1 Mayıs 2010 ve TEKEL Direnişçileri Yargılanıyor

N. Cemal - 28 Eylül 2011 - İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

1 MAYIS 2010 VE TEKEL DİRENİŞÇİLERİ YARGILANIYOR

AKP Hükümeti ve Türk-İş ittifakıyla TEKEL direnişçileri yargı önüne çıkartılıyor. İki TEKEL işçisi nezdinde yargılanmak istenen TEKEL direnişinden, Başbakan Erdoğan kadar Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu’nun da intikam alma peşinde olduğu anlaşılmaktadır. Ankara Sakarya caddesine direniş çadırları kurarak 78 gün mücadele eden TEKEL direnişçileri AKP Hükümeti kadar Türk-İş yönetimine de zor anlar yaşatmış, Başbakan Erdoğan kadar Mustafa Kumlu da oturduğu koltuğun sallandığını hissetmişti.

TEKEL direnişçileri başta olmak üzere, o süreçte direnişte olan İtfaiye, İSKİ, Marmaray, ATV-Sabah, Sinter Metal gibi işçilerinde içinde bulunduğu Direnişçi İşçiler Platformu, 1 Mayıs 2010 tarihinde İstanbul’da kurulan 1 Mayıs kürsüsünün önünde yerlerini aldılar. Direnişçi işçilerin talebi ve TEKEL direnişçilerinin coşkusuyla 1 Mayıs kürsüsünden söz hakkı alındı. TEKEL işçileri ve alanı dolduran yüz binler, o esnada 1 Mayıs kürsüsüne çıkmış olan Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu’yu protesto etmeye ve yuhalamaya başladılar. Çünkü, Türk-İş yönetiminin TEKEL direnişindeki işçi düşmanı tutumu kitleye mâl olmuştu. Mustafa Kumlu protestoları önce pişkinlikle karşılamaya kalktı. TEKEL işçilerine lâf bile attı. Sataştı. Tepkinin arttığını görünce de korumalarıyla birlikte 1 Mayıs kürsüsünden kaçmaya kalktı. Panik halinde Atatürk Kültür Merkezine koşan Kumlu ve beraberindekiler, camları kırarak binaya girdiler. O sırada direnişçi işçiler kürsüye yeni çıkmıştı. Onlar adına hazırlanan konuşma metnini de TEKEL işçilerinden Metin Arslan okudu. Atatürk Kültür Merkezine verdikleri zarar nedeniyle, Maliye Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Mustafa Kumlu’dan maddi talepte bulundu. Kumlu ise, iki TEKEL işçisini suçlayarak isimlerini bildirdi: Metin Arslan ve Yüksel Yapar. Ardından da, adı geçen TEKEL işçileri hakkında ağır ithamlarla dava açıldı.

27.09.2011: İstanbul Çağlayan 20. Asliye Ceza Mahkemesinde ilk duruşması yapılması beklenen davada sanıklardan eski TEKEL işçisi Metin Arslan hazır bulundu. Metin Arslan bir basın açıklaması düzenleyerek suçlamaları reddetti ve cevap verdi; “AKP – Türk-İş ittifakı, 1 Mayıs’ı ve TEKEL işçilerini yargılıyor. Geçit vermeyelim.” Basın açıklamasının ardından duruşma salonuna çıkıldığında ise başka bir gerçekle karşılaşıldı; Mahkeme hakiminin rahatsızlığı nedeniyle raporlu olduğu ve duruşmanın gerçekleştirilemeyeceği anlaşıldı. Dava daha ilk duruşmasında sorunla başlamış, daha doğrusu başlayamamıştı.

Basın açıklamasına ve duruşmaya sınıf dostlarından da dayanışma katkısı sunuldu. Büro Emekçileri Sendikası yöneticileri, Eğitim-Sen 1 ve 8 nolu şubelerinin üye ve yöneticileri, Sivil Havacılık Gökkuşağı Hareketinin temsilcileri, eski İSKİ direnişçileri, Pir Sultan Abdal Derneği yöneticileri, Tek Gıda-İş Direnişçisi Uğur Doğan, BirGün gazetesi, İşçilerin Sesi gazetesi, Sol Defter, Alınteri ve Mücadele Birliği’nin destek verdiği basın açıklamasında, İMC TV tarafından da çekim yapıldı.

“Makim mazereti” nedeniyle gerçekleştirilemeyen duruşmanın İstanbul Çağlayan Adliyesindeydik. Eski TEKEL işçisi Metin Arslan’la adliye koridorlarında sohbet ettik. “Sanık” sıfatını ve kendisine yöneltilen “suçlamaları” konuştuk. Mücadele süreçlerini dinledik. Metin Arslan ile yaptığımız adliye söyleşisini ve “savunmasını” özetle sunuyorum:

