DİSK- KESK- TMMOB- TTB: “8 Ekim’de Ankara’da Sokak Meclisi Kuruluyor… “

Kaya İlhan - 29 Eylül 2011 - İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

28 Eylül Perşembe günü, DİSK İstanbul Merkez Temsilciliği, KESK İstanbul Şubeler Platformu, TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu ve TTB-İstanbul Tabip Odası, ortak bir yürüyüş ve basın açıklaması tertiplediler.

Bu kurumlar, Galatasaray Lisesi önünden Taksim Tramvay Durağına yaptıkları yürüyüşle 8 Ekim’de Ankara’da yapılacak eyleme çağrıda bulundular.

Bu örgütlerin çağrısına uyan 500 kişilik bir grup, “Tüm Temel Haklarımız İçin, İnsanca Yaşamı Savunuyor, Eşit, Özgür, Demokratik Bir Türkiye İstiyoruz” pankartı arkasında yürüdü.

Basın açıklamasını, KESK İstanbul Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü SES Aksaray Şube Başkanı Ersoy Adıgüzel okudu.

Adıgüzel, “İnsanca yaşamı savunmak, emekçilerin, ezilenlerin sesine se katmak için 8 Ekim’de Ankara’da olacaklarını” açıkladı; “mevcut iktidarın yerli ve yabancı tekellerin isteklerini harfiyen yerine getirirken kendi halkına sırt çevirip yoksulluk, sefalet ve adaletsizlik içinde yaşamalarına göz yumduğunu” ifade etti.

Bunu yanı sıra, “AKP iktidarının halkın en temel haklarını elinden alarak, çıkardıkları Kanun Hükmünde Kararnamelerle kamu hizmetlerini ticarileştirme sürecini tamamlamaya çalıştıklarını, 12 Eylül sürecinde bile kaldırmaya cesaret edilemeyen kıdem tazminatına gözünü diktiğini, emekçilerin Toplu Sözleşme ve grev haklarını ellerinden alarak güvencesizliğe itmekte olduğunu bununla da yetinmeyip Özel İstihdam Büroları ile emekçileri köleleştirilmeye çalıştığını” ifade etti.

Adıgüzel, “8 Ekim’de Ankara’da emekçilerin sokak meclisini kuracaklarını”, tüm vatandaşların bu eyleme destek vermelerini istedi.

İlgili basın açıklaması aşağıdadır:
Halkımıza çağrımızdır:
İnsanca yaşamı savunmak için, emekçilerin, ezilenlerin sesine ses katmak için 8 Ekim‘de Ankara‘da buluşuyoruz.
İnsanca yaşamak için gerek duyulan en temel ihtiyaçların bile karşılanmakta zorlandığı ve gittikçe de yaşanmaz hale geldiği bir ülkenin emek ve meslek örgütleri olarak bugün önemli bir sorunu sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Bu sorun, bütün diğer sorunları tek tek kapsamaktadır fakat onlardan daha can alıcı öneme sahiptir: “Yaşama hakkının korunması” Temsil ettiğimiz sınıf ve kesimler açısından Türkiye‘de yaşam koşulları her zaman zordu. Halkının mutluluğunu ve refahını, ülkesinin esenliğini düşünen ve politikalarının merkezine bunları alan bir siyasi hükümetle yönetilmedik şu güne kadar.

Onlar varoluşlarının, iktidarlarını sağlamlaştırmanın dayanağı olarak hep yerli ve yabancı tekelleri, uluslararası emperyalist/kapitalist organizasyonları gördüler. Kendi halklarına sırt çevirip, halkın yoksulluk, sefalet ve adaletsizlikler içinde yaşadığı gerçeğine gözlerini ve kulaklarını kapatıp, önlerine konulan politikaları harfiyen uygulamaya çalıştılar.

Bu gidişat doğrultusunda her gelen gün, geçen günü aratır niteliktedir. İnsanın insanca yaşayabileceği alan gittikçe daralmakta; güvencesizlik, geleceksizlik, işsizlik, sefalet, adaletsizlik alabildiğine yaygınlaşmakta ve halk kesimleri hükümet tarafından azarlanıp horlanmakta, buna karşı çıkan, sesini yükselten muhalif dinamikler ise ya şiddetle cezalandırılmakta ya da şeytanı bile şaşırtan yöntemlerle derdest edilmektedir.

Etnik ve dinsel kökenli farklılıklar, toplumsal barışı sağlayacak yönde çözüme kavuşturulamamakta, tam tersine çelişkilerin giderek derinleştirildiği bir siyaset yürürlüğe konmaktadır.
Anayasa Referandum sürecinde kamu emekçilerine “toplu sözleşme düzeni getiriyoruz” denilmişti.

