Anneniz Türkçe Yazmayı Öğrenmeseydi Kürtleri Anlayamazdınız

Özcan Özen - 12 Ekim 2011 - Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Anneniz Türkçe yazmayı öğrenmeseydi

Kürtleri anlayamazdınız

Anneniz Türkçe yazmayı öğrenebilecek koşullara sahip olmasaydı, Türk olmanıza rağmen, anadiliniz Türkçe olmayabilirdi (belki de “olmazdı”). İşte o zaman Kürtlerin konuştuğunu anlayamazdınız. Çünkü bugün Türkiye’deki Kürtler, anneleri Kürtçe yazmayı öğrenebilecek koşullara sahip olmadığı için Türkçe öğrenmek zorundadırlar ve Türklerle Türkçe konuşmaktadırlar. Bu yüzden biz Türkler, Kürtlerin bizimle konuşmalarını anlayabiliyoruz.

Fakat tam da bu yüzden biz de Kürtleri anlayabiliriz. Çünkü Türkler için Türkçe konuşabilmek, anadillerinde eğitim alabilmek çok önemlidir. Örneğin Kosova’daki Türkleri ele alalım:

Kosova’da Türkçe

1999’daki Kosova Savaşı’na kadar Kosova’daki Türkler, (eski) Yugoslavya devletinin sağladığı imkân sayesinde, günde dört saat Türkçe (1999’daki Kosova Savaşı sırasında haber geçen Kosovalı spiker Burbuçe Ruşiti’nin konuştuğu gibi bir Türkiye Türkçesiyle) televizyon izleyebilirdi.  Bağımsızlığını kazanmış Kosova Cumhuriyeti’nin çatısı altında bugün de izleyebiliyor ama süre değişken olabiliyor.

“Sosyalist” Yugoslavya döneminde Sırbistan Cumhuriyetine bağlı Kosova Özerk Bölgesi’nde Kosovalı Türk televizyoncular Türkiye’ye gelip, Kosova’da yayınlanmak üzere, TRT’den program bantları alabiliyor ya da ortak programlar üretebiliyordu, bu durum bugün misliyle geçerlidir.

Kosovalı Türk Folklor ve Halk Dansları Toplulukları geçmişte olduğu gibi günümüzde de pek çok uluslararası etkinliğe katılmaktadır.

Kosova, Priştine Üniversitesi’nde Şarkiyat Bölümü mevcuttu ve burada Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü açılması için mücadele veren akademisyenler Türkçe üzerine özellikle yerel ağızların yaşatılması alanında çok önemli çalışmalar gerçekleştirdiler. Şarkiyat Bölümü’nün üyelerinden ve Türkçe edebi eserler de yazmış olan Süreyya Yusuf, Yaşar Kemal’den Aziz Nesin’e Türk edebiyatının önemli isimleriyle sürekli temas halindeydi ve samimi dostluklara sahipti. Bugün Priştine Üniversitesi, Filoloji Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ve Prizren Eğitim Fakültesi’nde Türkçe Sınıf Öğretmenliği Bölümü mevcuttur.

1969 yılından sonra Priştine’de “Tan” adı altında Türkçe gazete ve dergi çıkmış, aynı adlı bir yayınevi faaliyet yürütmüştür.

Kısacası 1951 yılından beridir Kosova’daki Türkler, ana okulundan üniversiteye kadar anadillerinde eğitim (anadili eğitimi değil) hakkına ve olanağına sahiptir. (Bir Cumhuriyete değil de Özerk Bölgeye sahip olan Arnavutlar üniversite eğitimini de Arnavutça alabiliyorlardı -tabii 1981’e kadar. Daha fazla bilgi için “Kosova’nın Kendi Kaderi: ‘Komünistler’ Çatlasın” başlıklı yazı.)

Kosova’daki Türklerin nüfusu ne kadardır?

