Hrant Dink’i Cezalandırmak ya da Ahmet Altan’ı Ödüllendirmek

Sarphan Uzunoğlu - 22 Eylül 2011 - Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Hrant Dink’i Cezalandırmak ya da Ahmet Altan’ı Ödüllendirmek

İktidarlar meşruiyetlerini çok farklı türlerde sağlarlar. Bazıları ekonomik, fizyolojik ve psikolojik şiddeti kullanırken kimi iktidarlar da varlıklarını ‘karşıt’ olarak gördüklerinin desteğine borçludurlar. Bu öyle bir destek mekanizmasıdır ki, iktidarın ‘karşıtı’ olarak ortaya çıkanları, sahip oldukları birikimin yönlendirilebilirliği ve kullandıkları yöntemin kayganlığı dahilinde savrulmaya evirir. İktidar, gücün odağı olarak, çekiciliği kadar dönüştürücülüğü ile de önem taşır, hele ki aynı dil ve arzuların ‘farklılaşması’ üstünden çıkan sözümona karşıtlıklar sözün konusuyken.

Ahmet Altan’ın ve Alev Er’le yola çıkarak hazırladıkları Taraf’ın öyküsü işte tam da böyle bir öyküdür. İktidarın sözde ‘karşıt’ olarak karşısına alıp, kemalizmin sözümona silinme sürecinde kullandığı bir enstrümanın öyküsü. İşte bu enstrüman bugün, Mehmet Eroğlu’nun deyişiyle en aptalımızın bile rahatça çalabileceği o milliyetçilik sazını demokratlık adı altında en büyük marifetmiş gibi çalmakta sakınca görmüyor. Dahası, bu enstrümanı çalarken iktidarın yanına yanaştığının farkında olarak ya da olmayarak karşısına aldığı her şeyi ‘ulusalcı’, ‘demokratikleşme karşıtı’ ve dahi ‘ırkçı’ unsurlar olarak nitelemekte hiçbir engel görmüyor. Tüm bu koşullar altında Taraf Gazetesi’nin Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesinin başlı başına öznesi olarak görenler Hrant Dink’in doğum gününde adına verilen Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nü doğal olarak Ahmet Altan’a verdiler.

ARKASINDAN VURANLARIN ARKASINDA BİR ADAM: AHMET ALTAN

Zaten ödülün geçmişi de fazlasıyla şaibeliydi. Sivil toplumun iflah olmaz çocukları, ödülü ilk olarak sonradan Ahmet Şık’ı -salt onurumuz denemez, Express’in 90′lardaki halini okuyanlarınız bilirler ki bu mesleğin gülen yüzüdür – ve Nedim Şener’i – Hrant için adalet için kavramının karşısına koyabileceğimiz gazeteci eylemliliğine ulaşmıştır- itham eden, Ergenekon Davası’nı aklın sınırlarından uzakta ele alan Alper Görmüş’e vermişlerdi.

Pek muteber beynelmilel jürileri daha o zamandan rüştünü ispat etmiş liberallere nefes aldırmıştı. Evet, Hrant Dink ödülü ne Türkiye solunun içerisinden çıkardığı Metin Göktepe gibi onurlu insanlara ne de bağımsız olarak gazetecilik yapmış isimlere verilecekti, ödül liberal kampın ve değerlerinin kutsanması olacaktı. Zaten Hrant’ı da ‘sosyalist’ kimliğiyle değil ‘salt ermeni’ olarak ananların amacı buydu. Postmodern zırvaların ‘kimlik’ meselesini sınıfsızlaştırma ve dahi iddiasızlaştırma delaşı yine, yeniden bir piyes şeklinde sergileniyordu.

Liberaller için gazetecinin özellikle öldürülmüşü makbuldü. Örneğin Taraf Gazetesi’nin ‘ex’ at yarışı bayii Etyen Mahçupyan’ın Zaman’da Agos’ta ve benzeri yayın organlarında yazdıkları ‘sosyalist’ bir kimlik taşımayıversindi. Sosyalizm, onlar için zaten çoktan zamanı geçmiş, ihmal edilmesi gereken bir düşünce, bir tavır idi. Liberaller tavırları değil, suların akışına kapılmayı severlerdi.

