BirGün’ün Ekim Devrimini Anlama Çabasına Katkı

Seyfi Adalı - 9 Kasım 2011 - Dünya Solu / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

BirGün’ün Ekim Devrimini Anlama Çabasına Katkı

8 Kasım tarihli BirGün gazetesi, Ekim Devriminin yıldönümü vesilesiyle muhalefet.org sitesinden Ilgın Özel imzalı “Bütün İktidar Sovyetlere” başlıklı bir yazıyı yayınladı. Ekim Devrimi’nin anılması ve yazı konusu yapılması, BirGün’de yayınlanması son derece yerinde.

muhalefet.org sitesi yayın hayatına yeni başladı. Sitenin künyesinde Muhalefet bir Birgün Kitap yayınıdır” deniyor. Ankara’dan yayın yapıyor. Yayınlarından anlaşılıyor ki, ÖDP’nin teorik-politik çizgisine katkı yapmak üzere yayın yapacak ve “gelenek” ile bugünün bağını kuracak. ÖDP Genel Başkanı da facebook’ta “Takip Edelim… Arkadaşlarımıza önerelim…” diyerek tavsiye ettiğine göre, biz de takip ettik. Ilgın Özel imzalı Ekim Devrimi yazısını iki kere daha dikkate aldık.

Öte yandan Everensel Gazetesi Ekim Devrimiyle ilgili Eisenstein’ın filminden kısa bir bölüm (video) yayınladı. Yeni yayına başlayan toplumsol.org sitesi Ekim Devrimiyle ilgili eserlerden pasajlar paylaştı. Bu çabaların tümü önemli. Bu vesileyle Ekim Devrimini tartışmaya açmamız mümkün olabilir.

Ilgın Özel, Ekim Devrimini konu etmiş olması ne kadar önemliyse, konuyu ele alınış biçimi daha da önemlidir. Bu açıdan Ilgın Özel’in yazısını ve bu yazının BirGün’de sunuluş biçimi üzerine, katkı olması niyetiyle birkaç söz etmek istedik.

Ekim Devrimi Söz Konusuysa, Seçilen Fotoğraflar Önemli Olur

Konu Ekim Devrimi olunca seçilen fotoğraflar bile önemli olmaktadır. Fotoğraf seçimi teknik gibi görülebilir; ancak son derece siyasidir. Ekim Devriminin tarihi aynı zamanda “tahrifatlar” tarihidir. Fotoğraflara kadar yansıyan tahrifatlar Dünya Devriminin gerilemesi, Ekim Devriminin yalıtılması ve devletin bürokratlaşmasıyla başlamıştır. Daha sonra bürokrasiye ve onun siyasi lideri Stalin’e muhalefet edenlerin (Sol Muhalefet ve Troçki) tutuklanması, sürgüne gönderilmesi ve öldürülmesiyle devam etmiştir. 1936’da yazdırılan “SBKP Kısa Tarihi” adlı kitap, devrim tarihin bürokrasinin gözüyle yeniden yazılmasıdır. Arşivlerden fotoğraflar silinmek suretiyle devrim tarihi bürokrasinin tarihi olarak anlatılmaya çalışılmıştır. Bu nedenle doğru bir tarih yazımı fotoğrafların da özenle seçilmesini gerektiriyor.

BirGün gazetesi Ekim Devrimi yazısını duyurmak üzere birinci sayfaya koyduğu fotoğraf, tam da sözünü ettiğimiz tahrif edilmiş fotoğraflardan biridir. Lenin konuşma yapmaktadır ve kürsünün sağ başında Troçki de vardır. Ancak Troçki bu resimde olduğu gibi sonradan silinmiştir.[1]

Tahrif edilmiş foto. Lenin, 5 Mayıs 1920 tarihinde, Moskova’da, Bolşoy Tiyatrosu’nun önünde, Maraşal Pilsudskiy’in komutasındaki kuvvetlere karşı

Polonya cephesinde savaşmaya giden Sovyet askerlerine hitaben bir konuşma yaparken…

Fotoğrafın aslı… Troçki kürsünün sağ yanında (altta). Kamanev de yanında…

BirGün gazetesinin kullandığı fotoğraf. Bürokrasi kendi tarihini yazarken bazı kareleri silip atmayı seçti ve bu fotoğrafı servis etti.

Türkiye sosyalist hareketi açısından içinde Stalin’in geçmediği bir Ekim Devrimi yazısı hayli “ileri” sayılır. Ancak yazıyı süsleyen fotoğraflar yazının içeriğine uygun seçilmemiştir. Oysa seçilen her fotoğraf bir Ekim Devrimi anlatımıdır. Fotoğrafların aslını kullanmak ve tahrif edilmişliğinden söz etmek bile farklı bir devrim tarihi anlatımı sayılır.

Ilgın Özel’e Beş Noktada Katkı…

1. Marks’a kolay sahip çıkılır da Ekim Devimine, Lenin’e (ve Troçki’ye) aynı oranda neden sahip çıkılmaz? Bu sorunun cevabı önemlidir.