Bu saydıklarımız halen de Kosovalı Türklerin kullandığı haklardır ve bağımsız Kosova Cumhuriyeti altında bir mahrumiyetleri söz konusu değildir aksine hakları daha da artmıştır. Günümüze ait şu örnekler de verilebilir:

  • 01-15 Nisan 2011 tarihleri arasında Kosova‘da yapılan nüfus sayımında kullanılan belgeler Arnavutça, Sırpça ve Türkçe olarak düzenlenmişti.
  • Yol tabelalarında Arnavutça, Sırpça ve Türkçe kullanılmaktadır.
  • Türk nüfusunun yüzde 5’in üzerinde olduğu idari birimlerde Türkçe resmi dildir, yüzde 3 olduğu yerlerdeyse resmiyete sahiptir.

Kosova’nın nüfusu aşağı yukarı 2 milyondur. Peki kendi etnik kimlikleri ve dilleri hakkında bu kadar hak ve hukuka sahip Kosovalı Türklerin nüfusunu tahmin edebilir misiniz?

Yugoslavya dönemi sayımlarına (en son 1991) göre bu sayı 10 bin civarındadır. Tabii buna Kosovalı Türkler itiraz etmektedir. Hükümette bir bakanlık ve iki bakan yardımcılığına sahip Kosova Demokratik Türk Partisi’nin son seçimlerde aldığı oy sayısı da 10 bin civarındadır, bu sayıyı aileleri de yansıtacak şekilde 4 ile çarparsak 40 bin kişilik bir nüfus beklentisi biraz abartılı olacaktır ama biz yine de abartalım ve 50 bin kişi kabul edelim (sayımdan beklenti 20-25 bin civarı), yani nüfusun aşağı yukarı yüzde 2,5’i (şehirli Arnavutların bir kısmı Türkçe bilmektedir, dolayısıyla nüfusun yüzde 5’inin, yani 100 bin kişinin Türkçe konuşabildiğini söylemek abartılı olmayacaktır).

Öncelikle Türkçe’nin resmi dil olması için ülkedeki toplam nüfusun yüzde 5’inin Türk olması değil, yerelde, herhangi bir idari birimde yüzde 5 olması Türkçenin resmi dil olmasını, yüzde 3 olması da resmiyete sahip olmasını getirmektedir. Yani mesele Türklerin Kosova içinde yüzde 5 nüfusu ifade eden 100 bin kişi olmaları değildir; 1000 kişinin yaşadığı ilçede 50 kişi olmaları o ilçede resmi yazışmaların, yani mahkemelerin, kaymakamlığın, belediyenin, vergi dairesinin, nüfus idaresinin ve diğer kamu kurumlarının Türkçe dilekçe kabul etmesi, buna Türkçe olarak cevap vermesi, ilân ve duyuruların Arnavutça ve Sırpça’ya ek olarak Türkçe yapılması, yol levhalarının ve kamu kurumlarının tabelalarının Türkçe de yazılması v.b. demektir. Kısacası bir Türk’ün devlet kurumlarında işini görmesi, gündelik hayatı olağan yaşaması için Arnavutça ya da anadili olan Türkçe’den başka bir dil bilmesine ihtiyacı olmaması demektir.

Peki, aşağı yukarı 10 bin hanenin verdiği vergiyle yukarıda özetlenen Türkçe ile ilgili faaliyetleri finanse etmek mümkün müdür? Neyse ki Arnavutlar da böyle bir hesap peşinde değillerdir, “Kosovalı Türk” olarak yazdığımız nüfusu Kosovalı olarak görmektedir tıpkı kendileri gibi. Bu da onların kimliklerine saygı gösterilmemesini, tanınmamasını gerektirmemektedir. Kosova bayrağındaki yıldızlardan biri de Türkleri simgelemektedir.

Resim 1 – Kosova’nın Prizren şehrinden yol ve sokak tabelaları (Arnavutça, Sırpça, Türkçe).

