En sonuncu kavgamızın adresi Orta Doğu ve ‘Dönek Kautsky’ler İttifakı

Sarphan Uzunoğlu - 18 Eylül 2011 - Dünya / İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

En sonuncu kavgamızın adresi Orta Doğu ve ‘Dönek Kautsky’ler İttifakı – Sarphan Uzunoğlu

Ezilenler için tarih, uyandırılmayı bekleyen halkların, ellerindeki ateşi onlara taşıyan Prometheus’un teşvikiyle uyandırılması değildir. Aksine tarih, beynelmilel bağlamda, insanın ve doğanın tarihi olarak, ateşin icadına, çok daha temel bir mesele olarak ateşin varlığın aklıyla ortaya çıkarılışına dayanır.

Bugün, bölgemizde yaşanan durum tarih boyunca Bonopartizm ve Jakobenizmden medet uman ulusların düştüğü acınası durumun ta kendisidir. Bugün halklar, kendileri adına sözler söyleyen kapitalizme içkin organizmaların söylediklerine muhtaç hale getirilmişlerdir.

Bu ihtiyaçlar etrafında diktatörlükler -ki iyisi kötüsü sadece söz konusu sosyalizmse vardır- ve kapitalist sistemler  neden ya da nasıl olduğu bilinmeksizin kimi sosyalistlerce yerlerine bir şey önerilmeden, ortada bir öneri olmadan, yeni dünya vizyonu çerçevesinde, muhtemel bir kapitalizmin ilericiliği aldatmacasıyla -78 sonrası sol-liberallerin iddiası- ‘demokrasinin inşaası’ olarak önümüze sürülmektedir.

Liberallerin Araplara Mavi Boncuğu: Burjuva demokrasisi

Lenin Proleterya Devrimi ve Dönek Kautsky’de, Marx’ı sıradan bir liberal gibi okumakla suçladığı Kautsky’yi eleştirirken çok önemli bir noktayı işaret eder. Söyleyebiliriz ki köle ticaretinin olduğu dönemde dahi, köleleri pazarlayanlar arasında demokrasi tam anlamıyla var sayılabilirdi. (1)

Peki ya bu noktada bugün hepimizin yaptığı bu ‘demokratikleşme’ tartışmaları ne kadar anlamlıdır? Tek başına demokrasinin anlamlı bir şey olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bunu bir adım ileri götürerek, demokrasinin bir sosyalistin öncül gündemi olduğunu söylemek basit bir burjuva liberalizmi değildir de nedir? Örneğin, sosyalist bir gelecek arzuladığımız dünyaya dahil olduğumuz ulus devleti ele alırsak hangi şartlar altında bir özgürleşmeden söz edebiliriz?

Örneğin ‘yetmez ama evet’ etrafında ‘demokratikleşme’ adına sürdürülen kampanyanın ya da Arap Baharı’nın basit bir kapitalist reformizmden öteye gidemeyen ve dahi Türk reklam şirketlerinin de dahil olduğu bir piyasaca promosyonu yapılan ‘havasının’  sahiden devrim yolunda adım olduğunu düşünmek nedir? Bu basit bir naiflik, sıradan liberal bir okuma dışında neye işaret eder? Bunun işaret ettiği şeyi açıkça söylemek gerekirse, işaret edilen nokta kocaman bir zaaflar bütünüdür.

AKP’nin günahlarına da katlanırız denerek ortaya konan liberal siyaset başından beri ‘Demokrasi’ adına sınıfsal  bilinci hiçe saymakta, sınıfın asıl taleplerini ve kitleselliğin gücünü hor görmekte, yarattıkları mikro savunma alanlarının sarhoşluğuna kapılıp panzer memuru Murat Belge’nin deyişiyle ‘halkın istekleri doğrultusunda hareket ederek’ aslında halkın kapitalizme için bir arzular coğrafyasının mağduru olduğunu görmemekte, halkın kendi ateşini yakmak için arzu duyduğu gerçeğine kulak tıkayıp, halkın ateşi söndürenlerle aynı safta olma konformizmine sarılmaktadır.

Kürt Siyaseti Nereye?

Bugün mevcut şartlar altında, kapitalizm ve emperyalist işgalci AKP-ABD mantığı ile mücadelenin en önemli şartı ulus devlet denen eli kanlı mekanizmaya biat etmeden, onla eşit şartlar altında çarpışarak sonuç almaktır.

Öyle ya da böyle, kapitalizm, tarihin hiçbir boyutunda iş birliği yaptığı antikapitalist görünümlü güçlere destek vermemiştir. Irak’ın ABD tarafından işgalinde yapılan tarihsel hata – Kürtlerin ABD’nin işgaline bölgede verdiği destek – tarihin haklarca değil liderlerin kapital heveslerince yazıldığının en açık örneğidir.