Ilgın Özel’in benzer bir sorunsalla mı yoksa farklı bir bağlamda mı Lukacs’ın “Lenin’in Düşüncesi” broşüründen hareketle “Devrimin Güncelliği”ne vurgu yapma ihtiyacı duydu, bilmiyoruz. Ancak yaygın ve yanlış bir yaklaşıma işaret edelim: “Marks ekonomik analiz yapan bir devrimci, Lenin bu analizi pratiğe (Rusya özgüllüğüne) uygulayan kişi” tarifi son derece yanlıştır. Mark ve Lenin’in arasında bir kopuştan değil süreklilikten söz edebiliriz.

Kuşkusuz, Ekim Devrimi sınıf mücadelesinde izlenecek yola dair daha somut bir siyasal hat, parti-örgütlenme ve sınıf tercihini ifade ediyor. Bazılarına Marks’ı artı-değer ya da Kapital üzerinden savunmak, kendini Marksist ifade etmek, Leninist olarak ifade etmekten çok daha kolay ve şık geliyor. Ancak buradan hareketle iki ayrı devrimci tipi çizmek Marksizm’in bütünlüğünü parçalamak olur.

2. Ekim Devrimi “politik” bir hamledir; “nesnel” ve “kendine özgü” bir devrim olarak ele alınamaz. Lenin’in Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi ve Emperyalizm çalışmalarının ardından Rusya’ya “özgü” bir devrime karar verdiğini ya da “kendi özgüllüğünü” keşfettiğini ileri sürmek bu nedenle manasızdır. Bu iki çalışma Rus Devrimiyle belki de en az bağlantılı olan çalışmalardır. Devrim sırasında İki Taktik, Nisan Tezleri, Yaklaşan Felaket gibi metinler çok daha değerli olmuştur.

Marksizm’in öngördüğü ve proleter devrimin nesnel olarak gündemde olduğu varsayılan ülkeler Amerika ve Batı’dır. Rusya Birinci Dünya Savaşıyla birlikte politik olarak emperyalizmin “Zayıf Halka”sıdır ve halkanın koparılmasında genç Rus işçi sınıfı ve bu sınıfın içinde, büyük fabrikalarda örgütlenmiş Bolşevik(lerin) Parti’nin siyasi müdahalesi iktidarı almaya yol açmıştır. Rosa Lüksemburg’un deyişiyle Bolşeviklerin “cesaret”idir devrimi mümkün kılan. Bu nedenle Alman proletaryası devrime nesnel olarak çok yakınken başarısız olmuştur. Bolşevik Parti ve Sovyetler olmaksızın Ekim Devrimi anlaşılamaz.

3. Ekim Devrimi bir proleter devrimdir. Üstelik bir köylü ülkesinde proleter devrimdir. Ilgın Özel 1913 yılında 170 milyonluk Rusya’da 18 milyon ücretli sınıf, 3 milyon fabrika işçisi olduğunu ifade ediyor. Proleter devrim için ülkenin çoğunluğunun işçi olmasını arayan, kapitalizmin mükellef biçimde işleyişini bekleyen Menşeviklerin “nesnel” yaklaşımdan farklı olarak Bolşevikler, politik bir yaklaşımla, modern sanayi işçi kitlelerinin varlığını yeter koşul sayarak harekete geçtiler. Proleter devrim bir “sürekli devrim” (kesintisiz devrim de diyelim) olarak gerçekleşti. Devrimin “Demokratik” ve Sosyalist” diyerek aşamalara ayrılmasının önüne geçildi ve işçi sınıfı Bolşevik Parti öncülüğünde ve Sovyetler aracılığıyla iktidarı alabildi.

4. Ilgın Özel’in eksik bir algısına da işaret edelim. Geri kalmış ülkelerde önce demokratik devrim, sonra sosyalist devrim gerçekleşeceğine dair genelleştirilmiş bir strateji vardır ve bu da Lenin’e atfedilir. 1905’teki “İşçileri ve Köylülerin Devrimci Demokratik Diktatörlüğü” tartışmasından böyle bir program üretilmeye çalışılır. Böylesine bir türetme çabası, Rusya dışında proleter devrimlerinin boğulmasına yol açmıştır. Stalinizmin Leninizmi tahrifatıdır. 1927 Çin Devrimini bu program ve yaklaşım boğdu. 1917 Şubat Devrimi ise, Lenin’in bu tartışmaya nokta koyduğu andır. Nitekim, Bolşevik Parti’nin çoğunluğu Lenin’in bu görüşlerini yanlış bulup mektuplarını yayınlamadı. Ancak Lenin Nisan Tezleriyle birlikte “proleter devrim” ve “Bütün İktidar Sovyetlere” sloganını ileri sürerek iktidarı proletaryanın alması yönünde harekete geçti.

