Ömer Dinçer Öğretmenin Üç Ay Tatil Yaptığını İspat Edebilir mi?

Yunus Öztürk - 18 Eylül 2011 - Teorik Tartışmalar / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Ömer Dinçer Öğretmenin Üç Ay Tatil Yaptığını İspat Edebilir mi?

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, önceki hükümette Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanıydı. Milletvekili olmadığı dönemde ise (59. hükümette) bakan müsteşarlığı yaptı. Kamuda Yapısal Dönüşüm Programının mimarlarından. Kamu Personel Rejiminin savunucularından.

Kamu Personel Rejimi, Kamunun Dönüşümü Programı çerçevesinde sağlık ve eğitimin piyasaya açılması, ticarileştirilmesi ve esnek çalışmanın kamuda yaygınlaştırılmasının adıdır. Ömer Dinçer’in 61’inci hükümette Milli Eğitim Bakanı olması, bu bakımdan çok anlamlı sayılır. Sağlıkta uygulanan dönüşüm programının eğitimde de uygulanması amacıyla bakan yapılmış olması, kuvvetle muhtemeldir. CV’si bunu gösteriyor.

Geçtiğimiz günlerde TRT Haber’e konuk olan Bakan Dinçer, Milli Eğitim Bakanlığında ve öğretmen camiasında yapacağı değişikliklerin bazılarını sıraladı. Bir nevi “eğitimde dönüşüm programını” açıkladı.

Dünya Bankası Emrediyor AKP Yapıyor

AKP hükümetinin Dünya Bankası ve GATS (Uluslararası Ticaret Sözleşmesi Anlaşması) patentli “kamunun dönüşümü” programı, AKP hükümeti döneminde hızlandırılarak uygulanıyor. Sağlığın ticarileştirilmesinin ardından eğitim de ticarete açılıyor. Eğitim, özel sermaye grupları için sağlık alanı gibi en kârlı alanlardan biridir.

Özel ilköğretim, lise ve üniversiteler, yurtlar ve dershanelerin yıllık ciroları on milyar dolarları bulurken, teknik ve teknolojik yatırımlar aracılığıyla devlet de özel sermayenin en iyi müşterilerinden biri olmaktadır. Nitekim ilköğretimde ücretsiz kitap dağıtımının ardından öğrencilere “tablet bilgisayar” dağıtımı projesi, özel sermayeye kaynak aktarmanın bir başka adıdır. Bakan Dinçer’in verdiği rakama göre, 5 yıl içinde 20 milyon tablet bilgisayar alınacaktır ve bunun da “yerli” olmasını amaçladıkları belirterek yerli sermayeyi “teşvik” ediyor; ya da yerli bilgisayar üreten tek firma olan Casper Bilgisayar’ın adını vermeden işaret etmiş olur!

Öğretmen Ne Zaman Üç Ay Tatil Yaptı?

Ağzındaki baklayı ise, daha sonra çıkartıyor: “Yaz aylarında öğretmenlerimiz üç ay boyunca tatil yapmayacaklar.” Duyan da öğretmen 3 ay tatil yaptığını zannedecek.

Bakan Ömer Dinçer’in eğitim emekçilerinin çalışma koşullarından bihaber olduğu anlaşılıyor. Hesap ortada. İlköğretimde çalışan bir öğretmen 1 Temmuz’da izne ayrılır, 1 Eylül’de okulda görevine başlar. 15 gün Haziran ayında 15 gün de Eylül’de seminer programı vardır.

Lisede öğretmenlik yapan bir öğretmenin izni daha azdır. Öğrencilerin Ortalama Yükseltme ve Sorumluluk sınavları Temmuz ayının ilk haftasının sonunda biter. Bazen sarkar da. Ağustos ayının sonunda sınavlar tekrar başlar. Fiili izin süresi bir buçuk aya iner.

Bakan Bey, AKP’li bakan arkadaşlarının TEKEL işçileri için “yan gelip yatıyorlar” dediği gibi, öğretmen için de “üç ay yan gelip tatil yapıyor” demeye getirmesini sadece yadırgamıyoruz, eğitim emekçilerine saldırının ilk işareti sayıyoruz. Öğretmenin üç ay tatil yapacak ne izni ne de ekonomik gücü var. Üstelik “izin” ve “tatil”in birbirinden tamamen farklı olduğunu herkes bilir; Bakan bilmez mi? Bilir ama, Bakan cümleyi tersinden kurmayı tercih etmiştir.

Bakan Dinçer “Belki ihtiyaç duydukları kadar tatil için zaman ayıracağız ama onun dışında” öğretmenleri çalıştıracağız demeye getiriyor. Bunun için de yumuşak bir geçiş öngörüyor: “Bütün masraflarına bakanlığımızın katlandığı bir eğitim programı yapacağız. En az bir ay süre ile öğretmenlerimizi eğitime tabii tutacağız”.

