Küresel Kriz AB’de İktidarları Devirirken AKP Ekonomiyi Nasıl Döndürüyor?

Kaya İlhan - 9 Ocak 2012 - Dünya / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Küresel Kriz AB’de İktidarları Devirirken AKP Ekonomiyi Nasıl Döndürüyor?

2008 yılında başlayan ve artçı sarsıntıları devam eden uluslararası ekonomik kriz, Avrupa’da önce Portekiz, İrlanda’da ardandan da Yunanistan ve İtalya’da sağ iktidarların devrilmesine neden oldu. Krizi yönetemeyen iktidarların “gitmesi” şaşırtıcı değil ne AB’de de ne de Türkiye’de… Hatırlanacağı gibi, 1980 krizi Demirel’i, 1994 krizi Çiller’i, 2001 krizi ise DSP koalisyonunu iktidardan etmişti.

Buna karşılık 2008 yılında başlayan ve esas olarak 2009 yıl içinde Türkiye ekonomisini vuran krizi, AKP hükümeti yönetmeyi başardı. AKP bunu dışarıdan gelen -ekonomiyi çeviren- sıcak paranın kesilmesine ve cari açığın patlamasına karşın bunu gerçekleştirdi. Üstelik ekonomi yüzde 5 küçülmüş ve işsizlik yüzde 14’lere fırlamışken bunu nasıl yapabildi?

AKP bunu bütçe kaynaklarını kullanarak yapabildi. Burjuvazinin her kesimine kaynak aktararak yani iç pazarı genişleten önlemler alarak, bu kriz ortamından çıkmaya çalıştı. Patronlara vergi ve SGK prim kolaylıkları, İşsizlik Fonu’nun peşkeş çekilmesi gibi uygulamalar, sermayeyi rahatlattı. Bu kaynak aktarmalar krizin yarattığı koşulları yumuşattı ve 2010 yılında “sıcak paranın” yeniden geri dönmesine kadar geçen süre için AKP’ye zaman kazandırmış oldu.

Türkiye ekonomisinin bir uyuşturucu bağımlısı gibi ihtiyaç duyduğu “sıcak para”, neden AB’nin büyük ekonomilerine gitmiyor da, Türkiye’ye geliyor sorusu sormak çok yerinde olacaktır. Geçenlerde AB ülkelerini iç ve dış borçlarıyla ilgili “gerçek” sayılar yayınlandı. Gerçek diyoruz çünkü AB ülkelerin hükümetleri borç miktarlarını açıklarken, özel sektörün borçlarını, borç tablosuna eklemeyi unutmuşlar! Özel kesimin de borçları eklenince, borçlanmanın çevrilemez bir hale geldiği anlaşıldı. Bu gidişata bir de bu ülkelerde bütçe açığının yüksek olmasını eklemek gerekiyor.

Yukarıdaki gerekçeler “sıcak paranın” neden AB ülkelerine değil de Türkiye’ye geldiğini açıklıyor. Türkiye ekonomisinin zayıf halkası, cari açık – Bir ülkenin ihraç ettiği mal ve hizmetlerden elde ettiği gelirin, ülkenin yurt dışından ithal ettiği mal ve hizmetlere yaptığı ödemelerden az olmasıdır- olduğu biliniyor. Buna karşın örneğin cari açık oranı yüzde 3 olan İtalya değil de, cari açığı 78 milyar doları bulan ve milli gelirin yüzde 10’nuna ulaşan bir Türkiye’ye bu para akışı neden devam ediyor?

Bunun nedeni uluslararası para aktörlerinin, “sıcak parayı” aktarmaktaki kriterlerinin ülkelerin cari açık oranları değil, mali disiplinini yüksek yani bütçe açığı ve kamu borçlanmasın düşük olmasının belirleyici olmasıdır. Disiplinli bütçe dendiğinde ise, bütçe kaynaklarının aktarılmamasında hükümetlerin seçici olmasını –eğitime değil güvenliğe, sağlığa değil faize para- anlamalıyız.

AKP hükümetini de yaptığı bu, bütçe açığını ve kamu borç yükünü en düşük seviyede tutması. AKP, Bütçe açığının milli gelire oranını, özellikle Avrupa’nın  krizdeki ülkelerininkinin çok altında tutmak, kamu borç stokunu yine onların oranlarının çok altına indirmek istiyor. Açıkladığı ”Orta Vadeli Program”da, bunu açıkça ifade ediyor. Ancak bu bütçe siyaseti ile “sıcak para” girişini garanti altına alacağını çok iyi biliyor. Disiplinli bütçe yoksa dışarıdan para da yok!

AKP’nin “disiplinli bütçesi”de, emekçilerin sırtından gerçekleşiyor. İktidara yalakalık eden yorumcular, AKP’nin hazırladığı bütçeleri çok başarılı buluyorlar, gelirler ve giderler çok uyumluymuş! Bütçenin temel kaynağını oluşturan vergi gelirlerinin yüzde 70’inin dolaylı vergilerden (KDV ve ÖTV) oluştuğunu, gelir vergisinin de esas olarak emekçilerin bordrolarından kesilerek toplandığı gerçeğini süslü sözlerle perdeliyorlar.

AKP, kamu hizmetlerinin, özelleştirilmesi, ticarileştirilmesi ve piyasalaştırılması yöntemleriyle eğitim, sağlık ve toplumsal hizmetlere ayrılan kaynakları “sıkıyor”, böylece “disiplinli bir bütçe” ortaya çıkıyor. Böylece emekçi sınıflara dayanan ama burjuvaziye hizmet eden “denk bütçe”, uluslararası sermayeye de güven veriyor, “sıcak para” girişi devam edebiliyor. AKP hükümetinin “emekçiden alıp patronlara veren” bütçe siyaseti ile bu dış destek arasında ilişki sürdükçe, ekonomide “idare edilebilir” oluyor. Nereye kadar? Eğer “sıcak para” girişinde aksamaya olursa, AB’deki kriz daha da derinleşir ve bu da ihracatı vurursa, AKP’nin “saadet zinciri” tökezleyebilir.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: ekonomik kriz /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.