışıldığı oturumda bu konuyu kamuoyu gündemine taşıyan ve bu nedenle hakkında soruşturma ve davalar açılan Prof. Dr Onur Hamzaoğlu ve arkadaşları, bölgede bebeklerin daha anne karnında kirliliğe maruz kaldığını ve kanser olaylarının dünya ortalamasının çok üzerinde çıkmasının tesadüf olmadığını bir kez daha gözler önüne serdi.

En güncel konu Kürt Meselesinin tartışıldığı oturum ise doğal olarak en fazla ilgi duyulan buluşma oldu. “Türkiye ve Ortadoğu’da Kürt Özgürlük Mücadelesi” başlığı ile yapılan oturumda Ertuğrul Kürkçü, Adil Kurt ve İrfan Aktan söz aldı.

İrfan Aktan, Türkiye, İran, Irak ve Suriye içindeki Kürt mücadelelerini anlattı.

“Yüzyılın ortasında (1946) İran Kürtleri, Komala Örgütü ile “Mahabad Kürt Cumhuriyetini” ilan ederek tarihi bir hamle gerçekleştirdiler. Kısa ömürlü Kürt Cumhuriyeti, hareketin lideri Qazi Muhammed’in idamıyla dağıtıldı. İşkenceler, sürgünler, idamlar Kürtlerin taleplerini dillendirmelerine mani olmamıştır. Kürtler 4 ulus devlet içinde bölündüklerini kabullenmiş ancak kendi yönetimlerinin demokratik düzene geçişleri için mücadele etmişlerdir. Bu mücadelenin 100 yıl sonra aynı eksende devam etmesi dikkat çekicidir. Tunus’tan başlayıp Mısır’a, Libya’ya ve giderek Kürtlerin de yaşadığı Suriye’ye dayanan Arap isyanlarının Kürt Hareketleri açısından nasıl bir kapı araladığını tartışmak aynı zamanda Türkiye’nin de geleceğini tartışmak nanlamına geliyor.” şeklinde konuştu.

Adil Kurt, Kürt ayaklanmalarının PKK ile başlayan ve bu günün bir sorunu şeklinde yansıtılmaya çalışıldığını oysa daha 1800 lü yıllardan itibaren Osmanlı’da başladığını ve Yeni Türküye Cumhuriyetine Osmanlı’dan miras kaldığını söyleyerek geçmiş ayaklanmaların tarihi bir özetini yaptı.

“Sanıldığı gibi Osmanlı döneminde ‘Müslüman Kardeşliği’ ile sorun çıkmadığı doğru değil, daha Osmanlı döneminde ayaklanma liderleri uzlaşma çağrılarıyla hep aldatılıp katledilmiştir. Kürtler Müslüman Kardeşliğine inandılar ancak aldatıldılar. Bu gün bu aldatılmanın acısıyla mücadele ediyorlar.”

Türk ve Kürt halklarının karşılıklı birbirini anlamasından önce öğrenmekten söz etmek gerektiğini vurgulayan Kurt, “öğrenmeden empati de yapılamaz” dedi. “Bu tarihi süreçte yeterince bedel ödendiğini ve şimdi artık halklarımıza daha fazla bedel ödetmeyecek, silahın dışında bir çözüm aradıklarını” söyleyerek herkesin kafasındaki önemli sorunun yanıtını şöyle verdi:

“Kürtlerin uzun süre platonik olan ‘bahar aşkı’ şimdi ete kemiğe büründü. Mevcut Kürt siyasi jenerasyon evleri ayırmaktan yana değil. Ancak onların sözünün bittiği yerde ayrılma fikri ağır basacaktır. Ve evler ayrılır.”

Ertuğrul Kürkçü, “Kürt Özgürlük Mücadelesi ile Sosyalist Hareketin Kadroları: Yoldaşlık ilişkileri” başlıklı bir konuşma yaparak soruları yanıtladı. İki yıl önce yine bu kongrede yaptığı tespitleri hatırlatarak “iki yılda hiçbir şeyin değişmediğinin anlaşıldığını” söyledi. Konuşmasının özeti şöyle:

“Kürdistan ve Türkiye solu ve devrimci hareketi 1960’larda aynı kaynaktan doğdu: Türkiye İşçi Partisi… Devrimci mücadele derinleştikçe farklı programlar farklı mücadele ve örgütlenme biçimleri gereksimi doğdu. Reformcu olsun devrimci olsun Türkiye solu, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına saygı gösterme iddialarına karşın Kürdistan devrimcilerinin kaderlerini ayrı örgütlenmelerde tayin etme arzusunu kavramakta duraksadı… Tarihin eşitsiz ve bileşik gelişimi bugün Türkiye’nin doğusundan yükselen devrimci hareketi, kaderini Türkiye sosyalist hareketiyle bağlamaya sevk ederken Türkiye sosyalist hareketi buna Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku içinden güçlü bir karşılık vermesi, bir ortak tarih kadar, ortak bir geleceğe sahip olmamıza dair bir idrakla da çok yakından ilgili. ‘Yoldaşlık’ her şeyden önce aynı yolda yürümekle ilgili, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun temel metinleri bu yol hakkında esaslı bir fikir veriyor.”

Kürkçü sorulara yanıt verirken de aynı konuya açıklık getirdi:

“Kürt hareketi ilk 10 yılı bir kenara bırakırsak bir “devrim-sol-sosyalizm” meselesi olarak ortaya çıkıyor. Devrimci şehitlerin %90’ı Kürt ve alevi ise bu bir tesadüf değil, en çok ezilen onlardı çünkü. Kürt sosyalistleri artık kendi TİP’lerini kurdu ve kendi devrimlerini, aslında Türkiye devrimi için feda etmek gibi bir yönelim içinde. Bu gün 1960’lardaki buluşma Kürt Devrimci Hareketi öncülüğünde yakalanıyorsa bunda bir beis yok. Her zaman böyle olmamış mıdır; soradan, gelen hep öne geçmez mi? Geçmişte birbirini idrak etmeden oluşan beraberlik şimdi Türkiye’nin tamamına yönelik Demokratik Özgürlük talebini oluşturdu…”

“Bu süreç aslında Kandilden Ankara’ya bütün yaşam biçimlerinikucaklayan bir süreçtir. Eleştirilecek yönleri yok mu var tabii. Ancak herkes önce kendini eleştirmelidir.Bu hamle boşa düşerse (düşebilir) Kürtler kendi kabuklarında bir çözüme yönelir ama korkarım Türkiye giderek Yugoslavya örneğine doğru hızla ilerler.
‘Her canlı ölümü tadacaktır’ sözü gibi, Her Türk, bir gün Kürt meselesiyle yüzleşip onu çözme acısını tadacak. Bu iyi bir şey…”

Kongre Karaburun 11 Eylül Pazar günü Mordağanda yapılan çalışma grupları sunumları ve kapanış oturumuyla ve bir yıl sonra buluşma dilekleriyle son buldu. İşçi Filmleri gösterimleri ve çeşitli kültürel etkinliklerle dopdolu bir organizasyon gerçekleştiren Kongre Karaburun gönüllülerini Sol Defter olarak alkışlıyoruz.

Detaylı bilgi için: http://www.kongrekaraburun.org/

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Kongre Karaburun /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.