Şunu da unutmamak gerekir ki, “Bütün İktidar Sovyetlere” sloganı 1917 devrim ön gününde geri çekilmiştir. O vakit bu slogan 1918 Ocak’ta yapılacak olan II. Tüm Sovyet Kongresini çağrıştırdığı için, pek kullanılmadı. Bolşevikler iktidarı almak üzere “gün tespiti” yapmaktaydı. Merkez komitede Lenin’in ünlü sözünü hatırlayalım “bir gün erken, bir gün geç bugün  (25 Ekim)…” diyerek devrim başlatılmıştır. Bu söz nedeniyle Ekim Devriminin bir darbe olup olmadığı (bugün bile) tartışma vesilesi yapılmaktadır.

5. 1917 Ekim Devrimi “Rus Devrimi” değil, “Rusya’da Devrim” olarak kavranmalıdır. Ekim Devrimi Dünya Devrimi’nin bir parçası olarak tasarlanmıştı. “Kendi özgüllüğünde”, “yerel” bir devrim ve sosyalizm tasarımı üzerinden kurgulanmamıştır. Dolayısıyla Rusya’nın kaderi Avrupa devrimine özellikle de Alman Devrimi’nin zaferine bağlıydı. Bolşevikler için bu çok nettir. Dünya Devrimi’nin “eş zamanlı devrim” algılanması ise, ne Marks ve Engels’te ne de Bolşeviklerde vardır. Ilgın Özel’in “Marksizm kökenli tarihsel şema” diye ifade ettiği ve “dünya devrimi”ni tırnak içinde kullandığı formülasyon “‘dünya devrimi’ ve sosyalist devrimi başat tarihsel eylem olarak görüyor…” ifadesi yanlış bir kavrayıştır.

Ekim Devriminden Bugüne…

Her tarih yazımı yazarın sorunsalı bağlamında yeniden yazılabilir. Ekim Devriminin doğru bir okuması için Lenin’in eserleri; Troçki’nin Rus Devrim Tarihi (3 cilt), John Reed’in Dünyayı Sarsan On Gün romanı, Rosa Luksemburg’un 1917 Devrimi broşürü önerilebilir.

Bir tarih olayının anlaşılması kadar, ondan bugün için çıkartılacak sonuçlar da önemlidir. Ekim Devrimi bu nedenle bir “anma” mevzu olmanın ötesindedir. Sadece tarihteki yerini almış bir olgu olarak değil, referans verip bugün için sonuç çıkartacağımız bir deneyim olarak anlamlıdır. Tıpkı Paris Komün’ünden, 1848 Devrimlerinden dersler çıkartmamız gerektiği gibi.

Ancak 1640 İngiliz Devrimi ya da 1789 Fransız Devrimi bu çizgiye dâhil edilemez. Mevzuu bunlarda farklıdır. Dâhil edilirse “devrim” olgusunu ele aldığımız bir sosyoloji çalışması yapmış oluruz. Devrimci sonuçlar çıkartacağımız bir çalışma yapmamız mümkün olmaz.

Bugün Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da, Yunanistan’da isyan eden yoksul kitlelerin ihtiyacı olan doğru bir perspektif ve örgütlenme ise, bunun tarifini 1917 Ekim Devriminden yani Lenin ve Bolşevik Partisinden çıkartmanın yollarını bulmalıyız. Tabii ki Türkiye’de de bu doğrultuda hareket etmemiz gerektiğini unutmaksızın.

Türkiye proletaryası (sanayi proletaryası) 1917 Rusya’sına göre çok daha gelişmiş ve kalabalıktır. Ortadoğu’nun en modern işçi sınıfıdır. Mücadele deneyimi ve birikimi de bölge ülkeleri açısından küçümsenemez. Ancak Türkiye’deki sosyalist kadroların büyük bölümü işçi sınıfını örgütlemek üzere hareket etmemektedir. Sosyalist kadrolarda eksik olan “proleter devrimi” perspektifidir. Bir de yoğun biçimde “kendine özgülük” arayışıdır. Türkiye devrimi açısından bir “özgüllük” aranacaksa, o Kürt özgürlük hareketinin kendisidir.

İşçi sınıfı arasında örgütlenen, farklı sınıf ve zümrelerin çıkarlarına karşı işçi sınıfının siyasal çıkarlarını öğrenen, Enternasyonalist Komünist bir hareket, Kürt özgürlük hareketiyle birleşik mücadeleyi örerek yürürken, diğer yandan Bolşevik tipte bir partiyi de inşa etmelidir.

Ekim Devrimini ele alırken, değerlendirmelerimiz proleter devrim deneyimini 94 yıl önceye gömmekle sonuçlanmamalı, onun evrensel yanlarını öne çıkartmalı, bugün için yeniden üretilmeyi içermelidir.


[1] Bu konuda The Commissar Vanishes: The Falsification of Photographs and Art in Stalin’s Russia David King’in (Komiser Ortadan Yok Oluyor: Stalin’in Rusya’sında Fotoğrafların ve Sanatın Tahrif Edilişi) çalışmasına bakılabilir. Kitapta anlatılan tahrifatlar hakkında geniş bir özet için bkz. http://kemalulker.blogspot.com/2010/10/fotograflarda-stalinist-tahrifat.html

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Ekim Devrimi /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.