Resim 2 – Mitroviça Belediyesi’nin tabelası: Üç dilde yazı ve 6 yıldızlı ve Kosova haritalı Kosova Cumhuriyetinin amblemi. Bu amblem aynı zamandan Kosova Cumhuriyetinin bayrağındaki simgeler, yıldızlar Kosova’daki ulusları temsil ediyor. Cumhuriyetleri kurulana kadar Kosovalı Arnavutların bayrağı kızıl zemin üzerine, siyah renkte efsanevi çift başlı kartal baskısının olduğu ve tüm Arnavutları temsil ettiği savunulan Arnavutluk bayrağıydı. Doğal olarak bu bayrak, Kosova’daki diğer ulusların bayrağı olamazdı.

Türkiye’de Kürtçe

Türkiye’de Kürtçe anadil olarak kabul edilmemektedir, resmi dil değildir, devlet Kürtçe dilinde eğitim vermemektedir. Mahkemelerde ve Meclis’te “bilinmeyen bir dil” olarak geçmektedir. Fakat bir “şehit annesini” programına çıkaran televizyoncu Cüneyt Özdemir röportajını ancak bir tercüman aracılığıyla (genelde ölen askerin babası ya da ağabeyi) yaptığında, annenin konuştuğu dilin Kürtçe olduğunu ölen askerin “Kürt kökenli” olarak duyurulmasından çıkarabiliyoruz. “Kürtçe” bir dil devlet tarafından bilinmemektedir fakat devlet dışında herkes bilmektedir. Bu anlamıyla Türkiye’de Kürtçe’nin konumu ve durumunun örneğin Kosova’daki Türkçe’ye kıyasla “bilinmemezlikten gelindiğini” ve bu yolla ancak sansür edildiğini tespit edebiliriz.

Türkiye’deki Kürt nüfus ne kadardır?

“Kürtler en az 5-6 çocuk yapmaktadır.”

“Kentlerde çoğalmışlardır.”

“Büyük kentleri bile ele geçirmişlerdir.”

İşitmeye alışageldiğimiz bu türden yargılara kıymet verecek olursak nüfusun yarısından fazlası herhalde. Yine de istatistiklere bakmak en doğrusu. Fakat biz şimdilik istatistikleri bir kenara bırakalım ve Türkiye’deki Kürtlerin oranını Kosova’daki Türklerin oranı olan yüzde 2,5 olarak kabul edelim —herhalde daha az olduğunu düşünen yoktur. Yüzde 2,5 bile 75 milyonluk Türkiye’de yaklaşık 2 milyon kişidir, yani bir Kosova nüfusu kadar (BDP’ye geçen bağımsız adaylar 12 Haziran 2011 seçiminde 2,2 milyon oy aldı). Bu sayı resmi dil için ikna edici değil mi? 1,5 milyar nüfuslu Çin’de Uygur Türklerinin nüfusu 40-50 milyon civarındadır. Peki, bu sayı ikna edici mi? Dikkat! Uygurların Çin nüfusundaki oranı da yaklaşık yüzde 2,5-3. İster oran olarak ister salt sayı olarak ele alınsın Kürtçe’nin resmi dil olması için Türkçe başlı başına yeterli bir örnektir. Dünyanın herhangi bir yerinde Türkçe’nin resmi dil olması için öne sürülen gerekçelerin hepsi Kürtçe’nin Türkiye’de resmi dil olması için pekâlâ ileri sürülebilir.

Benim anadilim ama yazmadan, yazamadan

Bugün Kosova’dan (Yugoslavya döneminde özellikle 1956’da) göç edip gelmiş yüz binlerce insan Türkiye vatandaşıdır. Bu insanlar çocukken, evlerine yürüme mesafesindeki ilkokullarda Türkçe okuma yazma öğrenmiş; tarih, kültür, fen bilimleri, matematik eğitimlerini Türkçe yapmışlardır. Bu insanlar anadillerinde eğitim almanın zevkini, huzurunu, tadını şüphesiz en iyi bilenlerdendir. O yüzden nüfusun yüzde 2,5’nin Türk olduğu Kosova’da, anneleri babaları Türkçe yazmayı öğrendikleri için bugün anadili Türkçe olanlar Kürtleri en iyi anlayacaklar arasındadır.

