Arap Baharı’ndan Sendikal Hareketlere: Özgürlük Öncülerin mi Ağzında?

Sarphan Uzunoğlu - 22 Ocak 2012 - Dünya / Güncel Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Mısırlı bir anarşist, Arap Baharı’nın ortaya çıkış evresini anlatırken çok güzel bir tanım kullanıyor:

Kendini anarşist olarak nitelendiren ve aynı zamanda bir sanatçı, fotoğrafçı ve grafik tasarımcı olan Yasser Abdel Kawy, “Mısır anayurdu, tam anlamıyla bir sistem, devlet ya da hükümet değil. İnsanlar rejimin devrilmesi için çağrıda bulundu –ki bu da daha önce Abbasilerde, Eyyübilerde, Osmanlılarda ya da diğerlerinde olduğu gibi olduğu gibi mevcut sistemin ya da devletin çökmesi demek, ancak Mısır henüz zarar görmedi.” dedi. 1

Mısır halkının devrimi devirme çağrısının altında büyük örgütlü sosyalist mücadeleler ve dikte edilmiş fikirler yoktu aksine Madem açık bir tedirginlik vardı. Kawy’nin söylediği gibi. Bugün ortada bir devletin yokluğu bahsi var, buna bağlı olarak devletsiz bir tahayyüle varan bu eriler söz konusuyken soru özgürlüğün nerede olduğu olunca, herkes özgürlüğü onlar için bulup getirecek bir odağın varlığını benimsemek durumunda hissediyor. Birilerinin ‘yolu açmasını’, birilerinin ‘mücadele etmesini’, birilerinin ‘karar vermesini’ bekliyor. Kısacası orada bir devrim varsa ve uzaksa, o uzaklığı yaratan yalnızca algılarımızdan ibaret bir duvar. Bu duvar, en çok da ‘Arap Baharı’ sırasında ortaya çıkan derin dalga ile hissedildi. Bir taraf Arap Devrimi’ni kutsarken diğer taraf şüphecilikle başladığı tavrını ‘yerden yere vurarak’ devam ettirdi.

Tam bu noktada, devrimci potansiyeli olan kitlenin birileri tarafından yönlendirilmesi gerektiği prensibini sorgulamak şart.

Proleteryanın devrimci olması Marx’ın keşfi değildi, burjuvazinin devrimciliği konusunda yanılan birçok düşünür proleterlere önem vermişlerdi, hatta kimi hıristiyan akımlar bile bu değişimci potansiyeli özümsemişlerdi. Ancak bugünün Marksistleri, tarihi mevcut olan ile yorumlamaktansa ‘şurada şöyle olmuştu’ ile yorumlamayı ilke edinip, sosyal gerçekliklerin tamamından soyut hareket ettiklerinden, dahası örgüt disiplinini özgürlük idealinden yukarıda tutup, Marx’tan da Marxçı bir tutum edindiklerinden ortaya ancak bir ‘şef’in buyruklarının arkasına dizilmiş bir özgürlük arayışı çıkıyor. Proleteryanın ve onun yerini alan post-endüstriyel toplumların devrimci uzuvlarının  (Herbert Marcuse ve Eric Hobsbawm okuyanların daha aşina olacağı) özgürlük arayışlarında 20. yüzyılın klasik yöntemleri kullanılabilir mi? Böyle bir özgürlük arayışı aslında özgürlük ‘aratışı’ olmaktan öteye gidebilir mi?

Goldman: Özgürlük Gökten İnmeyecek

Tam bu noktada Emma Goldman’ın hepimize hatırlattığı gerçeği tekrarlayalım: “Özgürlük insanlara indirilmeyecek, insanlar özgürlük için ayağa kalkacaklar.”