Özal’ın jetlerinden inip, Çiller’in, Çiller’inkinden inip Yılmaz’ınkine binenler elbette Erdoğan’ın jetinde sevimlilik taslayıp Kürtler’den Türk Sünni bir halk yaratmaya kalkacaklar, PKK’yi kötü ilan eden bir genel yayın yönetmenine de (ki kendisinin bastığı gazete Ermenileri aşağılayan bir ilana (1) yer vermiştir, Altan da bu konuda sorumludur) ödül vereceklerdi. Ne sanıyorduk yani, Kürt sorunun ye hakemi Cengiz Çandar olan bu çözüm sürecinin adil vakanüvisinin Ahmet Altan olacağını mı?

Benim için Ahmet Altan’ın tanımını en iyi yapmış olan insan Hüsamettin Cindoruk’tur. Çetin Altan’ın mecliste olduğu dönemde uğradığı saldırının yapıldığı gün ABD’de olduğunu belirten Cindoruk’un Altan’la ilgili söyledikleri şunlardı. “O dönemde oğullarının böyle olacağını bilseydik, böyle olmazdı.”

KARŞITINA DÖNÜŞENLER KULÜBÜ

Ahmet Altan ve Mehmet Altan, sol entelektüel arenanın kalbine çakılmış kazıklardır. Bizi öldüren sığlığı kutsayan, sığ bir haber ve yazı mantığını önümüze koyup bunu ‘derinlik’ adına yaptığını söyleyen bu iki kardeşin macerası hüzünlü olduğu kadar korkutucudur da. Sağın geçmişteki sığlığını öyle ya da böyle aşmasında soldan ithal ettikleri fikirleri böylesine manipülatif de olsa yorumlamaları egemenken, Altan’ların oluşturduğu sosyalizme ve insani değerlerin tamamına küfür ‘sözde anarşizmi’ öyle ya da böyle Sartre’ın bahsettiği liberal pisliğin ta kendisidir. Nobel’i reddeden bir filozofun yaşadığı dünyada Ahmet Altan’dan bahsetmenin abesle iştigal olduğunun farkındayım elbette; ama Hüsamettin Cindoruk gibi Yıldırım Türker’in deyişiyle ‘statükonun gece bekçisi’ haline gelmiş bir ismin Altan’a yönlendirdiği övgü sizce Cindoruk’un mu yoksa Ahmet Altan’ın mı dönüştüğünün göstergesidir.

Bu noktada Altan’a yönlendireceğimiz eleştirilerin boyutunu arttırıp Altan’ı ödüllendirenleri de tartışmak gerekiyor. Çok ‘saldırdığı’ TSK’nin raporlarını köşe yazılarında paylaşmaya başlayan, 2003′te kitap haline getirilen yazılarındaki – Kırar Göğsüne Bastırırken – sivillik tasviri Kemalist olmasın da Militarist olursa olsun vazgeçmişliğine varan Altan’ın ödüllendirilmesi liberallerin kapitalizmin silahının iyisi kötüsü olacağı mantığının açık göstergesidir. Zaten dünyanın her yerinde kapitalistlerin oluşturduğu yapay dirençlere tuttukları alkışların da temel göstergesi budur.

Altan’ın ödüllendirilmesinin ardından beynelmilel jürinin itibarı arkasına saklanan “Hrant’ın Arkadaşları”nın geçmiş savrulmuşluklarına eklenen bu son aymazlıkla aslında kimlerin arkadaşı, kimlerin sofrasında rakı bardağı olduğu gerçeğini yavaş yavaş anlamış bulunuyoruz. Beynelmilel jürinin pek muteber üyeleri kadar benim dikkatimi Hasan Cemal ismi çekti. Hasan Cemal ki kendisi sarayın baş katibi, çok bilirimiz, Türkiye için her şeyin doğrusunu bilenimiz olarak solun içine liberalizm damlasını damlatan ve kendini pek harika gören, her şeyin ‘gelişmesinin’ arkasına demokrasiyi koyan ve demokrasinin sınıfsal mücadelesiz de geleceğine inanan eskinin solcusu değil miydi? İnsanın aklına ‘solcuların eskisi’ne dair Murathan Mungan’ın söyledikleri gelmiyor mu sahiden?

LİBERALLERİN DİL TAKINTISI NEREDE KAYBOLUR?