Performans Değil, Yeterlilik Ölçümü!

Bakan Dinçer “Bu bazen yanlışlıkla performans diye tabir ediliyor. Bu yanlış bir kavram. Biz öğretmenlerin performansını tespit etmeyeceğiz. Böyle bir çalışmamız ve çabamız olmayacak. Ama öğretmenin yeterliliğini ve öğretmenin geliştirilmesini esas alacağız”

Ha Ali, Veli, ha Veli, Ali. Buradaki amaç öğretmenin eksiğini gidermek mi? Yıllardır “hizmet içi eğitim”lerle, sabah ders, öğleden sonra seminer programlarıyla zaten bu yapılmıyor mu? Eğitim Fakültesini bitiren öğretmen tekrar KPSS sınavına alınarak elenmiyor mu? Ömer Dinçer’e bunlar yeterli gelmemiş anlaşılan. Çalışanları elemenin, üstlerinde baskı kurmanın başka yollarını arıyor.

Bakan Bey önce “Öğretmenin mevcut başarısını tespit ettikten sonra, o alandaki ideal yapıyı göreceğiz, aradaki mesafeyi kapatacak bir eğitim programı mutlaka düzenleyeceğiz” diyor. Sonra devam ediyor… “Eğer saygınlık kazanacaksak, bunun da böyle olması gerektiğini onlar da kabullenmeliler” diyor.

Eğitim emekçisi Bakan Bey’in söylediklerini kabullenmeyecektir.

Ücrette Ayrımcılık

“Yetersiz”, “uzun tatil yapan” öğretmen tanımı yeterince tehdit içeriyor. Ne zaman öğretmenin ücretinden söz edecek diye beklerken, Bakan Dinçer yine yumuşak bir geçişle eğitim alanında çalışanları bölerek işe başlıyor: Öğretmenler ve öğretmen olmayanlar. Sonra da sanki öğretmenden yanaymış gibi “öğretmen olmayan hiç kimse ek ders ücreti almayacak, sadece öğretmenlerimiz alacak” diyerek, “ek ders ücreti” alan idarecilerden ücret kısıtlamaya giderek ilk adımı atıyor.

“Ya olur mu öyle şey” diyecek idarecilerin de ağzına lafı tıkıyor: İdarecilik “Ateşten gömlek olacak. Sorumluluk sahibi olmak ve hesap verebilir bir noktada bulunmak şeklinde olacak” diyor. Yani kadrolarımız bize inanlardan oluşacak, idareciliği mevki ve ücret için yapacakları aramıza almayacağız demek istiyor.

İdarecilikte Kadrolaşma

Nitekim beklenen cümle geliyor: Öğretmenlik fedakârlık gerektiren bir meslektir! Hayır demek mümkün mü? Bakan Dinçer “Eğer biz buna hazır değilsek, ona hazır olacak bir alt yapıyı onlara kurmak için çaba sarf edeceğim. Ama onlar da bize destek versinler” diyerek eğitimdeki dönüşümün hazırlığına giriştiklerini açıklamış oluyor.

Esnek Çalışmayı ve  Ticari Dönüşümü Reddetmeliyiz

AKP hükümetiyle birlikte eğitim emekçileri kadro alımı yapılmayarak ek ders ücretiyle ve ayda 12 gün sigortalı olma karşılığında ucuz işgücü kaynağı haline getirilmiştir. Her tür sınavda görevlendirilen ucuz gözetmendir. İdari memur, temizlik çalışanı uzun zamandır alınmamakta, bu hizmetler dışarıdan satın alınmaktadır. Kaynak da veli ve öğrencidir.

Mevcut eğitim ve öğretimin durumu öylesine pespayedir ki, son 9 yılının sorumlusunun bizzat AKP olduğunu kimse gizleyemez. Her bakan başka bir eğitim ve öğretim sistemi getirmiştir. Yönetici Atama, Ek Ders yönetmeliği tekrar tekrar düzenlemiştir.  Bakan Dinçer, eğitimin düştüğü durumda AKP’nin hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi “dönüşüm” adı altında yeni bir sayfa açılacağı izlenimi veriliyor. Durumdan vazife çıkartarak, eğitimi piyasaya ve ticarete açarken, eğitim emekçisinin kazanılmış hakları tırpanlanmaya çalışılıyor. Eğitimin ticarileşmesi ve esnek çalışmanın yaygınlaştırılması amaçlanıyor.

Kazanılmış haklarına göz dikilen eğitim emekçileri, hem özlük haklarını savunmak hem de eğitimin içine düşürüldüğü sefil durumdan çıkış için, sağlıkta dönüşüm programının yarattığı tahribatı eğitim ve eğitim emekçileri üzerinde tekrarlanmasını önlemek üzere sıkı bir mücadeleye hazırlık olmalıdır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: eğitim / eğitimde dönüşüm programı / MEB /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.