Kapitalin güdümünde siyaset üreten hareketler öyle ya da böyle kendi halklarına hesap vermek durumunda kalacaklardır, bugün Kürtlerin Orta Doğu coğrafyasında boynu dik gezebilmelerinin yegane yöntemi, adi kapitalist, emperyalist işgale karşı onurlu bir halk savaşını legal, illegal fark etmeksizin tüm yollarla uzlaşmacı değil militan bir biçimde vermektir.

Burjuvazinin konformizmine düşmeden, kaçış yolu aramak yerine, kurtuluşun esaslılığını temel alan bir politika üretim süreci Kürt hareketi açısından yegane şanstır. Kürt hareketi, bir hak ve özgürlükler talebi değil bir halk hareketidir. Bir halk hareketinin arkasında yatan şey sade ve sadece fikriyattır.

Bugün Orta Doğu’nun tamamında yer alan hareketler birilerinin bana kalırsa Koray Çalışkan’ın vaktizamanında kullandığı tabirdeki üzre bir ergen heyecanıyla değerlendirdiği üzere birer ‘devrimci’ damar değil, bizzat kapitalizme içkin unsurlar tarafından ortaya konan (kapitalizme içkinlik konusunda Herbert Marcuse’un one-dimensional man’ine göz atmak şart) bir ceketi duvara vakti gelince benzer bir iktidarın makyajlısı gelince tekrar giymek üzere asma halidir ki burada devrimci olan bir durum varsa bu güdümlü ‘direniş’lerden sosyalizm çıkarmanın boş telaşıdır.

Kürt siyaseti ne Arap Baharı’nın bir parçası ne de BOP içerisinde bir hak mücadelesi olarak vardır. Kürt Siyaseti, Kürdistan hayali ve Kürdistan ruhu, halkların ve emekçilerin besmeleleri kadar da isyanları kadar da eskidir. Bu halk hareketi yıkılmazlığını zalimlerin önünde 2003′te Irak’ta yapılanı yapmayarak kanıtlar. Bugün Erdoğan’dan medet uman Kürtlere ‘makul Kürt’ demek kolaydır, peki ya Güney Kürdistan’daki Barzani rejimi sizce ‘devrimci’ bir rejim midir yoksa bir rant rejimi midir?

Tam bu noktada Barzani’nin durumunu göz önüne alırken, Kürt siyasetinin düşebileceği en büyük hata olarak liberallerin ‘demokrasi çığlıkları’nı öne atmakta fayda var. Kürt halkının mücadelesi ‘seçkin’ kürtlerin değil, sisteme girememiş ve dahi sistemden dışlanmış, mağara imgesine hapsedilmiş, köyünden dışarı çıkarılmayan ya da köyleri yakılan, ‘geri kalmış halk’ fotoğrafı var olsun diye özellikle kapalılığı muhafaza edilmeye devletçe çalışılan bir halka borçtur.

Kürt halkı fotoğrafçılara ‘yoksul çocuk pozu’ vermek için değil sınıfsal gerçeklerden dolayı yoksuldur! Kürt sorununda hak ve hürriyetler meselesi en çok da bu sınıfsal ayrılıkların yarattığı fırsat eşitsizliklerini doğudan batıya tüm yurttaşlar için çözmekle çözülebilir.

Peki bu ‘total’ kurtuluş için gerekli olan nedir? Demokrasi adına biat eden bir Kürt siyaseti mi?

Adları ve kuruluş tarihleri benzer olan ve Orta Doğu’da değişecek yerlerin dahi pergelle çizildiği sürecin ‘iktidarları’ olarak ortaya çıkan AKP benzeri siyasetlerin yanında durmak Kürt siyasetine yakışmadığından Kürt siyaseti bugüne dek onurunu muhafaza etmiştir. Bugün de onurlu bir halk olarak Kürtlerin yapması gereken, kirli liberal-muhafazakâr-sağcı ittifakına dur demek Ahmet Altan gibi devlet dilinin ve politikalarının esiri olan sosyalizm karşıtı, devrimi pornolaştıran isimlerin aldıkları tüm ivmelere itiraz etmektir.

Velev ki Ahmet Altan ve benzerleri gördükleri işlev gereği ‘demokratikleşme motoru’ ilan edilsinler, bugün düşünülmesi gereken, ezilen bir halkın kendi burjuvazisine doğrultması gereken silahtır. Kürt halkı burjuvanın iyisi kötüsü olmadığını görmek ve burjuva önderlerinin ya da kitlesel temsilcilerinin değil, dağda kendisi için çarpışanların yüreklerinin sesini içinde duymalıdır. Kürt halkı ve dostu demokratik unsurlar olarak bizler, ne Kürt ne Türk ne de dünya kapitalistlerinin küçük hesaplarına kanacak kadar şerefimizi unutmuş değiliz. Bugün zalimlerin dilini konuşan, onların sofrasından ve onların perdesinden konuşan liberallerle ve çok sevdikleri yeni TSK ile anlaşmak, katiline kendi için vur emri vermektir ki Kürt halkı yakınındaki ‘liberal dostları’ -ki o dostlar İbrahim Kaypakkaya’yla ‘farklı’ düşünerek onu terk etmişlerdi- derhal siyasetinin içinden tecrit etmeli, Kürt siyasal mücadelesi bir ‘hak mücadelesi’ değil sınıf mücadelesi olarak vücut bulmalıdır.