Ebeveynleriniz Türkçe eğitim almasaydı, siz de Kürtleri anlayamazdınız. Çünkü Türkiye’de Kürtler de bugün Türkçe eğitim görmektedir. Çünkü Kürtlerin anneleri Kürtçe yazmayı öğrenememişlerdir. Çünkü Kürtler anadillerinde yazmak, okumak, eğitim görmek istediklerini Türklere anlatabilmek için, buna hakları olduğunu ifade edebilmek için, Türkleri ikna edebilmek için Türklerin anlayacağı dilde konuşmakta ve yazmaktadırlar. Tıpkı bir Kosovalı Türkün Arnavut ve Sırpları ikna edebilmek için Arnavutça ve Sırpça yazması gibi. Tıpkı Elif Şafak’ın daha çok satması için kitaplarını İngilizce yazması gibi. Tıpkı Türkçeden başka bir dilde eğitimin kabul edilemeyeceğini savunan bir akademisyenin daha çok okunsun diye makalelerini İngilizce yazması gibi.

Kürtler anadillerinde eğitim görseler dahi (birlikte yaşamayı istedikleri sürece) yine Türkçe öğrenip Türkçe yazacaklardır. Çünkü Türkçe hâlihazırda daha yaygındır ve daha çok büyük bir nüfus tarafından kullanılmaktadır. Ayrıca Türkçe ekonominin dilidir. Örneğin İstanbul’daki semt pazarlarında esnafın büyük bir kısmı Kürt olmasına ve aralarında Kürtçe konuşmasına rağmen Türkçe bağırarak müşteri çekmeye çalışırlar. Google arama motoru tüm dünya dillerini bilmektedir ve bağlananın bulunduğu ülkenin dilinde, Türkiye’de Türkçe, hizmet verir. Yani anadillerinde eğitim olanağı verildiğinde Kürtlerin Türkçe öğrenmeyeceğini varsaymak hiç de gerçekçi değildir. (Kaldı ki böyle olsa dahi bu bir suç ya da günah değildir ve dünyanın da sonu gelmeyecektir.)

Çok dilliliğe hayır! Öyleyse tek dil mi?

Kürtçenin eğitim dili ve resmi dillerden biri olması Türkçenin yaygınlığı, kullanılışlığı hatta egemenliğinde bir değişime yol açmayacaktır. Sadece Kürtçe yaygınlaşacaktır, fakat bu herhangi bir  dilin aleyhine bir şey değildir. Türkiye’de Türkçe’yi zayıflatmayacaktır, aksine Kürtçe eğitim görenler ek olarak Türkçe öğrenecektir. Irak’ta Arapça, Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırları içinde Kürtçe yaygındır. Fakat Kürtler Arapça’da öğrenmekten geri durmamaktadırlar. Erbil’de Türkiye sermayesinin açtığı üniversite öncesi öğretim kurumlarında ve Işık Üniversitesi’nde (“Ishik” olarak yazılmaktadır ki bu “Bosch” markasının Türkiye’de “Boş” olarak yazılması gibi bir şeydir) kaçınılmaz olarak Kürtçe eğitim de verilmektedir.