protesto halâ demokratik bir hak

Gündemi Biz Belirledik

Cevizli TEKEL Fabrikası’nda kamu işçisi olarak çalışmaya başladığım ve TEKEL işçisi olduğum için Türk-İş Konfederasyonuna bağlı Tek Gıda-İş Sendikası’na üye oldum. Delege olarak da görev yaptım. Tüm Türkiye’de olduğu gibi Cevizli TEKEL Fabrikasında da üretim 31 Ocak 2010 tarihinde idari bir kararla durdurulmuş oldu. TEKEL işçileri olarak AKP Hükümetinin bu kararına itiraz ettik. İş güvencemizi, özlük ve sosyal haklarımızı korumak için mücadele etmeye başladık. Bunun için de, sendikamız olan Tek Gıda-İş’i ve bağlı olduğu Türk-İş’i aktif mücadeleye çağırdık. Ankara’ya gittik. Sayısız etkinlik ve eylem yaptık. Protestolar gerçekleştirdik. Türk-İş Genel Merkezi önünde TEKEL işçileri olarak direniş çadırları kurduk. 78 gün boyunca çadırda yattık. Tüm Türkiye’de gündemi biz belirledik…

Türk-İş Yönetimi TEKEL Direnişini Desteklemedi

4 C adı verilen kölelik yasasına karşı yaptığımız protesto eylemlerinde ve direnişlerde Türk-İş yönetimi bizi hiç desteklemedi. Türk-İş’in pasif tutumunu TEKEL işçileri olarak hep eleştirdik. Ankara’da yapılan mitingde de TEKEL işçileri olarak kürsüye çıkmış, hem Tek Gıda-İş Sendikasını hem de Türk-İş Konfederasyonunu protesto etmiştik. Türk-İş ve Tek Gıda-İş yönetimi, 1 Mart 2010’da çadırlarımızı kaldırmaya karar verdiler. Bizleri geldiğimiz şehirlere gönderdiler. Mücadeleyi takip edeceklerini ve her ay Ankara’da buluşacağımızı söylediler. 1-2 Nisan 2010 tarihinde binlerce TEKEL işçiyle Ankara’da buluştuk. Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu bizlere sahip çıkmadı. Türk-İş Genel Merkezinin önüne bile yaklaştırmadılar. Kumlu ve yönetim kurulu ortalıkta bile görünmedi. Polisin insafına terk edildik. Biber gazı ve coplarla dağıtıldık. Evimiz dediğimiz Türk-İş Genel Merkezinin önüne bile gidemeden geldiğimiz şehirlere geri dönmek zorunda bırakıldık…

1 Mayıs 2010

Bu yaşananlardan yaklaşık 1 ay kadar sonra, yani 1 Mayıs 2010’da yine çeşitli illerden gelen TEKEL işçileriyle birleştik. Sendikamız Tek Gıda-İş ile birlikte 1 Mayıs Taksim Mitingine katıldık. Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu konuşma yapmak için kürsüye çağırıldı. Yüzlerce TEKEL işçisi alandaydı ve Mustafa Kumlu’yu protesto etmeye başladık. Miting alanındaki diğer işçiler ve emekçiler de Mustafa Kumlu’yu yuhlamaya başladı. Binlerce kişi hep bir ağızdan “Kumlu İstifa” diye slogan attı. Bu protesto yalnızca üç beş TEKEL işçisi, ya da birkaç itfaiye işçisi ile sınırlı değildi. Öyle olsaydı, üç yüz bin kişinin katıldığı 1 Mayıs mitinginde sesimizi duyan olur muydu? Mustafa Kumlu protestolara sert bir tepkiyle cevap verdi; “Madem beni dinlemeyecektiniz, o halde niye geldiniz ki?” dedi. Bu cevap protestoları, ıslıklamaları ve yuhalamaları artırdı. Mustafa Kumlu bir türlü konuşmaya başlayamadı. Bir süre sonra da yanındaki görevlilerle birlikte kürsüden ayrıldı. Bu sırada kürsünün arka tarafında arbede yaşanmış. Mustafa Kumlu ve beraberindekiler Atatürk Kültür Merkezine gitmişler. Camları kırarak içeriye girmişler. Ben bu sırada kürsünün ön tarafında ve aşağıdaydım. AKM’ye gidişlerini ve yaşananları görmedim bile…

İşten Atılan ve Direnişte Olan İşçiler Adına

İşten atılan ve direnişte olan bütün işçiler adına konuşma yapmak istemiştik. Organizasyon komitesi de bunu kabul etti. TEKEL işçileri de dahil direnişçi tüm işçiler adına ben konuşacaktım. Mustafa Kumlu ve beraberindekiler kürsünün arka tarafından ayrılırken bende ön tarafından kürsüye çıkmaya çalışıyordum. Yanımda İtfaiye işçileri, İSKİ işçileri ve TEKEL işçileri vardı. Kürsüye çıkmaya çalışırken, yukarıdan bizlere tekme attılar ve çıkmamızı engellemeye çalıştılar. Sanırım bunlar Mustafa Kumlu’ya eşlik eden ve destekleyen kişilerdi. Bana nasıl tekme atıldığı, Kanal D televizyonundaki görüntülerde açıkça görülüyor. CNN Türk televizyonunun görüntülerinde de görülüyor. Tekme atanlardan bir tanesinin bacağından tuttum ve engel oldum. Bu sırada çekilmiş görüntüler de var. Bu kişi daha sonra Türk-İş 1. Bölge Temsilciliği’nde benden özür diledi. Tanık olarak da çağırılabilir. Engellemelere rağmen, görevlilerin de desteğiyle kürsüdeki yerimizi aldık. Konuşma sıramı beklemeye başladım…