Oysa gündeme getirilen 4688 sayılı Yasa‘daki değişiklik ile bırakın özgür toplu sözleşmeyi, kamu emekçilerinin grev hakkı bile engellenmektedir. Özel İstihdam Büroları ile emekçiler köleleştirilmeye, Torba Yasa ile emek sömürüsü daha da artırılarak emekçilerin sürgün edilmelerine ve güvencesizleştirilmelerine yasal kılıf uydurulmaya, Ulusal İstihdam Stratejisi adı altında, 12 Eylül‘cülerin bile cesaret edemediği biçimde kıdem tazminatları kaldırılmaya, özel ve kamu alanı sermayeye peşkeş çekilmeye, emek değersizleştirilmeye çalışılmaktadır. KHK‘larla kamu hizmetlerinin tasfiyesi/ticarileştirilmesi süreci tamamlanıp güvencesiz istihdam olağan hale getirilmektedir.

“Artık yeter! kimse ölmesin” diyenler susturulmakta, Kürt sorununda demokratik, barışçıl çözüm yerine daha fazla silah/savaş, daha fazla ölüm anlayışı dayatılmaktadır. Kaynaklarımız bir kez daha savaşa aktarılmakta, barış ve diyaloga dayalı çözüm umudumuz kırılmak istenmektedir.

Bu süreçte, toprağını, suyunu, havasını ve yaşama haklarını savunanlardan demokratik protesto hakkını kullanan Hopa halkına; TİS ve örgütlenme hakkını savunan kamu emekçisinden kıdem tazminatlarının gasp edilmesine direnen işçilere; “sağlıkta dönüşüm” aldatmacasına karşı koyan sağlık emekçilerinden örgütüne ve mesleğine yapılan saldırılara karşı mücadele eden mühendis, mimar ve şehir plancılarına; ¬evde-sokakta ve işyerinde var olma mücadelesi veren kadınlardan özerk-demokratik-bilimsel üniversite mücadelesi yürüten öğrenci gençliğe; düşüncesinden dolayı cezaevlerinde baskı ve tecride maruz kalanlardan, ‘savaşa hayır‘ diyen barış yanlılarından asimilasyon-inkâr ve imha politikalarına karşı direnenlere kadar, ülkemizdeki tüm muhalif unsurlar, farklı yaklaşımlar giderek baskı altına alınıp edilgenleştirilmeye ve susturulmaya çalışılıyor.

Görmemiz gereken şey şudur: Türkiye‘de çoğulculuk adı altında tekseslilik, “ileri demokrasi” adı altında yeni bir diktatörlük biçimleniyor. AKP eliyle düzenin “yeni yüzü”, statükosu şekilleniyor.
Toplumu altüst edecek bu tehlikeli biçimlenmenin, yurttaşların yaşama hakkını ortadan kaldıracağını söylemeye gerek yoktur.

Çünkü:
Bir ülkede açlık varsa işsizlik vardır
İşsizlik varsa yoksulluk vardır
Yoksulluk varsa adaletsizlik vardır
Adaletsizlik varsa hukuksuzluk vardır
Hukuksuzluk varsa güvencesizlik vardır
Ve o ülkede güvencesizlik varsa, yaşama hakkı kalmamış demektir!
Bütün bu nedenlerle;
Asgari ücretiyle yaşayamayan
Maaşıyla yaşayamayan
Emekli aylığıyla yaşayamayan
İşsizliğiyle yaşayamayan
Hastalığıyla yaşayamayan
HES‘lerle yaşayamayan
Kadınlığıyla yaşayamayan
Gençliğiyle yaşayamayan
Kimliğiyle yaşayamayan
Savaşla yaşayamayan
Hayat tarzıyla yaşayamayan

Bütün ötekileştirilenleri, bütün mağdurları, ezilenleri, yoksulları, işsizleri, kadınları, gençleri, çevrecileri, barış yanlılarını seslerini birleştirip, daha yüksek haykırmaları için,

Düzenin “yeni yüzüne” karşı insanca yaşamı savunmak için
EŞİT, ÖZGÜR, DEMOKRATİK TÜRKİYE‘Yİ yaratmak için
8 Ekim‘de Ankara‘da kurulacak emekçilerin, ezilenlerin “Sokak Meclisi”ne katılmaya çağırıyoruz!

DİSK- İstanbul Merkez Temsilciliği
KESK- İstanbul Şubeler Platformu
TMMOB- İstanbul İl Koordinasyon Kurulu
TTB- İstanbul Tabip Odası

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: DİSK / KESK / TMMOB / TTB /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.