“Mücadeleci” Sendikalarda Değişim Nasıl Olur? – Muzaffer Dilek

Sol Defter- Haber - 9 Kasım 2011 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

“Mücadeleci” Sendikalarda Değişim Tabanın İhtiyacıyla mı,

Yöneticiler Gerekli Gördüğünde mi Olur?

Bu soruyu ilköğretim öğrencisi 100 çocuğa sorsak en az doksan sekizi tabanın talebi üzerine olur diyecektir.

Tabii ki ilköğretim öğrencisi olupta doğruyu söylemek basit bir mantık hesabı.

Kişi kendi kaybını gerekli görür mü?

Bu doğruyu yüzde doksan sekiz oranıyla bu mantıkla bilir ilköğretim öğrencisi.

Önemli olan bu doğruyu işçi olarak veya alt kademeden Sendikacı olarak aynı sendikanın içerisinden bilebilmek/söyleyebilmek…

Bilmek değil, söylemek değil, buna cesaret edebilmek.

Adam sendikayı aile şirketine çevirmiş sendikanın gelirlerini kar giderlerini zarar görmeye başlamış sa bir şirket sahibinin gösterdiği refleksleri göstermesi doğal tabii.

Bir şirketi patronundan bedelini öder alırsınız ancak“mücadeleci” sendikalarda bedeli seçimi kazanamayınca “alamayınca” ödersiniz.

Bu durum o kadar normalleşmiştir ki emek kamuoyunda bile hemen koltuk hırsı olarak yorumlanır bu durumda senin söylemlerin artık emeğe zarar veriyordur. Mücadelesini verdiğin şey demokrasi için değildir sen artık kendini savunmak durumunda kalmışsındır ve bu durum artık emeği ilgilendirmez dahası kimse seni emekçi olarak da kabul etmez.

Çünkü bu mücadele “mücadeleci”Sendikacıların verdiği büyük mücadeleler yanında küçüktür ve Allah muhafaza mücadeleci sendikacıların üstlendiği ulvi görevleri engelleyebilirsin.

Bu nedenle korunur birde bu “mücadeleci” Sendikacılar. Hem de göz göre göre. Görülür ama söylenemez. Bilinir ama yazılamaz.

Nedir bu ulvi görevler derseniz yeni bir hak kazanmak değildir olan hakların daha doğrusu elde kalan hakların savunulmasına veya savunur gibi yapılmasına ilişkin bir görevdir.

Diğer taraftan soran sorgulayan ve üst kademeler için risk teşkil eden tüm ara sendikacılar için de geçerlidir bu durum herbiri potansiyel “hain” olmak için sırasını bekler ve kendine sıra gelmediği sürece susar.

Bu şekliyle kader değişmez bir tek ecel gecikir.

Tecrübe bunu böyle gösteriyor pratikte maalesef böyle. Bir “mücadeleci”sendikacıya bu işi senden daha iyi yaparım demek ona yanlışını söylemek eleştirmek demokrasi olarak değil düello sebebi olarak algılanıyor.

İlkeli davranışlar – numunelik,

Mücadelecilik- macera,

Örgütlenme- masraf,

Aday olmak, -koltuk hesabı olarak değişir lügatta.

Bu sendikalar birileri patronluk yapsın diye kurulmadı ama nasıl bu hale geldi.

Birkaç yılda olmadı elbette.

Muhtıralar, Darbeler gördü Sendikalar 12 Eylül’ü gördü sırasıyla barajlar ve noter şartı ve neticesinde, sendikaların üzerinde sermayenin ve siyasetin etkisi, İşçilerin sendikalar üzerinde etki ve kontrolünün zayıflaması/zayıflatılması.

“Mücadeleci” Sendikacıların hepsi bilir bu süreci hatta 24 Ocak kararlarıyla başladı diye de yeri geldikçe uygun platformlarda anlatırlar.

Bunu anlatmak rahatlatır biz başlatmadık demek bir nebze böyle gelmiş böyle gider demek bir nebze kurtarır zevahiri.

Netice;

İşçi örgütlerinde en az işçilerin sözü geçiyor hatta geçmiyorsa.

Önce genel başkana kendini seçtirmeden seçimde aday olanlar linç ediliyorsa sendikalar kendini bu yeni dönemde gözden geçirmeli.

Yalnız sendikalar değil işçilerde kendini gözden geçirmeli.

Bu durumda eğer kurumumuza bir şey soramıyorsak en azından kendimize bazı soruları sormalı ve cevaplarını en azından kendimizde aramalıyız.

Muzaffer DİLEK

Tek Gıda İş Sendikası

Avrupa Yakası Şube Başkanı

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: mücadeleci sendikacılar / sendikal güç birliği / Tek Gıda-İş /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.