Şimdi bu cümlenin etrafında düşünelim. Acaba idealizm, Emma Goldman’ın cümlelerindeki midir yoksa herhangi bir sosyalistin ‘kitleleri yönlendirme’ arzusu mu? Sosyal medyada bu arada sık sık dolaşan bir cümle var: “Uyuyan bir halkı uyandırmak kolaydır, zor olan uyuyor taklidi yapan bir halkı uyandırmaktır.” Bu cümledeki üsttenciliğin, dayatmacılığın farkına varmamak için o üsttencilikten kâr sağlayacak olmak şarttır. İttihatçılık da Kemalizm de ‘uyanış’ rejimleri olarak kendilerini faşist biçimde kurgularlarken tam da bu ‘uyandırma’ işgüzarlığına kapılmışlardı.

Elbette, Murat Belge’nin “On Türk solcusundan yedi’sinin ailesinde askerlik bağı var,” tezine gelmeyecek söylediklerim; ancak burada ortaya konması gereken mantık şudur. Bugün Kürt hareketinin başarısının kökeninde yatan, Kürt siyasal hareketinin “şunu yapın” cümlelerinden ziyade Kürtleri kendi kimlikleri, ezilme durumları ile yüzleştirmesidir. Bugün Türkiye’deki sol hareketler, ‘dikey örgütlenme’ ile ilgilerinden dolayı bireylere oldukları yeri onlara ‘sorular’ değil ‘cevaplar’ sunarak öğretmekle o kadar meşguller ki, tıpkı islami hareketler gibi kendilerine muhip arıyorlar. Oysa ideal bir militanın ortaya çıkış evreleri, en ateşli militanlarda bile, öğretilmekten çok ‘sormak’ ve soran bir kültürün parçası olmak ile gelişir.

HOBSBAWM: Sosyalistlerin Varsaydıkları Toplum Dinamikleri Artık Yok

Bugün Arap Baharı her ne kadar örgütlenme konusunda sıkıntılar yaşasa da açık biçimde bir ‘soru’nun sonucudur? “Nereye kadar?” sorusunun halklarca sorulması. Aslına bakılırsa, biraz da bu “Nereye kadar?” sorusunu soranların samimiyetinin sorgulanmasının ardında, tüm devrimci potansiyelin 1900′lerin proleterya teriminin altına sıkıştırılması yaratıyor. Hobsbawm bu konuyla ilgili BBC’ye verdiği röportajda şunları söylüyor: “Geleneksel sol şu an var olmayan ya da eriyen bir tür topluma kendisini endekslemiş durumda. Geleceğin potansiyelinin kitlesel bir emek hareketi olduğuna inanç besliyorlardı. Ama, de-endüstriyelize olduk, bu gerekçeyle artık beklentileri mümkün değil.”.2

Geleneksel sol, temel söylem ve eylemini topluma bir ‘güvenmezlik’ üstüne kurguluyor. Dahası kendi iktidarı etrafında direniş örgütlemeye çalışıyor; FKP örneğinin bile gerisinde kalarak, birleşik cepheyi yahut barikatı değil, açık biçimde ‘ulus devlet’in naralarını andıran bir tahayyülü öne sürerek gördüğü tüm farklılıkları sonsuz bir eleştiriye tabi tutuyor.

Her şeyden Türkiye solu adına ‘ders’ çıkarmayı adet edenlerimiz içinse bu yazıdan şu sonuç çıkıyor. Post-Endüstriyel toplumlar, mobilizasyon süreçleri ve daha birçok siyasi durum gözetildiğinde tıpkı Hobsbawm’ın aynı röportajda belirttiği üzere 1848 devriminin uzun vadede yarattığı değişimler, bugün Arap Baharı tarafından da yaratılabilmiştir.

Arapların direnişi sürmektedir. Yerlerde sürülen kadın bedenleri, askerlerin ele geçirdikleri yönetimleri “biz biliyorduk,” ile değil ulusötesi bir cepheyle taçlandırmaksa devrimci olandır. Çünkü sokak isyanda güzeldedir, iç ülkede de, dış ülkelerde de!

1) http://www.herdildeherrenkteisyan.org/misirli-anarsistler-kendi-kendilerini-yonettikleri-bir-toplum-arzuluyorlar/

2) Mesele Dergisi, Ocak 2012, s. 25.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Arap Baharı /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.