Demokrasi Budur

Ömer Yıldız - 4 Aralık 2011 - Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Demokrasi Budur

Baskı, karşısında yılmadan direnen topluluklar oluşturuyor.

Gözaltına alınanların ortak yanı, muhaliflik; geniş kitlelerin ortak kanısı bu. Kişilerin yaptıkları değil, muhalif kimlikleri ön planda. Artık birbiri ile farklı kesimler bile diğer tarafın mahkûmiyet mağduriyetinin muhaliflikten kaynaklandığını düşünüyor.

Ergenekon mahkûmlarına kendini yakın hissedenler KCK tutuklularını, KCK yanlıları Ergenekon tutuklularını mağdur olarak görüyor. Bu durum birbirlerini sevmek olarak açıklanamayacağına göre mağduriyetin yüksekliğini göstermekte.

“Demokrasi” açısından acı bir tecrübe oldu, oluyor. Bu kadar çok tutuklama arasında gerçekten suçsuz, mağdur olmaması ihtimali güç görünüyor. Bu durumdan daha vahimi ise yavaş yavaş tüm kesimlere yönelen tutuklamalar.

Önceleri darbe, darbeci olarak gösterilen hareketler daha sonra hükümet karşıtlığı ve “cemaat” karşıtlığı halini aldı. Diğer tarafta PKK ile organik bağdan, sempatizanlık, taraftarlık, hatta “kazara”  karşılaşmış olmaya kadar uzandı.

Bu durumda tüm tarihte rastlanan, “benden olmayan hain” kanaatine kapılmış bir yönetim anlayışı hâkim oldu. Geçmişte kendilerine yapıldığını iddia ettikleri, farklılıkları sebebiyle “hor görme” aşağılama ya da en hafifiyle dışlama suçlamalarının şimdiki faili pozisyonuna düştüler.

Demokrasi vurgusu ile kitleleri peşine düşürenler demokrasinin gerçek halini göstermeyi başardılar. Anlatmak istediğim de bu. Cumhuriyet döneminde öyle ya da böyle çoğunluk olarak yönetimi ele geçirenlerin uyguladıkları sistemin tamamı “demokrasi”. Amerika’daki de demokrasi, şu an Türkiye’de olan da demokrasi. Tarifini yaparak, yücelterek yönetimlerin insafına kalmış bir yönetim sisteminin hatalarını görmezden gelemezsiniz. İnsanların eşit yönetimi “insanların” insafına bırakılıyor. Çoğunluk olan istediğini yapıyor, istemediğini hapsediyor, asıyor.

Şimdi gelelim tüm Cumhuriyet döneminde iktidarlar değişse de değişmeyen ve sürekli baskı gören kesimin tavrına. Uzun süredir “demokrasi” tarifi yapıyorlar. Televizyonları sosyalistleri temsil ettiğini iddia eden “süzme liberaller” sarmış. Çok önemli bir dezenformasyon çalışması yaşanıyor. Sosyalistleri bilmeyenler televizyondaki liberalleri görüp bizi de onlar gibi zannedecek.

Sözün özü diyoruz ki: Bu güne kadar bu sistemler bizi astı, kesti, mahpus etti. Biz Stockholm sendromu yaşarmışçasına suçu kişilere atıp “güzel demokrasi” tanımları yaptık.

Demokrasi bizim çoğunluğumuzla yürütülüyor olsa, yani sosyalistler bile demokratik sistemde iktidar olsa eşit ve adil davranamaz.

Mağduriyet üzerinden oluşan toplumsal tepkiyi demokratik sistem içerisine kanalize etmek tepkiyi sindirmek olacaktır. En yakın örneği Mısır.

Demokrasi, teorik olarak, sizin nefes almanızı çoğunluk kararı ile parlamentodan geçirip  “suç” haline getirebilir.

Zaten yaptığımız siyaset, eylemler “nefes alma” mücadelesi değil mi?

Demokrasi artık nefesimi kesiyor. Demokraside bu cümle de suç. Düşüncelerim de. Ne yapayım, düşünmeden edemiyorum. Benden farklı düşünene baskı oluşturmayacağım bir sistem özlüyorum, hayal ediyorum.

Hayallerim de suç mu? İleri demokrasi de bu olsa gerek; suç olan hayaller…

Teorisyenler, yazdıklarım yanlışsa haber verin. “Doğru yolu” bulup mevcut düzende bir şeyler yapayım ki “suni teneffüs” olsun.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP / Demokrasi /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.