Peki, o halde neden Türkiye’de Türkçeye ayrıcalık tanınmaktadır ve Türkçe dışında bir başka dilin resmi dil olması engellenmektedir? Oysa örneğin İngilizce gayr-ı resmi olarak ikinci bir eğitim dilidir ve hatta rahatlıkla söylenebilir ki resmen olmasa bile fiilen “resmi” dildir: Lise seviyesinde İngilizce eğitim veren okullar özellikle büyük şehirlerde oldukça yaygındır ve bugün Kürtçe denildiğinde tüyleri diken diken olan insanlar çocuklarını İngilizce eğitim veren okullara kayıt ettirmekte ve bunlara yılda on binlerce lira ödemektedirler. Bu okullarda matematik, fen dersleri kısacası Türkçe/Edebiyat dersi dışındaki dersler İngilizce’dir (ya da başka bir yabancı dil). Pek çok üniversite ise İngilizce eğitim vermektedir, Türkçe değil. Herhangi bir büyük şirketi örneğin bir bankayı aradığınızda telesekreterin size ilk söylediği İngilizce devam etmek için basmanız gereken tuşun hangisi olduğudur. Pek çok şirkette çalışanlar gündelik hayatta Türkçe cümle yapısını yüklem ve özne dışında neredeyse tamamen İngilizce sözcüklerle doldurmaktadır: “Manager aksiyon aldı ve HR departmanını outsource etti.” Bisküvi paketlerinin bile üzerinde en az üç dil mevcut (en son Devlet Bahçeli’nin katkılarıyla “püskevit” eklendi). Markaların, dükkân, mağaza, market isimlerinin önemli bir oranda İngilizce olduğunu her gün deneyimleyebilirsiniz. Türkiye’de Türklerin hukuk dilinin bunca dil devrimi, dil ayrıcalığı, dil fırsatına rağmen hâlâ Arapça egemenliğinde olduğu da ayrı bir vakıa: “Ahzu kabz yetkiniz yoksa tahsilat yapamayacağınız gibi mortgage kredisi de alamazsınız.”

Türkçenin durumuna bakıldığında Kürtçenin eğitim ve öğretim dili ve resmi dil olması halinde ilk karşılaşacağı sorunun “Kürtçenin Türkçe kelimelerden arındırılması” olacağını söyleyebiliriz.

Hiçbir dile ayrıcalık yok!

TRT 6 yayına başladığı gün AKP’nin Kürt milletvekilleri tam kadro açılıştaydılar. AKP Van Milletvekili Gülşen Orhan Kürtçe türkü söylediğinde Kürt milletvekillerinin anadillerini özgürce, sakınmadan kullanmalarının; utanıp sıkılmadan kendi dillerinde türkü dinlemelerin verdiği hoşnutluk yüzlerine, hal ve hareketlerine yansıyordu. Orada iktidar partisinin milletvekili olmaktan çıkmış, kendi dillerini özgürce kullanan sıradan insanlara dönüşmüşlerdi. Kürtçe için oradaydılar. Devletin, egemenlerin, Türk milliyetçiliğinin amacı ne olursa olsun; bu girişim asimilasyonun yumuşak yüzü de olsa, Kürt milletvekillerinin yer aldığı o sahne, bir anlık da olsa, salt Kürt kimliğini yaşamanın, dışa vurmanın kaçınılmaz sonucuydu. “Özgürlüğün resmi”ydi niyet bu olmasa da.

Evet, bu sınırlı bir özgürlüktü ama Kürtler çok uzun bir süredir Kürtçe televizyon kanallarını izleyebiliyorlardı. Önce uydu antenler, sonra internet bu olanağı onlara sunmuştu. Türkiye devleti açısından hemen yanı başında, Irak’ta, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin kurulmasıyla birlikte artık ROJ TV’nin yasaklanması için Avrupa’da ülke ülke dolaşmanın, hükümetleri ikna etmeye kalkışmanın anlamı kalmamıştı. Çünkü sınırın bir metre ötesinde Kürtçe yayın yapma özgürlüğü vardı, anten dikme özgürlüğü vardı.

Dolayısıyla Türkiye Kürtçe yayınları engelleme konusunda çoktan kaybettiği bir mücadeleyi, TRT 6’nın kuruluşuyla Kürtçe yayınlar içinde bir rekabete dönüştürerek dengelemeye çalıştı. İnkârdan rekabete geçiş tabii ki asimilasyon hedefinden, niyetinden, politikasından vazgeçmek anlamına gelmiyordu, aksine buna daha çok önem verilecek ve Kürtçe televizyon yayını da bu amaca hizmet edecek bir araç olarak görülecekti. Fakat bu niyete rağmen Kürtçe yayın yapan bir devlet televizyonun kurulması, her şeyden önce ve her amacın dışında Türkçe yayın tekelinin ortadan kalkması demekti. Artık Türkçe “tek imtiyaz sahibi” değildi. Halen pek çok fırsata, kayırmaya, ayrıcalığa sahip olabilir ama bu haliyle “tek” olma ayrıcalığını yitirmişti.

