21 Aralık’ta Bir “Grev” Daha Yaptık!…

Sol Defter- Haber - 30 Aralık 2011 - İşçi Gündemi / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

21 ARALIK’TA BİR “Grev” DAHA YAPTIK!…

21 Aralıkta bir ” grev” daha gerçekleştirdik. Aslında gerçekleştirdiğimiz eylemin 21 yıldır gerçekleştirdiklerimizden bir farkı olmadığını düşünüyorum. Geriye doğru bir anımsamaya çalıştım ne kadar çok irili ufaklı grevler yaptık diye.21 Yılda karşıma sevklisi sevksizi adına; iş bırakma, hizmet vermeme ve grev dediğimiz elliye yakın eylem çıkıverdi. Bugünden geriye bakarak ne değişti hayatımızda 21 yılda diyerek sorguladığımda değişenin sadece yıllar ve yönetimler, değişmeyenin ise sloganlar, talepler ve kendimize dair oluşturduğumuz vesayet düzenimiz olduğunu söylemek mümkün.

İlk iş bırakma eylemini anımsıyorum bütün heyecanıyla, öldürülen Diyarbakır Şube Başkanımızın öğretmen eşi için. Kadrolarla katılmıştık bu ilk eyleme. Arkasından 20 Aralık 1994 ilk kitlesel iş bırakma eylemini gerçekleştirdik. İktidarın tüm yasaklamalarına tehditlerine karşı yüz binlerce emekçinin katıldığı o ilk kitlesel eylem. Bugün hala aklımda büyük sorumluluk ve her türlü riski alarak tabandan gelen kararlarla iş bırakma eylemi kararını ortaklaştıran arkadaşlarımızın yaşadıkları. Kaygılıydık eylem ve sonrasına ilişkin her birimiz. Öyle ki, eylemin etkisini kırabilmek için eylemden önce hepimizi toplayabilirler diye düşünerek o gece evlerimizde kalmamaya karar veriyorduk. EE ne de olsa faili meçhullerin, gözaltında kayıpların, işkencenin ve yargısız infazların kol gezdiği bir ülkeydi Türkiye. Kimsenin geleceğinin güvende olmadığı, buna rağmen hepimizin kendimizi “grev hakkı grev yapılarak kazanılır” “Hak verilmez alınır” ”Çocuklarımızsa onurlu bir gelecek bırakacağız” retoriklerine odakladığımız günler.

CHP+DYP Hükümetinin iş başında olduğu 20 Aralık 1994 Eyleminin öncesinde Türkiye’ de ekonomik kriz ve yoksulluk tavan yapmış, 5 Nisan Kararları alınarak kamu emekçilerine sıfır zam öngörülmüştü. Dönemin Muhalefet Partisinin başı Mesut Yılmaz ” Bu eyleme katılmayanın insanlığından şüphe duyarım” açıklaması yaparak tüm” memurları” eyleme katılmaya çağırıyordu. (Aynı kişinin 1996’da başbakan olduğu zaman yaptığımız 18 Nisan iş bırakma eylemine en ağır cezaları verilmişti).Ülkemizin sağ siyasetçisi açısından ne kadar acıklı ve ikiyüzlü bir durum. Kamuda ve sistemde büyük bir depreme neden olan bu eylemin öncüsü ve habercisi, Haber İşkolunda çalışan emekçilerin başlattığı eylemler olmuştu. Haberleşme İş kolunda iş gören emekçilerin gerçekleştirdiği eylemlerin 20 Aralık eyleminin işaret fişeği olduğunu söyleyebiliriz.

İkinci büyük iş bırakma (grev) eylemimizdi 1 Aralık 2000.Bu eylem aynı zamanda emek platformu bileşenlerinin 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında ortaklaşa gerçekleştirdiği ilk eylem olarak tarihe geçiyordu. Eylemin gerçekleştirildiği yılda yine büyük bir iktisadi kriz yaşandığını görmekteyiz. Eyleme katılım oldukça yüksek olmuş, eylem sonrasında bileşik emek mücadelesinin gelişeceğine ilişkin umutlar belirmişti. Ancak ortaya çıkan olumlu hava kısa süre sonra dağılmış, özellikle kamu emekçileri alanında devlet eliyle örgütlendirilmiş olan Kamu Sen’in Kürt sorunu üzerinden KESK’e yönelik düşmanca tutumları nedeniyle platform bileşenlerinin ortak eylem ve ortak örgütlenme stratejisi geliştirmeleri zora girmişti.