Türkiye Sosyalist Soluna Selam…

Bugün, Türkiye sosyalist soluna düşen görev, topyekün Orta  Doğu’daki dengeleri değiştirmek değil, yeniden düzenleyip acımasızlaştırmak adına kurulan bu badem bıyıklı dalgaya karşı bir düzen oluşturmaktır. Bugüne dek fabrikalarda, termik santrallere karşı, liselerde, üniversitelerde, farklı bayraklar altında bir araya gelen Türkiye sosyalistleri, dünya sosyalistlerine en onurlu selamı vererek Orta Doğu’da ortaya çıkan savaşın kapitalizmin yeni tasviri olduğunu anlatmalı ve kapitalizm adına, ulus devlet çıkarları adına ölecek her bireyin bir ‘hiç’ uğruna öleceğini bir kez daha anlatmalı, tüm tutsaklarına eşit bir ihtirasla sahip çıkmalıdır.

Türkiye solu, nepotizm çağını aşmalı, sosyalizmde despotizm gibi gereksiz liberal tartışmalardan artık sıyrılmalı, sırtından attığı pisliklerle enerji kaybetmek yerine, açık bir birlik etrafında milliyetçilikten arınmış, anti-kapitalist, neoliberal küresel planlara darbe vuran bir söylem birliğini, Kürt hareketi ile birlikte ortaya koymak, Kürt hareketinin sosyalist yönelimlerine katkıda bulunarak, birlikte mücadele etmenin gerçek halk savaşı olacağını ve neoliberalizmin valisi Erdoğan’a karşı verilen savaşın tam bir halklar savaşı olduğunu, bunun ‘ikinci kurtuluş savaşı’ vs. değil, apaçık marşımızdaki gibi en son kavgamız olduğunu Güney Afrika’da dönen oyunların Kuzey Kürdistan’da ve Türkiye coğrafyasında oynanmasına izin vermeyeceğini göstermek durumundadır.

Prometheus halkların birey birey değil toplam olarak değil ceketi duvara asmak, o duvarları yıkarak yakacakları ateşi taşır. Arap Devrimlerinden çıkacak ateş, 36.5′tan 37′ye çıkan ve okula gitmemek için kullanılan vücut ısısı denli anlamsızdır ve bir ‘Bahar’ varsa o baharı yaratmanın bizim ve zincirlerimizle ilişkimizin elinde olduğunu göstermek şarttır.

Bugün Türkiye’deki tüm gruplar Orta Doğu’nun yeni emperyal ağabeyi Türkiye’ye ve büyük şef (!) Erdoğan’a karşı bir söylem, eylem birlikteliği geliştirmek zorundadır. Aksi halde ortaya çıkacak tablo AKP’nin yarattığı yalancı Orta Doğu Baharı olacaktır ki, kapitalizmin halkın tüm gücünü kullanarak kendi güvenilirliğini yenilemesinin sadece bir başka perdesi olur.

Ağabeyleri değil, Orta Doğu’nun halklarını seven İslamcılara da söylenecek tek söz şudur ki bizim sizden beklediğimiz Hallac-ı Mansur olmanızdır, Cüneyd Zapsu değil.

1) V. I. Lenin – Proleterya Devrimi ve Dönek Kautsky ( Agora Kitaplığı, 2011, S.3)

jiyan.org

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP / Arap Baharı / Liberalizm / Ortadoğu /

Comments

  1. t. vardarli diyor ki:

    neden yorumlarımı yayınlamıyorsunuz?

    • Sol Defter diyor ki:

      Daha önce yayınlanan yorumlarınız var. Yorumlarınız kişisel hakaret içeriyor. İLkini yayınladık. Ancak bunu devam ettirmektesiniz. Hakaret içeren yorumları yayınlamıyoruz.

  2. t. vardarli diyor ki:

    daha önce bir çok yorum okudum, demek ki işinize geleni hakaret sayıyorsunuz. neyse bir iki cümle yazayım o zaman “hakaretsiz”. bence şu cümle, yazıda ortaya konulan argümanların dayanıksızlığına güzel bir örnek: “Kürt hareketi, bir hak ve özgürlükler talebi değil bir halk hareketidir. Bir halk hareketinin arkasında yatan şey sade ve sadece fikriyattır.” marksistlere göre hiçbir harekete sadece fikriyattan oluşamaz bunun adı idealizm. bence yazı bunun gibi, klavyeye geldiği gibi yazılmış,politik ve sosyolojik bir arka plan içermeyen düşüncelerden oluşuyor. arap devrimlerinden kürt sorununa kadar yanlış bir safta yer alıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.