Peki ya bu ödülü onaylayan liberaller ve Hrant’ın arkadaşları Hrant’ın Kürt meselesinde takınacağı tutuma ne kadar hakimler ki şu an ulus devletin temel meselesi olarak ortaya çıkan Türk Sorunu bağlamında ortaya çıkan tartışamaların her birine dahil olmayı reddeden liberallerin, insan hakları bağlamında yarattıkları o müthiş (!) bakış açıları meğer gerillaları devlet askerlerine bir tutacakmış. Demek ki liberal dil ve onların dil takıntısının ardında asıl yatan ezilenle ezeni eşitleyip olan biteni meşrulaştırmanın olağanüstü telaşı imiş.

Hükümetin her türlü zulmüne “Evet” diyen bir gazetenin genel yayın yönetmeni nasıl oluyor da bu ülkede ödül alıyor? Dönemsel olarak ortaya koydukları meşru yayın politikaları hariç –delikanlılığa gübre sürdürmemek adına- bir gerçek teması barındırmayan gazetenin genel yayın yönetmeni Kürtlere yönetilen savaşın Goebbels’i olmak hariç ne yapmıştır? Karşıtına dönüşen Ahmet Altan –ki karşıtı olduğu da bence şüphelidir- devletin dilinin ve politikalarının korunaklılığında ne yapmaktadır? Bu serin gölge Altan’ı nereye kadar muhafaza edecektir?

Bugün Altan’ı muhafaza eden şey iktidarın meşruiyet mekanizmalarının yarattığı sarhoşluktur. Bu sarhoşluğun ardında Taraf’ın iddia edilen maddi durumu değil yahut 2010 Aralık’ında gelen teşvik değil birebir Ahmet Altan’ın AB standartlarına yakın demokrasi olsun, kapitalizm de kabulümdür mantığının sonucudur.

Altan’ın asgari demokratlığı acaba gazetesinde yayınlanan Eşcinsellik Günahtan Fazla Bir şeydir (2), Ermeni Kuyumcu Çeteden Gözaltında (3), Ha Diaspora Ha Bahçeli/Diaspora seni kıskanır (4) başlıklı haberleri Hrant Dink Vakfı’na nasıl olmuş da affettirmiştir? Kürtlerin üstünde patlayan bombaların seri nolarını köşesine yazacak kadar TSK ile, tüm kayıtlara ulaşacak kadar Emniyet ve MİT’le ‘düşman kardeş’ olan Taraf’ın karnesini Ahmet Altan’a böylesine bir biçimde vermek Hrant Dink’in adını ve itibarını taşıma iddiasındaki bir organizasyona yakışmış mıdır ya da asıl sorun böyle bir organizasyonun arkasında bir fikir olmadan salt vicdan etrafında kurulması mıdır? Esas sorun ve sorumuz budur.

Meğer liberallerin Kemalizme karşı buldukları çözüm Kemalizmin tüm sakat yanlarını koynunda taşıyan bir Neokemalizm’miş ve ‘başka bir dünya mümkün’ diyerek bu yeni Kemalist, özünde aynı kapitalist normlara sarılan düzeni benimsemek de özgürlükçülükmüş. Umuyoruz ki bir sonraki sene bu toprakların en demokrat gazetecisi, polis devletin vakanüvisi Emrullah Uslu ödülü alır ve ödül beynelmilel alandaki muteberliğiyle ödülü savunanların yüzünü kara çıkarmaz. Meğer Kürtler devletçe gözden çıkarıldığında liberallerin de özgür Kürtlerin düşmanları ile birleşmek konusunda tereddütü kalmıyormuş. Biz bu masala mecbur muyuz? Vakıfların yazdığı demokratikleşme tarihine mecbur muyuz? Ya da ödüllerle ölüler üstünden gayrimeşru biçimde yazılan bu tarih bizim tarihimiz midir?

jiyan.org

DİPNOT:

1. http://www.nefretsoylemi.org/detay.asp?id=104&bolum=bizden
2. http://www.nefretsoylemi.org/detay.asp?id=94&bolum=sizden
3. http://www.nefretsoylemi.org/detay.asp?id=47&bolum=sizden
4. http://www.nefretsoylemi.org/detay.asp?id=34&bolum=sizden

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Ahmet Altan / Hrant Dink /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.