Eylemin hemen ardından Koalisyon Hükümetinin 4688 Sayılı yasayı gündeme getirmesi, Kamu Sen’in hükümet ortağı MHP üzerinden çıkarcı bir yaklaşımla mevcut yasaya yol vermesi ve başkaca sorunlar nedeniyle EP dağılma süreci yaşanmıştı. Aynı yıllarda Kemal Derviş yasaları olarak bilinen yasalarla birlikte, Uluslararası Tahkim Yasası parlamentoda onaylanıp yürürlüğe giriyordu. Eğer 2000 1 Aralık eyleminde yakalanan birliktelik sürdürülebilmiş olsaydı Derviş yasalarının yürürlüğe girmesi o kadar da kolay olmayabilirdi. Dolayısıyla EP dağılmasına neden olan kurumların toplumsal sorumluluklarını yerine getirmeme suçu işlediklerini düşünüyorum.

Üçüncü ele alacağımız eylem 25 Kasım 2009 yılında gerçekleştirdiğimiz eylemdir. Bu eylemi diğerlerinden farklı kılan, eylem çağrısının doğrudan grev olarak kamuoyuna yapılmasıydı. Emekçiler bu eyleme katılırken greve gittiklerini bilince çıkararak katılım sağlamışlardır. Eyleme katılım çok büyük kitlesellikte geçmese de 2008 krizinin ardından ilk işyerini esas alan tepki eylemi olması bakımından anlamlıdır. Başbakanın” kriz bizi teğet geçecek” söylemine karşılık kriz tüm emekçileri derinden etkilemiş, işsizlik resmi rakamlara göre %16,6’ya çıkmıştı.1 milyon emekçi işini kaybetmiş, onbinlerce esnaf iflas ederek kepenk kapatmıştı. Eylem sonrası savunmalarda ulusal ve uluslararası hukuk kararları dayanak yapılarak doğrudan grev içerikli savunma yapılması bu eylemi önemli kılan diğer bir olguydu. Eyleme Kamu Sen’in katılım sağlaması da önemli bir etken olarak değerlendirilmelidir. Hiç kuşku yok ki biz emekçilerin bu eylemden de olumlu ve olumsuz çıkaracakları pek çok dersler bulunmaktadır.

Her üç eylemde öncesinde ve içinde ilkleri barındıran eylemler olmaları bakımından kamu emekçileri ve genel emek mücadelesi tarihinde önemli yer tutmaktadır. Kamu emekçilerinin bugün ulaştığı niceliksel örgütlenme sayısına ulaşılmasında bu eylemlerin etkileri büyüktür. .

21 Aralık Eylemi: Eylem Biçimi Rutin, Katılımın Vasat Olduğu Bir Eylemdir.

Yukarıda belirtilen görüşlerin ışığında 21 Aralık eylemini yorumladığımızda, bu eyleme iki olumlu bakış açısı ile başlamak olanaklıdır. . Birincisi, KESK’in mücadeleci tarihi, birikimi ve bu alının gerçek anlamda muhatabının olduğu mesajının güncellenmesidir.. İkincisi ise, KESK’in son iki yıldır içe dönük tartışmalara ve genel kurullara yoğunlaşması nedeniyle durağanlaşan yapısında yeniden bir hareketlenme algısı yaratmış olmasıdır. Eylem önümüzdeki dönemin örgütlenmesine katkı sağlayacak umudu yeşerten bir eylem olma potansiyeli taşımaktadır.

Bir başka bakış açısıyla ifade edecek olursak, Kamu emekçileri hareketinin iktisadi kriz sonrasında ve Kasım ve Aralık aylarında gerçekleşen eylemlerine zaten katılım olmaktadır. Buna 9 yıllık AKP iktidarı ve hükümetin uyguladığı politikalar, son olarak da Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “bizim muhatabımız Memur Sen’dir” mealinden açıklamaları da eklenince katılım beklenenin üzerinde olmuştur. Ancak genel kamu emekçisi sayısına bakıldığında katılımın yetersiz kaldığı da bir gerçektir.

Eyleme ilişkin yapılacak eleştirel değerlendirmeye, eylem biçiminin rutin, katılımın vasat olduğunu söyleyerek başlayabiliriz. Eylemi görünür kılan tabanın biriken öfkesidir. Sendika yönetimlerinin eylemin büyütülmesinde katkısı yok denecek kadar azdır. Tabanın yönetimleri aşan bir duyarlılık gösterdiğini ifade edebiliriz. Eylemin kutup yıldızı, sağlık emekçileridir. Grevi taşıyan sağlık emekçileri olmuştur.