Tek bir dile, Türkçe’ye ayrıcalık tanınmadığında da dünya dönmeye devam etti, kıyamet kopmadı ve Türkçe unutulup gitmedi. Benzer olarak, televizyon yayınlarında olduğu gibi ilköğretimde de Türkçeye ayrıcalık tanınmaması pekâlâ mümkündür. Hangi dillerde eğitim yapılacağı aynen Kosova’daki gibi belirlenebilir. Böylelikle ne Türkçeye ne de Kürtçeye ne de bir başka dile ayrıcalık tanınmamış olur, eğitim dili yerelde demokratik yöntemle belirlenebilir. Aynı uygulama resmi dil için de bire bir geçerli kılınabilir, kılınmalıdır. “Eyvah!” diyecektir kimileri, “o zaman Meclis’te herkes istediği dili konuşur.” Ne büyük fenalık!

Unutulmamalıdır ki 20 yıl önce, çatısı altında, Leyla Zana’nın tek bir cümle Kürtçe konuşmasına izin vermeyen Meclis ve devlet bugün Kürtçe yayın yapan bir televizyon kanalını işletiyor. Evet, devlet bunun için istekli değildi; nihayetinde Kürtlerin mücadelesine ve teknolojiye engel olunamadı. Nedenler üzerine yapılabilecek tartışmaları bir kenara bırakırsak gelinen nokta (resmi Kürtçe yayın), bir dile ayrıcalık verilmeden de olabileceğini gösterdi. Dolayısıyla herhangi bir dile ait bütün ayrıcalıklar yok edilirse, dillerin birbirine zorla kabul ettirilmesine son verilirse, o zaman Türkler ve Kürtler aralarında (rekabet etmeyecek, didişmeyecek) anlaşmak konusunda fazla zorluk çekmeyeceklerdir ve Meclis çatısı altında “korkunç” bir şey yapmaktan da korkmayacaklardır. Leyla Zana ve bir başka Kürt milletvekili örneğin Kürtçenin sorunları hakkında Kürtçe bir konuşma yaptığında Meclis’in yüzde 80-90’ı konuşmayı anlayamayacak, anlamak için tercümana ihtiyaç duyacaktır. Sadece bu olacaktır, başka bir şey değil. (Yani Tayyip Erdoğan dünyanın her yerinde Türkçe konuştuğunda ne oluyorsa aynısı olacaktır.) Bunun yanında, büyük bir ihtimalle, milletvekilleri diğerlerini kendi görüşüne kazanmak ve ikna edebilmek için konuşmasını Türkçe yapmayı tercih edecektir, tabii bazen de Türk milletvekili Leyla Zana’yı daha kolay ikna edeceğini düşünerek konuşmasını Kürtçe yapacaktır -Tayyip Erdoğan’ın birkaç hitabının ilk cümlesinde ya da selamlamada Kürtçe’yi kullanması aynı niyetledir.

Kürtçe için Türkçe yol gösteriyor

Televizyonda olduğu gibi okullarda ve Meclis’te de dillere ayrıcalık tanınmaması ve buralarda Kürtçe’nin de yer bulmasını sağlanabilir.

Sorunu Kürtçenin yaygınlık ve resmilik kazanmasının engellenmesi olarak tarif etmek mücadele olanaklarını daraltıcıdır. Önemli olan herhangi bir dile ayrıcalık verilmesine karşı çıkmaktır, çünkü sorunun kendisi bir ayrıcalıktan dolayı ortaya çıkmıştır. Nasıl ki örneğin Osmanlı hanedanından ya da peygamber soyundan geliyor diye herhangi bir insana -örneğin cumhurbaşkanı olması için- ayrıcalık tanınmıyorsa aynı şekilde diller arasında da aristokrasi, hiyerarşi ve ayrıcalığa izin verilmemelidir.