Atatürk Kültür Merkezi

Kürsü çevresindeki koşturmaca ve arbede bitmediğinden 1 Mayıs programı henüz başlayamamıştı. Kürsünün arka tarafına geçtim ve AKM önünde de koşuşturmacalar olduğunu gördüm. TEKEL işçilerinin orada olup olmadığını merak ettim ve bakmak istedim. Gittiğimde ise kapının önünde iki kişi olduğunu gördüm. Birisi bana bağırarak, “niye geldin defol git” dedi. “Sen defol git, biz binlerce TEKEL işçiyiz” diye cevap verdim. İkisi birlikte koşarak AKM binasına gittiler. Başka kimseyi görmedim ve yeniden kürsüye döndüm. Bu tartışma ve hatta kürsüye geri dönüşüm bile televizyon kayıtlarında görünüyor…

1 Mayıs Kürsüsünde Konuştum

Kürsüye döndükten bir süre sonra 1 Mayıs programı başladı. DİSK ve KESK Genel Başkanları konuşma yaptılar. Ardından da ben, işten atılan direnişçi işçiler adına bir konuşma yaptım. Bu konuşmanın metnini de mahkemeye sunacağız. Konuşmam bittikten sonra kürsünün önünde bekleyen TEKEL işçilerinin yanına indim…

Hiçbir Somut Kanıt ve Görüntü Yok

Mustafa Kumlu’yu da, yanındaki polis memurlarını da yakından görmedim. Yanında polis memurları varmış? Bilmiyorum. Dolayısıyla da, kimsenin görevini yapmasını engellemiş değilim. Onlar kürsünün üstündeyken de, arkadan AKM’ye giderlerken de, ben kürsünün önünde ve aşağıdaydım. Şikayetçi Metin Aygün’e veya başkasına vurmadım. Kimseyi de yaralamadım. Bu iddialara ilişkin de hiçbir somut kanıt ve görüntü yok. Kanal D haberinin çözümü polis tarafından yapılmış ve tutanakta AKM önünde bir kişiye yumruk attığım yazılmış. Bu tamamen gerçek dışı. Görüntü izlendiğinde hiç kimseye vurmadığım, yalnızca el kol hareketleriyle tartıştığım açıkça görülüyor. “Görev yapmaya engel olma” ve “basit yaralama” suçlamalarının hiçbiri doğru değil. Şikayetçiyle fiziksel olarak hiç yan yana gelmedik ki. Suçlamaları reddediyorum. “AKM’nin camlarına ve kapısına zarar vermek” gibi bir eylemim de olmadı. Buna ilişkin de hiçbir somut kanıt veya görüntü yok. Dosyadaki tüm tutanaklarda ve şikayetçi Metin Aygün’ün ifadesinde kapıyı kendilerinin kırdığı zaten açıkça belirtiliyor. “Kamu malına zarar verme” suçlaması da asılsız ve reddediyorum…

Görevden Kaçtılar ve Protesto Ettik

Suçlamaların tümü asılsız ve reddediyorum. 8.500 TEKEL işçileri olarak Türk-İş Konfederasyonun görevini yerine getirmesini istedik. Görevlerini yapmaktan kaçındılar. Bu nedenle protesto ettik. Protestomuz haklıydı. 4 C kölelik yasasıyla bizleri neyin beklediğini çok iyi biliyorduk. TEKEL işçisiyken iyi denilebilecek bir maaş alıyordum ve sosyal haklara sahiptim. Şimdi ise 4 C kapsamında sözleşmeli geçici personel olarak görev yapıyorum ve adeta kölelik ücreti alıyorum. İş güvencem yok. Yol – yemek vs gibi bir sosyal hakkım da yok. Diğer eski TEKEL işçisi arkadaşlarımın durumu da aynı. Bu koşulları, 4 C denilen kölelik yasasını engellemek için mücadele ettik. Mustafa Kumlu ve Türk-İş Konfederasyonu bu mücadelede üzerlerine düşen görevi yapmadılar…

Örgütlü Mücadele

Her zaman işçilerin sendikalı olması gerektiğine ve sendikal mücadeleye inandım. Örgütlü mücadele şart. Şu anda da Büro Emekçileri Sendikası’nın (BES) bir üyesiyim. Bu nedenle de, bana atfedilen suçlamalarda yer alan bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum; “Sendikal hakların kullanılmasını engellemek…” Bu asılsız ve saçma suçlamayı yüz kere ve bin kere reddediyorum. Reddetmeye de devam edeceğim…

Protesto

Sendika bürokrasisini ve işçilere ihanet eden tutumunu protesto ettik biz. Ve protesto halâ demokratik bir hak…”

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 1 Mayıs 2010 / TEKEL Direnişi /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.