Grevin örgütlenmesinde toplumla buluşma, diğer işçi ve emekçilerle ortaklaşma, birleşik bir mücadele hattı oluşturma ve büyük sınıf mücadelesine hazırlama ayağı eksik kalmıştır. Oysa biz biliyoruz ki günümüzde emek toplumsallaşmış, diğer bir anlatımla toplumun büyük bir kesimi salt işçi sınıfı kavramı içine sığmayacak kadar genişleyen yeni bir emek süreci ve tanımı içine girmiş durumdadır. Bu yönüyle bakıldığında eylemin geniş toplumsa kesimleri içine alacak perspektif ve öngörüden yoksun olduğunu söylemek olanaklıdır. Kısaca KESK 21 Aralıkta hem toplumsal hem de sendikal anlamda yalnızlaşmıştır. Bunun en önemli nedeni ise eylemin öncesinde yapılması gereken çalışmaların yeterince yapılmamış olmasıdır.

Eğitim Sen özelinde söyleyecek olursak, eylem öncesi görünür olmayan, eylem anında ise sınırlı görünüm ortaya koyan bir görünürlük söz konusudur. Oysaki eğitim ve bilim işkolu bu tür genel eylemlerin görünürlülüğünü ve kitleselliğini sağlayan işkoludur. Olağan Kongreden buyana (Mayıs 2011), Eğitim Sen’in merkezi olarak alanın sorunları başta olmak üzere genel anlamda sendikal zeminde görünür olmadığını söylemek olanaklıdır.

KESK’e bağlı diğer sendikaların ise giderek eridiği, yönetimlerden oluşan yapılar haline hızla sürüklendiği görülmektedir. 1994 yılındaki grevinin Haber Sen, 2000 grevinin Yapı Yol Sen, 2009 grevinin BTS taşıyıcısı olurken, 2011 eyleminde bu sendikalar neredeyse yoktu.

21 Aralık grevinin öncesinde bu karar, toplumun ve örgütün ihtiyaçlarından çok, kimi sendikal yapıların ihtiyaç ve beklentilerine yanıt oluşturmak, sağlık emekçilerine destek sağlamak için alınmış bir karar izlenimi vermekteydi. Eylem öncesinde yapılan toplantılarda genel merkez yöneticilerinin bir kısmı da bu fikri ifade etti.

Dokümanlardaki talepler karmaşık, sadeleştirilememişti. Her işkolu kendi talepleri için harekete geçti, oysa ortak talepler öne çıkmalıydı. Sendikaların taleplerinde ortaklaşma bir yana tam bir kakofoni durumu söz konusuydu. Üstelik yayınlanan bildirilerdeki kurgu, hükümetin verdiği sözleri tutmaması üzerine eylem yapıldığını çağrıştırmaktaydı. Aslında bu değerlendirme, KESK’in eylemsizliğinin daha doğrusu beklenti içinde oluşunun bir ifadesidir.

Örneğin baskı, sürgün, soruşturma ve cezalarla ilgili talebin daha somut ve belirgin ifadesi mümkündü; “Özel Yetkili Mahkemeler ve TMK Kaldırılsın!” denilebilirdi.

21 Aralık eylemi bir grevden çok alanlarda görünür olmayı eksen alan bir faaliyet olarak gerçekleşti. İleri unsurların ve AKP’ye tepki gösteren örgütsüz emekçilerin katıldığı bir eylem olmuştur; üyelerin ve çalışanların tamamını kapsayamamıştır. Büyük sınıf mücadelesine hazırlayıcı, en geniş kitlelerin desteğini ve işbirliğini arayan bir eylem değildir. Demokratik merkeziyetçilik ilkesi merkez yöneticilerinin fonda dekoratifleştiği bir hal almıştır.

Önümüzdeki Döneme İlişkin Öneriler

AKP hükümetinin tavrını beklemeden toplusözleşme ve grev yasasıyla ilgili geniş çaplı bilgilendirme ardından sandıkların işyerlerine konacağı bir “referandum” örgütlenebilir.

1 Mayıs’ı, emek ve demokrasi taleplerini de içine alan( Anayasa, kıdem tazminatı, esnek çalışma, güvencesizlik vb.) bir acil programla birlikte, yerellerde Emek Demokrasi Meclisleri oluşturulabilir, buna bağlı olarak 2012 yılını birleşik mücadele ve ortak örgütlenme yılı ilan edebiliriz.

Bu süreçte, sendikal içyapımızı demokratikleştirecek tüzüksel dönüşümleri de bir yandan planlayarak, Temmuz ayında tüzüksel değişiklikleri yapacak adımları atmalıyız

Sonucu hepimiz için bilince çıkarılmasını gerekli gördüğüm Rosa Lüksemburg’tan bir alıntı ile bağlamak istiyorum. Rosa, “Kitle grevinde örgütlü ve örgütsüz işçilerin birliği makalesinde” diyordu ki “İyi eğitilmiş kesimlerle(kadrolarla) yürüyüşe geçme fikrini temel alan bir sınıf mücadelesi stratejisinin yazgısı acıklı bir fiyasko olmaya mahkumdur.”

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 21 Aralık /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.