“O zaman bir iki kişinin kullandığı dil için de okul açılması, yol levhası asılması v.b. talepler gelecektir” diye itiraz edenler çıkabilir. Cevap olarak yine Kosova örneğine başvurabiliriz: Bu yıl, Eylül ortasında yeni öğretim yılı başladığında Kosova’nın Mitroviça şehrinde, Anton Zako Qajupi İlköğretim Okulu’nda Türkçe birinci sınıf açıldı ve sadece 3 öğrenci kaydı alındı. Bu, şehirdeki ilk ve tek Türkçe sınıftı. İki milyonluk nüfusu olan ve henüz üç yıl önce kurulmuş bir ülkede insanların anadillerinde eğitim alma olanağı var, dünyanın en büyük 16. ekonomisi olmakla övünen 72 milyonluk bir ülkede ise yok!

Diğer yandan şöyle bir itiraz da yükselebilecektir: “ Fakat 80 küsur yıldır tanınan ayrıcalıktan sonra Türkçe karşısında diğer dillerin varlık bulabilmesi için olumlu/telafi edici ayrımcılık yapılması gerekmez mi?” Yukarıdaki Mitroviça örneği bu itiraza da cevap vermektedir: 3 öğrenci için sınıf açılması pozitif ayrımcılıktan başka ne anlama gelir ki?

Kürtçeye bir fırsat verilmesinden çok Türkçeye ve bir başka dile ayrıcalık tanınmasına son verilmesi talep edilmelidir. Böylelikle lafazan liberallerin demogojilerine son verilebilir ve gerçek bir mücadelenin önü açılabilir. Böylelikle işçi sınıfı bu mücadelenin gerçek sahibi olarak öne çıkabilir ve her türlü milliyetçi, şoven bakteriden temizlenebilir. Aksi taktirde burjuvazi dil, bayrak, marş meseleleriyle işçi sınıfını felç ederek kendi sınıf politikalarına bağlayacak ve tüm işçi sınıfının kıdem tazminatı hakkını gasp ederken “ciğerim yanıyor” ama “analar ağlamasın, diye milletçe fedakârlık etmemiz gerekir” nakaratına bir kez daha sarılacaktır. Fakat bunun önüne geçmek için tersini yapmaya çalışmak doğru değildir: Kıdem tazminatı konusunu öne çıkarıp işçi sınıfının birliğinin sağlanarak ardından kıdem tazminatı ve anadilde eğitim hakkı sorunlarının beraber çözüleceğini düşünmek hayalciliktir. Hayalcilik ise kolaycılıktır; beceriksizliği, basiretsizliği, siyasi hataları örtmenin en “ütopik” ve en “sosyalist” yoludur.

Ezilen ulus için kıdem tazminatı sorunu dahi ulusal sorun ile çarpılmakta, dolayısıyla bu konudaki mağduriyetin ezilen ulustan olmaktan kaynaklandığını veya katmerlendiğini düşünmektedir. Kıdemden çok ulusal kıdemsizliğini öne çıkarmaktadır. Bu politik kavrayışı görmezden gelen ve milliyetçi politikalardan şikayet edenler öncelikle kendi kaderini tayin konusunda “ama” sız konuşup konuşamadıklarına bakmalıdırlar. Çünkü o “ama”lar şovenizmin gizlendiği örtünün lekelerinden başka bir şey değillerdir. Milliyetçi taleplerden gına getirenler sınıf politikaları mı istiyor? O halde, bu kez, en üste “kendi kaderini tayin hakkının kayıtsız şartsız savunulması” yazılmalıdır. Çünkü bu, ne kadar uzak olursa olsun, Kürt işçilerinin en kolay okuyabildiği Türkçe cümledir.

Dünyanın pek çok ülkesinde, şehrinde, mahallesinde Türkçenin durumu bir ayrıcalığı değil, herhangi bir dile ayrıcalık tanınmamasının kazanımlarını yansıtmaktadır ve Kürtçe için yol göstericidir.

facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Kürt Dili /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir