Uludere İzlenimleri: Tayyip Sen de Oğlunu Versene!

N. Cemal - 6 Ocak 2012 - İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

ULUDERE İZLENİMLERİ:

ROBOSKİ KÜRT VE EMEKÇİ KATLİAMIDIR (+)

Karşınızdaki tablo tam bir travma görüntüsü. Sanatçı ve aydın, heyetteki bütün konuşan arkadaşların anlatımlarına gözyaşı karışıyor. Görüyorsunuz. Onlar Uludere Katliamının tanıklarıyla konuşup bu hale geldiler. Orada yaşanan travmaların yanında bu gördüğünüz -inanın ki- milyonda biri bile değil.

Birkaç cümle edip, fazla uzatmadan tanık anlatımlarına dair notlar okuyacağım:

Uludere’de katledilenler sınır hamallarıydılar. Onlar yoksul köylülerden oluşan emekçilerdi. Kürt’tü. Uludere Katliamı hem Kürt hem de emekçi katliamıdır.

İnsan Parçaları

Görüştüğüm ve kaydettiğim tanıklıklardan kısa notlar okumak istiyorum;

“ 3 Ocak Salı günü katliamın gerçekleştirildiği yerde bir kol bulundu. Mezar açılarak kol içine konuldu. Beden tamamlandı. Uçakların bombaladığı yerde hala insan parçaları var…”

“ İlk saldırıda ölenlerin ardından kayalıklara kaçmışlar. Uçaklar kayalıkları da bombalamaya başlamış. Cenazelerimizin çoğunu o kayalıklardan çıkaramadık. Belediyeden iş makineleri istedik, kayaları kaldırıp ölülerimizi çıkarmak için. Bedenlerinin bir yanı hala o kayalıklarda…”

El Ele Tutuşarak Ölmüş

“ Beden parçalarını toplamaya başladığımızda bir parça hepimizi yıktı. İki el: el ele tutuşarak ölmüş iki kişinin kenetlenmiş beden parçaları. İkisini birlikte sarıp bağladık. Katıra koyup öylece getirdik…”

Anlatanların çoğu isimlerinin açıklanmasını istemiyor. Devletten korkuyorlar. Görüşmeler yaptığımız gün de dahil, gözaltına alınanlar var. Olay yerine ilk gidenler arasında bulunan bir belediye işçisi de aynı durumdaydı ve “adını söyleme ve kayda geçmesin, böylece açıklama ihtimalimizde olmaz” dedim. Rahatladı…

Ölü Bedenler Kanamaya Başladı

“ Uçakların bombalama seslerini duyduk ve koştuk. Gecenin ikisinde hala uçaklar uçuyordu. ‘Gidersek, bizi de bombalar bunlar’ dedik. Bekledik. Gitsek, belki daha fazla yaralı kurtarırdık. Gitsek, belki de bizde ölürdük…

Gittiğimizde her yer parçalanmış bedenlerle doluydu. Tepemizde ise bir helikopter kalmıştı. Toplayıp, birleştirdiğimiz bedenleri katırlara yükleyip getirdik. Geceden kalma ayaz vardı. Bedenleri kaskatı kesilmişti…

Cenazeleri getirip o gördüğünüz sahaya yerleştirdik. Soğuktan kaskatı kesilmişlerdi. Öğle saatlerinde güneş çıkınca buzlar erimeye başladı. Donmuş bedenler gevşedi. Ölü bedenler kanamaya başladılar. Her yer kan doldu, akmaya başladı.  Analardan feryatlar yükseldi. O anaların feryadını, bağırtılarını, gözyaşlarını duyup da dayanabilecek bir yürek var mı?”

Bu Türkler Bizden Ne İstiyorlar?

Tepeden tırnağa kadar karalar giymiş genç bir kadın vardı. Konuşmaya başladığımızda ağlıyordu. O konuştukça yanında duran annesi de Kürtçe bir şeyler söylüyordu:

“ Ağbim iki gün öncede kaçağa gitmişti. Hatta komutan iki gün önce gelip babama imalı bir şekilde, ‘oğlun nerede?’ diye sormuş. Bu işi yaptıklarını herkes biliyordu. Elli lira yevmiye ye çalışıyorlardı. O gün gittikleri de biliniyordu…

Madem bu iş suçtu, tutuklayıp ceza verselerdi. Hiç olmazsa haftada bir seslerini duyar, görürdük…

F 16’larla bombaladılar. Ağbimle birlikte yeğenimi de öldürdüler. Ne istediler onlardan? Silahsız ve masumdular. Ne istiyor bizden bu Türkler?

Ağbimi evlendirecektik. Sevgilisi o günden beri ağlıyor. Bende ağlıyorum. Bu Türkler bizden ne istiyorlar? Allah aşkına bi söyleyin?”

O anlatırken gözyaşları koluma ve kayıt cihazına dökülüyor. Gözyaşlarımız birbirine karışıyor. Çok öfkeliler. Genci yaşlısı, kadını erkeğiyle boynumuza sarılıyor ve ağlıyorlar. Oradan buraya, basın açıklamasına direk geldik. Üstümüzdekileri değiştirmedik. Hepimizin omuzlarında ve göğsünde Kürt kadınlarının ve erkeklerinin gözyaşları var…

Devletin Bize Teşekkürü

“ Babam korucu. Ailemiz hep devletin yanında oldu. Gazimiz var. Hep devlete hizmet ettik…

Devlet bizi ödüllendirdi. F 16’larla bombaladılar bizi. Öldürdüler. Devletin bize teşekkürü böyle oldu…”

Babamı Geri Getirecek Mi?

Babası öldürülen on iki yaşlarında bir oğlan çocuğu;

“Babamı öldürdüler…

Babamı öldürdükleri için para vereceklermiş?

O para babamı geri getirecek mi?

Tayip, sende oğlunu versene!”

Dayanışma ziyareti ve taziye için bir gün içinde üç köy gezdik. Taziye çadırlarını ve taziye evini ziyaret ettik. Hiç birinde de, genciyle yaşlısıyla, yetişkinlerden tek bir slogan sesi bile duymadık. Bol bol fatihalar okundu, dualar edildi. O on iki yaşlarındaki çocuk konuştuktan sonra ilk ve son kez slogan sesleri duyduk. Konuşanın yaşdaşlarıydılar ve “Katil Erdoğan” diye bağırıyorlardı…

Bizler buradan ne dersek diyelim, hiçbir önemi yok. Barıştan söz etmemizin karşılığı da yok. Gördüğüm ve diyeceğim şu ki; Kadını ve erkeğiyle, çocuğu ve genciyle hepsinin gözleri karlı dağların doruklarına bakıyordu.

(+) Halkların Demokratik Kongresi’nin çağrısıyla oluşturulan heyet 5 Ocak Perşembe sabahı Uludere’ye gitti. Aydın, sanatçı ve sosyalistlerden oluşan heyet taziye çadırlarını ziyaret etti ve katledilenlerin aileleriyle görüştü. 6 Ocak Cuma öğle saatlerinde İstanbul’a dönen heyet sıcağı sıcağına bir basın açıklaması gerçekleştirdi ve izlenimlerini aktardı. Yukarıdaki metin basın açıklamasındaki konuşmalardan sadece biridir.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Uludere Katliamı /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.