Efes Pilsen İşçilerine Açık Mektup – (Tek Gıda-İş Şube Başkanı Muzaffer Dilek)

Sol Defter- Haber - 5 Ocak 2012 - İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Değerli Efes çalışanı arkadaşlarım;

Geçtiğimiz günlerde Genel Başkan işyerimize gelmiş konferans salonunda toplanan arkadaşlarımıza hitabet başarısını kürsü hâkimiyetini göstermiş.

Ancak soru soranlara isimlerini sorunca birçok arkadaş soracağı soruyu soramamış Gerçi bizim başkan kızmaz zor soru soranlara bilhassa hoşuna gider 30 yıldan fazla olmuş işçilikten kopalı işçi psikolojisini unutmuş? (lsg sky işyerinde genel yöneticilere zor soru soran işçiler bir ay sonra işten çıkarılmıştı)

Bu ayrıntılar dışında altını çizebileceğimiz bir şeyler söylemiş bunlar sırasıyla

Toplu iş sözleşmelerinde yanlış bir ücret politikası izledik memur ikibin liradan girer işçi asgari ücretle girerse fark kapanırmı demiş!!!!(işe giriş ücreti belirlenir mi şimdi)

Siz ne derseniz onu yapacağız size sormadan hiçbir şeyi kabul etmeyeceğiz demiş (grev sandığını koymak dâhil)

Muzaffer bana hakaret etti demiş(cezayıda o vermemiş avukatlar yazmış disiplin kurulu vermiş)

Toplu iş sözleşmesinden hemen sonra şube seçimi yapacağım demiş (başlayın propagandaya tam topluiş sözleşmesinde birlik beraberliğe ihtiyacınız varken birbirinizi yiyin)

Birisi sormuş muzaffer bende adayım diyormuş o seçime katılabilir mi ? demiş evet !!!

Samimi bir şekilde söylemek gerekirse başkan pek yalan söylememiş bazı konularda biraz eksik söylemiş ama özellikle ücret konusunda geldiği nokta inanılır gibi değil biraz geçte olsa bizim kellemize mal olsa bile özellikle ücret politikasında geldiği nokta iyidir biraz ekleme yapmak lazım sadece,

Ancak sorun sadece işe girende değil; 2000 yılı sonrasında girilen süreçte  düşük enflasyonlu dönemde başlayan uçurum büyüyerek devam etmiş bu yıl ve öncesi arasında ciddi farklar oluşmuş ve giderilememiştir.

Bu ücret grubundaki işçilerin Seyyanen ücret zammı beklentisine  kamu sözleşme matematiğine yine aynı yıllarda taban+seyyanen+yüzde zammı tek kalemde her ücrete sihirli formülle yapılan zamlar ile çare bulunamadığı gibi, işe giren ücreti ayarlanmış yüksek ücretler enflasyona karşı korunmuş ama aradan geçen yıllara rağmen yeni işe giren işçi taban zammı alır almaz bu ücretin dibine gelir ama bu ücretle yüksek ücret arasındaki fark hiç kapanmaz olmuştu.

Bu sorunun mutlak çözülmesi gerekliliği kendini göstermeye başladı farkındayız ama nasıl olacaktı?.

Fabrikada yıllarca alışkanlık haline gelmiş bir sendikal muhalefetli yapı var evvela bunu yıkmak sonra düşük ücretli yüksek ücretli ayrışmasını kaldırmak ve bu ayrışmalar ortadan kalkınca beraber hareket edebilme becerisi için tabana yayılmış komiteler ile kararlara katılımda en geniş temsil sağlanmalıydı.

Bu gün bunu  biraz dışarıda kaldığım için daha rahat görüyorum Fabrika içerisinde yaşanan ve alışkanlık haline gelen sendikal muhalefet  işçinin enerjisini içerde emen bir sünger gibi geliştirmiyor değiştirmiyor hiçbir sonu yok ve bir doğruya da gitmiyor. muhalefet yapılacaksa bir üstteki daha büyük yapıya karşı yapılmalıydı.

Bunun için gerekli girişimleri başlattık komitelerimizi kurduk aradabir toplantılar yaptık ve en azında sözleşme taslağını beraber hazırladık.

Doğru bir taban örgütlenmesi için gerekenleri bu noktaya kadar yaptık ama beklentilerinizi gerçekleştirebilmek için talepleriniz doğrultusunda sendikayı harekete geçirebilmek lazım dı

Nasıl olacak?

Sendika üst yönetimi için yeni şeyler pek kabul görmez çünkü rahatı bozar hazır alışılmış yapı var sorun da yok (kendi açısındanher sözleşme döneminde bir akraba da işe aldırılıyor!)

Kısaca bunların koltuğunu bir silkelemek lazım dı onların bizim gibi düşünmelerinin başka yolu yoktu.

Beraber yaptığımız taslağı merkeze götürdüğümüzde belkide yürüyen sözleşme oturumlarında görülmeyen hararetle ve hışımla karşılandık (özellikle kıdem tazminat tavanı ile ilgi maddemiz geçen sözleşmede başkan bu dönem Tekel eylemlerinden çıktık çok yorgunuz bu maddeyi bir daha ki sözleşmede koyalım demişti) hararetli geçen bu toplantıda tüm işyeri temsilcilerinin huzurunda bir taslak  hazırladık.

Genel merkez den tam taslağın işverene verileceği gün bir memur arkadaş aradı taslağın son halini maille göndermişler maile baktığımızda taslak işverene verilmişti ve genel yönetim yetkisini kullanarak taslağı oldukça sadeleştirmişlerdi.

Bu durum karşısında toplam 65 kişiyle birlikte genel merkeze giderek toplantı salonunda iki genel yöneticiye bizim verdiğimiz taslağı neden değiştirdiklerini sorduk.

Önce tehtitler ile söze başlayan yöneticiler gerginliğin yükselmesi üzerine namus şeref sözleri vererek durumu toparlamaya çalışmışlardı.(siz ne derseniz onu yapacağız sormadan imzalamayacağız bu işi daha iyi yapacak olan varsa bırakırız falan ,filan)

Orada söyledik zamanında istanbul fabrikası olarak tek fabrika eylem yaptık kimse arkamızda durmadığı gibi yıllarca burnumuzdan geldi bu sefer acemilik yapmayacağız herkes sorumluluğunu bilecek genel yöneticiler de sorumluluktan kaçamaz grevle işçiyi tehtit edemez cesaretiniz varsa eylem kararı alın bizi korkutmayın dedik.

Biz bir hareket yaparsak arkamızda durabilecekmisiniz önümüzde ETİ gibi kötü örnekler var dedik.

Sonra genel merkez genel kurulu vardı sendikamızın faaliyet raporundaki bir istatistik verisinden yola çıkarak bu sendikanın üyeleri %73 ü özel sektörden %23’ü çaykurdan %4’ü tekel den oluşuyor ama yöneticileri 4 tekel den bir çaykurda şeklinde oluşuyor yıllarca sadece tekel işçisinin oyları teşkilatın %50 sine denk gelirken kural haline gelmiş bu yapı da genel merkez yöneticisi olmak için tekelci olmak yetiyor. Sayısal anlamda bu orantı tam tersine değişmesine rağmen yöneticilerimiz mükemmel geliştirdikleri hitabetleri ve hükümetle türkiş ile kavgalı gibi(!) oluşturdukları duruş sayesinde mazlumluklarıyla zalimliklerini gizlemeyi beceriyorlardı.

Bizde aldık bu tabloyu ve dedik ki ;Gerçek demokrasi temsilde adalettir!!! Dedik ve bu slogan vesilesiyle genel kurulda herhangi bir yere aday olacağımızı duyurduk.

Daha en başında bildiğiniz üzere tehtitler aldık.

Tecrit edildik şube başkanı arkadaşlar yanımıza yanaşamaz oldu korkudan

Mobing miydi bu yapılan dedim (hadi caanım sende mobing denen kavramla mücadele ile görevli bir kurumda olurmu)

Bedel ödersin dediler pek anlamamıştım ne demek istediklerini bu gün daha iyi anlıyorum!

Genel kurula gelen arkadaşlarımızı salona almadılar (arkadaşlar mahalleden değil! Sendikamızın üyeleri efesten gelenler dahil)salonda birkaç tane belindeki tabancasını dalgınlıkla olacak(!) bize gösteren  tipler ve 38 dakika süren konuşmam da sadece sendikal uygulamaları eleştirdim özel sektör deneyimine sendikanın duyduğu gereksinimi uygulamalardaki yanlışları göstererek anlattım Genel merkezin değişim söylemlerinin değişimi sadece alttakiler için istediğini kendisini değiştirecek şeylere tahammulü olmadığını anlattım bu süreçte ne yazdıysam ne söylediysem altında imzam var hepsine de kefilim herzaman da söylerim.

Sonrası da malum 26 Eylül tarihinde şubeye gönderdikleri bir yazıyla disiplin soruşturması süreci ni söylemlerim nedeniyle (!)başlattılar 27 Eylül de de kadromu kaldırarak işten attılar. bu o kadar aceleyle yapılmış bir şeydi ki tamda toplu iş sözleşmesine 3 gün kala hiç te yetkisi olamasına rağmen genel merkez beni toplu iş sözleşmesinde temsillerden uzak tutma kararını tedbiren alıyor  ( sakın ola bu karar sözleşme için namus şeref sözü verenlere bu sözlerini hatırlatma cesaretinde ve alışmışlığında olmam olmasın) bu karar neden alındı işçiler neredeyse tamamına yakını genel merkeze durumu gözden geçirmesi için dilekçe yazıyor ama (!) aynı sıralarda bazıları da bu kavga Muzaffer’in şahsi kavgası biz sözleşmeye girelim arkadaşlarımızı kurda kuşa bırakmayalım düşünceliliği ile hareket etmeye başlıyorlar(!)  Onlara anlattığım hikaye yaşanmışlardan dı karakterler aynıydı otelde imzalandığı söylentisi olan toplu iş sözleşmesine gittiğimizi orda önümüze koyulan pastadan yemediğimiz içeceklerden içmediğimiz ve alkışlamadığımız için yıllarca hesap verdiğimizi anlattım. Bu oturumun ilk oturum olduğunu ve işçinin böyle bir dilekçe verdiği bir ortamda muhtemelen sendikacının masada kurnazca açacağı bir tuzağa yem olabilecekleri yönündeki endişemi anlattım.Tüm durumu analiz ettikten sonra  kararı siz verin dedim oluşan genel temayül gitmemek yönünde oluşmasına rağmen birkaç saat sonra arkadaşlarımız bu kararın şube yönetim kararı olduğunu açıklayarak cesaret ve basiretlerini bir kez daha ortaya koymuşlardı(!).

Netice de yapılan ilk sözleşme oturumuna arkadaşlarımızın katılmaması üzerine Genel başkan derhal emir vererek temsilcileri görevden aldı.arkadaşların tutumunu neden değiştirdiğini anlar gibi oluyordum ama sorun bu arkadaşlar ile iletişimden kaynaklandı sanırım eğer muhtemelen aldıkları tehtitleri benimle paylaşsalardı bu durumları yaşamayacak(lar)dı. (tabi tehtit değil de teklif yapıldıysa ayrı tabi).

Bir şeye karar vermem lazımdı önce işçimi yoksa kim haklı mücadelesi mi

Bu soruya nasıl cevap verdiğimi süreç gösterdi.

Sıkıcı olmasın diye teferruat kısmıını geçiyorum.

İşyeri temsilcileri görevden alındıktan sonra bizzat genel başkan işyeri yöneticilerini arayarak biz bu dönem başkasıyla  ile çalışmak istiyoruz kendisine imkan verin de (iş yerinde başı boş dolaşsın) kendisine kadro kursun demiş(!)

Bu durum normal değildi ve işyerinde temsilcilik oluşumunun önünü tıkamak veya alternatif koymamak ta genel merkezin tercihi olanları atamasını normalleştirecekti bizde arkadaşlara  benim değil merkezin de değil sizin istedikleriniz temsilci olsun dedik alternatif çıkarmazsak merkezin dediklerini kabul etmek zorunda olacağımızı söyledik 3 arkadaşımız işçilerin rızasıyla geldi bize dilekçe verdiler şube olarak atamalarını yazıp merkeze gönderdik merkez de birkaç saat içerisinde kendi istediği temsilcilerin atamasını yaparak gönderdi.

Yine bu süreçte bazı arkadaşlar kendini işçiye değil de bu görünür anti demokratik uygulamaların sahibine kendini seçtirmek için tüm gayretlerini gösterdiler(!)

Velhasılı yürüyen toplu iş sözleşmeleri tıkandı merkez oldu bittiye getirerek atadığı temsilciler ile işçileri kaynaştıramadı aynı sırada bu atanan temsilciler hain gibi algılandıkları için bunların karşısında tutum almak popüler oldu prim yapmaya başladı.

Merkez yöneticisi arkadaşlar kurnaz tabii bu ayrışmayı iyi kullandılar tamda sıkışmış bir toplu iş sözleşmesi sırasında namus sözünü şeref sözünü unutup birbirlerini yesinler hangisi ayakta kalırsa başkan onu sever bunlar ikiside arada kaynasa başkan üçüncü kişiyede hayır demez önemli olan toplu iş sözleşmesi gürültüsüz bitsin tam da sırası başkanlık seçimi yapacağım söylentisiyle birlikte yangını söndürmek yerine bir kaçta odun daha atar verir bizim arkadaşlara goy goyu işte efendim Muzafferin maaşı şu kadardı maaşı bırak her ay şu kadar da sarf yazar dı(!) nasıl olsa burda değil vur vurabildiğin kadar. (Allahtan korkmazlar Bilmez ki Muzaffer maaşı kesildikten tam 4 gün sonra çocuğun kumbarasındaki 5-10 lirayı yol parası yapmaya başlamış sinir bel fıtığına vurmuş ayakta durmakta güçlük çekiyor işten çıkarıldığını evde bile söyleyemiyor)

Bununla da kalmıyor namzetler merkeze birbiriyle yarışırcasına giderek bir taraftan işçilere orada karşılaşdıkları muameleyi bir taraftanda sendikacılara işçiler üzerindeki hakimiyetlerini göstermekte yarışmaya başlıyorlar.

Tam da bu günlerde içerideki bu propaganda söylemleri üzerine burada yazamayacağım başka ca gelişmeler olduktan sonra  çakma temsilci beni arayarak “kardeşim benim seninle ilgili derdimde yok iddiam da yok” diyor nereden gerek gördüyse artık(!) eğer propaganda çirkince benim hakkımda yapılacaksa cevap verme hakkımı kullanırım buna işyeri içerisinde müsaade eddilmezse kapıda yaparım demiştim belkide ondan dır.

Bu arada işyerlerine alınmıyorum bu durum yasa dışı Efes dışındaki iş yerlerinde kanuni girişimlerimi yaptım. ancak Efeste bu süreci böyle işletmek bana vicdanen ağır geliyor yıllarca ekmek yediğim ter döktüğüm işyerine zarar verme düşüncesi beni alı koyuyor burada sadece bir tutanak tuttum bir de arkadaşlara mesaj yazıyorum önemli günlerde mesaj yazıyorum.

Bütün bu süreç boyunca hatırlayın her sms’in sonun da hala şube başkanı yazıyorum ama anlamamış olacak bazı arkadaşlar Muzaffer yoksa başkan adayıyım demeye devam ediyor bu söylem seçenek olduğunu ifade etmekten öte diğer adını sık anmak istemediğim vatandaşada bir nevi meşruluk sağlıyor diğer taraftanda toplu iş sözleşmesinde sıkışan Genel merkeze nefes aldırıyor .

Bir ortak yanları var hiç biri genel merkezi eleştirmiyor birbirlerini yada beni eleştirmeyle yetiniyor ve toplu iş sözleşmesi hakkında bir duruşları yok yada olsa bile bu duruş mekezin hoşuna gitmez diye korku içerisindeler(soruları ve sorunları yanlarındaki işçilere söylettiriyorlar)kendileri yalnızca ya birbirlerinden ya da benden şikayetçiler.

Bu arkadaşlarımızın, bütün bunları bilmeden yapıyorlarsa akıllarını, bilerek yapıyorlarsa maalesef ahlaklarını sorgulamak gerekir diye düşünüyorum.

*Ben söyleyince anlaşılır gibi değil di Başkan da söylemiş Muzaffer de aday olabilir diye

Ne demek lazım şimdi benim de aday olabileceğim bir seçim ancak şubenin kararıyla yapılabilir bende daha bir sene var diyorum bu ne demek şimdi !!!

Merkeze gittiğimizde bir arkadaşın da söylediği gibi;İşçilerin aklıyla uğraşana kadar işine bak adam gibi sözleşme yap .

*Ben söyleyince anlaşılmamıştı ücret politikası yanlış ve değişmesi zamana yayılabilecek veya daha yıllarca beklenecek gibi değil. Çözüm bu hale gelirken ne yapıldıysa tam tersini yapmak kadar basit.

Şunu da bilhassa unutmamak gerekir hazırladığımız taslakta da belirttiğimiz üzere işyerinde sendikal kapsam çok daralmış ve bu durumda hali hazırda yürüyen toplu iş sözleşmesi için yetki bakanlıktan 1022 toplam çalışanda 550 üye ile alınmıştır yani,1022 kişi grev oylamasında oy kullanacak 512 kişi greve evet diyecek düşünsenize her fabrikada 3 er kişi hasta olsa evet yok

Bu oylama bu şartlarda işçi için demokrasi değil intihar dır tabi beyaz yakadaki memurlar greve evet demeyecekse.!!!

*Ben söyleyince anlaşılmamıştı ama başkan da söylemiştirkesin demokrasi denen şeyin yazılmışı değil yapılmışı makbul.  ,

Demokrasi birbirine ahlak sınırları içinde tahammül etmektir

Demokrasi temsilde adalettir.

Demokrasi ben yaptım oldu değildir.

Demokrasi beraber karar almatır.

Demokrasi temsilci  seçerken sandıktan kaçmak değildir.

Demokrasi grev sandığıyla işçi korkutmacası değildir.

“Daha fazla yazarsam genel başkanın kafası bozulur maazallah gelir fabrikayı yakar falan ne me lazım tadında bırakalım”

“zaten şahsına ve ailesine hakaret ettiğimi iddia ettiği mektubu da  ben yazmadım bunu muhtemelen biliyor ama demekki bana gücü yetiyor”

Bu sefer Hoş geldin efese Başkan

Bir dahaki sefer Allah Kerim!?*

Değerli arkadaşlar bu yazdıklarımla bu süreci sıfır hata ile götürdüğümü iddia etmiyorum mutlaka benimde yanlışlarım öngöremediklerim vardır.

Ama takdir edersinizki her zaman haklı olmak bilmek yetmiyor güçlü de olmak gerekiyor Efes işçisininin de benimde güce her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

Bir birimize ihtiyacımız var.

Kimseye kırılmak küsmek gibi bir lüksümüz yok biz aynı tarafta olanlarız

Bu işyerine yıllarca beraber emek verenleriz.

Derdimiz ekmek parası genel başkandan daha iyi konuşma ona laf çakma veya haklı çıkma  değil.

Bütün sürecin takibindeyim her şeye rağmen görevimin başındayım hiçbir şey beni üzmez teferruhata asla takılmam bütün bu hafıza ve hatırlatma kinimden değil güncel yeni olaylarla gündemlerle üzeri tozlandırılan kısa geçmişin ayrıntıları ile ancak bu günü anlayabileceğimizden dolayıdır .yoksa birilerini incitmek için değil.

Bir tek unutulmak acı.

Aramızda bırakın işyeri temsilciliğini genel merkezdekilerden bu işleri daha iyi yapacak en az 10 kişi çıkar.

Yeterki bu mücadele ekmek için olsun

Yeterki ahlaklı bir mücadele olsun.

Hepinize en içten saygı ve selamlarımı sunarım,

Sizleri, Önce birlik beraberliğinize sonra Allah’a emanet ederim…

Muzaffer DİLEK

Genel başkan kızıyor

Ama

Aramızda kalsın

Hala şb başkanı

26-12-2012

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Efes Pilsen / Tek Gıda-İş /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.